Halkbilim | Alanı, Amacı ve Konusu

Halkbilim, aslında bir hikâye yazıcılığıdır. Doğru bilgiyi, doğru bir şekilde okuyucuya sunmak önemlidir. Çalışmadaki amaç, derine inmek ya da birçok konuda çalışmak değil; araştırılacak çalışmanın amacını doğru şekilde bulmak, değerlendirmek ve okuyucuya aktarmaktır.


Halkbilim

Alanı, Amacı ve Türkiye Serüveni

Yazar: Damla Coşkun

 

“Folklor” terimini ilk kullanan kişi İngiliz William J. Thoms’dur (1803-1885). Thoms, Athenaeum adlı dergide yayımlanan bir mektubunda, dergi yöneticilerine halk edebiyatı ve halk antikite‘leri konularındaki eserleri inceledikten sonra; bilim dalına ad olarak “Folk-Lore” teriminin kullanılmasını önermiştir[1]. Sözcüğün kökeni folk (halk) ve lore (bilim)’den gelmektedir; anlamı da halkbilim demektir.

1846 yılından bu yana Anglo-Sakson ülkeleriyle İsveç, Norveç, Finlandiya, Fransa gibi ülkelerde yaygınlık kazanan bu terim, yurdumuzda da benimsenerek kullanılmaya başlanmıştır. Almanca konuşulan ülkelerde ise (Almanya, Avusturya, İsviçre) “Folklor” yerine aynı anlamı karşılayan Volkskunde kelimesi kullanılmıştır.

Halkbilim, bir ülke ya da belirli bir bölge halkına ilişkin maddi ve manevi alandaki kültürel ürünleri konu edinen, bunları kendine özgü yöntemleriyle derleyen, sınıflandıran, çözümleyen, yorumlayan ve son aşamasında da bir bireşime vardırmayı amaçlayan bir bilimdir.

Bir ülkenin, bir yöre halkının, bir etnik grubun yaşamının bütününü kapsayan ve temelinde o halkı oluşturan insanların ortak ve yaygın davranış kalıplarını, yaşama biçimini, belirli olaylar ve durumlar karşısında tavrını, çevresini ve dünyayı algılayışını açıklamada; geleneksel ve törensel yaşamı düzenleyen, zenginleştiren, renklendiren bir dizi beceriyi, beğeniyi, yaratıyı, töreyi, kurumu, kurumlaşmayı göz önüne sermede; bir ucuyla geçmişe, bir ucuyla zamanımıza uzanan gelenekler, görenekler, âdetler zincirini saptamada; bu zincirin köstekleyici ya da destekleyici halkalarını tek tek belirlemede; halk kültürünün atar damarlarını yakalayarak bunların özgün ve çağdaş yaratmalar çıkarmada halkbilimin rolü ve önemi birinci derecededir.

Böyle bir görevi ve amacı üstlenen bu disiplin başta budunbilim (etnoloji) olmak üzere toplumbilim, psikoloji, sosyal ve kültürel antropoloji, edebiyat, dilbilim, tarih, dinler tarihi, sanat tarihi, coğrafya, tıp, hukuk vb. bilimlerle yakından ilişkilidir; gerektiğinde bunların yöntem ve bulgularından yararlanır, sırası geldikçe başka ülkelerin halkbilimsel (folklorik) verileriyle koşutluklar kurar, karşılaştırmalar yapar, bunların kökenine inmeye çalışır; böylece yerlilikten ve ulusallıktan evrenselliğe geçerek insanlığın ortak kültürüne katkıda bulunmaya yönelir[2].

Halkbilim dediğimizde bizim işimize yarayacak olan en önemli şey kültür’dür. Günümüze kadar hâlâ net bir şekilde kültürün tanımı yapılamamıştır.

Halkbilimsel bir saha çalışması yapmak için hem masa başı antropoloğu olmanız gerekir hem de alana inmeniz gerekir. Öncelikle, bir çalışma yapmak için, o yerin diline hakim olmak gerekir. Dil, iletişim araçları arasında en güçlü olanıdır. Dili bilmezseniz, iletişimde güçlük çekersiniz ve bu durum çalışmanızı zorlaştırır. Çalışma için gittiğimiz alanda kendinizi kabul ettirmek çok önemlidir. Kimse, yabancı birinin hayatına sızmasına izin vermez. Bu yüzden kendinizi tanıtmanız çok önemlidir.

Bir çalışmanın süresi; araştırma konusuna, şartlarına ya da oluşacak başka sorunlara göre değişiklik gösterebilir. Yapılan çalışmalarda alanda kalma süresi 2 yıl olanı da vardır 6 ay olanı da.

Çalışma yapmak istenen konu için belirlenen amaç çok önemlidir. Yapılmak istenen araştırmanın amacı belirlendikten sonra süreç daha akışkan ve verimli olur.

Çalışma yaparken ses kaydına izin verilirse, ses kaydı yapmak ya da duyulan ve görülen şeyleri not etmek diğer önemli hususlardandır. Çalışma sırasında yapılması gereken en önemli disiplinlerden birisi unutmamaktır. Örneğin, çalışmamız bir köy düğünü ve düğünün 4 aylık bir sürecinde oradasınız. Çalışmanızı yazarken her şey çok güzel gidiyor ve yazınızı tamamlamak üzeresiniz ama bir bakıyorsunuz düğünde gelini evden alma merasiminde unuttuğunuz bir yer var. Ne düğünü başa sarabilirsiniz ne de unutulan bilgiyi o anki tazeliğinde hatırlayabilirsiniz. Kayıt cihazları bundan dolayı en önemli gereçlerindendir.

Çalışma sırasında fotoğraf çekmek de, yazının görsel kısmını zenginleştiren bir aşamadır. Bazen çektiğiniz bir fotoğraf, o ana dair ayrıntıyı unutsanız da, o ayrıntıyı görme, hatırlatma işlevi sunar.

Alanda anket yöntemi de kullanılabilir. Ama soru cevap şeklinde yapılan bir çalışmanın zenginliğini sorgulamayı size bırakıyorum. Yine de bazı çalışmalarda da bize yardımcı olan bir yöntemdir.

Halkbilim, aslında bir hikâye yazıcılığıdır. Doğru bilgiyi, doğru bir şekilde okuyucuya sunmak önemlidir. Çalışmadaki amaç, derine inmek ya da birçok konuda çalışmak değil; araştırılacak çalışmanın amacını doğru şekilde bulmak, değerlendirmek ve okuyucuya aktarmaktır.

Türkiye’deki Tarihçesi ve Önemli İsimler

Bu topraklarda Halkbilimin tarihsel gelişimi, Osmanlı zamanındaki aydınlara dayanmaktadır. Osmanlı aydınları tarafından halkbilim; dil, millet, vatan ve medeniyet kavramlarıyla bir arada oluşmuş bağımsız bir araştırma sahası olmuştur. Türk folkloru hakkında yapılan ilk araştırmalar, aslında yabancı folklorcular tarafından yapılmıştır. Trakya ve Anadolu’dan derlediği halk edebiyatı malzemesini 1899’da “Osmanlı Ağızları” kitabında yayınlayan Ignacz Kunos ve gölge tiyatrosu Karagöz hakkında yazdığı “Türklerde Karagöz” kitabı ile George Jacob, erken dönem folklor araştırmalarına katkıda bulunmuş önemli araştırmacılardır.

1913 yılından sonra halkbilimle ilgili yazılar yayımlanmaya başlandı. Bu yazarlar, Ziya Gökalp, Rıza Tevfik, Mehmet Fuat Köprülü ve Selim Sırrı Tarcan’dır.

Ziya Gökalp, yazılarına 1912 yılında halk hikâyelerini, halk inançlarını ve halk şarkılarını içeren araştırmalarla başlamıştır. Bir diğer dikkat çeken Osmanlı aydını da Rıza Tevfik’tir. Farklı bir bakış açısına sahip olan Tevfik, folklor-ulus arasındaki ilişkiyi anonimlik ile açıklar. Rıza Tevfik’in üzerinde durduğu tür, atasözleri‘dir. Üzerinde durduğu  bir başka konu ise ürünlerin belli bir sadelik içindeki üstün sanatsal ifadeleridir.

Folklor konusuna doğrudan değinen önemli isimlerden biri de Yusuf Akçura’dır. Akçura’ya göre folklor, derleme işinden ibarettir ve değerlendirme işi de etnolojiyi ilgilendirir. Akçura, etnolojinin modern tanımını “halkları öğrenip tasvir etmek” şeklinde nitelendirmektedir.

Osmanlı aydınları, milliyetçilik akımı etkisiyle folklorun şekillenmesini sağlamıştır. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise folkloru milliyetçilik akımından arındırmak için çabalamışlardır. Bu çabanın nedeni, ‘millet’, ‘milli kültür’  ve ‘milliyetçilik’ kavramlarının 1940’lı yıllarda farklı ideolojik durumları ifade etmesinden dolayı karışıklıkları önlemektir. Öncü isimlerin en önemli temsilcisi de Pertev Nail Boratav’dır. Türkiye’de folklorun bağımsız bir disiplin olarak kurumsallaşmasını sağlamıştır. Ancak dönemin Türkçü-Turancı fikir ayrılıklarından dolayı Pertev Nail, Behice Boran ve Niyazi Berkes’inde aralarında bulunduğu “Sol Temayüllü Profesörler Davası” olarak da bilinen davada yargılanarak dönemin hem siyasi hem de akademik gidişatını etkilemişlerdir.

Cumhuriyet dönemi, örgütlenme çabalarına sahne olmuştur ve bu çabaların sonucunda 1924 yılında İstanbul Üniversitesi’ne bağlı (Türkiyat Enstitüsü) Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü kurulmuştur. Mehmet Fuat Köprülü döneminde “Folklorun Mahiyeti” tezi ilk kadın halkbilimci olan Raife Hakkı Kesirli tarafından yazılmıştır. Halkbilimi üniversitede bağımsız disiplin olarak çalıştırma çabası, 1938 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Enstitüsü’nde, Pertev Nail Boratav öncülüğünde “Folklor ve Halk Edebiyatı” derslerinin konulmasıyla başlar. 1938-1948 yılları arasında başlayan ve Boratav’ın 1947 yılında Halk Edebiyatı dışında diğer türleri de içine alan “Folklor” bölümünü kurma girişiminin engellenmesiyle bu dersler programdan kaldrırıldı.

1938’den beri geliştirilmeye çalışılan akademik folklor girişimleri, bölümün kapanmasıyla bulunduğu durumdan daha da geriye gitmiştir. Pertev Nail Boratav’ın siyasi dava sürecinin devam etmesi ve Nihal Atsız’ın ortaya attığı “komünistlik” suçlamaları dönemin (1947) siyasi yapılaşmalarında dikkat çekti ve süreç bu şekilde gelişti. Süreç içerisinde Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes 46/D maddesiyle okuldan atıldı. İtirazlar sonucunda gelişen olaylar neticesinde Pertev Nail, Danıştay kararıyla okula iadesi yapıldı ve 1946 yılında profesörlüğe atandı.

Pertev Nail Boratav, 3 yıl sonra davadan beraat etti. Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer başkanlığında alınan karar sonucunda, mahkeme devam ederken, kürsüye ayrılan fonlar jüri kararı olmadan kaldırıldı. Ankara Üniversitesi’nde kendi çabaları sonucu kurulan ilk bağımsız kürsü olan Folklor Kürsüsü, hükümet ve meclisin müdahelesiyle kapandı. Folklor araştırmaları, 1966 yılında Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan, yapısı ve çalışmalarıyla çok farklı olan “Milli Folklor Enstitüsü”yle sınırlı kalacaktı…

Ancak daha sonra Kültür Bakanlığı, Boratav’a Türk folkloruna katkılarından dolayı özel bir onur ödülü vermiştir.

1950’ler

1955 yılında Ankara’da Türk Halk Sanatlarını ve Ananelerini Tetkik Cemiyeti açıldı. 1959 yılında Türk Etnografya ve Folklor Derneğine ve 1973 yılında Folklor Araştırmaları Kurumuna çevrildi ve Fuat Köprülü öncülüğünde diğer folklorcuların da içinde olduğu bir kurum hâline geldi.

1960’larda milli arşivlerin oluşturulması ve folklor araştırılmalarının toplanması girişimi 1940’larda oluşturulmaya çalışılan akademik folklor geleneğinin yerini tutmuyordu. Milli Folklor çalışmalarını bir arada tutmak ve çalışmaları daha planlı hale getirmek için “Milli Folklor Enstitüsü” kuruldu. 1966 yılında ise MEB’e bağlı bir birim oldu.

1960’lar

Nermin Erdentuğ, antropoloji ve bir alt dalı olan etnoloji üzerinde durmaktadır. Erdentuğ için “Kültür” kavramı, fizyolojik olarak çalışma alanını oluştururken; dünyanın siyasal değişiminden kaynaklı olarak kültürel konular ortaya çıkıyor ve çalışma alanı etnolojiye doğru yöneltmiştir.

İlk etnoloji doçenti olan Nermin Erdentuğ, kürsünün kuruluşunda yer aldı ve uzun yıllar bu kürsüde başkanlık yaptı. İngiltere’de katıldığı bazı çalışmalardan sonra Türkiye’ye geldi ve ‘sosyal antropoloji’ ve ‘alan araştırması’ derslerini verdi. 1961 yılında Etnoloji bölümünü bağımsız bir disiplin haline getirdi ve ders programını Amerika’daki ders programlarına göre düzenledi. 1961-1980 yılına kadar Etnoloji bölüm başkanlığını yürüten Erdentuğ, o dönem bölümü “Sosyal Antropoloji” ve “Etnoloji” olarak ikiye ayırdı. Nermin Erdentuğ ise Sosyal Antropoloji bölüm başkanı oldu. Nermin Erdentuğ, 1985 yılında emekli olana kadar Sosyal Antropoloji Bölüm başkanlığına devam etmiştir. 26 Haziran 2000 tarihinde vefat etmiştir.

Antropolojinin bir alt dalı olan Halkbilim, Sedat Veyis Örnek başkanlığında bağımsız bir bölüm olmuş, vefat ettikten (1980) sonra bölüm Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne bağlanmıştır. Bu durum, Halkbiliminin edebiyatla ve özellikle de halk edebiyatıyla samimiyetini arttırmıştır. Türk Dili ve Edebiyatı bölüm başkanı Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı, Halkbilimi tekrar antropolojiye bağlamak istemiştir ama başaramamıştır.

Dönemin diğer önemli bir ismi Prof. Dr. Nevzat Gözaydın’dır. Sonraki önemli ismi Prof. Dr. Gürbüz Erginer’dir. Enginer bölüm başkanlığı görevinde olduğu sırada, 2008 yılında trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

Ankara Üniversitesi Halkbilim Bölüm Başkanlığına M.Muhtar Kutlu geçmiştir. Kutlu, günümüzde hala bölüm başkanlığına devam etmektedir.


Dipnotlar

[1] Athenaeum, 22 Ağustos 1846, sayı 983. Ayrıca bkz: G. Sernikli: “Folklor Sözcüğünün İsim Babası William John Thoms ve Athenaeum’daki Makalesi” TFAY 1975, Ankara 1975, s. 115-121.

[2] Örnek, 2000, s.15-16


Kaynakça

Folklor ve Kültür I Ders Notları. Dersin Hocası M.Muhtar Kutlu, Ankara Üniversitesi, DTCF Halkbilim Bölümü.

Kamil Toygar, “Folklor Derneklerine Toplu Bakış 1”, Türk Halk Müziği ve Oyunları, 1983, cilt1, sayı 6, Nisan-Mayıs-Haziran, s. 256

Hasan Münisoğlu, (2017). Irk Lekesi, Ankara, Heretik Yayınları.

Sedat Veyis Örnek,  (2000). Türk Halkbilimi, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.

Arzu Öztürkmen,  (2009). Türkiye’de Folklor ve Milliyetçilik. İstanbul, İletişim Yayınları.

Düzenleme: Rabia Yeniceli-Arman Tekin

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir