Basit Şarkılar: Virginia Woolf ve Müzik

Çevirmen: Şeyma Nur Demiröz

Bu Makalenin / [  Simple Songs: Virginia Woolf and Music  ] orijinaliThe Public Domain Review'a aittir.  Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 lisansıyla korunmaktadır.

Geçtiğimiz yıl, dünyadaki birçok ülkede Virginia Woolf eserleri halka açık hale geldi.  Bunu kutlamak isteyen Emma Sutton, Woolf’un “A Simple Melody”[1] adlı öyküsünü ve de yazarın “hakikate en yakın şey” olarak tanımladığı müziğin onun üzerindeki etkisini yakından inceliyor.

Mektuplarından ve günlüklerinden de anlaşılabileceği üzere müzik; Virginia Woolf ve çağdaşları için sosyal hayatın çok önemli bir parçasıydı ve Woolf’un güldürü yazarlığının en iyi örnekleri bu durumları anlatırken açığa çıkıyordu. Bir divanın şarkısını hiddetle seslendirmesi, bir piyano sonatının yavaş hareketi esnasında tombul Clive Bell’in[2] yeleğinden fırlayan düğme veya Covent Garden’ın[3] merdivenlerinden gürültülü ama bir o kadar da şaşırtıcı derecede umarsızca inen yaşlı bir adam gibi müzisyen ve dinleyicilerinin başına gelen aksilikleri büyük bir coşkuyla yazıya aktarıyordu.

Bu eylemlere hâkim olan toplumsal beklentiler, aldatmacalar ve rol yapmalar onda merak uyandırıyor ve zekâsının sivrilmesine yardım ediyordu ama müzik yalnızca bir kaba mizah veya toplumsal hiciv malzemesi değildi. Müzik, aynı zamanda Woolf’un siyasi görüşleri üzerinde merkezi bir rol oynamış; feminizm ve cinsellik, savaş karşıtlığı ve evrensellik, sınıf ve antisemitizm hususundaki anlayışına ve tasvirlerine yön vermişti. Düz yazıları üzerinde gerçekleştirdiği biçimsel deneylere de yine müzik ilham kaynağı olmuştu. Woolf, getirdiği yazınsal yeniliklerin birçoğunu müzikten öğrenmişti; örneğin karakterlerinin dile getirilmemiş duygu ve düşüncelerine ses vermek amacıyla kullandığı, bir hikâye anlatıcısından diğerine geçme tekniğini Wagner’in operalarından öğrenmişti.

“A Simple Melody” (1925) isimli kısa öyküsü, Woolf’un müziğe olan yoğun ilgisini ve müziğin eserlerindeki yankılanan ama bir o kadar da mütevazı yerini çok iyi bir şekilde özetler. Hikâyede ana karakter, bir parti esnasında yaşadığı hoşnutsuzluğu, duvarda asılı olan bir manzara resmini inceleyerek gizlemeye çalışmaktadır:

“En azından Bay Carslake tablonun çok güzel olduğuna inanıyordu zira tablo, görebileceği bir köşede dikilerken, zihnini yeni baştan düzenleyip sakinleştirecek bir güce sahipti. Sanki hislerinin geri kalanını -ve böylesi bir partide nasıl da dağınık ve allak bullak haldeydiler- ölçülü kılıyordu tablo. Sanki etraftaki insanlar kumar oynayıp, yerlerde yuvarlanarak küfürleşirken, yankesicilik yaparken, boğulanları kurtarırken ve hayret verici fakat bir o kadar da gereksiz yetenek gösterilerini sergilerken; bir kemancı sessiz bir İngiliz şarkısı çalıyor gibiydi. O ise böyle bir performans ortaya koymaktan çok uzaktı.”

İletişim zorluğu ve dile getirilmeyen sözlerin önemi, Woolf’un bu kısa tasvirinin ana fikri olarak karşımıza çıkıyor. Bu, dil ve iletişim hakkında bir hikâye. Partideki konukların arasındaki sohbetin kısıtlanması ve duygularını ifade edebileceği yeni yalın kelimeleri bulmakta zorlanması, Bay Carslake’in canını sıkıyor. Bir kır tablosuna baktığı sırada, arkadaşlarıyla beraber onun üzerinde yürüdüğünü hayal etmesiyle kibar hoşbeşlerin yerine açık havada yapılan sohbetlerle birlikte gelen samimiyet ve sınıfsal eşitliğe duyduğu özlemi dile getirmektedir.

“Neden tamı tamına bir saat boyunca kendi alışkanlıklarından söz etmesinler ki ve her biri de bunu hiç zorlanmadan yapacaklardır, böylece kendisi veya Mabel Waring veya Stuart; Einstein’ı açıklamak veya bir görüş bildirmek -belki de oldukça kişisel şeylerden bahsetmek- istiyordu, zira bunlar gayet doğal karşılanırdı.”

Ana karakterin çalan şarkı ve manzara arasında kurduğu bağlantı; müziğin ve açık alanda gerçekleştirilen sohbetlerin, gündelik dilden daha ideal bir iletişim yolu olduğu fikrini vurgulamaktadır. Bu fikir, Woolf’un eserlerinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Müziğin bütüncül bir ifade biçimi, yazının ulaşmak veya taklit etmek istediği bir model olduğu düşüncesi, Woolf’ta büyük bir merak uyandırmıştı lakin bu düşünceye karşı mesafesini korumuştu. Burada, Bay Carslake’in tabloyu eski bir İngiliz şarkısına benzetmesi; müziğin dışavurumculuğunu ve dinleyiciler üzerinde geçici bir denge hissi sağlama yetisini övmekle kalmıyor, aynı zamanda İngiliz halk şarkıları ve doğa manzaralarını konu edinen çağdaş milliyetçi edebiyatı ve Rönesans dönemi İngiliz müziği bestecilerinin ilk eserlerini akla getiriyor. Bay Carslake, yakın zamanda İngiliz halk şarkılarının çalındığı ve askeri bir geçit töreninin gerçekleştirildiği İngiliz İmparatorluk Sergisi’ne[4] katıldığını fakat sergiyi oldukça yorucu ve başarısız bulduğunu dile getiriyor. Bu gülünç detayların milliyetçi ve askeri şarkıların etkisini azaltması; Bay Carslake’in da tıpkı Woolf gibi bu şarkılara nefret duyuyor olmasıyla açıklanabilir. Bay Carslake’in, müziğin dinleyiciyi daha dengeli kıldığına olan inancı; Woolf’un aynı dönem romanı Mrs Dalloway’de gazilerin savaş sonrası travmalarını tedavi etmeye çalışan duygusuz doktorların sarf etmiş olduğu sloganvari cümleleri akla getiriyor. Müziği, iletişim ile alakalı fantezilerine rahatsız edici bir bakış açısı getirmek için kullanıyor: Bay Carslake’in “tüm insanlığın özünde çok basit ve aynı olduğuna inanma” arzusu, kendisinin de kısmen farkında olduğu gibi kabaca indirgeyicidir ve başkalarıyla gerçek bir bağ ve empati kurabilme isteğini göstermektedir.

Müziğe yapılan göndermeler aynı zamanda Woolf’un; karakterinin iç dünyasının yalnızca dolaylı yoldan ifade edilebilecek taraflarını zenginleştirmesine imkân vermiştir. Hikâye Bay Carslake’i; uşağına duyduğu ilgisi arkadaşlarının kafasında farklı fikirlere yol açmış “garip bir adam” olarak tanımlayarak, müzik ve eşcinsellik arasında yapılan çağrışımın altını çiziyor. Bu detaylar, partideki konuşmalarının ya da insan türdeşliği konusundaki zalim isteğinin düşündürdüğünün aksine oldukça sıradışı bir özel hayatı olduğuna işaret ediyor. Müziğin buna benzer kullanımları, Woolf’un diğer eserlerinde de karşımıza çıkıyor. The Voyage Out isimli ilk romanında Virginia Woolf, gün geçtikçe büyüyen feminizmiyle münasebetini arttırarak, ana karakterine kadınların çalmasının neredeyse imkânsız olduğu düşünülen Beethoven’in bir piyano sonatını çaldırır. Night and Day romanında Mozart’ın operalarına yapılan göndermeler, ataerkil toplumun gücünü; Jacob’s Room romanında ise Tristan’ın performansı, Edward dönemi İngiliz toplumunun savaş yanlılığı ve emperyal faaliyetlerini eleştirme amacı güder. The Years romanında; antisemitist görüşüyle nam salmış olan Wagner’in Siegfried operasına, Yahudi karakterlere daha çok sempati beslenmesini sağlamak amacıyla yer verilir.

1940 yılında kaleme aldığı ünlü bir mektubunda Woolf, kitaplarını yazmadan önce onları hep müzik olarak hayal ettiğini yazmıştır; günümüz eleştirmenleri onun eserlerinde yazıyla müzik arasında kurmuş olduğu ilişkiye dair saklı olan anlamları incelemeye başlamışlardır.  Her ne kadar müzik, Bloomsbury denilince en az ilgi çeken sanat dalı gibi gözükse de; Vanessa Bell’in bale için set tasarımcılığı yapması, Bell’in Duncan Grant ile beraber Londra’daki Leferve Galeri’si için yaptığı müzik odası resmi ve de müzikal terimlerin Roger Fry’ın sanat eleştirisinde çok önemli bir yer tutuyor olması, müziğin Woolf’un aile ve arkadaş çevresindeki önemini vurgulamaktadır. Woolf; T. S. Eliot, James Joyce, Gertrude Stein ve Katherine Mansfield gibi modernistlerin sahip olduğu “arabuluculuk” fikrini paylaşıyordu. 1899 yılında kaleme aldığı bir mektupta; onun için, edebiyattan daha çok müziğin “hakikate en yakın şey” olduğunu yazdığında o dönem yaşamış birçok insanın da fikirlerini seslendirmiş oluyordu.

Emma Sutton, St Andrews Üniversitesi’nde İngilizce bölümünde kıdemli eğitmendir. Müzik, güzel sanatlar ve edebiyat alanında büyük çapta eserleri yayımlanmış ve yayın yapmıştır. Kitapları ise şunlardır: Aubrey Beardsley and British Wagnerism in the 1890s (2002), Opera and the Novel (Michael Downes ile birlikte, 2012) ve Virginia Woolf and Classical Music (2013). Woolf’un ilk romanı The Voyage Out’un editörlüğünü Cambridge University Press için üstlenmektedir ve Leonard Woolf üzerine bir kitap yazmaktadır.

Redaksiyon: Arman Tekin

Editör: Büşra Erturan


[1] Virginia Woolf’un “A Simple Melody” adlı kısa öyküsü 2010 yılında Timaş yayınlarından “Virginia Woolf Bütün Öyküleri” adıyla çıkan kitapta “Basit bir Melodi” çevirisiyle yer almaktadır. Ancak buradaki “Simple” kelimesinin “Sade” kelimesi olarak düşünülmesi ve okuyucularımızın bu eseri “Sade bir Melodi” olarak değerlendirmesini arzu ederiz. (r.n.)

[2] Clive Bell, 1881 doğumlu İngiliz bir sanat eleştirmenidir. İçinde bulunduğu Bloomsbury grubu ve estetik teorisi “belirgin form” ile bilinmektedir. (r.n.)

[3] Covent Garden, Londra’nın tarihi sebze ve meyve pazarı ile ünlü bir semtidir. (r.n.)

[4] İngiliz İmparatorluk Sergisi, 1924-1925 yıllarında İngiltere’nin Wembley kasabasında yapılmış olan ve İngiltere’nin ekonomik rekabet içinde olduğu ülkelere karşı güçlü görünmek amacıyla yapılmış endüstriyel bir sergidir. (r.n.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir