Byzantium, Augusta Antonina

Byzantium, Augusta Antonina

Yazar: Radi Dikici (Bu yazı Gorgon E-Dergisi 5. Sayısı’nda yayımlanmıştır.)

Kategori: Gorgon E-Dergisi 5. Sayı Yazıları

İstanbul’un ilk kuruluşunu anlattığım geçen sayıdaki yazımı şu cümlelerle sona erdirmiştim: “Böylece kahinin dediği doğru çıkar ve Byzas ismi bugüne kadar yaşamaya devam eder.”

Roma İmparatorluğu’nun Byzantion’u ele geçirdiği tarihe kadar aradan aşağı yukarı 700 yüzyıl geçer. Bu dönemle ilgili elimizde belli kayıtlar vardır.

Bildiğimiz ilk şey, Kral Byzas’ın çok iyi bir yönetici olduğudur. Yerleşimleri tamamlamaları en az 10 yıl sürer. Megaralılar hakkında ilk izlere yaklaşık bundan 25 yıl kadar önce ulaşılmıştır. Topkapı Sarayı müdürlerinden Prof. Dr. Hülya Tezcan ile yaptığımız görüşmede, “90’lı yıllarda Ahırkapı’nın dibinde kazı yapıldı. Ben de Topkapı Sarayı Müzesi’nde görevli iken o kazıya gittim ve gördüm. Sol duvarının dibinde deniz seviyesinden bir metre veya daha aşağı inildi. Burada Bizans öncesi döneme ait duvar parçaları bulundu. Bunlar çok büyük ve ağır taşlardı. Harçsız olarak birbiri üzerine oturtulmuştu. Bu taşların hangi döneme ait olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değil,” demiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu duvar parçalarının resimlerinin çekildiği ve Topkapı Müzesi’nde muhafaza edildiğidir. Megaralılardan kalma olduğu şu anda kabul edilen bir görüştür. Sırf bu taşları incelemek için Amerika’nın çeşitli üniversitelerinden hocalar gelmiş ve ancak askeri saha içinde olduğu için özel izinle bunları görebilmişlerdir. İleride yapılacak bilimsel bir inceleme bunu kesinleştirebilir. Özellikle ülkenin bir donanması vardır ve daha çok ticari amaçla kullanılmaktadır. Yakın adalara Megara’da üretilen mallar satılmakta, karşılığında daha çok buğday satın alınmaktadır.

Aradan ilk on yıl kadar bir süre içinde geçince bugünkü Eminönü, Sirkeci, Topkapı ve Ayasofya’nın bulunduğu yerleri içine alacak şekilde bir şehir kurdukları anlaşılmaktadır. Bu yeni kurulan minik şehir devleti, Byzas isminden esinlenerek Byzantion olarak anılmaya başlar. Babadan oğula geçen minik krallığın, ilk 200 yıl içinde barış içinde yaşadığı anlaşılmaktadır.

Sonra zor günler başlar. Çünkü bir tarafta batıda zaten güçlü bir Atina Şehir Devleti vardır ve Peleponez ve Balkanlarda yeni oluşumlar başlamıştır. Doğu’da ise çeşitli ulusların kurduğu minik devletler uç vermiş, ama en büyük tehlike ise MÖ 550 yılında kurulan Pers İmparatorluğu’dur.

İşin en acıklı yönü Byzantion’un konumudur. Tabiri caizse tam yol üstündedir. Her gören cazibesine kapılmaktadır. Orada ise refah içinde yüzen bir minik devlet vardır. Zaman zaman saldırılara uğramaları kaçınılmaz olmuş, soyulmuşlar, çok kere insan kaynaklarını kaybetmişlerdir. Bu nedenle de şehir bir türlü gelişememiş ve MS 200’lü yıllara kadar tüm nüfusu 5.000 kişiyi aşmamıştır.

İlk kayıtlara MÖ 479 yılında rastlanmaktadır. Spartalılar o tarihte General Pasuanias komutasında bir orduyla gelirler ve fazla bir direnişle karşılaşmadan şehri ele geçirirler. Pasuanias akılcıdır. Ne bir talana teşebbüs eder ne de katliam yapar. Gördüğü gelişmiş toplum gözlerini kamaştırmıştır. Oraya, adamlarıyla yerleşir. Tam iki yıl iç içe yaşarlar. Adamlarıyla Byzantionlu kadınlar arasında evlilikler de olur. Şehir halkı ile kaynaşırlar. Ama onların tüm teknolojik gelişmelerini de öğrenirler.

Tam iki yıl sonra, Byzantionlular bir sabah uyandıklarında ortada garip bir durumu hemen fark ederler. Çünkü Spartalılar buhar olmuşlardır. Onlardan hiç kimse yoktur. Tüm Spartalılar, karılarını ve çocuklarını ve kendilerine ait eşyaları alarak çekip gitmişler ve hiçbir iz de bırakmamışlardır.

Aradan yine uzun yıllar geçer. Bu kez Byzantion, MÖ 339 yılında Makedonya Kralı II. Philipp tarafından ele geçirilir. Ancak Philipp’in yerine Büyük İskender geçtiğinde MÖ 334 yılına kadar bir süre nefes alır. Büyük İskender, 334 yılında karşısına Trakya’da önüne çıkan düşman orduları yok ettikten sonra Byzantion’a gelir ve doğuya yaptığı sefer sırasında Byzantion’u merkez üssü yapar. İskender’in ölümünden sonra imparatorluk dağılır ve Byzantion tekrar şehir devletine dönüşür. Ta Roma İmparatorluğu dönemine kadar.

Roma İmparatorluğu’nun bir kenti haline ne zaman geldiği konusunda tam bir tarih yoktur. Ancak o zamanlar bile (bknz. Görsel 3) eski surları içinde tahmini yine 5.000 nüfusu olan bir şehir vardır. Byzantion ismi de İmparator Vespasian (MS 69-79) tarafından Byzantium’a çevrilir. Şehrin içinde o günün şartlarına göre her türlü konforu olan bir saray yavrusu vardır. Roma’dan doğuya sefer için çıkan imparatorların ilk dinlenme merkezidir.

İmparatorluğu besleyen kaynaklar, özellikle buğday ve diğer ürünler Mısır ve Libya’dan sağlanmaktadır. Bu nedenle imparatorluk bu kaynakları tehlikeye düşürecek Suriye, Filistin ve Mısır’daki her türlü, dini veya hangi nedenlerle olsun her türlü hareketi şiddetle cezalandırmıştır. Olay temelde ekonomiktir.

İmparator Septimius Severus ilk Afrika kökenli Roma İmparatoru olarak 193 yılında tahtı ele geçirmiştir. Tam otoritesini sağlamlaştığı çalıştığı sırada, Suriye Orduları Komutanı Pecennius Niger kendisini imparator ilan eder ve Byzantium’u Roma’ya ulaşmak için harekât merkezi olarak seçer. İmparator bunu öğrenir öğrenmez derhal harekete geçer. Hızla Byzantium’a doğru yola çıkar. İmparatorun çok güçlü bir ordu ile geldiğini öğrenen Niger şehri terk ederek geri çekilir. Ordularını Nikomedia‘da (İzmit) konuşlandırır. Byzantium’a vardığında şehrin kapıları sonuna kadar imparatora açılır. Açılır ama imparator, Byzantiumluların yaptıklarını unutmamıştır.

194 yılındaki Nikomedia Savaşı’nı Niger kaybeder ve kaçar. Güçlerini Güneydoğu Anadolu’da tekrar toplar. Septimius Severeus onun peşini bırakmaz. Sonbaharda bu kez iki ordu İssos’ta (Antakya yakınlarında) karşı karşıya gelir. Savaş sonunda yakalanan Niger idam edilir ve isyan sona erer. Roma’da iktidarını henüz tam sağlamlaştıramamış imparator hızla dönmeye başlar. Dönüş yolunda Byzantium’a yaklaştığında şehrin ileri gelenlerinden kalabalık bir heyet imparatoru şehre girmeden Khalkedon’da (Kadıköy) değerli hediyelerle karşılayıp af dilerler.

İmparator hiçbirini kabul etmediği gibi hepsini idam ettirir. Byzantium’a girdiğinde ihanetle suçladığı en az 100 ailenin bütün mallarına el koyar ve aile fertlerini de Kapadokya’ya sürer.

196 yılı gelmiştir. Önce ilk yapılan surların ve surlardan denize kadar olan bölgedeki bütün binaların yıkılması emrini verir. Esasında o kadar kızgındır ki amacı şehri baştan aşağı yıkmayı düşünür. Sonra vazgeçer. Olağanüstü güzel konumu yüzünden şehri tümüyle yok etmeyi içine sindiremez. Yeni baştan inşa etmeye karar verir.

Önce şehri dar bir kalıba sokan eski Roma Surlarını yıktırır. Onların 1-2 km gerisine yani bugünkü Yenikapı’daki Küçük Liman’dan (daha sonraki tarihlerde Julianus Limanı adını alacaktır) başlayıp, yine bugünkü Kadir Has Üniversitesi’ne kadar bölgeyi içine alacak şekilde yeni surları inşa ettirir. Bunlar tarihte “Septimus Severus” surları olarak anılır. Bugün maalesef ne Roma Surlarından ne de Septimius Severus Surlarından herhangi bir iz yoktur. Bugünkü Sultanahmet Meydanı’nda Sultanahmet Camisi’nin olduğu yere, gelip geçerken rahatça kalabilmesi için bir saray inşa ettirir. Ancak saraydan denize kadar olan bölgede yerleşime izin vermez. Ayrıca bugünkü Ayasofya’nın yerine zamanın pagan inancına uygun olarak yeni bir tapınak yaptırır. Hepsinden önemlisi, bugün Sultanahmet Meydanı’nı da içine alan o zamanın ölçülerine göre çok büyük bir hipodrom yapımını planlar. Ne yazık ki ne kendisi, ne de oğullarının imparatorluk döneminde inşaat tamamlanamaz. Bu şeref, ileride söz konusu edeceğimiz gibi, Büyük Konstantin’e ait olacaktır. Halkın oturması ve ticaretin yapılması için şehirde tapınakla Haliç arasındaki bölüm ayrılır. Hipodrom hariç, üç yıl gibi kısa bir süre sonra tüm inşaat işleri biter.

İmparator bunun üzerine çok sevdiği büyük oğlunun ismi olan Caracalla Antonius’tan esinlenerek, 198’de şehrin adını değiştirir ve Byzantium’dan, “Augusta Antonina” ya çevirir. Böylece ta milattan önce 657 yılında başlayan ve bir türlü de gelişme imkânı bulamayan Byzantium veya yeni adıyla Augusta Antonina olarak ilk kez daha geniş bir alana yayılır. Ticaret hayatı eskisinden farklı olarak gelişmeye başlar. Yavaş yavaş, dönemin yük taşıyan gemileri, doğal iki limana ve Altın Boynuz’a (Haliç) gelmeye başlar. Ticaret hayatı gelişirken şehrin nüfusu da 20.000’lerin üzerine çıkar. Hatta yerleşim surların dışına taşmaya başlar. Zenginlik giderek artar. İmparator Septimius Severus yok etmeyi düşündüğü bu şehre gerçekten can verir. Bu Byzantium’un ikinci kuruluşudur ve büyük bir gelecek vaat etmektedir.

Devam Edecek: Konstantinople’a veya büyük kuruluşa doğru

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir