Dil ile Lehçe Arasındaki Fark

 Dil ile Lehçe Arasındaki Fark

Yazar: Søren Wichmann[1]

Çevirmen: Asya Çetin

Basit sorular, genelde karışık cevapları beraberinde getirir. Örneğin: bir dil ile bir lehçe arasındaki fark nedir? Bunu bir dilbilimciye soruyorsanız, oturun ve dinlemeye hazır olun. Sorunun basitliğine karşılık, pek çok olası yanıt mevcut.

Bu ayrım, kişinin bakış açısına göre değişebilir. Politik bir perspektiften, basitçe, dil bir millet tarafından resmi olarak konuşulandır. Örneğin, 1850’lerden 1992’ye kadar, Sırpça, Hırvatça ve Boşnakça gibi çeşitli lehçeleri olan, Sırp-Hırvatça[2] diye bilinen bir dil vardı. Ancak 1990’ların ortalarında Yugoslavya, çeşitli bağımsız ülkelere dağıldığından beri, o lehçeler ayrı diller olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bu politik tanımlama bir dereceye kadar doğru olsa da, çözümden çok soruna yol açmaktadır: başta Latin Amerika’daki İspanyolca olmak üzere, farklı ülkelere yayılmış olan diller vardır. Kimse Meksikalı İspanyolcasının ve Kolombiyalı İspanyolcasının farklı diller olduğunu söylemez. Belki İspanya’nın bazı bölgelerinde konuşulan İspanyolca, Latin Amerikalı çeşitlerinden farklı bir dil olarak tanımlanmaya yetecek kadar farklıdır, ancak bu pek net değil.

Belki dil ve lehçe arasındaki ayrım, karşılıklı anlaşılırlık açısından yapılabilir. Ne yazık ki, bu yaklaşım doğrudan problemlidir. Bir Danimarkalı İsveççeyi, bir İsveçlinin Dancayı anladığından biraz daha iyi anlayacaktır. Buna benzer olarak, İngiliz İngilizcesinin özgün, kırsal bir lehçesini konuşan biri, Los Angeles’tan bir Amerikan’ı, Amerikan’ın onu anladığından daha iyi anlayacaktır. Dillerin ve lehçelerin karşılıklı anlaşılırlık seviyesi çoğu zaman dile veya lehçeye özgü bir şey olmak yerine, bu dillere ve lehçelere ne kadar maruz kalındığına bağlıdır.

Bu nedenle belki de daha dilbilimsel bir yaklaşımda bulunmalıyız. İki konuşma çeşidi arasındaki farkı, D, sistematik bir biçimde, ölçebildiğimizi düşünün. Bu durumda, belirli bir D değerinin, neyin iki dil ve neyin iki lehçe olacağı arasındaki kesimi tanımlamasını sağlayabilirdik. İki dil arasında, ses envanterleri, gramer özellikleri ya da sözlük gibi, karşılaştırılabilecek pek çok şey olduğundan, böyle bir ölçüme varılabilir.

Ama ya konuşma çeşitleri arasındaki farklar aşamalıysa, verilen D değerini bulma ihtimali, başka bir değeri bulma ihtimali kadar yüksek ise? O zaman kesim noktamız olarak D’ye rastgele bir değer seçmek zorunda kalırdık ve bu rastgele değer bizi, pek de dönmek istemediğimiz, politik ya da nesnel değerlendirmelerimize geri gönderirdi. Sınırlamamızın Sırpça ve Hırvatça’nın aynı veya farklı diller olduğu bir seviyede mi olmasını istiyoruz? Dünya dillerini sıralamak istiyorsak, kaç bin dili çekmeceye koymak istiyoruz: 5,000? Ya da 7,000? Ya da belki 10,000?

Son dönemlerde, dili lehçeden ayırmadaki iki büyük engel aşıldı. Birincisi, konuşma çeşitleri arasındaki farkların nasıl ölçüleceği -D için bir değer bulmak. 2008’de, benim de güncel sorumlusu ve kurucularından biri olduğum Automated Similarity Judgment Program’ından (ASJP) (Otomatik Benzerlik Kararı Programı) bir grup dil bilimci bir araya geldi. ASJP titiz bir çalışmayla, içinde 7,655 kelime listesi olan, dünyadaki dillerin üçte ikisini kapsayan sistematik ve karşılaştırmalı bir veri kümesi[3] oluşturdu. Her bir kelime listesi 40 set sabit kavram içerdiğinden ve tek düze bir şekilde kaydedildiğinden, kolayca karşılaştırılabilirler ve fark ölçümü elde edilebilir. İki kelime arasındaki fark ölçümünün en çok kullanılan versiyonu, ismini 1965’de iki sembol dizisini karşılaştırmak için bir algoritma geliştirmiş olan, Sovyet bilgisayar bilimcisi Vladimir Levenshtein’den alan Levenshtein mesafesinin bir versiyonu oldu. Mesafe, bir dizgiyi diğerine dönüştürmek için gereken yer değiştirme, ekleme ve silme sayısı olarak tanımladı. Levensthein mesafesi iki dizinin en uzun olanının uzunluğuna bölünebilir, çünkü bu bütün mesafeleri 0’dan 1’e kadar bir dereceyle ölçmemizi sağlar. Bu, normalleştirilmiş Levenshtein mesafesi, LDN olarak tanındı.

İkinci engel, belki de ‘dil’ ve ‘lehçe’ kavramlarının yalnızca bağımsız şekilde açıklanabiliyor olmasıydı. Burada, biraz daha ümit vadeden haberler var. Yakın çeşitliliklerin sağlıklı bir bölümünü barındıran ASJP veri tabanındaki tüm dil ailelerine bakarsak, dillerin ve lehçelerin farklı davranışlarına bakmaya başlayabiliriz. İlgi çekici bir resim ortaya çıkıyor: uzaklıklar ya nispeten küçük değerler ya da nispeten büyük değerler etrafında dönüyor, arada bir uçurum var. Görünen o ki, en büyük fark 0.48 LDN civarında dar bir aralıkta bulunuyor. Kayda değer bir hassasiyet kaydetmeden, konuşma çeşitlerinin genelde kelime hazinelerinde yarıları kadar benzer olmadıklarını söyleyebiliriz. Ya daha benzer olma eğiliminde olacaklar, ki bu durumda farklı lehçeler olarak tanımlanacaklar, ya da daha az benzer olma eğiliminde olacaklar ve bu durumda da farklı diller olarak tanımlanacaklar.

Olgu, muhtemelen sosyal durumun bir sonucu. İnsanlar yeni yerlere yerleştikçe ve yeni kimlikler şekillendirdikçe lehçeler birbirinden kopacak ancak, eğer hala biraz bağ varsa, dil benzeşmesi de söz konusu olabilir, böylece konuşma çeşitleri yarıdan daha az benzer kalır (ve bu nedenle aynı dil). Ancak ayrılık yönünde ufak bir itme, çeşitlerin nispeten hızla ayrı düşmesine, Levenshtein mesafesinin artmasına sebep olarak onların farklı diller olarak nitelendirilmesine sebep olabilir. ASJP tarafından kullanılan standart listedeki uzaklıkların kesilme mesafesi ve dil yapılarının diğer parçalarındaki eş uzaklıklar arasındaki muhtemel bağlantı, diller arasındaki karşılıklı anlaşılabilirliği iyi bir şekilde gösteriyor. Başka bir deyişle, karşılıklı anlaşılırlık eşiği, diller ve lehçeler arasındaki eşikle ilişkilendirilebilir. Bunu henüz bilmiyoruz, ancak incelenecek bir bir şey.

Dilleri ve diyalektleri ayırmak için objektif ve rastgele olmayan bir ölçütü dünya dillerine uygulayabiliriz. Boşnakça ve Hırvatça gibi, milli dil sayılan bazı konuşma çeşitleri LDN=48 (Yugoslavya’nın varlığından bağımsız, aynı dil)  kesiminin altına düşebilir. Hintçe ve Urduca gibi diller kesimin çok altına düşmez. Ve ikisi de genellikle tek diller sanılan Arapça ve Çince çeşitleri, LDN=0.48’in üstündedir (çeşitlerin kendileri farklı diller). Gerçekten de, normalde farklı diller sayılan ancak, sınırda olan bazı diller mevcuttur: örneğin, Danca ve İsveççe, LDN=0.4921

Son olarak, veri dizilerinden ASJP kronoloji adında, lehçelerin ayrı diller olarak nitelendirilmesine yetecek kadar ayrı düşmesinin ne kadar zaman aldığını saptamak için uygulanabilen bir teknik elde edildi. Yanılma payını göz ardı ederek, bulduğumuz cevap 1,059 yıl. Bu bulgular, genellikle bir dil ailesinin atalarının bir dilinin, daha sonra alt ailelerin ataları olan bağlara ayrılmasının ne kadar sürdüğüne bakarak desteklenebilir. Bu, başka teknikler gerektirir ancak sonuçlar benzerdir: lehçelerin, diller haline gelmesi yaklaşık bin yıl sürer. Bunu biliyoruz çünkü artık ikisini ayırt edebiliyoruz.


Yazının Orijinali İçin

aeon (08.01.2019’da sitede yayımlanmıştır.)

Editör: Serkan Alpkaya


Dipnotlar

[1] Søren Wichmann: Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’ne, Rusya’daki Kazan Federal Üniversitesi’ne ve Çin’deki Beijing Language Üniversitesi’ne bağlı Danimarkalı bir dilbilimci. Eric W Holman ile beraber yazdığı son kitabının adı, Stability of Linguistic Typological Features (2009), (Dilbilimsel Tipolojik Özelliklerin Kararlılığı).

[2] Sırp-Hırvatça dili, diğer adıyla Yugoslavca olarak da bilinir. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin resmi diliydi. (edn)

[3] https://asjp.clld.org/


Hint-Avrupa Dil Ailesi

Kedilerin Tarihi | Geçmişten Günümüze Kediler

Film Kuramının Politik Görüşü: Hümanizmden Kültürel Çalışmalara

Hammer Filmlerine Başlangıç Rehberi

Homo Sapiens

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir