Benim Gözümden Bilimkurgu

Benim Gözümden Bilimkurgu

Yazar: Drake T. Wolfgang (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 1. Sayısı’ndan yayınlanmıştır.)

İyi okumalar sevgili okurlar. Ben Drake T. Wolfgang. Elbette ki takma isim kullanıyorum. Gerçek ismim okuyacağınız yazı ya da yazılarla zerre alakalı olmadığı için kullanma gereği duymadım. Zaten ihtiyacınız da olmayacak.

Ben amatör bir metin yazarıyım ve senarist olarak adlandırılan kişilerden biriyim. Uzmanlığım yok. Uzmanlığa inanan biri de değilim. Sonuçta hayat devinim içerisindedir ve Upanişad’larda denildiği gibi “Önceden yıkanmış olduğun şu dere, şu an girdiğin zaman tekrar aynı olmayacaktır.” Sadece yazıyorum, bundan zevk alıyorum ve hayatımın tek ideası yapmaya çalışıyorum. Hepsi bu.

Bana kalpleri kadar temiz olan (sorgulanır bu durum) bu sayfayı ayıran yayın yönetmenimiz için bilimkurgu ve onunla ilgili bilgiler (sıkıcı değil) verip, tarihini (valla sıkıcı değil) anlatmaktır.

Şimdi sevgili okuyucular… (Şu an ve daha sonraki yazılarımda, bu kısmı bir radyo sunucusu havası ile okumanızı tavsiye ediyorum.) Bilimkurgu nedir? Yenir mi? İçilir mi? Banyosu yapılır mı? Sobada yakılır mı? Bunlarla başlayalım.

Bilimkurgu dediğimiz olgu sadece edebiyat değil, sanatın her köşesinde görebileceğiniz bir direktir aslında. Evet bildiğiniz direk. Hatta elektrik direği. Olmadı trafo! Neden? Şöyle ki üzerinde yaşadığımız, karmaşık olduğu kadar da basit görünen bu kara parçasının, teknolojik olarak gelişmesini sağlayan yegâne türdür. Diğer türlere nazaran, insanlara okuma-izleme ya da yazma açısından zevk vermesinden çok onları da geliştirmekte, bazı Angara Bebelerine; “hacı bu Star Wars denen zamazingoda böyle ‘vicuuv vicuuv’ diye salladıkları pıçaklar var. Onlardan yapabiliriz la bence biz!” dedirtmektedir. Keza bundan yıllar önce piyasaya çıkmış, Star Trek adlı filmde gördüğünüz o kendi kendine açılan kapılar çoktan icat edilmiştir. Hatta bazı alışveriş merkezlerinde insanı kanser etmektedir. Ancak konumuz bu değil!

Bilimkurgu denilen bu türün çıkış tarihi, her ne kadar Vikipedia ve onun türlerinde 2. yy olarak gösterilse de, aslen öyle değildir efenim! Bilimkurgunun tarihi mitolojilere kadar gider. Öyle ki aslında fantastik ürünün bir parçası olan Tanrı, kulunu bir araca bindirip uçurur. Ancak bunu kendisi değil, araç yapmaktadır. Araç burada büyülü olarak geçer. Şimdi biz ona uçak diyoruz veya herhangi bir kul, büyülü bir alet bulup bunu kullanır ve tanrılar zamanına döner. Her ne kadar şu an var olmasa da biz ona Zamanda Seyahat ve Zaman Makinesi diyoruz. Hayır efenim, düşünüldüğü üzere zamanda seyahat bir fantastik öğe değildir.  H.G Wells’e şikayet ederim hepinizi! Konumuza dönersek, Hint Mitolojisinde sık sık görebileceğimiz uzaktan görme, farkına varma mevzusu bilimkurguya örnektir. Bunu da şöyle bağdaştırayım; Hint Mitolojisinin demir başı olan Ramayana destanında; karısı illet-pislik-lanet-haysiyetsiz Ravana tarafından kaçırılmış olan Rama, uçabilen ve dev gibi olan Maymun Hanuman adlı tanrıdan yardım ister. Evet, Maymun. Ama konumuz maymun değil. Konudan sapma çocuğum. Burayı dinle! Neyse efenim, bu Rama ister ki sevdiğinin yerini görsün, Hanuman da boş durur mu? Çotanak! diye gösterir Sita’nın yerini ona. Her ne kadar bu durum Tanrı gibi fantastik öğeler içeriyor olsa bile, Rama’nın karısının yerini ve kendisini uzaklardan görmesi ve seyretmesi bilimkurgu parçacıkları da taşır. Keza şu an bizim yaptığımız görüntülü konuşma ya da üzerinde çalıştıkları Hologram sistemi de bu parçacıklar içerisine dahildir. Önemli kişilerden ve yazılı metinlerde geçen tarihlerden bahsetmeden önce bu duruma değinmek istedim. Öyle ki eğer bir bilimkurgu sever iseniz, mitolojileri hatim etmeniz şarttır.

Bilimkurgu tarihine ve kişilerine başlamadan önce bazı konulardan da dem vurmak istedim. Bunlardan biri sık sık sorulan sorulardan bir tanesi. (Bana daha soran olmadı ama neyse. Bir ara sorunuz lütfen. Tatmin edilmesi gereken bir egom var! Hıh!)

Fantastik ile Bilimkurgu arasındaki fark nedir? Şudur:

Bilimkurgu, olabilecek ya da olmuş olayları, bugün sahip olmadığımız bilim ve teknoloji unsurlarla yaşamaktır. (İşte efendime söyleyeyim. Lazer atan silah olsun, ışınlanma olsun, uçan araba olsun vs.)

Fantastik olgu ise olayların, asla yaşayamayacağımız ya da sahip olamayacağımız özelliklerle yaşanmasıdır. (Ağzından ateş çıkartma, burnundan nitrojen sümkürmek, tırnaklarında cücelerin yaşaması gibi.)

Bilimkurgu kaça ayrılır? Niye ayrılır? Boşanmışlar mıdır? Bilim, kurgudan nafaka alacak mıdır? (Tamam bu espri iğrençti kabul. Ama aklıma başka bir şey gelmedi.)

Bilimkurgu birkaç dala ayrılır. Tam sayısını bilimkurgu fanları ya da yazarları da verememektedir. Çünkü her geçen gün bilimkurgu ile ilgili yeni türler ortaya çıkmakta, daha önce bilimkurgu içerisinde var olan etmenlerin hepsi değişmektedir. Ancak bunları şöyle özetleyebiliriz;

  • Katı Bilimkurgu: Adı yanıltmasın. Maddenin hali gibi bir şey değil. Daha çok içeriği ile ilgili. Öyle ki, işlenen konu eğer kimyevi bir olay barındırıyorsa kimyaya, fizikle ilgili ise fizik kanunlarına, astrofizik gibi bir konu ise astrofiziğe olabildiğince bağlı kalmaktır. Yani işlenilen konuda, ölçülebilir olan bu birimlerin detaylarına kadar verilmesi gerekmektedir. Üstün körü bir bilimden ve onun kurgusundan bahsedemez. Hiçbir zaman olamayacak şeyleri içeremez. Örneğin; Karakter bir sıvıyı içip inanılmaz güçlenebilir. (Bazı uyuşturucular ve adrenalin buna örnektir.) Ancak sıvıyı içtikten sonra kurbağa olamaz.
  • Sosyal Bilimkurgu: Bunu sadece ‘George Orwell 1984’ diyerek anlatabilirim sanırım. Eğer okumadıysanız daha geniş bir anlatıma geçeyim. Sosyal Bilimkurgu psikoloji, sosyoloji ya da antropoloji gibi bilim dallarını esas alan çalışmalardır. Ütopik ya da Distopik dünyalar bu alanın kollarından biridir. Ütopya denilen olgu, en kısa haliyle her şeyin mükemmel olduğu dünyadır. Distopya ise hiçbir şeyin iyi olmadığı, herkesin-her şeyin ezildiği, yozlaştığı ya da yok olduğu dünyadır.
  • Sibernetik/Siberpunk Bilimkurgu (Cyberpunk): Daha çok çevrede bunu Cyberpunk olarak duyar ya da okursunuz. İsmini Bruce Bethke’nin ‘İnanılmaz Bilimkurgu Hikayeleri’ dergisinde bulunan Cyberpunk adlı hikayeden alır. Cyberpunk’ı ayırt etmek diğerlerine nazaran oldukça kolaydır. Çünkü dünya genelde distopik bir ortamda geçmektedir. Herkes ağzına kadar teknolojiye gömülmüştür. Her olay, durum ve kişiler teknoloji ile iç içedir. Hatta Cyborg olarak adlandırılan kişiler dahi olabilir. Bu dalın en önemli özelliklerinden diğeri de ön planda hükümetlerden çok şirketler vardır. Çünkü içlerinde bulundukları hayata onları şirketler hazırlamıştır. Konularda genellikle bu şirketlerle ilgilidir. Karakter ya o şirketin teknolojisi ile yozlaşmıştır. Ya o şirkete karşıdır. Ya da o şirketin elemanıdır. Tabii ki bu bir genellemedir.
  • Zamanda Yolculuk: Geldik çoğu kesimin buna “Abisi bu fantastik. Bilimkurgu değil! Zaman yolculuğu mümkün değildir. Olmayacaktır ya!” dediği konuya. Bu kol en komplike yani en karmaşık kollardan biridir. İçinde yüzlerce soru işareti barındırır. Bu fikrin babası hadi olmadı amcası H.G.Wells’tir. Zamanda Yolculuk kavramı daha önceki zamanlarda da hatta mitolojilerde bile var olmasına rağmen, H.G.Wells’in Zaman Makinesi adlı romanı ile popüler olmuştur. (Çok iyi kitap, okuyun! Karın Deşen Jack falan var ha!) Bu kolun konusu basittir. Karakter bir şekilde geçmişe ya da geleceğe gider. Bu bir makine ile de olur, cihaz ile de olur hatta televizyon kumandasıyla bile olur. Ancak başta da belirttiğim üzere içinde sonsuz sayıda soru işareti barındırır. Beethoven Paradoksu ile başlayalım. (Doctor Who’da Peter Capaldi bunu elektro gitar ile anlatır. Diziyi izleyenler anladı bile. Whovianlarım benim!) Neyse efenim, bu paradoks şunu anlatır: Diyelim ki siz geçmişe gittiniz. Amacınız Ludwig Van Beethoven ile tanışmak! Ancak Beethoven hiç tanıdığınız gibi biri değil. Böyle milletin karısına kızına sulanan, “Naber toprağam!” diyen bir tip! Siz de dediniz ki “yahu bu adam mı besteledi onca senfoniyi?” Döndünüz geleceğe, aldınız bütün eserlerin nota kağıtlarını, getirdiniz verdiniz bu adama. Ancak adam yayınlatmadı. Kağıtlar öyle boynu bükük Küçük Emrah gibi kaldı köşede. Sinirlendiniz ve “tarihi kurtaracağım!” edalarına bürünerek gidip yayınlattınız bütün eserleri. Hepsini de zamanı gelince yayınlattınız. İsim olarak da Ludwig Van Beethoven’ı seçtiniz. Geleceğe döndünüz. Her şey aynı. Hiçbir şey değişmemiş. Senfoniler yine olduğu gibi duruyor. Beethoven’ın biyografisi de. İşte burada bir soru çıkıyor ortaya; Daha önce bestelenmiş olan bu eserler Ludwig Van Beethoven’a mı aittir? Eğer ait değilse bunları kim bestelemiştir? Siz yayınlatmış bile olsanız ve Beethoven aslında bilindiği gibi biri değilse, ilk aşamada bunu kim yazmıştır? İşte bu Beethoven Paradoksudur. Bu ve buna benzer yüzlerce soru vardır bu dalda.
  • Alternatif Tarih Bilimkurgu: Her ne kadar bilimkurgunun kendisine hayran olsam da, itiraf etmeliyim ki beni en çok cezbeden dalı budur. Konusu tarihi olayların farklı biçimlerde gerçekleşmesini ele alır. Örneğin diyelim ki Çanakkale Savaşı kaybedildi. İngilizler ve Yunanlar tamamen Anadolu”yu işgal etti. Ne olurdu? İşte bu soruya cevap verdiğiniz anda bu dala ayak basmış olursunuz. Bunu Philip K. Dick adlı bir yazar The Man in the High Castle (Yüksek Şatodaki Adam) isimli eserinde göstermiştir. Almanya II. Dünya Savaşını kazanmıştır. Avrupa ve Rusya tamamen işgal edilmiştir. Amerika ikiye ayrılmıştır. Yarısını Almanya yarısını da Japonya ele geçirmiştir. Ancak Almanya’nın kaybettiği filmler vardır ve bunlar oldukça gerçekçidir ve bu filmler her yerde elden ele dolaşmakta, direnişçileri gaza getirmektedir. Almanya ile Japonya bu filmlerin peşine düşer. Eserin konusu budur. Alternatif Tarih bu konuları barındıran bir daldır.
  • Askeri Bilimkurgu: Bu dal genellikle ulusal, evrenler arası ya da gezegenler arası askeri birliklerin çatışması üzerine kurulu olan bir daldır. Robert A.Heinlein’in Starship Troopers (Yıldızgemisi Askerleri) adlı romanı bu türe bir örnektir. Konuyu daha geniş anlatmak gerekirse bir örnek uyduralım. İki tane gezegen var. Birinin adı Hüsnü Gezegeni, diğeri de Faruk Gezegeni. Bu iki gezegenin insanlarına gerekli iki tane maden lazım. Faruklulara lazım olan maden Hüsnülerde, Hüsnülere lazım olan madde ise Faruklarda. İki taraf bunu öğrenir öğrenmez başlıyorlar savaşa. Lazerler bir yana, ışın topları bir yana. İşte bu ve buna benzer içerikler işleyen eserlere Askeri Bilimkurgu diyoruz.
  • İnsanüstü Varlıklar Bilimkurgu: İnsanüstü dediğime bakmayın. Ellerinden ateş çıkartan, kendi kendine uçabilen karakterler bu tanıma hem girmektedir hem girmemektedir. Örneğin bir karakter doğar doğmaz uçabiliyor, havada süzülebiliyor ve bacaklarından keskin kıllar fırlatabiliyorsa kendisi fantastik türe aittir. Ama bu karakterin böylesine değişik (Adam kılla insan öldürebiliyor! Tabii ki değişik!) güçlere sahip olmasına bir ilaç, radyasyon ve yahut deney gibi bir şey sebep oluyorsa bilimkurguya giriyor. Peki başka varlıklar bu kategoride midir? Evet. Örneğin E.T filmindeki gibi uzaylı gibi. Hani şu koca kafalı ve az önce içmiş de televizyon programına katılmış Ciguli gibi hareket eden kardeşimizden bahsediyorum. Ya da insanların ağzına yüzüne kuyruklarını sokup, onları hamile bırakan Alien’lar ya da onları keklik misali avlayan Predator’lar bu kategoriye girmektedir.
  • Dünyanın Sonu Bilimkurgu (Post Apokaliptik): Adından da anlaşılacağı üzere dünyanın vefatı ile konu başlar. (Dünya mahvoldu diye yaşam bitecek sandınız değil mi? Biter mi la hiç?) Bu dalda dünyanın başına bir iş gelmiştir. Efendime söyleyeyim birisi karısı akşam evde barbunya yapmadı diye nükleer savaş başlığı fırlatmıştır. (Hem de karısının altın günü yaptığı evin üzerine!) Diğeri laboratuvarda icat ettiği ilacı, çok kumar oynuyor diye kayınçosuna saplar. (Kayınço ‘bana mı uleyn’ diye enişte de dahil dünyayı kemirir!) Ötekisi “altın bulacağım ben ehi ehi!” hallerine bürünüp volkana Konya büyüklüğünde sondaj atıp dünyanın fay hatlarını paramparça eder. (Dünya bölünmeye başlar. Her yerde deprem olur. Nazlıcan’ın alışverişi yarım kalır.) İşte bu ve bu gibi olaylar sonrasındaki dünyayı işleyen daldır. (Fallout oyununu seven ve sevmeye devam eden dayı oğullarıma selam eder, Vault 13’te bizi ‘Get Su Çipi bul köylü!” diye sepetleyen dayının kafasına sıkarım!)
  • Uzay Operası Bilimkurgu: Uzayda opera yapan Bağcılar Gençliği’nden bahseder demek isterdim ama değil. (İlginç olurdu ha!) Konusu kısmen ya da tamamen uzayda geçen, güçlü teknoloji ve özelliklere sahip rakipler arasında çıkan çatışmaları içerir. Bu dalın en önemli özelliği; Karakterler, savaşlar, temalar çok büyük ölçeklidir. Birkaç grup ya da kişiler arasında geçmez. Olay evrenlere ve ötesine kadar yansımıştır. Vereceğim örnek tabii ki Star Wars’tır. İşin ilginç yanı, Uzay Operası geniş ölçekli olduğu için, diğer dalları da içinde barındırır. Distopik hikayeler sanki bacanağı, Cyberpunk adeta kayınçosu, Askeri Bilimkurgu ise teyzesinin çocuğu gibidir. Sanki evrenler arasında geçen herhangi bir konudaki bazı gezegenlerde, bu tarz alt-konular da dönmektedir.
  • Uzay Western Bilimkurgu: Darth Vader’ı başındaki metalden şapkasıyla, altında robot atıyla çöllerde kovboyluk yaptığını, Luke Skywalker’ın da “gudelek gudelek!” diyerek Vader’a saldırıp, onun kafasına ışın baltası attığını hayal edin. İşte Uzay Western Bilimkurgu budur. Yani Western hikayeleri alıp, fütüristik uzay arka planı ile harmanlamaktır. Örneğin; 2011 yılında piyasaya çıkmış olan ‘Cowboys And Aliens’ filmi ismi ile de anlaşılacağı üzere, bu türe örnektir. Ya da Joss Whedon’un Firefly dizisi ile Serenity filmi buna örnektir.
  • Buhar Çılgınlığı Bilimkurgu (SteamPunk): İsmi Türkçe’ye çok saçma bir biçimde çevrilmiştir. Bunu baştan kabul edelim. Sibernetik olarak çevrilen Cyberpunk varken Steampunk’a Buhar Çılgınlığı demek, ne demektir anlamadım ben. Buhartek gibi bir ismi olabilirdi. Steampunk eserlerde teknoloji olarak buhar gücü yaygındır, yeni nesil teknolojik hiçbir alet, eşya, ev, şehir, mahalle bulunmaz, 19.yy ya da Victoria Dönemi İngiltere”sinde geçer. Kıyafetlerin temaları bu iki tarih arasında sürekli geçiş halindedir. 19.yy olması sebebi Sanayi Devrimi ile ilgilidir. Sanayi devrimi yaşanıp, Buhar gücüne geçilince, işlenilen konular da hep bu olayların etrafında döner olmuştur. Ancak sonraki yıllarda yaşanılan teknolojik gelişmeler bu türe ket vurmamış, daha da işlevsel hale getirmiştir. Örneğin bilgisayar. Steampunk dünyasında bir bilgisayar varsa bu iki türlü olur. Ya bilgisayara elektrik veren şey buhar gücüdür ya da bilgisayar direk buhar ile çalışmaktadır. Veyahut bilimkurguda sık sık geçen Jetpack’ler. Hani şu karakterlerin sırtına takıp uçtuğu aletler. Eğer steampunk evreninde Jetpack varsa, borularından buhar çıkar, ateş değil. Ve o buharı üreten bir mekanizma kesinlikle detaylı olarak anlatılır. Her ne kadar Alternatif Tarih sevsem, Post Apokaliptik’e göz kırpsam da, kıyafetlerimi seçerken hep Steampunk türünde seçer, eşyalarımı bu tarza göre kuşanırım. (Bioshock severlerin gözlerinden öpüyorum. Adam’ınız çok olsun canlarım!)

Evet… Sizlere Bilimkurgu türlerini ve kendi görüşlerimi anlattım bu yazımda. Daha bilimkurgu üzerine yazılacak onlarca şey var elbette ama şimdilik benden bu kadar sevgili okuyucularım. (Adile Naşit gibi hissediyorum. Uykudan Önce bir tutam bilimkurgu ehi!)

Tek amacım hepinizi bilimkurgu sever yapmak! (Kötü bilim adamı kahkahası gelecek buraya!). Ben Drake T. Wolfgang.

(Yazarken Arka Planda Çalan Şarkı; Donovan – Hurdy Gurdy Man)

Steampunk Üzerine Küçük Bir Buhar Demeti

Bilimkurgunun Temel Taşları – I

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir