Astronotun Uzay Sofrası

(Bu yazı Gorgon Dergisi’nin 7. sayısında yer almaktadır.)

Yazar: Yağmur Güvenç

Uzay belki de hiçbir zaman büyük bir bilinmez olmadı. Araştırmacılar için “bir gün keşfedilecek” yani bir gün bilineceğinden emin olunan bir gelecek planıydı. Uçsuz bucaksızlığının verdiği açık bir satır arası olarak cümleye devam etmeyi kolaylaştırdı. Zaten bir tutam belirsizlik olmasa, bizi ne belirtmiş olacak?

Belirlenmişliğin anıtı olan muhteşem uzayda astronotların gündelik yaşamı da incelenmeye değer bir konu oldu. Bir klein şişesini andırırcasına, dışarıda içerideki hayatı yaşayabilen bir komşuya benziyor astronotlar. İnsanın uzay halindeki yeni kılığı olan astronotların olası bir uzay seyahatinde nasıl yaşayabildikleri de merak ediliyor.

Yaşamın sürdürülebilmesinin temellerinden biri olan besin konusu devreye giriyor. Astronotlar ne yiyor? Ayda piknik yapılır mı?

Sosyolog Jack Goody karşılaştırmalı sosyoloji çalışmasında “Yemek ve yemek yeme sosyolojisinin en temel odağı hazırlama ve tüketim sürecidir.” derken, dünyanın malzeme, malzemenin yemek haline gelmesindeki en önemli etken olan alet kullanımına da atıfta bulunuyordu. Hayvanı kesen bıçak, hayvanı et haline getiren ateş, tava ve tabak, onu yenebilir kılan çatal sayesinde biz yemekten ve yemek yemekten bahsediyoruz. Uzayda yemek yeme ritüelinden bahsettiğimiz zaman da yemeği muhafaza etme ve yeme mekanizmasının kompaktlığı fark ediliyor. Aslında yemeğin yemek olarak kalması ve yenilebilir hale gelmesi için geçilen süreç görülüyor.

Yukarıdaki görselde Gemini uzay uçuşlarında bir astronotun sofrasını görüyoruz; dondurularak kurutulmuş yemekler, vakumlu paketler ve onları açmak için su tabancasıyla makas. Bir astronot her gün kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeğinden oluşan toplam üç öğünle beslenir. Kişiden kişiye farklılıklar olsa da bir kadın astronotun ortalama 1900 kalori alması önerilirken bir erkek astronotun 2,500’den fazla kalori alması önerilir.

Apollo uçuşlarında ise günlük alınması gereken kalori miktarı artmıştır. Ayrıca ekipmanlar da geliştirilmiştir. Termo-stabilize hindi ve et suyu, renklerle kodlanmış paketler, kaşık, acil durum yemek sistemi dedikleri bir yemek musluğu ve içme cihazı içerir.

Astronotlara kimi zaman asker gözüyle bakarız. Aslında uzay şartlarına uyumlu olmak için giydikleri kostümler onların üniformaları gibidir. Tarihte uzayda yemek yiyen ilk Amerikalı astronot John Glenn ve ekibi, 1962’de Friendship 7 uçuşundayken bir tüp içinde biftek ve çeşitli sebzeler yemişlerdi. O zamana kadar bilinmediği için merakla sonucu beklenen yemek yeme ve sindirim gibi aşamalara ilişkin hiçbir sorun yaşamadıkları kaydedilse de yemekleri lezzetli bulmadıklarını belirtmişlerdir.

1975’e kadar olan süreçte, örneğin Skylab programında, dondurulmuş veya alüminyum konservelenmiş yemeklerin içinde dondurma çok sevilmişti. Ananaslı kek, portakal ve üzüm suyu, puding gibi seçenekler de astronotlara sunulmuştu. Onlar aralarından istediklerini seçebiliyorlardı.

1975’te Apollo-Soyuz test uçuşunda ise Amerikalı astronotlara Sovyet tatları takdim edildi. Amerikan astronotları Thomas P. Stafford, ASTP mürettebatı ve komutanı  Donald Slayton, iki ülkenin araçları tarihi bir buluşmaya katıldıktan sonra Sovyet Soyuz uzay aracını ziyaret ettiğinde Sovyet mürettebatları ile birlikte bir kamaraderie yani dostluk sembolü olarak görselde de görüldüğü gibi üzerine votka etiketleri yapıştırılmış pancar çorbası tüplerini ellerine aldılar.

Yeni araştırmalar sürdürüldükçe yapılan deneylerde astronotların bağırsaklarında iyi bakterilerin sayısının azaldığı gözlemlendi. Bu değişim mikro yerçekiminden kaynaklanıyordu. İronik olarak, yerküreden uzakta yerküreye ait bakteriler, astronot hala bir insan olmayı sürdürse de, yok oluyordu. Bu sebeple Lactobacillus GG isimli bir probiyotiğin uzay menüsüne eklenmesi önerildi. Peki atıklarda üreyecek mikroplar nasıl engelleniyordu? Bu ihtimale karşın yiyecekler yenildikten sonra, bakteri üremesini önlemek için pakete küçük bir tablet yerleştirilirdi.

Sonuç olarak görülüyor ki, kültür beşeriyetin bir davranışıdır. İnsan uzaydayken ona beşeri denebilir mi? Yani dünyevi? İnsan, ayağını yere basacak doğal koşullardan muzdarip olduğunda evine yuva diyebilir mi? Yoksa hepsi geçtiğimiz haftalarda görüntüsü tasarlanan karadelikte kaybolup gitmeye mahkum mu kalırlar? NASA’nın 2023 yılında Mars’a gidiş için planladığı seyahate “şakacı astronot” araması da, beşeri aklın yuvadan uzaklaşmasını önlemek için mi acaba? Unutmayalım ki Mars hala Dünyamıza tam 225 milyon km uzaktadır.

Yazıda bahsedilen görsellere ve yazının kaynakçasına Gorgon Dergisi 7. sayısından ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir