George Orwell’in 1984’ünün Haritası

 

Yazar: Josh Jones

Çevirmen: Melis Fettahoğlu

Romanlardaki kurgusal mekanların birçoğu haritalanmaya karşı koyar niteliktedir. Hayal gücümüzü heyecanlandırabilirler ama zihnimizdeki mekan belirleme yazılımlarımız, bu mekanların fiziksel imkansızlığından var gücüyle kaçınırlar. Italo Calvino’nun -Marco Polo’dan Cengiz Han’a anlatılmış tuhaf hikayeler içeren serisi- Invisible Cities[1] ya da içinde iki metropolün -Besźel ve Ul Qoma- aynı fiziksel mekanı zapt ettiği ve gizli bir polis gücü tarafından vatandaşların kasten bu şehirlerden bir tanesini “görmemeye” zorlandıkları China Miéville’in The City and the City[2] gibi romanları, olağandışı mekanlar kurgulayan edebi metinlere örnek olarak gösterilebilir.

Elbette ki bu, bu tarz haritaların çizilemeyeceği anlamına gelmez. Calvino’nun tuhaf şehirleri, sokak düzeyinde olmasa da, anlatıcının düşsel betimlemesine benzer bir tarzda resmedilmiştir[3]. Öte yandan, Miéville’nin aynı tuhaflıktaki şehirleri ise hayal gücü zayıf haritalanma işlemlerine maruz kalmıştır, ki bu da romanın dikkatle işlenmiş metaforlarının basitçe düşünülmüş -ama özgün olan- bir şehir planlaması ile karıştırılmasına neden olabilir[4].

Miéville kendisi böylesi girişimleri kabul etmeyebilir. “Görmeme” olgusunu Orwellci ‘düşünce kontrolü’ araçlarına indirgeyen fantastik dedektif romanlarının birebir mecazi okumalarını da kabul etmez. Miéville “Orwell açık bir biçimde alegorik bir yazardır,” diye anlatır Tor dergisi yazarı Theresa DeLucci’ye ve devam eder: “Buna rağmen Orwell’in metinlerinde bir nevi istikrarsızlık vardır diyebiliriz; x’in y olduğu, a’nın b’yi ifade ettiği türden bir eşleştirme söz konusudur.”[5]

Orwell’in spekülatif dünyaları kolaylıkla deşifre edilebilir ve bu, birçok Orwell okuyucusu tarafından paylaşılan bir fikirdir. Fakat Miéville’in yorumları bir yana, Şehir ve Şehir‘deki ‘görmeme’ olgusunun güncel kurgu romanında en canlı biçimiyle Orwellci bir eğilimde olduğuna dair bir tartışma vardır. Bununla birlikte, 1984‘ün kurmaca dünyası belki de zihnimizde canlandırdığımız gibi böylesine basit bir haritalamayı amaçlamıyor olabilir.

Elbette ki, romanda dünyayı yönettiği anlatılan üç büyük imparatorluk gücünün haritalarını çizmek gayet kolaydır. Frank Jacobs Big Think‘te bu haritaları özenle betimlemiştir. (Yukarıdaki görsel.)

Okyanusya Amerika ve Okyanusya’nın tüm kıtalarını ve romanın ana konumu olan İngiliz adalarını kapsar, ki bunlar ‘Airstrip One’ (Uçuş Pisti 1) olarak adlandırılırlar.

Avrasya Avrupa’yı ve (az ya da çok) bütün Sovyetler Birliği’ni kapsar.

Doğu Asya ise Japonya, Kore, Çin ve Kuzey Hindistan’ı kapsar.

Bu üç büyük üst devlet birbiriyle sürekli savaş halindedir, enteresan olan ise, kimin kiminle savaştığı net değildir. “Ve hatta… savaş gerçek bile olmayabilir.” Çünkü bildiğimiz tek şey bu savaşın Gerçek Bakanlığı tarafından, kaanatkarlık, kitle denetimi, mecburi milliyetçilik ve benzeri olguları rıza imalatı amacıyla uydurulmuş olma ihtimalidir. Romanın jeopolitikasının tümünün tam bir uydurma olması da mümkündür, ki Jacobs’ın da belirttiği gibi: “Airstrip One (Uçuş Pisti 1) daha büyük bir imparatorluğun ileri karakolu değil, Ingsoc emri altındaki yegane bölgedir.”

Haritayı yorumlayan kişi “kitapta dünyanın bu şekilde yapılandırıldığına dair herhangi bir kanıt olmadığına” dikkat çeker. Bu sebeple, Lauren Davis’in io9’da belirttiği gibi, haritaya iki yönlü bakmalı, onu “Airstrip One’ın sadece Gerçek Bakanlığı tarafından dağıtılmış haritalara sahip her şeye inanan saf halkının, bu dünyayı nasıl algıladığını, onların gözünde Okyanusya krallığının ne denli muazzam olduğunu ve Avrasya’daki sözde düşmanların ne denli yakın göründüğünü” resmeden bir çizim olarak ele almalıyız. Basitçe söylemek gerekirse, baktığımız dünya, roman karakterlerinin zihinlerinde tasarladığı dünyadan ibarettir.

Bildiğimiz üzere, bütün haritalar birer çarpıtmadır; ideolojiler, inançlar ve perspektife dayalı ön yargılar tarafından şekillendirilmişlerdir. 1984‘ün üçüncü şahıs anlatımı totaliter bir devletin vatandaşlarının kısıtlanmış görüşlerini sahneye koymaktadır. Bu tarz bir devlet, insanların sürekli değişen ve tutarlılık göstermeyen bilgilerin doğruluğunu özgürce sorgulamalarını engellemek maksadıyla muhakkak güç kullanacaktır. Fakat romanda devletlerin güç kullanımının büyük ölçüde anlamsız bulunduğu ifade edilmektedir: “Askeri devriyelerin bir önemi yoktur… Sadece Düşünce Polisleri önem taşımaktadır.”

Orwell’in romanında totaliter devletlerde görülen ‘benzer sonuçlar’, Noam Chomsky’nin açıkça belirttiği gibi, eğitim ve kitle iletişim araçlarının kontrolü vasıtasıyla ancak “İngiltere gibi özgür toplumlarda başarıya ulaşabilir.” 1984’ün dünyasının haritasının görünüşteki sadeliği ile ilgili en sarsıcı durum ise bu dünyanın ortalama bir insanın bildiği neredeyse her şey gibi görünebilmesidir. Romanın ilkokul seviyesindeki temel bilgileri korkutucu bir şekilde cehalet alanlarına ve sadece hayal edebileceğimiz olasılıklara metaforik olarak işaret ediyor, zira Winston Smith ve yurttaşları, imkanları olsa bile, artık bunu yapma yeteneğine sahip değiller.

Yazının Orijinali İçin:

A Map of George Orwell’s 1984

[1] Kitabın Türkçesi: Görünmez Kentler, çev. Işıl Saatçıoğlu, Yapı Kredi Yayınları.

[2] Kitabın Türkçesi: Şehir ve Şehir, çev. Mehtap Gün Ayral, Yordam Kitap.

[3] http://www.openculture.com/2017/12/invisible-cities-illustrated-artist-illustrates-each-and-every-city-in-italo-calvinos-classic-novel.html

[4] https://locativeliterature.wordpress.com/sections/section-1/

[5] https://www.tor.com/2009/06/01/an-interview-with-china-mieville/

Redaksiyon: Arman Tekin

Editör: Serkan Alpkaya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir