Aylak Adam C’nin Ağaç Dalı Kompleksi

Yazar: Safa Enis Sağlık

Kategori: Edebiyat İncelemeleri & Gorgon Kültür

Edebiyatımızda, birey psikolojisine yönelik yapıtlarıyla önemli bir yere sahip olan Yusuf Atılgan’ın çağdaş insanın en mühim meselelerinden biri sayılan psikolojik yabancılaşma konusunu işlediği, 1959 yılında yayımlanan ve “Kış”, “İlkyaz”, “Yaz”, “Güz” olmak üzere dört bölümden oluşan “Aylak Adam” adlı romanında, bir yaşındayken annesini kaybetmiş ve bu yüzden teyzesi tarafından büyütülmüş, hazır yiyen, aylak, bir işi olmayan fakat hayata tutunacak bir dal arayan ana kahraman C’nin, çocukluk anılarının etkisiyle toplumsal yaşamdan soyutlanışı ve psikolojik yabancılaşma süreci anlatılmaktadır.

Yusuf Atılgan’ın aylak adamı C’nin sosyal izolasyona sürüklenişindeki temel nedene bakıldığında, bunun, tiksinti duyduğu baba figürü olduğu aşikardır:

Ama o yapmıyordu; soymayacaktı kadını. Sağ bacağını büküp dizini kaşıdı. Babasına benzemekten korkuyordu. Çocukluğunda, eski evde sık sık hizmetçi değişirdi. Bazı geceler kesiliveren bağırmalar, fısıltılar, somya gıcırtıları duyardı. (…) On yaşındaydı. Kadınlığı, erkekliği biliyordu. Eskiden beri, belki teyzesi yüzünden, hep iğrenirdi babasından. (Atılgan, 1959/2016, s. 12)

C’nin benzemekten korktuğu, zengin bir komisyoncu olan baba, kadın düşkünü bir tiptir. Evde sürekli değişip duran hizmetçilerle cinsel birliktelikler yaşayan baba, C için öyle olmaktan korkulan distopik bir figür niteliğindedir ve bu korku C’nin kadınlara duyduğu ilgiden dolayı kendini suçlamasına ve ikili ilişkilerinde problemler yaşamasına neden olmuştur. Annesiz büyümüş olan C’nin babasından nefret etmesindeki ve “Babam adamsa ben olmayacaktım.” (Atılgan, 1959/2016, s. 122) demesindeki en önemlisi sebep ise babasının gerçek sevgiyi  -C’ye annelik yapan Zehra Teyze’sini- onun elinden almış olmasıdır. Tanık olduğu bu an C’ye ömrü boyunca taşıyacağı bir iz bırakmıştır:

Babam bir koluyla teyzemin etekliğini kaldırıp sarmış, öteki eliyle çıplak bacaklarını okşuyordu. “Zehra, şu bacakların yok mu?” dedi. Çevrem kararır gibi oldu. Fırladım. Üstlerine atıldığımda bacaklar hala çıplaktılar. “Bırak onu, bırak!” diye bağırdım… Elini ısırdım. “Uyy anam!” dedi. Dişlerim acıdı. Birden sol kulağıma yapıştı. Pis, yakıcı bir acı duydum. (…) Kafamdaki ses durmadan, “Kulağı yırtıldı,” diyordu. Kulağı yırtıldı, kulağı yırtıldı, kulağı yırtıldı… (Atılgan, 1959/2016, s. 122)

C’nin büyük bir yalnızlığa ve toplumsal yaşamdan soyutlanmaya sürüklenişindeki ana faktörün babası olduğu ve bu faktörü unutmasının mümkün olmadığı, eser boyunca “Kulağını kaşıdı.” cümlesi birçok kez tekrar edilerek okurlara hatırlatılmaktadır.

Bu yaşananlar ile birlikte C, babasının karşısında kendini güçsüz ve zavallı hissetmiş, yukarıda bahsedildiği gibi ona benzemekten korkmuştur. Bu durum C’nin bilinçaltında, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler’in bireysel psikoloji disiplini bağlamında değindiği üstünlük arzusunu doğurmuştur. Bu üstünlük arzusu, Adler’e göre insan davranışlarının temelini oluşturan iki ana güdüden biridir: Aşağılık kompleksi ve üstünlük arzusu. Başka bir deyişle, birey hareketlerinin tümü, ya temelde bilinçdışı kalmış aşağılık kompleksinden kurtulma amacı yatan hareketlerdir ya da yine bilinçaltında oluşan -ister olumlu ister olumsuz- öne çıkma, üstünlük sağlama amacı ve isteğiyle yapılan hareketlerdir. Her iki faktör de bireyleri kusursuzlaşmaya itebileceği gibi, saldırgan ve kötümser bir ruh haline de bürüyebilir.

İşte C de, istenç dışı gelişse dahi, babasının kendisi üzerinde kurduğu üstünlüğü arzulamış ve buna koşut olarak, yaşı ilerledikçe babasına benzemiştir: “Çocukluğumda ona benzememek kolaydı. ‘Bıyık bırakmıyacam’ ‘Komisyoncu olmıyacam’ demek. Çıplak bacaklı kadın düşleri başladığı zamanki umutsuzluğum! Hiç kimse erkek yaratılmanın azabını benim kadar çekmemiştir.” (Atılgan, 1959/2016, s. 123). Kendi ağzından çıkan bu cümlelerden anlaşılmaktadır ki o, nefret ettiği kişiliğe, yani babasına benzemekten kaçamamış ve bu benzeyişi kabullenememesiyle psikolojik yabancılaşmaya sürüklenmiştir:

Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben ‘ağaç dalı kompleksi’ diyorum. Genç hastalığıdır. (…) Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako’yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.(Atılgan, 1959/2016, s. 127)

Yusuf Atılgan’ın, hala tutamak olarak gördüğü gerçek sevgiyi arayan aylak adamı C, hikayenin sonunda hep öteye öteye uzayan o dal konumuna gelmiştir. Gövdeden ayrılma eğilimi gösteren o dal; aykırılığın, sosyal izolasyonun ve psikolojik yabancılaşmanın temsilidir.


Yararlanılan Kaynaklar

Adler, Alfred. (2015). Bireysel psikoloji. (A. Kılıçlıoğlu, Çev.) Say Yayınları.

Atılgan, Yusuf, (2016), Aylak Adam, YKY.

Editör: Gülcan Adar


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir