Anicia Iuliana | Bizans’ta Gücünü Sanata ve Bilime Adamış Bir Kadın

Anicia Iuliana

Bizans’ta Gücünü Sanata ve Bilime Adamış Bir Kadın

Yazar: Elif Naz Şengün (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 2. Sayısı’ndan yayınlanmıştır.)

“Iuliana’nın dindarlığa önem verdiğini duymayanlar için O, incelikle işlenmiş yapıtlarıyla anne babasını bile yüceltmiştir. O, tek başına erdemli alın teriyle ölümsüz Polyeuktos’a layık bir ev yaptırmıştır. (…) Bütün dünya, bütün şehirler O’nun bu çok daha iyi işleriyle ailesini çok daha yücelttiğini haykırmaktadır.”[1]

Yaklaşık 467 yılında, asırlardır her statüden insan için vazgeçilmez bir kent olan ve o dönem yeni yapılanmalar içinde olan Konstantinopolis’te doğan Anicia Iuliana ‘nın babası 472’de Batı’da imparator olan Olybrius; annesi İmparator III. Valentinianus’un kızı olan Placidia’dır. Babası Olybrius, İtalya’ya gidip 472’de imparator olduğunda annesi ile birlikte İstanbul’da kalmıştır. Gücünü imparatorluk soyundan alıp Konstantinopolis’in en güçlü, zengin kadını olarak bilinmektedir ve 528 yılında ölene dek yaşamını daima güçlü bir kadın olarak Konstantinopolis’te sürmüştür (Bkz: Görsel 1).[1] 478 yılında General Areobindus’la evlendi ve 512 yılında onu imparator yapmaya yönelik girişimlerde bulunmasına rağmen bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı, fakat oğulları konsül olmayı başardı. Dönemin dini ve siyasal durumuna yön veren olaylardan biri de monofizitlik[2] taraftarı olan İmparator I. Anastasius’a karşı ayaklanan halkın, Ortodoksluk doktrininin taraftarı olduğu bilinen Anicia Iuliana’nın evine gelerek, eşi General Areobindus’u imparator ilan etmesidir. Fakat General Areobindus olaya karışmak istemediği için evden kaçmış ve böylece halk amacına ulaşamamıştır. Anicia Iuliana bu ayaklanmanın ardından İmparator I. Anastasius’a ve Anastasius’un destekleyen Patrik Timotheus’un baskılarına karşı direnmeyi başarmış monofizit ortodoks çekişmelerinden kaynaklanan dinsel sürtüşmeye son vermek amacıyla Papa Hormisdas’la mektuplaşmıştır. Koyu bir Kadıköy Konsili taraftarı olan IulianaAnicia, İmparator Anastasius ve İstanbul Baş Patriği Timotheus hakkındaki görüşlerini değiştirmesi amacıyla yapılan yoğun baskılara karşı direnmiştir.[3]

Anicia Iuliana dönemin siyasal ve dini yaşamına olan etkisinin yanında dönemin kültür ve sanatına katkıda bulunarak günümüze kadar uzanan güçlü bir kadındır. Onun kültür ve sanat alanına olan katkıları bu yazı kapsamında incelenecektir.

Polyeuktos Kilisesi

Polyeuktos Kilisesi, günümüzün İstanbul’unun Fatih ilçesinde Saraçhane semtinde, Valens’in güneybatısında, Atatürk Bulvarı ile Şehzadebaşı Caddesi’nin kesiştiği noktada yer almaktadır. O dönemde Tauri Forumu’ndan Havariyyun Kilisesi’ne giden yol üzerine konumlandırılan yapı, Ayasofya inşa edilene kadar kentin en büyük kilisesi olma özelliğini taşımaktadır[4] (Bkz: Görsel 2).[5] Kilisenin iç mekânını dolanan yazıt, yapının ilk olarak Anicia Iuliana’nın büyükannesi Eudokia tarafından yapıldığını ortaya koymuştur. Onun yaptırdığı kilise kendi sarayının yanında ve sarayıyla bağlantılı küçük bir kiliseydi ve kilise Aziz Polyeuktos’a adanmıştı. Eudokia’dan sonra bu arazi Anicia Iuliana’ya geçince 524‐527 yılları arasında günümüze ulaşamayan sarayının yanına büyükannesinin yaptırdığı kilisenin yerine ve ondan daha büyük hatta kentin I. Iustinianus döneminde inşa edilen üç büyük kiliseden biri olacak olan Polyeuktos Kilisesi’ni yaptırmıştır.[6]

“Tanrıyı onurlandırmak adına istekli olan İmparatoriçe Eudokia, tanrısal ilhamlı Polyeuktos’a bir mabet yapan ilk kişiydi. Fakat onu, bunun kadar güzel ve büyük yapmadı. Bir kısıtlama ve yeterli kaynağa sahip olamamasından değil – birKraliçe’nin ne esiği olabilirdi ki?- ailesinin ve soyundan gelenlerin, onu daha da güzelleştirmek adına bilgiye ve kaynağa sahip olacakları ilahi bir biçimde içine doğdu. Bu soydan Iuliana, kutsanmış ebeveynlerin parlak ışığı, onların asil kanının dördüncü nesilde taşıyan o Kraliçe’nin, ki o soydan en harika çocukların anasıydı, ümidini boşa çıkarmadı. Aslen küçük olan bu yapıyı şu anki ölçüsüne ve şekline getirdi.”[7]

Bu bölge, Konstantinopolis’te törenlerde, ayinlerde kullanılan ve Mese Caddesi yakınında olmasından dolayı oldukça kıymetli bir mevkiidir. Polyeuktos Kilisesi’nin tuğladan, taştan büyük temeline ve mermer bloklarına, 1960 yılında Saraçhane’de Haşim İşcan Alt Geçidi temel kazısı sırasında rastlanılmıştır. Daha önce Bizans arşivlerinde bu kiliseyle ilgili kaynaklar olsa da kilisenin konumu tam olarak saptanamamıştır. Bu keşif sonucunda yapı 1964-1971 arasında R.M. Harrison, N. Fıratlı ve kazı ekibi tarafından kazılarak detaylı bir şekilde incelenmiştir.

Kazılar sırasında egzotik desenli bitkisel bezemeler ve Yunanca bir yazıtın parçalarını barındıran mimari parçalar ortaya çıkarılmıştır. Ihor Ševčenko, yazıt parçalarının Yunanca yazıtlar derlemesi Yunan Antolojisi’nde korunmuş olan ölçülü, uzun bir şiirin parçası olan sözcükleri tanımıştır. Şiirde ifade edildiği gibi Aziz Polyeuktos’a adanmış bir kilise Anicia Iuliana tarafından yaptırılmış bir yapıda kitabe olarak bulunmaktaydı. Böylece kaynaklarda bahsedilen fakat yeri tam olarak bilinemeyen Polyeuktos Kilisesi bulunmuş oldu. Artık kiliseyle şiir beraber incelenebilecektir. Anicia Iuliana baniliği sayesinde adeta edebiyatla mimari arasında bir köprü kurulmasını sağlamıştır. Kitabenin, yapıyı maddi açıdan desteklemesinden dolayı Anicia Iuliana’yı öven ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:

“İşte tüm iyi övgülerle, Kraliçem, Honotatis sana ilahiler söyler ve seni över.Üyesi olduğun ailenin, Anicilerin yüce gönüllülüğü, tüm dünyaya yayılarak sana övgüler söyletir. Çünkü sen Tanrı’nın kilisesini inşa ettin, o göklere yükselen güzelliği.”[8]

Yapının kalıntıları arasında yer alan yazıtlı taş bloklar yapının Anicia Iuliana tarafından Romalı bir asker olan Hagios Polyeuktos’a adanan bir kilise olduğunu açıkça kanıtlamaktadır. Aziz Polyeuktos, Melitene’de (günümüzde Malatya) Hıristiyanlığa ve Hıristiyan inançlarına bağlılığından dolayı, 251 yılında şehit edilen Romalı lejyon askeridir.[9] Kemikleri, Melitene’den Konstantinopolis’e getirterek buraya, onun için inşa edilen Aziz Polyeuktos kilisesine gömülür. Kilisenin ne zaman yıkıldığı bilinmemekle birlikte, epigram üzerine yazılan ifadelerden hareketle yazıtta kilisenin yapılış tarihinden V. yüzyıl sonrasına işaret edilerek kilisenin yaklaşık olarak 1000 yıllarında sağlam bir şekilde var olduğunu kanıtlamaktadır:

“μἑνουσινάριστε πάντα μἑχριτῆςσἡμερονέτεσι πεντακοσίοις”

Tüm bu şeyler (yani dizeler) beş yüzyılın ardından bugün mükemmel(?) durumda korunmuştur.”[10]

Polyeuktos Kilisesi’ne Palatinus (Anthologia Palatina) adlı eserde 1025 yılına gönderme yapmaktadır. 1200 yılında da Novgorodlu Antonios tarafından yazılan bir eserde de Aziz Polyeuktos Kilisesi’nden bahsedilir fakat yazarın bu kiliseye mi yoksa Philadelphion yakınlarında başka bir kiliseye mi gönderme yaptığı net olarak anlaşılamamaktadır.  Yapının 1204 yılında Latin işgali sırasında terk edilmiş olabileceği de düşünülmektedir. Latin işgaline kadar iyi korunsa da işgal sırasında yağmalanmıştır. Yapının birçok parçası Venedik’e götürülmüş ve San Marco Kilisesi’nde kullanılmıştır (Örneğin Pilastri Acritani/Akriten. Bkz: Görsel 3).[11] San Marco Meydanı’nda “doğudan gelen taşlar” ismiyle sergilenen mimari parçalar doğu unsurları olarak düşünülmektedir. Yurtdışına kaçırılan parçalar Piazzetta’nın dışında Barselona Arkeoloji Müzesi’nde de sergilenmektedir. Yapının yurtdışına kaçırılamayan parçaları İstanbul’daki yapılarda da kullanılmıştır. Kazıdan sonra bulunan sütun parçaları ve sütun başlıkları, niş parçaları ve tavus kuşu formlu kemer parçaları gibi mimari öğeler, Meryem Ana ile Çocuk İsa, Havari ve Aziz betimlemeli ikonalar, çeşitli heykel parçalarıİstanbul Arkeoloji Müzesi sergilenmektedir. Müzede ayrıca gümüş kaşık, kemik ikona, sabuntaşı, tunç ve kurşun haçlar, haç sarkaçlar ve haç biçimli rölikerler[12]; cam hamuru, ametist ve sedef kakma birimleri, kemik ve cam süs öğeleri de kazılardan elde edilen oldukça önemli buluntular arasında yer alarak sergilenmektedir.[13]

Polyeuktos Kilisesi Mimari İncelemesi

Yapı, günümüze temel seviyesinde kalıntılarını ulaştırabilmiştir (Bkz: Görsel 4)[14]fakat temel seviyesindeki bu kalıntılar bize yapıyla ilgili oldukça fazla veri sunmaktadır. Harrison’ın planına göre yapı; 51.45 metre uzunluğunda 51.90 metre eninde olan asıl ibadet mekânı neredeyse kare planlıdır ve yapı devasa boyutlardadır. Yapının doğudaki eksende dışa taşkın üç cepheli bir apsisi ve batıda büyük boyutlu narteksi bulunmaktadır. Ayrıca yapının batısında bir iç narteksi, iki katlı bir dış narteksi ve 26×52 m boyutlarındaki atriumu, kuzeybatısında bir vaftizhane (?) bulunmaktadır. 12. yüzyılın başlarında yapının kuzeybatısındaki vaftizhane/martyrium sarnıca dönüştürülmüş, atrium ise mezar olarak kullanılmıştır. Yapı atriumdan merdivenlerle çıkılan yükseltilmiş bir platform üzerinde yer almaktaydı ve platform yapıyı zeminden 5 m yükseltmektedir.[15] Yapının üst birimine ait hiçbir ize rastlanmadığından kilisenin üst örtüsü varsayımlara dayanmaktadır. Cyril Mango’ya göre, kare plan ve naos ile nefler arasındaki temel duvarların aşırı kalınlığı kilisenin kubbe ile örtülmüş olabileceğini göstermektedir.[16] Bu kubbe orta nefin üçte birini örtmekteydi ve geri kalan üçte ikisi ise tonozla örtülmüştür. Bu kubbe planda merkezin kubbeyle vurgulandığı bir plana zemin hazırlamaktadır. Kilisenin yüksekliğinin 40 m kalın beden duvarlarından yükselen kubbenin ise 20-25 m civarında olduğu tahmin edilmektedir. Üç nefli bazilikal planlı olan kilisenin ayrıca altı dilimli eksedrası ve galeri katı bulunmaktadır. Orta nefin doğusundaki ikişer eksedranın üzerinde yükselen kubbenin dışında kalan bölüm, tonozla örtülmektedir. Orta naosun eksenindeki oval temel, bir ambonun varlığına işaret ederken; kubbenin, ambonun üzerinde konumlandığı düşünülmektedir.[17] Mimarinin strüktür[18] parçaları kazılar sırasında yavaş yavaş ortaya çıkarılmıştır. Kilisenin iç dekorasyonu edebi belgelere ve buluntulara oranla çok daha ihtişamlı olması çok olasıdır. Kilisenin tüm bezeme kompozisyonunda etkisini sürdüren Sasani etkisi, derin kabartmalı impost sütun başlıklarında kendini göstermektedir. İran Sasani etkilerine rastlanan soyut motif benzeri desenli korniş ve pervaz parçalarıyla karşılaşılmıştır. Özellikle sütun başlıklarında; stilize meyve ağaçları, palmiyeler, nar ağaçları ve hurma yaprağı desenleri işlenmiştir. Zeminde ve duvarda bulunan mermer kaplamalar, mozaik ve değerli taş kakmalar çok özel nitelikte olup sanat tarihi açısından önem taşımaktadır. Bezeme kompozisyonunun doğu etkisi taşıması yapıdan söküp Venedik’e San Marco Meydanı’na götürülen sütunların “doğudan gelen taşlar” adıyla sergilenmesinin sebebidir. Polyeuktos Kilisesi Kazılarına kadar San Marco Meydanı’nda sergilenen Pilastri Acritani olarak adlandırılan sütunların, Filistin’deki Akra’dan geldiği düşünülmekteydi. Kazılarla birlikte alanda aynı sütun başlıklarının bulunmasıyla yoğun bitkisel bezemeli sütunların Polyeuktos Kilisesi’nden getirildiği anlaşılmıştır.[19]

Dönemin en önemli mermer kaynağı olan Marmara Adası’ndan getirilen işlenmiş, biçim verilmiş mermerlere ve kabartmalarla bezenmiş yapı taşlarına rastlanmıştır. Bizans’ta daha önce bilinmeyen bir tarzda kenar süslemeleri ve örgülü desenler bu kilisenin bezeme kompozisyonunda mevcuttur.[20]

Kazılarda, çeşitli mozaik parçaları da bulunmuştur. Düşen sıva parçaları muhtemelen bir zamanlar kilisenin tonozlarını örten mozaik kompozisyonunun parçalarını oluşturmaktaydı. Fakat onca insan tahribatına, doğa olaylarına ve zamanın tahribatına karşı asırlar sonra onları bütün bir şekilde bulmak imkânsız olduğundan mozaiklerin sadece parçaları bulunmuştur.  Kazıda daha önce de belirttiğimiz gibi, birçok heykel ve heykel parçaları, kabartma ve kabartma parçaları bulunmuştur. Bu heykel parçalarından figürlü olanlarından bazılarının havarileri temsil ettiği düşünülmektedir. Bu heykellerin kilisedeki konumları belirsizdir.[21]

Kilise içinde saçaklığın çevresinde şerit boyunca devam eden Yunan Antolojisi’nde korunmuş olan ölçülü, uzun bir şiirin parçası olan satırlar arasında nişlerin içinde çeşitli bakış açılarıyla kazıma tekniğiyle oluşturulmuş tavus kuşu kabartmalarına rastlanılmıştır. (Görsel 5)[22]Antik dönemde halk inançlarında tavus kuşunun eti geç çürüdüğünden dolayı tavus kuşuna ölümsüzlük anlamı atfedilmiştir. İkonografide tavus kuşu Antik Çağ’da Hera ile ilişkilendirilmekteydi. Geleneksel olarak kraliyeti daha sonra Roma döneminde imparatoriçenin tanrısallaşmış halini sembolize etmekteydi. Antik kaynaklarda, Romalıların, ölen imparatoriçenin ruhunu tavus kuşlarının tanrıların katına taşıdığından bahsedilmiştir.  Lahitler üzerinde de tavus kuşlarına yer verilmesi onların yaşam ve doğanın yenilenmesini simgelemeleri gibi ebedi yaşamı da simgeledikleri anlamına gelmektedir. Mezar yapılarındaki kompozisyonlarda görkemli bahçelerde tasvir edilen tavus kuşları, erken Hıristiyan ikonografisinde cennet bahçesinde bulunan karşılıklı olarak bir su kaynağından ya da su kabından su içerken tasvir ediliyordu. [23]

Kilise’de tavus kuşlarıyla birlikte asma yapraklarına da yer verilmiştir. Asmaların, ekmek şarap ayinlerinde yaşamın yenilenmesini simgelemesi tavus kuşlarıyla hemen hemen aynı anlamı taşıması yönünde şüphe çekmektedir. Tavus kuşlarının ve asmaların kullanıldığı bu sentez bezeme kompozisyonu, dolaylı yolla ölümsüzlük iletisini geleceğe taşımaktadır. Bu iddiayı pekiştiren unsurlar, Anicia Iuliana’nın el yazmasında da karşımıza çıkmaktadır.[24]

Polyeuktos Kilisesi ve Dönemin Diğer Yapıları

Hanedan üyeleri için hangi coğrafyada olursa olsun mimari yapı inşa ettirmek her zaman bir güç gösterisi, gücünü meşru kılarak simgeleştirme anlamını taşımaktadır. Soylu bir kökenden gelmeyen I. Iustinianus tahta geçip toplumun en alt tabakası olarak değerlendirdiği sirk dansözü Theodora ile evlenmesiyle imparatorluğun aşağı soya indiğini düşünen Anicia  Iuliana bu durumdan oldukça rahatsız olmuştur. Bu rahatsızlık sonucunda bir meydan okuma olarak büyükannesinin daha önceden yaptırdığı yapının yerine çok daha ihtişamlı olan Polyeuktos Kilisesi’ni inşa ettirmeyi kafaya koymuştur. Bir meydan okuma için oldukça iddialı bir yapı olan Polyeuktos Kilisesi, o döneme kadar kentteki en gösterişli yapıdır ve birçok ilki bünyesinde taşımaktadır. Böyle bir yapıyla Anicia Iuliana, geldiği soylu kökeni, zenginliği dindarlığıyla ifade etmiş ve becerisini gözler önüne sermiştir.

Polyeuktos Kilisesi’nin epigramında, eşinden hiç bahsetmeyen Iuliana, “tek başına” oluşunun vurgusunu sık sık yapmaktadır. Hanedanlığın soyundan kalan son üyesi olduğunu vurgulamış ve adeta soylu olmayan bir kökene sahip olan I. Iustinianus’a meydan okumuştur. Iuliana’nın kilisesinde yer allan epigramda:

“Güneş ateş arabasını sürdükçe var olacak en çalışkan ailenin tarif edilemez yüceliğini” devam ettireceğini sürdürerek onun kraliyet soyundan gelişi vurgulanmıştır.[25] Epigram: “Bir tek O, zamanı yenmiş ve şöhretli Süleyman’ın bilgeliğini aşmıştır; zenginliğin, işçiliğin ve zarif ihtişamın çağlar boyu dillerden düşmeyeceği Tanrı’yı kabul edecek bir tapınak dikerek.” şeklinde devam ederek ve Süleyman’nın tapınağının bile geçildiği iddia edilir.[26]

Prokopius, Iuliana’nın, imparatorluk servetini “gözünü hırs bürüyen Iustiniaunus’tan” korumaya çalışmıştır. Iuliana ve I. Iustinanus arasında geçtiği düşünülen diyalog aralarındaki rekabetin nasıl sonuçlandığını kanıtlar niteliktedir. Bir gün I. Iustinanus, Iuliana’dan bağış toplama amacıyla onu kendi mabedinde Polyeuktos Kilisesi’nde ziyarete gitmiştir. İsteğini söyledikten sonra Iuliana, I. Iustinanus’tan başını kaldırıp yukarı bakmasını istemiştir. Iustinanus yukarı baktığında tavandaki altın bezemeleri görmüş ve Iuliana’nın tüm servetinin kiliseye harcadığını anlamıştır. Fakat hemen ardından I. Iustinanus’un koluna girmiş ve onun parmağına bir yüzük takmıştır. Bu yüzük, Iuliana’nın atalarından miras olarak kalmış taht varisliğini simgeleyen yüzüktür. Böylece Iuliana asil bir zarafetle tahtı I. Iustinianus’a teslim etmektedir.

Polyeuktos Kilisesi’nin bitiş tarihi olan 527 yılında, İmparatorluk çifti (Iustinianus ve Theodora) Aziz Sergios ve Bakhos Kilisesi’ni yaptırmaya başlamıştır. 536 yılında biten bu kilise, özellikle Theodora’nın Anicia Iuliana ‘nın meydan okumasına bir yanıt olarak değerlendirilmiştir. Aziz Sergios ve Bakhos Kilisesi mütevazı bir yanıt olmakla beraber asıl yanıt Ayasofya’yla verilmiştir…

532 yılında İmparator Anastasius’un soyundan gelenler ve Anicia Iuliana’nın da kısmen desteklediği Nika Ayaklanması’nda imparatorluk sarayının giriş revakları ve Büyük Kilise yakılmıştır. Bu isyanda Polyeuktos Kilisesi’ne dokunulmamıştır. I. Iustinianus eşi Theodora’nın desteğiyle ayaklanmayı durdurduktan sonra talan olmuş kentte Prokopius’un iddiasına göre beş yıl gibi kısa bir sürede yeni bir yapı inşa ettirmiştir. İşte bu yapı öncesiz ve sonrasız bir yapı olarak günümüze kadar ulaşacaktır: Ayasofya. Ayasofya sadece Konstantinopolis’teki değil aynı zamanda dünyadaki en büyük kilise olma özelliğini uzun bir zaman taşımıştır. I. Iustinıanus da bu en büyük ve ihtişamlı kilisenin evrene korku salan ve gözdağı veren banisi olmuş ve Anicia Iuliana’nın meydan okumasına güçlü bir yanıt vermiştir. I. Iustinanus’un Ayasofya’yı bitirdikten sonra “Ey Süleyman seni geçtim!” demesi Anicia Iuliana’ya bir gönderme olarak kabul edilmektedir. Bu söz o günün koşullarında iki anlamlıdır.[27]

Polyeuktos Kilisesi, mimari açıdan başta Ayasofya olmak üzere pek çok yapıya örnek olmuştur. Polyeuktos Kilisesi’nden önce yapılan Hagios Ioannes Prodromos diğer adıyla Studios Manastır Kilisesi, bazilikal plana sahip olup üst örtüsü diğer yapılar gibi beşik çatı ile örtülmüştür. Polyeuktos kilisesi ile aynı plana sahip olan Aya İrini ise, geleneğe uygun olarak bazilikal planda yapılmış fakat tıpkı Polyeuktos Kilisesi gibi orta nefi kubbe ile örtülmüştür. Bu sebeple Aya İrini ile Polyeuktos Kilisesi plan açısından neredeyse birebirdir.  Polyeuktos Kilisesi’ne kadar bazilikal planlı yapılar, beşik çatı ile örtülürken, bu yapıda ilk defa bazilikal planlı yapının orta nefi 20-25 metre çapında bir kubbeyle örtülmüş ve kubbeli bazilikal plan uygulanmıştır.[28]Ayasofya Kilisesi yapılırken de büyük bir mekânın kubbeyle örtülmesi noktasında mimarların önünde buna yakın örnek yaklaşık 20-25 m. çapındaki kubbesiyle Polyeuktos Kilisesi’ydi.[29]

Polyeuktos Kilisesi, kendinden sonra gelen yapılara her yönüyle örnek oluşturmuş. Kubbesiyle orta mekânın örtülmesi noktasında Ayasofya başta olmak üzere tüm yapılara örnek oluşturmuştur. Bazilikal plandan merkezi plana geçişte önemli bir geçiş noktası olarak kabul edilen bu kilise günümüze ulaşamasa da Anicia Iuliana’nın “tek başına” ortaya koyduğu, “güneş ateş arabasını sürdükçe var olacak olan”  bir yapı olarak daima bize varlığını hatırlatacaktır.

Anicia Iuliana’nın El Yazması: De Materia Medica

Hagios Polyeuktos Kilisesi’nin kalıntıları günışığına çıkarılana kadar Anicia Iuliana ile bağlantılı olduğu bilinen bir tek De Materia Medica adlı el yazmasıydı. De Materia Medica, tıbbi maddeye dair şeklinde Türkçeye çevrilebilmektedir. Bu el yazması, antik dönem hekimlerinden olan Dioskorides’in yazılarının gösterişli bir şekilde süslenmesiyle oluşturulmuştur.

Dioskorides, Anadolu’nun Kilikya Bölgesi civarında, tahminen Antalya’da doğmuş olduğu düşünülen İ.S. 1. yüzyılda yaşamış bir Yunan fizikçi ve ilaç bilimi uzmanıdır. Roma İmparatorluğu’nda Caligua, Claudius ve Neron’un hüküm sürdüğü dönemlerde hekim olarak görev yaptığı bilinmektedir. Dioskorides, tıp biliminin yanısıra botanik bilimiyle de ilgilenmiştir ve Roma ordusunun yanında katılım sağlayarak gittikleri yerlerde çeşitli bitkileri incelemiştir.

Dioskorides’in tıp bilimine en büyük katkısı konumuzu oluşturan onun 1. yüzyılda kaleme aldığı el yazmasıdır.  De MateriaMedica isimli el yazmasını yazdırarak dönemin tıp ve ilaç bilimine katkı sağlamakla kalmayıp gelecek dönemlerin tıp ve ilaç dünyasına da katkı sağlamıştır. Bu el yazması, tıbbi amaçlar için bitkilerin, otların, köklerin nasıl kullanılacağına dair bilgi veren eczacılık ve şifalı bitkilerle ilgili bir kaynaktır. Adnan Ataç ve Vedat Yıldırım’ın yazdığı, “Osmanlı Hekimleri ve Dioskorides’in ‘De MateriaMedica’sı’ adlı makalede kitabın içeriği şu şekilde açıklanmaktadır:

“De Materia Medica’da 600’den fazla bitkisel, 35 kadar hayvansal ve 90 kadar da madensel drog[30] ele alınmış birçoğu da resimlerle tanıtılmıştır. Eserde drogların bulundukları yerler, botanik tarifleri, özellikleri, tıbbi etkileri, kullanım şekilleri, yan etkileri, dozajları, bitki yetiştirme metotları, veterinerlikte ve tıp dışı kullanımları belirtilmiştir. Dioskorides’in ele aldığı droglardan 149 tanesi kendisinden yaklaşık altı yüzyıl önce yaşayan Hippokrates tarafından biliniyordu ve 90 tanesi ise günümüzde hala kullanımdadır.”[31]

De Materia Medica, tercümesi zor olsa da birçok dile çevirisi olmuştur. Günümüzde bilinen en eski nüshasını Anicia Iuliana’nın Codex’i ya da Viyana Diaskoridesi olarak kaynaklara geçmiştir. Bugün Viyana Ulusal Kütüphanesi’nde bulunan el yazması, 512 tarihinde Konstantinopolis’te tekrardan kayda geçirilmiştir. Anicia Iuliana ya el yazması Honoratae Semti’ndeki Teotokos Kilisesi’ni yaptırmasından dolayı halk tarafından teşekkür etme amacıyla hediye edilmiş, Anicia Iuliana da bu el yazmasını kopyalatmıştır. Bu gösterişli el yazmasının bir kopya olduğu sayfalarınnın boyutlarından anlaşılmaktadır. El yazmasının sayfa boyutları: 38×33 cm olup kitapta bitki ve hayvanlara dair 498 adet çizim, 5 süs sayfası, 66 hayvan resmi ve 47 kuş resmi bulunmaktadır. Bu kitaba “Ornithiaka” olarak anılan kuşlar hakkında bir çalışma da dâhil edilerek hayvanlar ve böceklere dair en eski kaynaklar eklenmiştir. Bilimsel kesinlik ile analiz yapma amacı taşıyan bir çalışma olarak bilinen en eski rehber olma özelliği taşımaktadır.

Bu el yazmasının ithaf sayfası günümüze gelen en eski ithaf sayfasıdır ve hamisi Anicia Iuliana’nın oturur pozda, cepheden bir tasvirini barındırmaktadır. (Bkz: Görsel 6).[32]Süslü bir taburede seyirciye bakar pozisyonda oturan Anicia Iuliana, bir taht üzerinde törensel altın rengi bir kıyafetle altın cüppe giyer ve bir diptik tutmaktadır. Onun bir yanında  “Yücelik” (Megalopsychia) ve diğer yanında “Bilgelik” (Phronesis) bir kadın görünümünde kişileştirilmiştir. Yücelik kucağında altın sikkeleri tutarken Bilgelik bir cilt kitap tutmaktadır. Iuliana’nın elindeki tablet, imparator tarafından soylulara verilen “codicillium”a[33] benzetilmektedir ve sağ eliyle yan tarafta bir bebeğin elinde açık bir şekilde duran kitaba altın serpmektedir. Altın serpme, onun imar faaliyetlerine ve sanat hamiliğine verdiği önemi ve cömertçe sağladığı paraya işaret etmektedir. Bu bebek figürü “İmara Adanmış Kadının Arzusu” olarak adlandırılmıştır ve bu bebeğin yanındaki “Sanatların Şükranı” olarak adlandırılan başka bir küçük figür de saygıyla eğilmektedir. Bu tasvirler Iuliana’nın cömertliğini, entelektüel birikimini ve bilimle sanata olan ilgisini alegorik bir şekilde görselleştirmektedir. Adlandırılmış bu figürler Iuliana’nın hayatını adadığı imar faaliyetlerine ve sanat hamiliğine karşılık bir teşekkür verme iletisi olarak değerlendirilebilmektedir. Onun sahip olduğu erdem karşımıza alegorik bir şekilde çıkarılmış ve sadece hamiliği değil onun aldığı iyi eğitime de işaret edilmektedir.[34] Yard. Doç. Dr. Zeynep Çakmakçı’nın “Erken Bizans Döneminde Kadın Baniler ve Kültürel Yaşama Etkileri” adlı makalesinde ifade ettiği gibi:

Anicia Iuliana’nın ithaf sayfasındaki bu betimiyle, bir prenses olarak toplumsal konumuna vurgu yapılırken, aile bağlarının ona yüklediği sorumluluklarının da adeta altı çizilmektedir”[35]

İncelikle işlenmiş olan bu ithaf sayfası oldukça anlam yüklü bir kompozisyonla karşılaşmakatayız. Dıştan dairesel, içten sekizgen bir çerçevenin içine kompozisyon yerleştirilmiştir. Dairesel dış çerçeve ve sekizgen iç çerçevenin arasında kalan kısımlar ve kompozisyonun fonu canlı koyu mavi/lacivert rengindedir. Bu fonun boyanmasında sadece Afganistan’dan çıkarıldığı söylenen yarı değerli lacivert taş (lapislazuli) tozunun kullanıldığı düşünülmektedir.[36] Sekizgen çerçeve ise düz yerleştirilen bir kare üstüne uçları ortalanan diğer kareyle yani toplam iki kareyle sekizgen bir iç çerçeve oluşturulmuştur. Bu sekizgen çerçevelerin uçlarında oluşan üçgenlerin içi ise koyu kırmızı renktedir. Çerçeve şeritleri sarmal bükümlü halat süslemedir ve iç çerçevenin uçları dış çerçeveye dolanmış şekilde yapılmıştır. Merkezde bulunan minyatür kompozisyon izleyiciye doğrudan hitap etmektedir. Minyatürün tam merkezine yerleştirilen Iuliana, bir kaidenin üzerine yerleştirilmiş tahta benzeyen ihtişamlı bir taburenin üstünde oturmaktadır. Oturulan yerin kaide ile yerden yükseltilmesi Antik dönemden beri resimde figürlerin saygınlığını, soyluluğunu ve asilliğini vurgulamak için başvurulan bir ikonografik ögedir. Tüm heybetiyle merkezde ve iki yanında meleklerle tasvir edilen Iuliana, Tanrı’nın Anası Meryem’i anımsatmaktadır. Yıldız motifine benzeyen iç çerçevenin köşelerinde oluşan üçgen alanların koyu kırmızı zemini üstünde birer altın yaldızlı harf yer almaktadır. Bu altın yaldızlı harfler “IOULIANA” (Iuliana) adını oluşturmaktadır. Iuliana’nın başını üstünde bir şiir başlamaktadır ve bu şiirin sekiz dizesi sekizgenin etrafında devam etmektedir:

“İşte tüm iyi övgülerle, Kraliçem, Honoratis sana ilahiler söyler veseni över. Üyesi olduğun ailenin, Anicilerin ve gönüllülüğünü, tüm dünyaya yayılarak sana övgüler söyletir. Çünkü sen Tanrı’nın kilisesini inşa ettin o göklere yükselen güzelliği.”[37]

İthaf sayfasının arkasında bulunan tavus kuşu çizimi ise araştırmacıların kafasını kurcalamaktadır. Bu tavus kuşu çizimi, daha önce de Polyeuktos Kilisesi Yapı Analizi bölümünde değindiğimiz mevcut kilisede yer alan tavus kuşu kabartmalarla birlikte değerlendirildiğinde oldukça dikkat çekici bir hal almaktadır. Diğer süs sayfalarından farklı olduğu göze çarpan bu sayfadaki tavus kuşu çizimi çok ayrıntılı bir şekilde detaylandırılmış parlak renklerle boyanmış kanatları açık büyük bir tavus kuşudur. Araştırmacılar, bu kuşun diğer kuşlarla birlikte yer alması gerektiğini, ciltlemeden kaynaklı bir hata olduğunu düşünmüş fakat sayfanın ve tavus kuşunun boyamasında kullanılan altın varaklı boyanın kalitesi incelendiğinde diğer çizimlerden farklı olduğu anlaşılmıştır. Sayfada yazı kalmamasına rağmen bu çizim, Polyeuktos Kilisesi’nde de bulunan tavus kuşu yazmanın hamisinin simgesi veya imzası olabileceği fikrini gündeme getirmiştir.

El yazmasında farklı figürlerden oluşan sahneler de bulunmaktadır; taş blokları yerine oturtan figürler, bebek işçiler tahta kirişleri çekiçle yerlerine oturtmakta ve başka sahnede bunları boyamaktadırlar.[38]

Anicia Iuliana, bu el yazmasını muhtemelen kendi kütüphanesinde saklıyordu. El yazması hem gösteriş hem de bir güç kaynağıydı. Yazmanın üretiminde hiçbir masraftan kaçmamıştır ve en başarılı zanaatkârlara yaptırılmıştır. El yazmasındaki portresiyle sadece el yazmasını yaptıran kişi olarak değil aynı zamanda birçok kilise yaptırmış kişi olarak da kayda geçmiştir.

De MateriaMedica, 1453’de İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’na geçtikten sonra, Kanuni Sultan Süleyman’ın fizikçisinin eline geçmiştir. Daha sonra V. Charles tarafından satın alınarak Viyana’ya götürülmüştür ve günümüzde de Viyana Ulusal Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Bu eserin bir nüshası İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Kütüphanesi’nde, Yazma No. 19/1’de kayıtlıdır.[39]


Kaynakça

Artun, A. (ed.). (2014) Sanat ve Cinsiyet: Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri. İstanbul: İletişim Yayınları.

Bizans Eserleri. Nisan 2017 tarihinde http://bizanseserler.blogspot.com.tr/ adresinden alındı.

Canko, D. M. (2016). Bizans Dünyasında ve Sanatında Kadının Yeri. Doktora Tezi, İzmir.

Cannor, C. (2011). Bizans’ın Kadınları. (Çev. B. Cezar,) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Carrot Museum. Şubat, 2017 tarihinde History of Carrots- Dioskorides De Materia.

Çakmakçı, Z. (2017). “Erken Bizans Döneminde Kadın Baniler ve Kültürel Yaşama Etkileri,” MCBÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 15(1), s. 775-800.

Erbilgin, S. H. (2010). Theodosios Hanedanlığı Kadın Banilerin Etkinlikleri. Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

Eyice, S. (1984). Ayasofya 1. Yapı Kredi Yayınları.

Gazioğlu, H. H. (tarih yok). Bir İmparatorluk Kültü Olarak Ayasofya ve Aziz Polyeuktos Kilisesi. https://www.academia.edu/3196992/Bir_%C4%B0mparatorluk_K%C3%BClt%C3%BC_Olarak_Ayasofya_ve_Aziz_Polyeuktos_Kilisesi

Hall, J. (2007). Dictionary of Subjects and Symbols in Art. Oxford.

Harrison, M. (1986) A Temple for Byzantium: The Discovery and Excavation of Iuliana Anicia’s Palace-Church in Istanbul, University of Texas Pressed edition.

Harrison, M. (1989). Temple for Byzantium: Discovery and Excavation of Anicia Juliana’s Palace Church in Istanbul. Texas Press.

Hill, B. (2003). Bizans İmparatorluk Kadınları (Çev. Elif Gökteke). İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Kalavrezou, L. (ed.) (2003). Byzantine Women and Their World. Harvard University Art Museums.

Kavrakoğlu, F. Kasım 2017 tarihinde http://blog.kavrakoglu.com/bizans-imparatorlugu-61-bizans-sanati-2/ adresinden alındı

Laiou, A. (1981). “The Role of Women in Byzantine Society,”Jahrbuch Der Österreichischen Byzantinistik 31, s. 233-260.

Mango, C. (1991). “Euphemia Church of Saint”. Oxford Dictionary of Byzantium, 2, 747. Newyork: Oxford Univercity Press.

Mango, C. (2006). Bizans Mimarisi. (Çev.M. Kadiroğlu,) Kişisel Basım.

Met Museum. (tarih yok). Mart 2017 tarihinde

https://metmuseum.org/art/collection/search/468716 adresinden alındı

Müller-Wiener, W. (2001). İstanbul’un Tarihsel Topoğrafyası (Çev. Ülker Sayın). YKY.

Necipoğlu, N. (1993). “Anikia İuliana”. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, 1. İstanbul: Kültür Bakanlığı/Tarih Vakfı.

Nüket, Ö. D. , “Bizans’ta Kadın Olmak: Anikia Iuliana”, İstanbul Dergisi, Tarih Vakfı, 2003.

http://www.nyu.edu/gsas/dept/fineart/html/Byzantine/index.htm adresinden Nisan, 2017 tarihinde The Byzantine Churches of Istanbul alındı.

Parman, E. (1993). “Bizans Sanatında Tavus Kuşu İkonografisi. Sanat Tarihinde İkonografik Araştırmalar”, Güner İnal’a Armağan. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Armağan Dizisi: 4, Ankara, s. 387-412.

http://politeia.org.ro/magazin-istoric/manuscrise-celebre-vienna-dioscurides/20768/ Politeia World. Mart, 2017 tarihinde Manuscrise Celebre: Vienna Dioscurides.

Prokopios. (1994). İstanbul’da Iustinianus Döneminde Yapılar (Çev. E. Özbayoğlu). İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

Prokopios. (2015). Bizans’ın Gizli Tarihi. (Çev. O. Duru,) İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Saraçhane Bölgesinde Kentsel Dönüşüm, Tarihsel ve Sosyal Topografya. İstanbul. Erişim: http://katalog.ibb.gov.tr/kutuphane2/YordamVt/projem_istanbul/pi_00002.pdf

http://www.thebyzantinelegacy.com/pilastri-acritani adresinden The Byzantine Legacy. tarihinde Mayıs 2017 alındı.

Tiefenbach, H. (2012). Anadolu’nun Azizleri, İstanbul: İstanbul Arkeoloji Yayınları.

Wand, J. (1937). A History of the Early Church. London.

Yerasimos, S. (1996). “Aziz Polyeuktos’tan Ayasofya’ya Kubbeli Bazilikaların Doğuşu”. Sanat Dünyamız Dergisi, Sayı: 69-70, s:164-172.

Yıldırım, V. ve Ataç, A. (2004) “Osmanlı Hekimleri ve Dioskorides’in ‘De Materia Medica’sı”, OTAM Dergisi, Sayı 15, s. 257-269.


[1] Görsel Kaynağı: https://metmuseum.org/art/collection/search/468716

[2] Monofizitlik: Tanrı’nın İsa’yla bir ve tek tabiata sahip olduğu inancı.

[3] Necipoğlu, 1993,  s.274.

[4]http://www.tayproject.org/TAYBizansMar.fm$Retrieve?YerlesmeNo=20322&html=bizansdetailt.html&layout=web

[5] Görsel Kaynağı: http://bizanseserler.blogspot.com.tr/

[6] Harrison, 1986

[7] Grekçe: Paton 1916, 6. İngilizce çeviri: Harrison 1989, 33.

[8] Connor, 2008, s.160-165

[9] Lejyon Askeri: Eski romalılarda, piyade ve süvarinin oluşturduğu askeri birlik.

[10] Erbilgin, 2010.

[11] Görsel Kaynağı : http://www.thebyzantinelegacy.com/pilastri-acritani

[12] Rölik: Kutsal kişilerden artakalan kutsal eşya veya parçalar olan röliklerin konulduğu mahfazadır.

[13] Erbilgin, 2010.

[14] Görsel Kaynağı: Elif Naz Şengün Arşivi

[15] Harrison, 1986, s.406-408

[16] Mango, 2006

[17]http://www.tayproject.org/TAYBizansMar.fm$Retrieve?YerlesmeNo=20322&html=bizansdetailt.html&layout=web

[18] Strüktür: Yapıyı ya da nesneyi ayakta tutan taşıyıcı sistem.

[19] Yerasimos, 1996, s. 167-172

[20] Wolfgang, 2016, s.190-192

[21] Martin, 1986

[22] Görsel Kaynağı: Elif Naz Şengün Arşivi

[23] Parman,1993

[24] Connor, 2008, s.162

[25] Özer, 2003

[26] Connor,  2008, s.168

[27] Connor,  2008.

[28]Yerasimos, 1996, s. 167-172

[29]Eyice, 1984.

[30]Drog: Hayvan ve bitkilerden kurutularak veya özel metotlarla toplanarak elde edilen, eczacılık ve kısmen sanayide kullanılan ham veya yarı ham madde. Bkz. http://www.nedirnedemek.com/drog-nedir-drog-ne-demek

[31] Ataç Adnan, Yıldırım Vedat, “Osmanlı Hekimleri ve Dioskorides’in ‘De MateriaMedica’sı”

[32] Görsel Kaynağı: http://blog.kavrakoglu.com/bizans-imparatorlugu-61-bizans-sanati-2/

[33] Codicillium: Konsey, görüşme (http://www.nedir.com/concilium)

[34] Connor, 2008, s.164

[35] Çakmakçı, 2017

[36]Canko, 2016.

[37]Connor, 2008, s.165;  Von Premerstein, “Anicia Juliana” öz. 111. Bu epigram gramer açısından şiirsel çeviriye izin vermeyecek denli karmaşık.

[38]Connor, 2008, s.165

[39] Yıldırım ve Ataç, 2004.

[1]Nüket, 2003.

http://gorgondergisi.org/category/gorgon-e-dergisi/gorgon-dergisi-2-sayisi/2-sayi-yazilari/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir