Aydınlanma Rasyonalliği Yeterli Değil: Yeni Bir Romantizm’e İhtiyacımız Var

Enlightenment rationality is not enough: we need a new Romanticism

Yazar: Jim Kozubek[1]

Çevirmen: Naz İrem Güler

Sinirbilim, genellikle hakikate ön koşul olarak, ailemdeki akşam yemeği sohbetinin parçasıydı. Sanat hakkında konuşmak ister misiniz? Sinirbilim olmadan olmaz. Adaletle mi ilgilisiniz? Beynin taramasını çözümlemeden birinin akıl sağlığını yargılayamazsınız. Ancak, bilim düşüncelerimizi rafine etmeye yardımcı olsa da onun limitleri tarafından engelleniriz; matematik dışında, ne de olsa gerçekliğin hiçbir görüşü mutlak kesinliğe erişemez. Kusurlu teoriler, bizi sürekli yanlış yönlendirirken, gelişim daha derin bilgiye doğru ilerlediğimiz illüzyonunu yaratır.

Çatışma, aşırı sağcı aktivistlerin iklim değişikliğini, evrimi ve diğer güncel bulguları sorgulamalarıyla birlikte bu çağın anti-bilimiyle alakalıdır. Steven Pinker Enlightenment Now (2018) kitabında, ana akım bilginin ve sanatın içinden bilimde ikinci bir saldırıyı tanımlar. Ancak bu gerçekten kötü mü? 19. yüzyıl Romantizm’i, Aydınlanma ile boy ölçüşen ilk akımdı -ve çevrecilik (environmentalism)[2], sofuluk ve vicdanın ahlakî kullanımı gibi alanlarda hâlâ etkilerini görüyoruz.

Yeni Aydınlanma çağımızda, Romantizm’e tekrar ihtiyacımız var. Politics and Conscience (1984) konuşmasında ufuktaki bacaları ve fabrikaları tartışan Çek muhalif Vaclav Havel nedeni açıkladı: “İnsanlar doğayı açıklayabileceklerini ve fethedebileceklerini düşündüler -fakat onu harap ettiler ve kendilerini onun mirasından mahrum ettiler.” Havel endüstriye karşı değildi, o sadece çalışma ilişkilerinden ve doğanın korunmasından yanaydı.

Meseleler sürüp gidiyor. GDO’lu tohumlar ve su ürünleri yetiştiriciliğinden besin zinciri üzerinde kontrol sağlama iddiasına, gen mühendisliğinden biyosilahlar için geliştirilen askeri stratejilere; güç, hayatın temel alanları üzerinde patentler ve mali kontrol yoluyla elde edilir. Fransız filozof Michel Foucault, The Will to Knowledge kitabında[3] (1976) bu tür ilerlemelere “bedenlerin boyun eğmesini ve nüfusların denetimini sağlamaya yönelik teknikler” şeklinde atıfta bulunmuştur. Bu yeni mücadele alanında, kazananlar ve kaybedenlerle beraber, mantıken sadece bazı halklar bunun karşısında olacaktır.

Bize kelebek kanatlarının renkleriyle oynama[4] ve insanların kalıtsal genetik kodlarını değiştirme becerisi veren gen-düzenleme aracı Crispr-Cas9[5] aracılığıyla şu anda hayatı kontrol etmeye yönelik yeni bir devrimin eşiğindeyiz. Ahlaki meselelerle dolu bu bilinmez mecrada, bilime duyulan aşırı inanç batağına sürüklenerek gafil avlanabilir ve insanlık algımızı ya da insan haklarına olan inancımızı kaybedebiliriz.

Bilim, aşı ve iklim politikası gibi değerler hakkında bilgilendirmelidir ancak tüm değerleri belirlememelidir. Örneğin, biyologlar yeni ilaçları, sektörü göz önüne alarak yüksek ücretle vermektedirler; görmeyi düzeltecek gen terapisi için 850.000$, genetik olarak düzenlenmiş kanserle savaşacak ilk bağışıklık sistemi T hücresi için 475.000$, üretim maliyeti yaklaşık[6] 25.000$ olmasına rağmen, ABD’deki ortalama gelirin 8 katıdır. İlaç mı yoksa dolandırıcılık mı? Buna bilim insanları değil insan hakları savunucuları karar vermelidir.

Bilimin piyasa güçlerinin acımasız oyunu ve patent kontrolleri haline gelmesiyle birlikte, aramızdaki şüpheciler ve Romantikler bu duruma müdahil olmalıdır ki; biz zaten öyleyiz. Yeni doğanlar için ücretsiz genom dizilimi sağlayan bir çalışmada, ebeveynlerin sadece %7’sinin katılmak istemesi halkın sigortacılar, ticari kuruluşlar ve devlet kurumları tarafından verilerin nasıl suistimal edilebileceği konusunda temkinli olduğunu düşündürmektedir. Pinker’ın bozulmaya karşı çözümü, seküler hümanizm ve finansal baskılar karşısında gereksinime göre iş yapan bir konsept ile bilime yatırım yapmaktır. Fakat böyle bir iyiliksever ruh için teknoloji uzmanlarına güvenebilir miyiz? Şu anda, biyoteknolojide sadece piyasanın kuralları geçerli. Günümüz Romantiklerinin bilimin kendisinden değilse de, bilim insanlarının niyetleri konusunda kaygılanmakta haklılar.

Romantizm’in hayat veren gücü, bilimin ilerleyişi ve bilimciliğin –kanıtların izin verdiği her şeyin ötesinde bilimin göze çarpan, ticari, yüzeysel manipülasyonu–  yükselişine karşı insanlığı yüceltmesidir. Galileo’nun evrenindeki adem-i merkeziyetçi konumumuzu kabul eden Romantik sanatçılar, doğanın genişleyen perde arkasındaki –düzenleyici bir prensip olarak bilimle doğal dünyanın esrarengiz gizemleri arasındaki gerilimi vurgulayan inanılmaz bir enginlik–  insanları küçük resmettiler. Harvard Üniversitesi’nden bilim tarihçisi Steven Shapin’e göre, bizim bilimden modern büyülenişimiz bu gerilim ile huzursuzluktan kaynaklanır -ya da belki hiçbir şey artık o kadar önemli olmadığı için, en azından bilim öyle olmalıdır. “Yeniden dirilen bilimcilik”, 2015’te yazdığına göre,  “ayrılıklarına eşlik eden halsizlik semptomundan daha çok var olan ve olması gereken arasındaki ilişkiden kaynaklanan problemlerin daha az etkili bir çözümüdür.”[7]

20. yüzyılın endüstriyelleşmesi Romantizm’in sonunu getirdi fakat bunun bitişiyle iç gözlem gücünü ve aslında kişisel vicdan ve sorumluluğu kaybetme riski altındayız. Romantizm’i simgeleyen atmosfer -doğanın insan mantığının baskınlığının ötesinde var olması- faal tefekkür ve vicdandır. Evrim doğrudur ve bilim anlamlıdır fakat bilimin gösterdiği dilbaz ve çıkarcı öngörüler hepimizi tehlikeye sokar.

1817’ye gittiğimizde, şair John Keats bu belirsizliği ve kuşku hissini sürdürme becerisine “negatif kudret”[8] adını vermiştir. The Will to Believe (1896)[9] dersinde psikolog William James: “Bilimsel mutlâkiyetçiler hayatlarımızı düzenliyormuş gibi yaparlar” diye yakınmış ve karşıt görüşünü “Bilim bu gerilimi, düzenli bir teknik biçime; onun sözde kanıtlama metoduna yerleştirdi ve bu metoda o kadar derinden bağlandı ki, herhangi biri kendi başına hakikatin kendisini önemsemeyi tamamen bıraktığı bile söylenebilir”

Gerilim devam ediyor. İki grup arasındaki en büyük çekişme, bilim ve dini kurumların gücü arasında değil aksine doğaya ilkel bağlılık ve bilimsel kuruluşlar arasındadır. Romantizm’in öldüğünü söyleyen birçok kişi vardır. Fakat Romantizm ve asıl Aydınlanma neferleri arasındaki gerilim tekrar yükseliyor. Bilimsel inceleme doğanın eksiksiz bir resmini tamamen oluşturmakta başarısız olduğu için, her şeyin teorisi başarısız olmaya devam ettiği ve bilim distopyan gerçekliklerle -gen mühendisliği ve ilaca ve medikal bakıma eşit olmayan erişim vasıtasıyla olan neo-öjenik[10] gibi güvenilmez alanlarla- sömürüldüğü için kültürel bir yeniden uyanışa -bir çeşit Romantizm’in doğuşuna- maruz kalıyoruz.

Öyle ki, bilimsel nitelikteki kurumsal otorite, bir paradigma hâline geldiği için bir karşı kültüre sahip olmalıdır.

Gorgon’un Çeviri ve Düzenleme Esnasında Yararlandığı Kaynaklar

Barış Özkul, Cemal Süreya, Birikim Haftalık, 15 Mart 2015.

Caudwell, C., Ölen Bir Kültür Üzerine İnceleme, çev. Müge Cürsoy Sökmen ve Ali Bucak, Metis Yayınları

Çetintaş, V. B., Kotmakçı, M., & Kaymaz, B. T. (2017). Bağışıklık Yanıtından Genom Tasarımına; CRISPR-Cas9 Sistemi/From the Immune Response to the Genome Design; CRISPR-Cas9 System. Türkiye Klinikleri. Tip Bilimleri Dergisi, 37(1), 27.

Foucault, M. Cinselliğin Tarihi, Çev. Hülya Tufan, Afa Yayınları, 1986

Çevirmenin Kitap Önerisi:

Sandra Blakeslee, V. S. Ramachandran, Beyindeki Hayaletler: İnsan Zihninin Gizemlerine Doğru. Çev. Levent Öztürk, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2014.  

Yazının Orijinali İçin:

Aeon

Redaksiyon: Arman Tekin

Editör: Serkan Alpkaya


[1] Cambridge, Massachusetts merkezli bilim yazarı ve sayısal biyolog. Diğerlerinin arasında yazıları The Atlantic, Time and Scientific American’da yayınlanmıştır. Son kitabı Modern Prometheus: Editing the Human Genome with Crispr-Cas9 (2016). (çn)

[2] Çevreye zararlı insan faaliyetlerinde değişiklik yaparak, doğal çevrenin kalitesini iyileştirmeyi ve korumayı amaçlayan etik ve politik bir harekettir. (edn)

[3]Michel Foucault’un “Histoire de la sexualite I: La Volonte de savoir” eseri Türkçeye “Cinselliğin Tarihi” adıyla ilk olarak 1986 yılında Afa Yayınları ile kazandırılmış ve 2003 yılında Ayrıntı Yayınları tarafından yeniden yayımlanmıştır.

[4]https://www.nature.com/news/crispr-reveals-genetic-master-switches-behind-butterfly-wing-patterns-1.22628

[5] Hücreye giren her yeni virüsün DNA parçaları “Crispr” adı verilen birbirini kendi içinde tekrarlayan dizilimin içinde kaydedilir. Cas9 ise bir protein olarak virüs DNA’sına bağlandıktan sonra virüs DNA’sını parçalayarak etkisiz hale getirmektedir. Bu savunma sisteminin çözümlenmesi, bugün Gen Mühendisliğinin geldiği nokta açısından önemlidir. Çetintaş ve diğ. 2017

[6] https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27068936

[7] http://bostonreview.net/steven-shapin-scientism-virtue

[8] Bu terimin İngilizcesi “negative capability”dir. Çeviri aşamasında terimi alışılagelmişe uygun olarak “negatif kudret” olarak düzenledik. Bu konuda yararlandığımız yazı: Barış Özkul, Cemal Süreya, Birikim Haftalık, 15 Mart 2015. (rdn)

[9]Türkçeye “İnanma İstenci” olarak yerleşmiştir. Makalenin yazarı şu linki paylaşmıştır: https://www.mnsu.edu/philosophy/THEWILLTOBELIEVEbyJames.pdf (edn)

[10] İnsan dölünü düzenleme ve iyileştirme anlamında Gallon tarafından 1869 yılında önerilen terim. Sosyo-biyolojik öjenik bilimi, her zaman kalıtımsal açıdan üst sınıfların üstün değerini kanıtlamak için kullanılmıştır. (Kaynak: Christopher Caudwell, Ölen Bir Kültür Üzerine İnceleme, çev. Müge Cürsoy Sökmen ve Ali Bucak, Metis Yayınları, s. 339. 2002.) (edn)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir