A’mâk-ı Hayal (1910)

Yazar: Berna Güler 

Gorgon Kitaplığı’ndaki diğer yazılar için tıklayınız.

Filibeli Ahmed Hilmi

Eserin yazarı Filibeli Ahmed Hilmi, 1865 yılında Filibe’de doğup, 1914 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur. II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı felsefecisi olan Ahmed Hilmi, özellikle Vahdet-i Vücud kavramını benimsemiştir ve eserlerinde bu derinsellik kendini hissettirmiştir. Vahdet-i Vücud’u biraz açacak olursak; insan, alem ve tanrı ilişkilerini açıklayan, varlık birliğini temel alan bir düşünce sistemidir. Öyle ki, Filibeli Ahmed Hilmi’nin materyalizme karşı, tasavvufu savunan iradesinin Vahdet-i Vücud’u benimsemesi, aynı dönemin birçok İslam filozofunda da boy göstermiştir.

A’mâk-ı Hayal

Bu kitap öyle bir şeydir ki, dünya üzerinde hangi felsefeyi, hangi dini, hangi bilimi temel alırsanız alın, içinde mutlak bir ‘kendini’ görmeyi mümkün kılıyor. Masal-hikaye karışımı ama tasavvufi bir yandan da oldukça felsefi bir eser. A’mâk-ı Hayal, hayallerin derinlikleri anlamına geliyor; tıpkı gerçek ve hayalin arasında süzülen ince ipek bir kumaş gibi.

Ayrıca Cemil Meriç bu kitap için:  “Edebiyatımızın ilk felsefi romanıdır,” demiştir.

Konuyu irdeleyecek olursak; bizi fersah fersah keşfe çıkaran bir seyahat yazısıyla karşı karşıyayız. Baş kahramanımız Raci, hayatını düşünüyor: Neden hayatta olduğunu, neden olunması gerektiğini ya da gerçekten gerekli olup olmadığını? Uzun uzun düşünüyor ve günleri böyle geçip gidiyor. Öyle ki, geçen günlerde öğrendiği hiçbir şey onu tatmin etmez oluyor. Ne öğrendiği dinler, ne bilimler, ne de felsefeler… Bu ızdıraba dönüşen tatminsizlik ve riyakarlıkla yaşamaya çalışıyor günbegün. Tabii, ne denli bir yaşamaktır bu? Bilinmez. Gerçek ve öz arayışı, Raci’yi oradan oraya savuruyor. İşte bir gün karşısına çıkan Aynalı Baba ile yaptığı sohbetler, çok derin ama bir o kadar da duru ve naif hikayesini başlatıyor.

Bunlar; iki serseri, iki dilenci, iki sarhoş ya da iki derviş miydiler?”

Belki

Özellikle Doğu felsefesine olan ilgisi ve birçok eserinde bu bilgi birikimi ile hayal dünyasını eşsizce harmanlayan Alman yazar Hermann Hesse’nin 1922 tarihinde yazdığı Siddhartha isimli kitabı, A’mâk-ı Hayal ile oldukça fazla ortak nokta ve hissiyat taşıyor.

Kitap bizlere Bir Brahman oğlu olan Siddhartha’nın kendini bulmak adına çıktığı yolculuk, kendine sorduğu sorular, nihai acıları ve daha birçok şeyi anlatıyor. Her şeyin sonunda kayıkçı dostu Vasudeva ile tanışıp kendini ve belki de her şeyi çözümlemesi aklıma Aynalı Baba’yı getirmiyor değil. Kim bilir belki Hermann Hesse, şahsım adına mükemmel gördüğüm eserinde, Filibeli Ahmed Efendi’yi andı yer yer, yahut belki de ikisinin bu arayışları, bu çırpınışları aynı yollardan geçti gitti.  Sanırım iki farklı dünya, bir dost ile harmanlanıp öz olmayı öğrendi ve acıları dindi.

Diyeceğim o ki; A’mâk-ı Hayal, iyice sindirilmesi gereken, döneminden 100 yıl sonra dahi geçerliliğini koruyacak kadar bilgece kaleme alınmış bir eserdir.

Yollar hiçbir zaman tükenmez. Bu kitabı okumak, sadece bir başlangıç…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir