Hashtag Toplumu Aracılığıyla Egemenliği Yeniden Düşünmek: Yeni Beden Politikası

Hashtag Toplumu Aracılığıyla Egemenliği Yeniden Düşünmek:

Yeni Beden Politikası

Yazar: Kamari Maxine Clarke

Çeviri: Serkan Alpkaya

Modern egemenlik kavramları uzun bir yol kat etti ve antropoloji, egemenliğin doğasına ilişkin siyasi otoritenin ve beden politikasının yeniden yapılandırılması kavramlarının dahil olduğu çok disiplinli konuşmaların merkezinde yer almıştır. Siyasi otoritenin bu tür çalışmaları antropoloji için yeni değildir. Ancak son on beş yılda, egemenlik konusundaki tartışmaların yenilenmesinde, bireylerde egemenlik otoritesine dayandığının açıkça anlaşılmaya başlanmasıyla bir artış gördük ve siyasi iktidarın meşru olarak görünmesi için, otoriteyi diğer siyasi organlara aktarması gerekliydi. Bu tezahürlerin birçok belirgin örneği bulunmaktadır; biri beden siyasetindeki değişikliklerle egemenliği yeniden inşa eden vatandaş, kitlesel hareketlilik alanıdır -yani bir kendiliğin siyasi otoriteyle kuşatılması için yöntem ve politikalardır. Otoriteyi, bireyden devlet yetkililerine ya da sivil topluma devretme ve ilgili adli, teknolojik ve bilimsel kurumlara aktarma modelinden uzaklaşarak; vatandaşları, sözde insan hakları teknolojisi devrimine teşvik etmeye yönelterek, dijital teknolojilerin yeni kullanımları sayesinde beden siyasetini yeniden yapılandırıyor. Sözgelimi, Boko Haram’ın iki yüzü aşkın kız çocuğunu kaçırmasına tepki olarak, dünya çapında dolaşan hashtag #BringBackOurGirls[1], sosyal aktivizmin canlandırılmasının yanı sıra, kızları tanımak, kanıt üretmek ve gelecekteki şiddeti önlemek için bilimsel kriz izleme teknolojileri ve cep telefonu video yakalama teknolojilerinin kullanılmasına neden oldu. Bu iki dijital araç seti (Sosyal medya ve jeotermal uydu belgeleme vasıtasıyla video yakalama) yirmi birinci yüzyılın kitlesel şiddetine karşı vatandaş siyasi otoritesinin dönüşümüne yol açtı.

2011’den beri, dijital teknolojiyi kullanarak yeni kanıta dayalı yaklaşımların dönüşümü için mahkemeleri hazırlamak amacıyla sivil toplum örgütleriyle, bilim insanlarıyla, teknoloji tasarımcılarıyla ve birçok adli makamla çeşitli ortaklıkların yapılması ivme kazandı. WITNESS ve Avrupa Gazetecilik Merkezi gibi sivil toplum kuruluşları, insanların suçları belgelemelerine yardımcı olacak araçlar geliştiriyor ve mahkemeler aracılığıyla hakimler test edilmemiş kanıtlar için protokoller geliştiriyorlar (Cole 2015). Yeni rakipler -bireysel vatandaşlar, sivil toplum, hükümet ve uluslararası kurumlar- sınırlar ve bölgeler arasında kendilerini yerleştiriyorlar ve devletlerin yanında şiddetin yönetimi üzerine mücadele ediyor ki bu gerçekten de önemli. Yine de bu tür hareketlilik, bağımsızlık sonrası devletlerde yönetim alanı ve egemenlik şeklini değiştiriyor. Uydu takip ve izleme, kitle kaynak kullanımı, sosyal medya ve özerk silahlarla birlikte vatandaşlar şiddet mağdurlarını korumak için ahlaki dürtüsünü harekete geçiriyor -yasal sorunlarına rağmen- ve şiddet yönetimine ahlaki açıdan, meşru farz edilen anlayışa göre, giderek daha da fazla dahil oluyorlar. Dolayısıyla, modern egemenliğin yeniden düşünülmesi yoluyla beden politikasını yeniden şekillendiriyorlar (bknz. Brotherton 2012; Agathangelou, tarih yok). Antropolojinin gelecekteki ilerlemesiyle ilgili geriye dönük egemenlik üzerine geçmişe odaklanması, yeni aracılık biçimlerini anlamaya yönelik önemli bir çözümleme olarak, odağımızın bedene geri dönmesinin öneminin vurgulanması gerektirdiği açıktır. Yeni teknolojilerin nasıl tanık olduğuna dair güçlü bir sorguya yer açan beden üzerine bu şekilde bir odaklanma, bir dizi dönüşümle, bu olayları belgelemek ve göstermek için kullanılır ve herhangi bir maliyetle adalet isteme yetkisini talep edenlere kanıt olarak hizmet edebilir. Günümüzde bazılarının hakları, adaleti ve eşitliği garanti altına alındığında, başkaları için hakların geri çekilmesine sebebiyet verdiğinde, yeni hakların güvence altına alınmasının günümüzde siyasi otoritenin iddia ettiği biçimde nasıl yansıması gerektiğini anlamaya yönelik yeni olanaklar görmekteyiz. Burada Sheila Jasanoff (2011) gibi akademisyenlerin öncülüğünde ilerleyerek, egemenlikle ilgili yeni düşüncelerin, yönetim anlayışımızda sadece devlet ve devlet dışı ya da bireysel ve toplumsal aktörler kategorileri değil; bedensel aracılığın teknolojik biçimleri yoluyla kişilerin bedenlerini oluşturmanın yeni yolları sayesinde bir değişim talep etme biçimlerini inceliyorum. Bu durumda, sosyal medyanın, toplumsal bedeni getirdiği yeni muhafaza yollarını şekillendirdiğine dair yöntemlerin rolünü yansıttım.

Yukarıda bahsedilenler, yeni teknolojik aracılık biçimleri  ile bedenler, egemenlik ve şiddetin yönetimi için değişen teknolojik alanlar arasındaki ilişkiyi anlamanın yeni yollarının ön plana çıkarılmasındaki önemi arasındaki ilişkiyi göz önünde bulunduruyor. Burada, egemenliği toplumsal sözleşmeyi kavramlaştırmanın bir yolu olarak, özellikle günümüzdeki yeni biyolojik düzenlemelere istinaden yeniden düşünmemizi öneririm (bknz. Jasanoff 2011; Agathangelou, tarih yok). Kültürel antropoloji, değişen  teknolojik toplulukların egemenliğini yeniden düşünmeyi hızlıca incelememiştir. Egemenliğin klasik antropoloji çalışmaları, siyasi otorite konularına odaklanma eğilimindeydi; özellikle de çeşitli ayırt edilebilir yönetim modelleriyle ilişkili olarak.

Peki ama sıradan vatandaşların, toplumsal dünyalarını dönüştürmek için biyo-aracılı kitle gözetim teknolojilerini nasıl kullandığını mı sormalıyız? Ve otoritenin kullandığı alanlar nelerdir? Sözgelimi, ABD’de ve diğer yerlerdeki polis şiddetinin görgü tanıkları, kişisel delilleri yasal görevlilere iletmek ya da kitlesel mezalimleri belgelemek için sosyal medyayı nasıl kullanıyor? Bu teknolojilerin kullanıcılarıyla birlikte bilim insanları, savunma avukatları ve sivil toplum üyeleri tarafından değişim ve imkan için kayda değer fırsatlar oluşmuş olduğundan, egemenliği şu an ve yeni bin yılda dönüşmekte olan yeni izleme teknolojilerini  nasıl tanıtmak gerekiyor? Bu soruların yanıtları, yeni teknolojilerin sonuçlarıyla ilgili -özellikle hangi bedenleri hangi beden politikasıyla belirlediğimiz gibi- mülahazaları arttırmaktadır.

2000’li yılların ilk zamanlarında bu yana, çeşitli bilimsel ve yasal uzmanlar; insan bedeninin korunmasını kolaylaştırmak için tıp, bilim, din, insan hakları ve yasalar gibi yeni bir dizi teknik alanı etkin kullanmıştır. Şiddet ve ölüm tehdidi altındaki bedenler hakkında kanıt toplama ve koruma için dijital ve otomatik teknolojilerin kullanılması, yönetim ve vatandaş mesuliyeti etrafında yeniden düzenlenmiş değerleri vurgulamakta ve yeni toplumsal düzenlemelere sebebiyet vermektedir. Bu avukatlar, hakimler, sivil toplum çalışanları ve hükümet yetkilileri gibi uzmanlar tarafından yeniden şekillendirilen bu düzenlenmeler, günümüzde beden politikalarının yeniden düzenlemesinde payı bulunmaktadır (Clarke, yakında yayınlanacak). Zira, hak devrimi belirli hak ihlallerine yol açmış olsa dahi bugün dijital teknolojiler; yalnızca bedenin teknolojik temsilini değil aynı zamanda bedenimizi nasıl bildiğimizi, onu nasıl belirli bakış açılarından okuduğumuzu, varsayımlarımızın onun salahiyeti için ne olduğunu ve beklentilerimizin korunmaları ile ilgili sorulara işaret ediyor.

Son otuz yılda, beden ve onunla ilgili alanlar üzerine yapılan çalışmalar iktidar şekli, toplumsal düzen ve bilgi üretimi olarak bilimin daha geniş epistemolojik alanları içinde bilimsel kanıtların rolü ve onun çetrefilli alanı ile ilgilenmektedir (Agathangelou, Tarih yok; ayrıca bknz. Foucault 1977, 1978). Kurumların şeceresi çalışmalarına yaptıkları katkıları gerçek kılmış; bilimsel bulgulara yönelik bu tür yaklaşımlar bilgi, kültür ve iktidar üzerine odaklanmıştır. İlgi, şu anda sadece bio-aracılığın; hangi bedenlerin korunmaya muhtaç olduğu esasını belirlemek ve uydu ile drone teknolojilerine olan bağlantılarını, ilgili bilimsel ve yasal iddiaların üretimini ve şiddet ile çatışma arasındaki ilişkiyi değerlendirme baz alındığında ki rolü ile ilgilenen araştırmalara yöneliyor. Yine de adaleti ele geçirmek isteyen projelere katılan sıradan vatandaşlar bir zamanlar devletlerin denetimi altında olan yeni gözetim teknolojileri kullanıyor. Ahlaki çağrısı için temel olarak, korunma sorumluluğuna odaklanan bir söylemle kuşatılmış olan bu vatandaşların, teknolojiyi kullanmaları biçim ve içerik bakımından farklılık gösteriyor ve bedenin politik dönüşümünün mizacı ile ilgili hesaplaşmaya çağırıyor. Bio-aracılık üzerine yazılı eserler, özellikle teknolojinin bedenin “kendinden daha büyük bir imge üretmesine” imkan tanıdığında, beden ile teknoloji arasındaki ilişkiye dikkat ederek, bu bakımdan verimli olduğunu kanıtladı (M. Hansen 2004, 6). Bu gibi durumlarda, teknolojinin, algılanan tehlikelerin toplumsal aracıları olarak hizmet verme biçimini açıklığa kavuşturmamızı gerektirir.

Egemenliğin Şeceresi

Michel Foucault

Michel Foucault’nun çalışmalarının disiplinler arası sosyal bilimlere girişi; politik otoritenin, egemenliğin, devletin ve iktidarın farklı görüşlerini hayal etmek için bir yol açtı. Foucault’nun çalışmaları; kültürü, iktidarı ve siyasi otoriteyi şekillendiren toplumsal süreçler hakkındaki antropolojik düşünceyi kökten değiştirmiştir. Foucault’nun yönetim analizi, egemenliğin analiz unsurunu çoğu şekilde ortadan kaldırmaya yönelik olarak yorumlandı. Karşılığında, şiddete dayanan deneyimsel bir süreç olarak kabul edilen bir egemenlik yaklaşımı gördük. Bu egemen iktidar kavramı, gücünü ve şiddetini halka karşı kullanır. Bununla birlikte Foucault, iktidarı sadece merkezi bir devlet aygıtı olarak değil, çeşitli kurumları ve devlet mekanizmaları vasıtasıyla nüfuz eden ve işleten olarak tanımlıyordu. O, “bunun daha çok bölgesel ve yerel formları ve kurumlarının kapilar olduğu noktalar için nihai amaçları”na dikkat çekmektedir (Foucault 1980, 96). Hapishanenin Doğuşu (Foucault 1977) kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra, 1978 yılında Collège de France’daki derslerinde egemen iktidar hakkındaki görüşlerini tekrar gözden geçirdi. Burada yönetimsellik fikrini, “Nüfusu hedefleyen güç, temel bilgi kaynağı olarak ekonomi politikası ve temel teknik araç olarak da güvenlik aygıtlarını kullanmaktadır” şeklinde karmaşık bir forma dönüşmesine imkan verdi (Foucault 2007, 107–108). Foucault, hem bu dönüşümlere zemin hazırlayan Batı’nın süreçlerinde hem de kendilerinin yönetim biçimlerinde kullandığı bu terimde, egemenlik ve iktidar görüşünü genişletti ve adem-i merkeziyetçileştirdi; bu durum iktidarın nasıl üretildiğine ve belirli etkilerinin nasıl oluştuğuna dair on yıllarca yazı yazmasına yol açtı. Foucault, konuları sınırsız güçle yöneten bir Hobbesçi egemenlik anlayışından sıyrılarak; erken 18. yüzyıl modern devletinin Avrupa’da merkezi bir otoriter iktidarın teknikleri ve teknolojileri keşfetmesine izin veren bir yönetim sanatının oluşumunu anlattı. Ayrıca dönüşebilir gözetleme olduğunu kanıtladı, kendi kendini düzenleyen bir toplum hayali olarak yönetimsellik anlayışıydı: bunların ışığında, özneler biyoiktidar ve biyopolitika gibi devlet mekanizmalarıyla disipline edilir. Böylece, biyoiktidar, disiplin gücünün bütün nüfus düzeyinde, bedenlerin oluşumuna işlemesiyle politik olarak çevresel öznelerin ortaya çıkmasına izin veren bir yöntem haline geldi (Humphrey 2007, 419).

Foucault’nun çalışmalarının özünde, egemen otorite ve bireysel özgürlük arasında bir gerilim yatıyor. Bu ikili, monarşi ve onun öznesi arasındaki ilişki yoluyla kurulmuş ve on sekizinci yüzyıl ile yirminci yüzyıl arasındaki iktisadi ve emperyalist büyüme dönemine kadar çeşitli biçemlerde muhafaza edilmiştir. Foucault’nun katkısı, antropologların birden fazla iktidar boyutuyla siyasi otoriteyi harekete geçirmesine izin verdi ve bu girişim, disiplinin çehresini temelinden değiştirdi. Buna rağmen Foucault’ya eleştiriler de açıkça yankılanıyordu: Onun girişimi sadece egemenlik gücü ve yasayı adem-i merkeziyetçilik sebebiyle değil, aynı zamanda şiddetin ve ölçeğinin -özellikle devlet otoritesinin zorlayıcı gücü ile bağlantılı- sorunlarını yönetemediği için azledildi ve ciddiye alınmadı.

Giorgio Agamben

Antropoloji, 9/11[2] olayı sonrası döneme girdiğinde ve ABD’nin teröre karşı savaşı patlak verdiğinde; devlet şiddetinin otoritesinin gücü, antropolojiyi nihai karar verme sorunlarına geri döndürdü. Tam bu noktada, Giorgio Agamben devlet şiddetinin açıklığını, bize hatırlatarak, gün yüzüne çıkardı. Agamben (1998, 6), “biyopolitik bir beden” üretiminin “egemen iktidarın özgün eylemi” olarak görülebileceği ölçüde, biyoiktidar ve egemenliğin esasen birbiriyle ilişkili olduğunu savundu. Burada yasağın politikasını, ifşa yaşam üretimini toplumsal politika için birincil bir siyasi öğe olarak şekillendiren egemen bir gücün temel bir etkinliği olarak açıkça belirtir. Gerçekten de 9/11 sonrası dönemde geleneksel devlet formlarının gitgide daha etkili ve ilgili olduğunu gördük; araştırmacılar egemenlik konusunda kendilerini güvenliğin sınırları ve geleneksel yönetim şekilleri gibi konularla ilgilenmeye zorladı. Agamben’in antropolojik tartışmalara katkısı, bizlere egemen iktidarın nasıl çalıştığını görmemizi sağladı; yerleşim yeri ve katılımın etki alanını Batı’nın biyopolitik paradigması değil, tarafların kendi paradigmasıdır (Agamben 1998, 181). İhmal ve dışlanma alanları aracılığıyla egemenliğe olan bu yaklaşım, mevcut tartışmaların yapısının yönünü değiştirdi ve bugün, çağdaş vatandaş katılım biçimlerinin kökünü yeniden düşünmeye çağırıyor.

Biyo-Aracılık ile Siyasi Otoriteyi Yeniden Konumlandırmak

Thomas Blom Hansen ve Finn Stepputat’ın “Egemenliği Yeniden Gözden Geçirmek” (2006) başlıklı önemli inceleme yazısında, bizleri, küresel çapta Kuzey’den ve onun şeceresinden ve farklı tarihlerdeki iktidarın ve otoritenin farklı yapılandırılmış alanlarına taşımakta. Egemenliğin ve iktidarın antropolojik çalışmaları içinde, devletin bazı yerlerinde egemenlik kuran gaddar yerel güçlü adamları gördüğümüz bir dizi istisna bölgesi üzerine yapılan çalışmalar olduğunu savunuyorlar. Onları ilgilendiren ikinci bir egemenlik aşaması, gizlilik ve büyü içeren çeşitli kayıtdışılık bölgelerinden oluşur. Çalışmaları, postkolonyal[3]ya da postsosyalist devlet çalışmalarını vurgulamakta ve devlet görevlilerinin “gerçek ve hukuk arasındaki, kanunların ve resmi usullerin açıklarında egemen uygulamalarında fiilen uygulanışın”daki (T. Hansen ve Stepputat 2006, 307–308) rolünü ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Bu çalışmalar, kontrol ve düzenleme arasındaki ilişkiyi bir taraftan tam özyönetim diğer taraftan farklı olay ve durumdan değiştiğini gösteren devlet-toplum ikiliğini zorlaştırmaktadır. Ayrıca bunlar iç egemenlik biçimlerinin devletin zayıflığını göstermediğini; bunun yerine belirli uygulamaların asla etkileyici bir şekilde yönetilemeyen alanların örnekleri olarak görülebileceğini vurguluyorlar. Bu görüş, istisna bölgeleriyle tanımlanan birçok kayıtdışı ekonomilerin çalışmalarını araştırmayı amaçlayan yeni bir beden çalışmasına işaret ediyor.

Bu istisnai kayıt dışı alanların bölgeleri yaygındır ve devlet standardizasyon süreçlerinde çatlaklar üretir. Karaborsadan paramiliter güçlere ve yasadışı dolaşım ağlarına kadar, 21. yüzyıl antropolojisi egemenlik analizleri ile ilgilenmektedir; egemenlik, bireylerin devlet içinde ve devletle ilişki olarak yaygın otorite ve iktidar türlerine girme biçimini anlamlandırmıştır. Bugün, yeni bir müzakere dönemine tanık oluyoruz ki, bedenlere şiddetle zarar verilmesi, kuşatma altındaki bedenlerin birçok tekrarlarını yakalamak için yeni stratejilerin harekete geçirilmesinin yanı sıra birçok destek grupları bu tür şiddeti görmek ve harekete geçirmek için zorlanmasına yol açtı. Yaşayan bedensel ve/veya duygusal beden, ihlal edilen beden, sosyal beden ve beden politikası -bunların her biri ortak üretilen ve kesişen-; bedensel, yapısal ve hukuksal şiddete nasıl tepki verdiğimizi tanımlamamıza dokunaklı bir şekilde sevk eden teknolojilerle harekete geçerlidir. Bu hareketlilik devlet aktörlüğünde değil, günlük vatandaşlar tarafından yürütülür. Vaktiyle devletin gözetim amacıyla kullandığı yakalama/ifşa teknolojilerini kullanıyorlar ve bunları sosyal medyada yayınlıyorlar; ahlaki öfke üretimi ve toplumsal eylem için kışkırtıyorlar.

“Koruma Sorumluluğu” dili altında, uluslararası hukuka göre mağdurlar için yasal hakların ortaya çıkmasını gördük. Bu tür değişiklilerin yanı sıra vatandaşların dijital bilgilerini toplamak ve gözetim ile koruma çalışmalarını yapmak için coğrafi uydu ve drone teknolojileri kullanılmaktadır. Bu gerçekler, egemen bireyin değişen gücüyle ve çağdaş dönemde yeni siyasal otoritelerin yeniden düzenleme biçimleri ile bizi mücadeleye çağırıyor. Popüler ahlaki öfkeyi ve insan bedenini korumak için toplumsal eylemin rolünü inceleyerek bedenin dünyanın gerçek işi olan aklı başında analitik olarak nasıl harekete geçirileceğine görüyoruz. Bu alanlar, vücudu korumak için insani yardımlardan, yeni bir vücut politikasının ortaya çıktığı mağdur insan hakları kategorisinin ortaya çıkması arasında dağılım gösterir. Bu yeni oluşan topluluklar ve hareketleri, devletle egemenliğin belirlenmesinin yokluğunda, ahlaki hakkı doğuran yeni bir şekli gerekli kıldı. Yirmi birinci yüzyılın yeni şiarı mağdur bedenin zümresi olarak ortaya çıktı. Etrafında örgütlenen yeni toplumsal eylem biçimleri sayesinde devletlerin iç işlerine, yeni halk (hashtag toplumu) müdahale etmeye başladı. Bu yeni halkların harekete geçirilmesi, ahlakın dili sayesinde, şiddetle tamamen yeni bir bedensel sorumluluk konusunda bizi daha fazla anlamaya zorluyor. Bu gerçeklerin beden ve beden politikaları için sonuçları vardır ve egemenliğe antropolojik yaklaşımları nasıl anladığımızı yeniden yönlendirmek için çağrıda bulunurlar; özellikle de sürmekte olan toplumsal değişim biçimlerinin karmaşıklıklarıyla ilişkili olarak. Bu karmaşıklıklar nihayetinde tehdit altında olan bedenlerin korunmasını şekillendirir. Bu alan antropolojinin geleceğinin anahtarı olan çağdaş egemenlik biçimlerinin yeniden tahsisi için birçok yerden birini temsil etmektedir.

Yazının Orijinali İçin:

https://culanth.org/articles/919-rethinking-sovereignty-through-hashtag-publics

Kaynakça

Agamben, Giorgio

1998 Homo Sacer: Sovereign Power and Bare Life. Translated by Daniel Heller-Roazen. Stanford, Calif.: Stanford University Press. Originally published in 1995.

Türkçesi Ayrıntı Yayınları tarafından Kutsal İnsan olarak basılmıştır.

Agathangelou, Anna

n.d. Science and Body Politics. Yayınlanmamış el yazması.

Brotherton, P. Sean

2012 Revolutionary Medicine: Health and the Body in Post-Soviet Cuba. Durham, N.C.: Duke University Press.

Clarke, Kamari Maxine

Yakında “Making Suffering Visible: The #BringBackOurGirls Hashtag and the Changing Victim Fetish.” In Affective Justice. Durham, N.C.: Duke University Press.

Cole, Alison

2015 “Technology for Truth: The Next Generation of Evidence.” International Justice Monitor, News, March 18.

Foucault, Michel

1977 Discipline and Punish: The Birth of the Prison. Translated by Alan Sheridan. New York: Pantheon. Originally published in 1975.

Türkçesi İmge Yayınları tarafından Hapishanenin Doğuşu olarak basılmıştır.

1978 The History of Sexuality, Volume 1: An Introduction. Translated by Robert Hurley. New York: Pantheon. Originally published in 1976.

Türkçesi Ayrıntı Yayınları tarafından Cinselliğin Tarihi olarak basılmıştır.

1980 “Two Lectures.” In Power/Knowledge: Selected Interviews and Other Writings, 1972–1977, edited by Colin Gordon, 78–108. Originally published in 1977.

2007 Security, Territory, Population: Lectures at the Collège de France, 1977–1978. Translated by Graham Burchell. New York: Palgrave Macmillan. Originally published in 2004.

Türkçesi İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından Güvenlik, Toprak, Nüfus olarak basılmıştır.

Hansen, Mark B. N.

2004 New Philosophy for New Media. Cambridge, Mass.: MIT Press.

Hansen, Thomas Blom, and Finn Stepputat

2006 “Sovereignty Revisited.” Annual Review of Anthropology 35: 295–315.

https://doi.org/10.1146/annurev.anthro.35.081705.123317.

Humphrey, Caroline

2007 “Sovereignty.” In A Companion to the Anthropology of Politics, edited by David Nugent and Joan Vincent, 418–36. Malden, Mass.: Blackwell.

Jasanoff, Sheila, ed.

2011 Reframing Rights: Bioconstitutionalism in the Genetic Age. Cambridge, Mass.: MIT Press.

[1]Türkçesi: Kızlarımızı geri verin.

[2] 9/11 olayları: 11 Eylül 2001’de Amerika’da İkiz Kulelere düzenlenen saldırı.

[3] Bu terim oldukça tartışmalıdır. Kolonyalizm ve emperyalizm sıklıkla birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oxford English Dictionary’nin açıklamaları birçok açıdan yetersiz görülmektedir hatta görece sömürgeci zihniyetine ait olduğuna dair eleştiriler mümkündür. Terimin bu denli düşünsel birikimini Ania Loomba’nın Kolonyalizm/Postkolonyalizm (Ayrıntı Yayınları, çev. Mehmet Küçük) kitabında detaylıca görmek mümkündür. (çn.)

Redaksiyon: Arman Tekin

Egemenlik: Kısa Bir Giriş

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir