Arkeolojide Marksist Teorinin Kökleri Üzerine Bir İnceleme

Arkeolojide Marksist Teorinin Kökleri Üzerine Bir İnceleme[1]

Yazar: Soner Akın[2] (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 2. Sayısı’ndan yayınlanmıştır.)

Çevirmen: Haşim Durak

1. Giriş

Günümüzdeki bilimsel araştırmalar arkeologların hangi alanlarda çalışma yapılacağının belirlenmesinden ziyade, belirli alanlardaki insan aktivitelerinin dağılımı ile ilgili değişikliklerin ve örüntülerin yanı sıra insanlar ve onları çevreleyen koşullarla birlikte mevcut doğal kaynaklar arasındaki ilişkilerin incelenmesi üzerine yoğunlaştığını göstermektedirler.[3] Gerçekten de arkeolojik çalışmanın misyonunda bahsedilen bu gelişen bakış açısı, temellerini bir yüzyıl önce ortaya çıkan Marksist arkeolojinin gelişmesiyle bulmuştur. Bu bakımdan, Marksist arkeolojinin evrimsel adımlarına ve katkı sağlayanlarına bakmak, bize bu sorunun arkasındaki mantık hakkında kısa bir görüş sunabilir.

Gordon Childe, entelektüel alandaki insanlar için Marksist arkeolojinin katkıcısı olan difüzyon[4] arkeoloğu olarak görülebilir. Daha yakın zamanlarda difüzyonu hızlandıran diğer bir hareket 1980-1990 arasında ortaya çıkan post-süreçsel arkeolojiydi[5]. Bilindiği gibi, arkeolojik topluluk içinde Marksist arkeoloji bir kere daha popülerleşti.

Marksizme yakından bakıldığında, aslında üç bağlantılı düşünceden oluştuğunu kolayca tayin edebiliriz: biri felsefi antropoloji (ya da antropolojik felsefe), ikincisi tarih teorisi ve üçüncüsü ekonomik ve politik program. Praktikte, özellikle 1914’ten önce Marksizmin içerisinde çeşitli sosyalist hareketler tarafından kullanılmış ve anlaşılmış olan bir aktivizm de vardır.  Yine de bu sadece bir değerlendirme olarak yorumlanabilir.

Felsefi antropoloji ve tarih teorisi, diğer temeller arasındaki ana sütunlardır. Bunlar, Marksist doktrin içerisinde doğal olarak var olan en uygun görüşler gibi duruyor. Maddi Kültür, insanların birbiriyle girdiği ilişkilerde kullanılmıştır. Arkeologlar, geçmişteki eski insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla maddi kültürü nasıl yönlendirdiğini anlamak için bu bakış açısına sahiptirler[6]. Örneğin, kendilerini ya da ailelerini beslemek ve kıyafet elde etmek için kullanılan materyallerin cevaplarını aydınlığa kavuşturmak için çalışılabilir. Bu bakımdan, Marksist teori, cevaplara çok daha gerçekçi ve mantıklı bir çerçeve vermek için kullanılmıştır.

Marksist Teori, toplumlardaki evrimi aşamalı olarak belirtmiştir. Marx ve Engels, İlkel Komünizmin başlangıç aşaması olarak eklenebilecek olan, Batı Avrupa’daki materyal koşulların gelişiminin birbirini izleyen 5 aşamasını tanımlamışlardır[7]: Köle Toplumu, Feodalizm, Kapitalizm, Sosyalizm ve Komünizm. Sınıf mücadelesi ya da Yapısal çelişkiler bu mücadeleleri hızlandıran sebeplerdir[8]. Tarih teorisinde, sosyal ilişkiler çevre kullanımını ve doğal olarak teknoloji yayılımını etkilemiştir[9]. Bugün, arkeoloji için Marksist görüş, maddi kültürün adaptasyonu, erken aşamaların ve yakın zamanda tanımlanan bugünün alt aşamalarının yaşam tarzlarını anlamada bir ölçü noktası olabilir. Bütün siyasi teoriler için doğal olarak geçerli olan, Marksist teori de yeni eklenen düşünce ve uygulamalarla birlikte yaşanır. Arkeolojide bilim insanları eski insanların izlerini takip eder; bu nedenle, eğer teorik arkaplan olarak Marksizmi seçersek, ardışık arkeoloji ve stratigrafik çalışmalar birbirini izleyen aşamaları gözlemlemek için daha büyük bakış açıları sunabilir.

  1. Marksist Arkeoloji Üzerine Tartışmalar

2.1. Arkeolojide Marksizm Üzerine Alt Kavramlar ve Literatür İncelemesi

Arkeoloji, sosyal bilimlere yakın pozisyonu olan bilimsel bir daldır. Bu bakımdan, toplumun kendisinden fazlaca etkilenmiş ya da şekillenmiştir. Diğer bir deyişle, bilim insanları output[10] toplumunun varlığını ele alırlar. Bu nedenle, Marksizmin toplum üzerindeki tanımına bakmamız gerekir. Marksizmde toplumun kendisini alt ve üst yapılar olarak ayrılır. Alt yapı, karakteristik araçlara, üretim kaynaklarına ve doğal olarak toplumsal ilişkilere de sahiptir[11]. Nitekim, tepeden aşağı inme işlemi düşünüldüğünde,  ideolojiler, inançlar, adalet gibi literatür incelemesi üzerindeki kavramlar Marksizmdeki toplum için üst yapı olarak görülüyor[12]. Marksist teori, bu değişkenler ya da yapılar içerisindeki ekonomik uygulamaları ele alır. Çalışanların ve emeğin ürününün nasıl talep edildiği ya da sabitlendiği bu yapılarca büyük ölçüde birleşik yapıda belirlenir.

Marksist doktrinin arkasındaki alt kavramlara bakıldığında, diyalektik materyalizmi felsefi anlayış olarak görüyoruz. Bu anlayışta Marksist materyalizm ve Engels’in diyalektik anlayışı Marksist doktrinde birleşmiştir[13]. Buna göre, toplumların ekonomik durumları gelişmelerinde doğal sınırlarına ulaşır. Toplumların kendi içindeki çatışmalar bu görüş içerisinde doğal olarak büyüyor. Ekonomik sistemlerdeki yozlaşma bir anlamda dikey gelişmelerle bağlantılıydı[14]. Diyalektik materyalizmle birlikte bu görüş, geçmişteki insanların nasıl yaşadığını ve davrandığını daha gerçekçi bir süreçsel bakış açısıyla görülmeye başlandı. Olayların başlangıcı ya da nihai sonuçları bilimsel açıdan gözlemlenebilir hale geldi.

Marksist Arkeoloji ve arka planı 20. ve 21. yüzyılın popüler yazarları tarafından da ele alınmıştır. İlk olarak Avusturyalı arkeolog, Prof. Dr. Gordon V. Childe, Tarih Öncesinde Tuna (1929), İskoçya’nın Tarih Öncesi (1935), Kendini Yaratan İnsan (1936, 1951), Tarihte Neler Oldu (1942), Gelişme ve Arkeoloji (1944, 1945) ve Toplumsal Evrim (1952) gibi kitapları yoluyla bu meseleyle dikkat çekici bir şekilde ilgilenen belli başlı entelektüellerden biridir. Bunu izleyerek 1950’lerden sonra Avusturyalı Eric Wolf antropolojide yeni bakış açıları için Marksist teoriyi düşündü. Wolf, The Mexican Bajío in the 18th Century/18. Yüzyılda Meksika Sığlıkları (1955),  Europe and the People Without History/Avrupa ve Tarihsiz İnsanlar (1982) ve Pathways of Power: Building an Anthropology of the Modern World/Güç Yolları: Modern Dünyanın Antropolojisini İnşa Etmek (2001) gibi kitaplarından hatırlanabilir. 1960’larda Robert Adams ve Leslie White; 1970’lerde Marksist bakış açısına dair eleştirileri ve süreçsel arkeoloji savunmalarıyla Thomas Patterson, Antonio Gilman, Bruce Trigger, Philip Kohl, Mark Leone, Michael Rowlands, Barbara Bender ve Kristian Kristiansen; 1980’lerde Marksist teoriye geri dönüş tutumu içerisinde Robert Paynter, Carol Crumley, Robert Chapman, Liz Bellamy, Michael Parker-Pearson; 1990’larda Kent Flannery, Norman Yoffee ve Elizabeth Brumfiel birçok eleştiri ve muhalif ya da destekçi literatür çalışmalarla bu teori üzerine çalışmalar vermişlerdir. Nitekim, teori adına özgün katkılarına baktığımız zaman, John Bellamy’nin Marx’s Ecology: Materialism and Nature/Marx’ın Ekolojisi:Materyalizm ve Doğa çalışması ve Stephan Shennan’ın Population, Culture History and The Dynamics/Popülasyon, Kültür Tarihi ve Dinamikler kitabı, eleştiriler yerine Marksist arkeolojiye farklı bakış açıları getiren 2000’lerdeki çalışmalar arasında öne çıkmışlardır.

Adaptasyonun ilk girişimleri maddi kültür çalışmaları yapıldı. Tipolojiler ve tipolojik çalışmalar hakkında bir tür eserbilim anlayışı öne çıktı. Yine de tipolojik çalışmaların çizgilerini izleyen denemeler, kör edici olabiliyor. Bu yüzden Marksist teori için yanlış olabilir[15]. Çünkü, Marksist doktrin öncelikle tüm tek yanlı teorilere karşı olan sosyal bir teoridir. Marksistlere göre, toplumlardaki egemen güç odak noktaları, sıradaki değişimin ipuçlarını vermektedir[16]. Bu teori, arkeolojik çalışmalar içinde bir tümdengelim mantığıyla hipotez şekillendirmede kullanılabilir. Marksizm’e göre, toplumlar baskın gruplar tarafından yönlendirili; köle temelli toplumlardan feodal toplumlara, en sonunda da sermaye toplumlarına. Bu yönlendirmede son durak bir sonraki aşamaların başlangıcı olabilir ve bu nokta, bu girişimi maddi kültür çalışmalarıyla birleştirip, yeniden şekillendirildiği zaman, günümüzün bağlamsal seri haldeki çalışmaları açısından ilham vericidir. Marksist arkeologlar, arkeolojik kayıtları, sık sık toplumun ilerleme gösterdiği şeklinde yorumluyorlar.

Ayrıca, Marksist, süslü bir söyleme sahiptir. Buna göre, insan toplumunun ilerlemesi için iki toplumsal aşama daha vardır, ki beklenildiği gibi sosyalizm ve ardından komünizm. Bu beklenti, arkeolojik çalışmalarda tamamen kullanışsız değildir. Çünkü onlar nihai aşamalar olarak tanımlandı ve tüm insanlık bu noktaları yakalamak için deneyimlediği bir ilerleme içerisindedir.

Diyalektik materyalizme bakıldığında, bazı faktörlerin sorgulanabilir olduğunu fark ediyoruz. Arkeoloji de tıpkı diğer disiplinler gibi her zaman üzerinde çalışılabilecek bir pozisyondadır. Doktrinler yoluyla referans noktalarını seçmek her zaman bilimin biriken doğasını kullanmak anlamına gelir[17]. Geçmişin toplumsal alanında, yerli üretimin sınırları, komşu ulusların yardımına olan ihtiyaç, ulusun kaynaklarından tasarruf etme isteği ya da dayanışmaya açık olan dönemlerde gruplar arasında son bulmak üzere bir yapıda olan teorileri inşa etmek için gözlemlenebilir faktörler olabilirler. Diğer bir deyişle, sonun sinyalleri bu değişkenlerden okunabilir. Örneğin, bir yerleşimde, fazla komşu talep edilen bölgeler göç fenomenine neden olur vs. Gerçekten de arkeolojik çalışmalarda uygun sorular cevap bulabilmek için, dogmatik bakış açısını göz ardı etmemeliyiz.

Eğer tarihi yakından incelersek, teknoloji, tarihteki yeni alanının (Paleolitik etrafında) kaynağı olmaya başladı. Bu da materyalistik çalışmaların daha umut verici hale geldiği anlamına gelir. Aşamalardaki değişimlerin hızlanmasındaki teknolojik uyarıcıların sergilediği izlenim, bu anlamda izlenebilir[18]. Daha önce tanımlanan ittifakların sorumlulukları ve müşterek bağlar, üretim ve teknoloji anlamında tanımlanmaya başlandı. Üretim temelli çelişkiler ve mücadeleler de ortaya çıkmaya başladı. Bununla birlikte, ideolojiler, gelenekler, değerlerin sembolik anlamları, ritüeller gibi üst yapısal faktörleri düşünüldüğünde, bunlarda bu yollarda geliştirildi ya da tekrar gözden geçirildiler.

2.2. Teorik Arka Plan

Bilimsellik sayesinde yaşadığımız dünyayı biliyoruz. Yine dünyamızın da bir geçmişi olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Tarih hakkındaki tanımlama bize geçmiş yaşamlarımızın kökenini verir.  Geçmişi anlamak için sürdürülen mevcut tartışmalar, yöntem seçimi hakkında bir fikir ayrılığı olarak görülür hale geldi. Bugün teoriler arasındaki bu çeşitlilik ilginçtir. Bugünün toplumunun bazı kısımlardaki önyargıları ve bu doğal eşitsizlikleri güçlendirebilir,  örneğin insan egemen ve sınıf egemenliği[19]. Eğer bilimsel bir doktrinin yolunu seçmezsek, bu mantıkla sonuç bilimsel olamaz. Diğer bir yandan sadece materyalistik görüşler arkeolojide bilgi avcılığı yapılan tümevarımsal girişimlerdir.

Bildiğimiz gibi, Marx ve Engel dönemlerinin bilimsel output‘ları ilgileniyorlardı. Bilimsel dalları seçmediler; diyalektik materyalizmi her türden bilimsel dala uygulamak için girişimlerde bulundular. Bu bakımdan eğer o dönemde bilimsel bir teori olsaydı, muhtemelen teorilerini bu alana uygulama şansları da olacağı burada açık bir şekilde tartışılabilir[20]. Engels’e göre, günlük yaşamın çoğaltılması ve sık sık üretilmesi ve materyalizmin tarihteki belirleyici unsurlarını bize sunar. Yine bu unsurun kendi içinde ikili bir doğaya sahiptir; araçların ya da hayatta kalmak için materyallerin üretimi ve çoğalma maksadıyla insan üretimi. İnsanların nasıl yaşadığı ve geçmişte nasıl yaşadığı, ailenin ve üretici güçlerin gelişim seviyesiyle belirlenmiştir. ABD’de barbarlık ve uygarlık arasındaki ayrımıyla ünlü antropolog Henry Lewis Morgan da bu açıklamalarla Marx’la aynı noktaya gelmiştir. Engels çalışmalarında ilk insanın ortaya çıkışında materyalist görüşü tanımlamak için Morgan’ın görüşlerinden yararlanmıştır.

Engels çalışmalarında kategorileştirmesinde konsepti “şiddet, barbarlık ve uygarlık” olarak kullanmıştır. Ayrıca bunları aşamaların sahip olduğu yukarı doğru olan ve aşağı doğru olan erdemler gibi tanımlamıştır. Sınıf toplumundan önceki çağ bu konseptleri içeriyordu[21].

  1. Gordon Childe, iki düşünür Morgan ve Engels arasındaki bilinç akışı zincirini yorumlamıştır. Uygarlık içerisindeki aşama değişimlerinin sebebinin üretici güçlerin değişimi olabileceğini açıklığa kavuşturmaya çalışmıştır. Morgan’ın ilk çağlar hakkındaki vahşiliği sadece toplayıcı ekonomiyle alakalıydı[22]. Paleolitik zamanlarda açık üretim denemeleri yoktu, bu yüzden gelişmiş aşamalar arasında hızlanmış kaymalar ortaya çıkmamıştı. Bundan dolayı, bugüne kadar insanın var olduğu en uzun dönemdir. Bu yeteneğin keşfi her şeyi değiştirdi. Bu devasa kazı çalışmalarının minik örneklerinde görülebilir[23]. Üretici dönemlerin aktif bölgelerinin üretim alanları bugün arkeologlara en zengin materyal ölçeğini veriyor.

Morgan’a göre, bitki ve hayvan kaynakları bazı toplumlar tarafından arttırıldı. Morgan’ın görüşünde, Neolitik dönem olarak adlandırdığımız, yiyecek üretim ekonomisi hâlâ barbalığa yakındı. Çiftçilikten sonra avcılık ve toplayıcılık daha az önemli hale geldi. Geç aşamada yerleşim ya da kentsel yaşam icat edildi, çünkü yiyeceğin fazlalaşması kalabalık yerlerde yaşamayı elverişli hale getirmişti[24]. Nil, İndus ve Mezopotamya gibi verimli topraklar uygarlıklar için ev sahipliği yaptı. Bronz Çağı’nda, uygarlığın ilk iki milenyumunda, sınıflı toplum kavramı ve kölelik görülmeye başlandı[25].

Materyalistik yola uygun bir şekilde tarihe bakmak neredeyse tüm bilimsel girişimlerin Marksist doktrine göre yeniden şekillendirilmeye başlandığı ülkede gelişti. Sağlam bir örnek olarak, Sovyetler Birliği Marksist Arkeolojisi eşsiz bir örnektir[26].  Sovyetler Birliği’nde bir çok daldaki bilimsel ilerlemeler arkeolojik çalışmayı da cesaretlendirdi ve 1919’da Materyal Kültür Tarihi Rus Akademisi kuruldu[27]. Sonraki dönemde Materyal Kültür Tarihi Devlet Akademisi olarak tekrar isimlendirildi (GAIMK)[28]. Sovyetler Birliği’nde Leningrad’da (St. Petersburg) yayıldı ve başlangıçta mevcut arkeolojik teorileri, yani kültür-tarihsel arkeoloji olarak adlandırılan teorileri takip etti[29]. Stalin döneminde Sovyetler Birliği Marksist Arkeolojisi konuya bir tür devletçi bir anlayış getirmek için hareketlendirildi. 1929’da, Sovyetler Birliği’nden Vladislav I. Ravdonikas “Bir Sovyet İçin Materyal Kültür Tarihi” isimli bir rapor yayınladı. Bilimde materyal kültürü çalışmaları ve Marksist teori gibi konseptleri tam olarak bir noktada buluşma noktası olabilirdi ancak bu heyecan uzun sürmedi[30]. Sovyetler Birliği Marksist Arkeoloji’sinin sonraki dönemleri Sovyet Arkeolojisi’nin soyutlanmasına tanık oldu. Bu bazen kendilerini Marksist olmayan diğer uluslardan ayırma girişimi olarak görüldü. Bu girişim ülkenin başlıca arkeolojik dergisi Sovetskaya Arkheologiya’da ve üniversitelerde daha fazla arkeolojik birimin açılmasıyla kolayca izlenebilir[31]. Batı anlayışı bir anlamda onlar tarafından tarihi açıklamada terk edilmiş olabilir. Dünyaya, doğaya ve evren üzerine yapılan materyalistik bakış açısı 1920’lerin sonlarındaki kültür tarihçi arkeolojiyi reddetmesiyle kendine bir oyuk açtı.

2.3. Tarihçilerin Görüşü

İdealist tarihçiler her zaman fikirlerin dünyayı anlamak için ana nokta olduğu konusu savunuyorlardı. Örneğin, bazıları insanların öncelikle yerleşmeye karar verdiğini, sonrasında köyleri kurmaya başladığını düşünüyor. Ona göre, ritüeller birlikte olma kavramını hızlandırdı. Fakat Marksist arkeolojiye göre, bu görüşler basit bir uyarım değil sadece nedendir. Ürün yetiştirme ve çiftçilik insanları doğal olarak birlikte yaşamaya zorladı ve insanlık bir sürecin içine girdi.

Colin Renfrew ve Paul Bahn, 1960 ve 1970’lerde Fransız antropologlar tarafından Karl Marx’ın önceki çalışmasındaki bazı imaları arkeolojiye uygulama isteğiyle 1960 ve 1970’lerde Yeni Arkeoloji’ye tutundu[32].

Batı anlayışı daha önce de bahsedildiği gibi Vere Gordon Childe’ye olan eğilimi için kendini açtı. Asya arkeolojisindeki çalışmaları ona Orta Doğu’daki çiftçilik konsepti ve kentsel devrimler ile uğraşma fırsatı verdi. Neolitik Devrim ve Kentsel Devrim kavramları onun sayesinde arkeolojik çalışmalara işlendi ve hâlâ kullanılmaktadır. Bakır, demir ya da bronz için olan çağ tanımlamaları ilerlemeyi kullanarak tek materyal üzerinden değişimleri izlemenin bir yolu olarak görülmeye başladı, ki bu kronoloji çalışmaları için bir adım daha ileri gitmiştir[33].

Childe’nin The Dawn of Europeon Civilization/Avrupa Uygarlığının Şafağı kitabı onu ünlendirmiştir. Childe’nin çalışma girişimleri ana olarak tipolojik çalışmalar üzerineydi[34]. Bilindiği üzere kendisi bir dil uzmanıydı ve tipolojik çalışmalar bilim içerisine dil çalışmalarıyla gelişmiştir. Childe’nin tarihsel analizler üzerine olan ilgisi Edinburg Üniversitesi’nde arkeolojiyle uğraşmasına imkan sağladı. Özellikle Neolitik dönem çalışmaları 1920’lerde yeni seçtiği yolunu sağlamlaştırdı. The Most Ancient East/Doğu’nun Prehistoryası kitabında, Mezopotamya çalışmalarına ve Batı kültürüyle olan köklerine atıfta bulundu[35]. Yakın Doğu arkeoloji bölgesine olan ilgisi doğu topraklarına bir gezi yapmasına sebep oldu. Sovyetler Birliği’ne yapmış olduğu ziyaretler, Sovyet Arkeolojisi’yle tanışması açısından da etkili olmuştur.

Tarihsel materyalizm bu girişimlerin ardından Marksist teori yerine bazı işlerde de kullanılabilirdi[36]. Bugün sosyal dalların bir çoğu bu kavramı uygulamıştır. Sosyoloji ve sosyal bilimler altındaki çoğu tarih ve toplum teorileri bu anlamda bu teoriye gerek duymuştur. Buna göre insan varlığının bilinci yerine tarihlerini şekillendirdiği kabul edilmiştir.

Childe’nin Neolitik ve Kentsel devrim teorileri hakkındaki bakış açısı üzerine kayıt tutma yöntemi bugünün anlayışı içinde hâlâ geçerliliğini taşımaktadır. Bu teorilerde, materyal kültür ve daha büyük soruları birlikte ele almıştır. Teorisini, Vaha teorisi gibi düşünürsek, yerleşme seçiminin arkasındaki nedenleri açıklamaya çalıştığını görüyoruz[37]. Neolitik dönemdeki avcı-toplayıcı topluluk tiplerinde olduğu gibi materyal elde etmeye bağlıydı. Kentselleşme ve şehir kurma teorileri çok iyi kuramsallaştırılmış ve Marksist anlayış içine çok kolay bir şekilde oturuyordu.

Gordon Childe’nin bu bağlamdaki farklı geçmişi şaşırtıcı değildi, çünkü çağdaşları arkeolojinin bilim dalı olarak yükselişine tanık olmuşlardı[38]. Karl Marx da farklı bilim dallarıyla uğraşmıştı ama yine de doktrini siyaset bilimi ve iktisat içerisinde popülerleşmişti. Toplum içerisindeki üretici güçler arasında yükselen çelişkilerin sonuçlarındaki değişimi gören teorisi sayesinde alakalı tüm disiplinler için dinamik bir açıklama getirdi. Bu basmakalıp hale gelmiş düzenlerin dışına çıkıp bir şeyler hakkında düşünmek için bir fırsattı[39]. Sosyal örgütlenmelerdeki üretim temelli ilişkiler kurumlarda anlaşılması için tartışılmaya başlandı. Bugünün mevcut soruları tarihe yöneltilebilir. Daha önceki girişimlerde tarih ya da arkeolojik şeyleri çalışmak zordu; laboratuar masasından kaçmak gibi kendi atmosferinden kaçıyordu. Geçmişin çelişkileri, bugün de olduğu gibi farklı toplumsal sınıflar arasındaki mücadele olarak ortaya çıkmış gibi görülmeye başlandı.

2.4. Bilimsel Görüş İçinde Sınıf Mücadelesi

Marksist Arkeoloji bir toplum içindeki sınıf mücadelesinin etkilerine odaklanıyor. Yine de farklı Marksist bakış açıları popüler görüşlerde görülüyor. En klasik Marksist Arkeoloji kültürel materyalizm ve diyalektiğe yüksek oranda bağıntılıdır[40]. Sonraki dönemlerde, Marksist teoriden gelen esin kaynağı değişmiştir[41]. 1960’lardan önceki görüşlerde davranışlara ve sonuçlara yer vermiştir. Fakat daha sonraki esinlenmelerde, uyarlanmış çalışmalar yoluyla uygulamaların arkasındaki fikirler ve davranışların türevleri de çalışılmaya başlanmıştır.

Diğer bir deyişle sosyal ilişkiler yoluyla materyal kültür somutlaştırılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda tekno-çevre ve tekno-ekonomik determinizm ilkesi ortaya atıldı[42]. Marksist Teori tarafından şekillendirilen bu işle ilgili kanıtları izleyerek bazı ilkeler kullanışlı hale geldi. Benzer çevrelere uygulanan benzer teknolojiler üretim ve dağıtımda yakın bir emek üretimi eğilimi gösterirken, benzer türdeki sosyal gruplar gündeme alınmıştır. Faaliyetlerinde benzer inanç ve değer sistemleri anlamında koordine olan insanlar bazı başlıklar altında kategorize edilmiştir[43]. Yeni Arkeoloji çoğunlukla kültürel ekoloji ve kültürel evrimcilik gibi kavramlara odaklanmıştır. Kültürel materyalizm bir anlamda düşünsel alanı görmezden gelir. Hegel’in diyalektiğinde tezin ve antitezin sentezleyerek feodal sosyal oluşumda olduğu gibi zaman ve mekan fark etmeksizin toprak ağası ve köylü aynı anlama sahip değildir. Yine de, yeni bakış açıları bu terimi anlamlar, semboller vesairelerin yansılamaları şekline gelebilir. Bugün bu boşluğu doldurmak için bilişsel arkeoloji bir anlamda önerilebilir.

Marksist Arkeoloji yoluyla sosyal oluşum sürecini anlarken, toplum bir birlik gibi kabul edilir. Yaşamsal bileşenleri içerisinde her bir parçası karşıt formuyla var olabilir. Eğer sosyal bileşenler arasındaki etkileşim bozulursa, o zaman karşıtları baştan beri dengesiz bir şey şeklinde gelişir. Kaymanın dinamik doğası bu koşullarla çoğunlukla devrim olarak görülen bir şekilde yorumlanmıştır.

Bildiğimiz gibi, Marx diyalektiği yalnızca doğadaki toplumsal değişimlere uygulamıştır. Tartışmalardan uzaklaştırılan Yapısal Marksist Arkeoloji teori için çok daha pratik bir şey getirmeye çalıştı. Hegel’in diyalektik duruşu yapısalcılıkla karışmıştır[44]. Bu dönemde, insanlar kurumların toplum içindeki fonksiyonunu sorgulamaya başladı.

Böylece Yapısal Marksist Arkeoloji, temel olarak farklı çıkarlarla köklenen sınıf mücadeleleriyle ilgilenmeye başladı. Bu görüşlerde itici güçler çalışılmaya başlandı. Örneğin sınıf mücadeleleri hakkındaki doktrinde Marksizm baskın sınıfın itici gücünü ele almıştır. Bugün bu görüşü seçilmiş araştırmalara uygulayarak bazı araştırmalardaki baskın sınıfın doğasını izlemek amacıyla kullanabiliriz[45]. Bu sebeple tapınaklar, saraylar ya da Pazar yerleri kazı yollu çalışmalarda popülerleşmiştir. Üretimden gelen fazlalık baskın grupların iradesi altındadır. Çıkarların dağılması ve bireylerin şahsi çıkarları sınırlayıcı faktörler olarak görülmeye başlandı[46].

Sınıf mücadelelerinin doğası basitçe zenginliğe erişimdeki oransızlık hakkındaki problemle açıklanmıştır. Bu eşitsizlikler bahsedilen toplumun maddi hayatındaki parçalanmayla sonuçlanmıştır. Bu bağlamda arkeolojik araştırmalardaki materyal çalışmalar bir anlamda doktrinin etkisinde tekrar düzenlenebilirdi[47]. Marksist arkeoloji dünya tarihi içinde homojen toplumların olmadığını savunuyor. Hatırlanacağı gibi post-süreçsel ve süreçsel arkeoloji bireyleri geçmiş olayları anlamaya odaklanmış şekilde görülüyor. Bu nedenle, bireylerin farklı çıkarları Marksist doktrin altındaki arkeolojik araştırmalarda bir norm olarak kabul edilir.

  1. Sonuç

Teknolojik gelişmeler ve sosyal değişim arasındaki ilişki Üst Paleolitik içinde görülür hale geldi. Bu anlamda, daha kullanışlı malzemeler elde etmek üzerine olan kişisel çıkarlar itici güç olarak görülebilir. Bazen yerel gruplar, yerel üretim sonrası hayatta kalmak amacıyla dış ilişkilere ihtiyaç duyabilir; genellikle kendi kaynaklarını kontrol konusundaki endişeli hale gelmelerinden ötürü. Bu mantıkta, kendine daha fazla yetebilme daha az ittifak anlamına gelmektedir. Teknolojik gelişmeler, bu mantıkta aynı şekilde daha fazla kendine yetebilme şeklinde sunulmuştur[48]. Yerel üretim kavramı baskın hale gelmiştir. Dayanışma ağları içindeki baskın güç mücadeleleri bile kaymıştır. Farklı yerleşimlerin var olduğu bir bölgede karşılıklı ilişki ve birbirlerine yardım etmek ilişkiler içerisindeki sıradan durumlar haline geldi[49]. Çelişkinin hacmi ya da eşiklere doğru olan pozisyon kategorizasyon içerisindeki ideolojik duruşlarda yorumlanmıştır. Bundan dolayı bu konseptleri etkileşim tarzları ya da ideolojiler olarak antik kültürleri anlamak adına bilgi olarak ekleyebiliriz.

Sonraki dönemlerde Neo Marksist görüş ortaya çıktı. Arkeolojide neo Marksist teori yoluyla fikirler ya da konseptler daha çok teorilerde vurgulanmıştır. Toplumun ekonomik kökeni bu anlamda daha az göze çarpar[50]. Bu anlamda, maddi kültür çalışmaları tekrar şekillendi. Materyalin sembolik anlamları çalışılmaya başlandı. İnsanların dış dünyadan gelen değişimlere karşı refleksif duruşu bu teori altında tartışıldı. İnsanların dış dünya içerisinde maddi kültürü şekillendirmedeki rolü basitçe kabul edildi. Pratik olarak yeni kullanılan terimler bu anlamda kullanıldı. Bu aynı zamanda, diyalektiğin farklı bir platformundaki sosyal değişim içindeki ideolojilerin yerini anlamak için merkez noktaydı. İdeolojik bilginin altındaki inançlar bu anlamda itici güç olarak görüldü. İnsan hareketleri, tarih sürecinin yaratımından sorumlu malzemelerden biri olarak görüldü. Toplumların değişimindeki dış faktörler kabul edilmedi. Belirlenimci görüşler işe yaramaz olarak görüldü. Bu anlamda bilgi politik ve ekonomik bağlamlar yoluyla yaratıldı. Bu sabit bir kavram içindeki değişimi anlamak adına dış dokunuşlar gibi bazı mucizeler bulmak için yanlış sorular soran düzensiz arkeolojik çalışmalar için soğuk bir duş olabilir.

Bugün, politik kökler daha derine gömülü ve teknik ya da teknolojik imkanları kullanma yoluyla teknokrasik anlayışın ayaklanmasının arkasında zenginleşmiştir. Zamanımızın sembolik açıklamacıları geçmişi tehlikeli bir şekilde sonuç odaklı bir tutum içinde anlıyorlardı. Örneğin, bazı bütünleştirilmiş jeofizik araştırmalar arkeoloji alanında dikkat çekici sonuçlar ortaya koymuş, bu yüzden arkeolojik alanların tanınması ve farklı ihtiyaçlarla desteklenen yeni bakış açıları yoluyla bir alanın evriminin teması yeniden oluşturulmaya çalışılmıştır[51]. Bu ihtiyaçlar, aynı zamanda, bugün erken uygarlıkların ve onların daha büyük çevresel etmenlerle bağları üzerine küçük materyalistik buluntular yoluyla yapılan erken girişimlerin yerine, daha sofistike bir pozisyona itebilir. Tarih, arkeolojik metodoloji için kendini tekrar ediyor ve arkeolojide teknolojik imkanları kullanma hevesi bir kere daha arkeolojide Yeni Marksist teorilere epistomoloji için bir can simidi olarak ihtiyaç olduğu sinyalini veriyor. Sonuçta, bu disiplin içerisindeki bağımsız çerçevenin varlığını muhafaza etmek adına Marksist teori ve onun arkasından gelen bakış açıları arkeolojik bilgi üretiminde daha da yaşamsal bir ihtiyaç haline geliyor.


Kaynakça

Barone  P.  M.,  Carlucci  G.,  Smriglio  F,  Basile  F,  Monica  G. D. , “Can Integrated Geophysical Investigations Solve an Archaeological Problem?  The  Case  of  the  So-Called  Domus septem  Parthorum  in  Rome  (Italy).”  International  Journal  of Archaeology. Special Issue: Archaeological Sciences. Cilt. 3, No. 1-1, 2015, s. 21-25. doi: 10.11648/j.ija.s.2015030101.13.

Brittanica  web  sayfası, Son Erişim Tarihi: 24.3.2012 http://www.britannica.com/EBchecked/topic/367344/Marxism/35147/Class-struggle.

Chippindale  C.  Bentley  A,  Maschner  H.  D.  G.,  Handbook  of  Archaeological  Theories,  Rowman  littlefield, USA, 2009.

Earle, Timothy K. and Preucel, Robert W., “Processual Archaeology and the Radical Critique”. Current Anthropology Cilt 28, Sayı 4, 1987. s. 506.

[5]  Hodder  I, Archaeological  Theory  in  Europe:  The  Last Three Decades, Routhledge, London, 1991.

Harris  D.  R.,  The  Archaeology  of  V.  Gordon  Childe: Contemporary  Perspectives,  University  College,  London. Institute of Archaeology, Prehistoric Society, 1994. London, UK.

Johnson  M., Archaeological  Theory:  An  Introduction, Black well Publishing, 2010, UK.

McGuire  R.  H., A  Marxist  archaeology,  San  Diego, Academic Press, 1994, USA.

McGuire  R.  H, Archaeology  as  Political  Action, University of California Press, 2008,  USA.

Mohammadifar  Y,  and  Niknami  K.  A, “Parthian Settlement Patterns in the Central Zagros Region of Western Iran,” International Journal of Archaeology. Cilt. 1, Sayı. 1, 2013, s.6-12.doi: 10.11648/j.ija.20130101.12.

Spriggs  M., Marxist  Perspectives  in  Archaeology, Cambridge University Press, 1984, USA.

Trigger,  B.  G., A  History  of  Archaeological  Thought (second  edition).  New  York:  Cambridge  University  Press. 2007; Türkçesi: Arkeolojik Düşünce Tarihi (çev. Fuat Aydın), Eski Yeni Yayınları, 2014.

Ucko,  P.  J.,  1995  Theory  in  Archaeology:  A  World Perspective, Taylor & Francis, Canada.


[1] Bu yazı ilk kez “A Review on the Roots of Marxist Approach in Archaeology,” ismiyle International Journal of Archaeology 2015, 3,(4) s. 33-38’de yayımlanmıştır. Yazarın izniyle Türkçeye çevrilmiştir.

[2] Yard. Doç. Dr. Soner Akın, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı öğretim görevlisidir.

[3] Mohammadifar ve Niknami, 2013: 6

[4] Difüzyon: Bir yeniliğin diğer bölgelere ve toplumlara yayılmasına difüzyon, diğer bir tabirle yayılmacılık denir. (edn.)

[5] Post-süreçsellik ya da yorumsallık, geçmişe dair bir dizi yaklaşıma topluca verilen bir addır. Bu akımın içinde, Neo-Marksist, Postpozitivist, Fenomenolojik yaklaşım, Praksis, Hermeneutik yaklaşımları vardır. Colin Renfrew ve Paul Bahn, Arkeoloji Kuramlar, Yöntemler ve Uygulama, çev. Gürkan Ergin, Homer Kitabevi, 2017, s.44. (edn.)

[6] Harris,  1994:  64

[7] Johnson,  2010:  76

[8] Earle  and  Preucel,  1987:  506

[9] Brittanica  [web],  2012

[10] Bir dönemde kişi veya kişilerce üretilen ürünleri baz alınması, diğer bir deyişle “çıktı” (edn).

[11] Brittanica [web], 2012

[12] Trigger,  2007:331

[13] Trigger,  2007:337

[14] Johnson,  2010: 183

[15] Harris, 1994: 32

[16] Brittanica  [web],  2012

[17] Hodder, 1991: 65

[18] Brittanica [web],  2012

[19] Brittanica [web], 2012

[20] Harris, 1994: 43

[21] Brittanica [web], 2012

[22] Brittanica  [web],  2012

[23] Hodder,  1991:  65

[24] Harris, 1994: 45

[25] Brittanica [web], 2012

[26] McGuire,  1994:  34

[27] McGuire, 2008: 98

[28] Trigger, 2007: 326–327

[29] Johnson, 2010:  46

[30] Ucko, 1995: 25

[31] Ucko,  1995:  28

[32] Spriggs, 1984: 160

[33] Chippindale et. al., 2009: 183

[34] McGuire, 2008: 98

[35] McGuire,  1994:  34

[36] Harris, 1994:  65

[37] Ucko, 1995: 25

[38] McGuire,  2008:  101

[39] Chippindale  et.  al., 2009: 197

[40] Brittanica[web], 2012

[41] Ucko, 1995: 26

[42] McGuire,  1994:  33

[43] Hodder,  1991:  68-72

[44] Brittanica  [web],  2012

[45] Spriggs, 1984: 160

[46] Chippindale  et.  al., 2009: 113

[47] Harris,  1994:  65

[48] Chippindale  et.al.,  2009:  188

[49] McGuire, 1994: 34

[50] Hodder, 1991:57

[51] Barone et.al, 2015: 21

http://gorgondergisi.org/category/gorgon-e-dergisi/gorgon-dergisi-2-sayisi/2-sayi-yazilari/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir