Çernobil: Dün ve Bugün

Yazar: Baran Ertan

26 Nisan 1986… O gün dünya bir kez daha nükleer felaketin ne türden bir anlam taşıdığını acı bir şekilde hissedecekti. 26 Nisan 1986’nın erken saatlerinde, gecenin karanlığında bugünkü Ukrayna sınırları içerisinde yer alan Pripyat sakinleri, gerçekleşecek felaketten ve sonsuza dek hayatlarının değişeceğinden bihaber, sıradan bir geceyi geçiriyorlardı. Ta ki, 4 numaralı reaktör’deki sorun başlayana dek…

Çernobil için kaza terimini kullanmak ne denli doğrudur onu da sorgulamadan edemeyeceğim zira bilinçli insan müdahalesi[1] ile gerçekleşmiş bir sonuca kaza demek de tuhaf durmakta. Ancak Çernobil’e sebep olan zihniyet ve arkaplan hakkında birkaç şey anlatabilirim… Soğuk Savaş paranoyası, her an saldırı gerçekleşmesi ihtimali ve savaş esnasında olağanüstü şartlarda devlet imkânlarını aksamadan kullanabilme saplantısı, Sovyetler Birliği’nin sonunu hazırlamakla beraber, insanlığa da Çernobil Felaketi’ni miras bıraktı. Evet. Aşırı uçlardaki bir tedbir/paranoya mekanizması Çernobil felaketine sebep oldu. Sonrasında gerçekleşenler ise daha da acıdır. Sovyetler Birliği ilk andan itibaren bu kazayı tüm dünyadan gizli tutmaya çalışmış lakin radyoaktif bulutların birkaç gün sonra İsveç’e ulaşmasının ve bu bulutların kaynağının doğu olmasının üzerine tüm dünya gözlerini Sovyetlere çevirmiştir. Tüm insanlığa karşı kendi ideolojik bekası için sorumsuzca davranan Sovyet yönetimi ise daha fazla ileri gidememiş ve kazayı kabul etmiştir. İlk etapta helikopterden çekilen görüntülerde, ciddi bir patlama olduğu anlaşılmakla beraber muhtemelen meşhur videoyu çeken ekip, çok yüksek miktarlarda radyasyona maruz kalmış olmalıdır. Kaza sonrası bölgeye gönderilen itfaiyecilerin enkaz kaldırma çalışmaları esnasında kazadan haberlerinin olup olmadığı ise bugün bile tartışmalıdır. Gerçek olan ise o itfaiyecilerin birer kahraman olduklarıdır.

Peki o sıralarda bizim bu taraflarda mevzu ne derece idrak edilmiş veyahut edilememişti? Bence dönemin Çevre Bakanı Cahit Aral’ın çıkıp kameralar önünde Karadeniz Çayı olduğunu iddia ettiği çayı içmesi durumun ciddiyetini ne kadar anlayamadığımızın en bariz kanıtıdır. Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, “Az dozda radyasyon kemiklere yararlıdır,” şeklindeki söylemi ise bizim radyasyon, radyoaktivite, nükleer felaket veyahut radyasyon zehirlenmesi gibi kavramlardan ne kadar bihaber olduğumuzun kanıtı niteliğindedir. Unutmadan, 30 küsur yıl evvel en tepesindeki isimlerin bu kadar nihilist ve umursamaz olduğu Türkiye, bugün en verimli topraklarına (Çukurova – Adana bölgesi) pek bir yakın konuma, hem de üstelik Ruslara nükleer santral yaptırıyor. Herhalde en mantıklı şey, “Allah kazasız belasız çalışmasını nasip eylesin,” temennisinde bulunmak olacaktır.

Çernobil dün çok yıkıcıydı. İlk etapta yüksek rakamlarda kayıplar olmamasına karşın, radyasyon zehirlenmesinin miktarı ve diğer sebeplere binaen binlerce insan çok büyük acılar çekti. 50.000 nüfuslu, komünist ideolojinin marka yerleşimi Pripyat, içerisindeki her şeyi ile beraber hayalet bir şehre dönüştü. Kuzey Karadeniz Bölgesi’nde kanser oranlarında çok ciddi miktarlarda artışlar gözlendi. Türkiye özelinde ise özellikle Karadeniz ve Trakya bölgelerinde de ciddi miktarlarda kanser vakalarında bir artış gözlendi. Çernobil’in bulunduğu bölgede zaman ve medeniyet 1986’da durdu.

Bugün ise durum biraz daha farklı seyretmekte… Çernobil’de patlamanın yaşandığı 4 numaralı reaktör, “Beton Lahit” adı verilen, belirli periyotlarla yenilemesi yapılan bir çeşit mezarın içerisinde tüm insanlık için güvende tutulmaya çalışılıyor zira mevcut nükleer atık hala ciddi bir tehlike arz etmekte[2]. Söz konusu felaket, bilim dünyası açısından ise büyük bir araştırma ve çalışma sahası haline dönüşmüştür. Zira bölgedeki yaşayan hayvan topluluğunun mevcut radyoaktif ortama adaptasyon sağlaması, bazı hayvan türlerinin mutasyon geçirmesi de bilim dünyası için yeni bir araştırma sahasının doğmasına sebep olmuştur. Bir diğer önemli çalışma konusu ise, Çernobil içerisinde patlama sonrası büyük boyutlu oluşmuş olan, yakıt içerikli materyal olarak da adlandırılan eriyik Corium’dan oluşan nükleer atıktır. Daha sonraları bu atık, bilim literatürüne şeklinden ötürü “Fil Ayağı” diye geçmiştir. Çernobil’in bugünü ile alakalı en absürd ve tuhaf kaçan şey ise, Ukrayna’nın Pripyat ve Çernobil’i bir turizm merkezi haline getirip, ücretli turlar düzenlemesi olmalıdır. İnsanların hayatlarını kaybettiği, korkunç trajedilerin yaşandığı bir bölgede 30 küsur yıl sonra selfie çubuğu ile fotoğraf çekip, kanallarına video koyan youtuberların gezinmesi, herhalde o zamanlar kimsenin aklına gelmezdi…

Çernobil, yıkıcı etkileri bugün nispeten azalmış olsa da, hala tüm dünya için ciddi bir tehlike arz etmektedir. Gelişen teknoloji ve bilim ile gelecekte yaşanabilecek felaketlerin önüne geçme imkanı artmasına, diğer alternatif enerji kaynaklarının tercih edilmesine ve nükleer enerjinin verdiği verime karşın insanlık elinde pimi çekilmiş bir el bombası ile voleybol oynadığını unutmamalıdır. Sovyetler Birliği’nin Soğuk Savaş’ta içerisine düştüğü paranoya, ortada sebep yokken dünyada nükleer bir felakete sebep olmuştur.

Editör: Büşra Erturan

Kaynaklar:


Dipnotlar:

[1] Söz konusu 26 Nisan’ın erken saatlerinde kazanın gerçekleşmesine sebep olan şey, o gece yapılan tatbikattır. Kazanın gerçekleşmesinin en önemli sorumlularından biri, Anatoly Dyatlov’dur.

[2] Beton lahite ek olarak, son yapılan çalışmalar neticesinde devasa büyüklükte, çelikten bir kubbe ile reaktörün üzeri tamamen kapatılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir