Siz Hotanto Venüsü’nü Bilir Misiniz? | Saartjie Baartman’ın Hayat Hikayesi

Saartjie kendi yaşıtları ve halkı arasında belirgin farklılıklara sahipti. Bu farklılık, çok geniş kalçalara ve görülmemiş büyüklükte ve oldukça sarkık bir cinsel organa sahip olmasıydı. Bu durum etrafındaki herkesin bakışlarını ona çevirmesine neden oluyordu.

Yazar: Arman Tekin

Bildiğiniz üzere 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü ya da diğer bir deyişle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak her sene kutlanmaktadır. Kapitalizmin karnını doyuran, günümüz yaşantısında adeta kutlanmazsa olmaz(!) yapay günlerin aksine bu günü daima hatırlanır kılacak yaşanmış belirli bir olaylar zinciri vardır; 8 Mart 1957’de yani bundan 61 sene önce Amerika’nın New York şehrinde on binlerce kadın dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle grev yapmıştır. Grev süresince polisin işçilere saldırıları olmuştur. Bunun yanında işçilerinin fabrikaya kitlenmesi ve arkasından çıkan yangın sonucunda 120 kadın işçi hayatını kaybetmiştir.(1) Diğer taraftan, önemli tarih profesörlerinden ve Kadın Araştırmaları çalışmaları ile bilinen Emma Kaplan, makalesinde bunun, bu tarihten sonra ortaya çıkan bir mit olduğunu ve aslında Amerika’da ilk olarak 23 Şubat 1909’da kutlandığını belirtmektedir.(2) Herkesçe kabul edilen gerçek ise; 1910 yılında yapılan Uluslararası Kadınlar Konferası’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin’in Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nün yukarıda anlatılan trajik olay sebebiyle 8 Mart’ta kutlanması önerisini getirmesi ve oy birliği ile kabul edilmiş olmasıdır.(3) Birleşmiş Milletlerin bu öneriyi 1975’te kabul etmesi ile de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlamıştır.(4)

Özet bir şekilde olsa dahi günün tarihçesine değindikten sonra, tarihte kadına karşı nasıl bir tutum sergilendiğini apaçık gözler önüne seren bir hayat hikayesine yer vermek istiyorum. Bu hikaye, Saartjie Baartman’ı ya da ona verdikleri diğer ismiyle Hotanto Venüsü’nü anlatır.


Saartjie Baartman’ın Güney Afrika’da, Kafr ile Ümit Burnu’nun Hollanda kolonisi arasındaki sınırda uzanan Gamtoos nehri kıyılarında dünyaya geldiği bilinmektedir. Afrika’nın yabanılları olarak adlandırılan Hontantolar antropologların elde ettiği kanıtlara göre 1.60 m boylarında, tenleri koyu sarı, vücutları kılsız, gözleri kısık ve şakakları çıkık olan ve Kuzey Afrika’dan M.Ö. 3000-1000 yılları arasında bu topraklara geldiği düşünülen bölgenin yerel halkıydı. Hayvancılıkla uğraşan bu halkın ismi ise Hollandalı sömürgecilerin halkın kendi dili olan Khoi-khoi’yi “gevelemek” anlamında argo bir tabirle “hot-en-tot” olarak yakıştırmalarından gelmekteydi. Saartjie bu halkın bir üyesiydi.

Az önce zikrettiğimiz “koloni” ve “sömürge” kelimelerinden de anlaşılacağı üzere, aslında bu coğrafya için Avrupalı ülkelerin yeni deniz ve ticaret yolları bulmak adına 15. yüzyılda coğrafi keşifler serüvenine başlaması yerel halk için büyük bir tehlike arz edecekti. 1650’li yıllara gelindiğinde Hollanda Şirketi bölgeyi kendi sömürgesi haline getirdi. 1659 yılında bu bölgede yaşayan Hotantolar ayaklansa da bu ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırıldı. Hotantolar ya direnip ölecek ya da sömürge olmayı kabul ederek yaşayacaktı. Zaman içerisinde bu durum onların sömürgecileri hem kanlı işgalciler hem de onları besleyip koruyan kişiler olarak görmelerine kadar gidecekti. Ancak sömürgecilerin gözünde bu halk her şekilde sömürülecek ve gerekirse yok edilecek ilkellerdi. Daha sonra Hollanda, Boerler adını verdikleri bir grubu sürgün ederek buraya göndermesiyle işler başka bir hal almıştı. Boerler avcılıkla uğraşan, cahil bir insan topluluğuydu ancak Hotantoların yaşamak adına Boerlere boyun eğmekten başka çareleri yoktu. Öyle ki; Hotantolar Boerler’in evlerinde ve çiftliklerinde çalışmayı kabul etmek zorundaydı. Olay örgümüzün baş kahramanı Saartjie de 1789 yılında olasılıkla bu yerlerden birinde doğmuştu. Kendisi ve dört kardeşi, Peter Caezar adlı bir Boerin çiftliğinde aylarca çalıştıktan sonra ev hizmetçiliğine terfi etmişti. Efendisi, yerel dillerinde Satchwe olan ismini daha kolay çağırabilmek için Hollandaca Sarah anlamına gelen Saartjie olarak değiştirecekti.

Saartjie kendi yaşıtları ve halkı arasında belirgin farklılıklara sahipti. Bu farklılık, çok geniş kalçalara ve görülmemiş büyüklükte ve oldukça sarkık bir cinsel organa sahip olmasıydı. Bu durum etrafındaki herkesin bakışlarını ona çevirmesine neden oluyordu. Derken Peter Caezar, Saartjie’yi kardeşi Hendrick’in çiftliğine ev işleri için göndereceğini söyleyerek satmıştı ama Saartjie’nin bundan haberi yoktu. Dönemin anlayışı gereği sömürgeciler kölelerini kendilerine bağlamak için alkol ve sigaraya alıştırıyorlardı. Bu yola bir kere giren köleler için artık efendilerinden uzaklaşmak zordu. Bu şekilde kendini bu dünya içinde kaybeden Saartjie, şuursuz bir şekilde yerel dansları olan tam-tam dansını sergiliyor ve yerel enstrümanları olan gourayı o anın getirdiği neşe ile çalıyordu. Ancak bu Saartjie için sorunların başlangıcıydı…

Hendrick Ceazar’ın arkadaşı cerrah Peter Dunlop eve ziyaretinde Saartjie’yi gördüğü andan itibaren kafasında çeşitli planlar yapıyordu. Bu planlarını Hendrick’e açmaya karar verdi. İngiltere’de kendi gibi üst ve orta tabakadaki insanların Saartjie’yi görmekle ilgileneceklerini söylüyordu. Çünkü Saartjie’nin fiziki görünüşü çok dikkat çekiciydi ve İngiltere’de eğlence malzemesi olarak görülen ucube şovları çok popülerdi. Uzun uğraşlar sonunda sahibi Hendrich Ceazar, Saartjie’yi bu işte ortak olma sözüyle ikna etti. Bu onun için yıllardır atalarının ve kendinin itibarı açısından çok önemli bir anlaşmaydı. Yaptıkları anlaşmadan sonra Saartjie çevredeki herkesten büyük bir saygı görmeye başlamıştı. Yapılan hazırlıkların bitmesiyle birlikte İngiltere’ye doğru yol alındı. İngiltere’ye varıldıktan sonra gösteri için gazeteye ilan verildi. İlanda Saartjie “Hotanto Venüsü” olarak lanse edilmişti. Hendrick’in yaptığı bu tanımlama her anlamda dikkat çekiciydi ve yine ilanda özellikle davet edilen edebiyatçılar ve tarihçiler tarafından bunun türünün en özgün örneği olduğunun tasdik edilmesine davet çıkarıyordu. Gösteriler büyük bir ilgi görmüştü ve ülkede herkesin dilinde “Hotanto Venüsü” vardı. Haliyle bu durum ülkedeki köle karşıtı grupları da olayın içine çekmişti. Gösteriler sırasında sahibinin talimatları yerine getirmeye zorlanan Saartjie’nin bu durumu en sonunda mahkemelere kadar taşınmıştı. Saartjie’ye mahkemede fikri sorulduğunda ise ilginç bir şekilde hayatından memnun olduğunu ve ülkesine geri dönmek istemediğini söylemişti. Bir taraftan Saartjie’nin halihazırda alamadığı parasını alma umudu taşıması, diğer taraftan da alıştırıldığı alkolün etkisiyle başını döndüren bu hayatı bırakıp ülkesine geri dönmek, kendisi için itibarını yitirme endişesi, bu tavrının gerekçeleri olabilirdi. Mahkeme gösterilerin yasaklanması kararını verdi. Bu karar tüm çevrelerce olumlu karşılanmıştı.

Sonrasında bir hayvan eğitmenine satılan Saartjie için gelecek durak Fransa’ydı. Aynı ilgiyi burada da gören Saartjie ününe ün katmış ve nazik ve sempatik tavrıyla Fransızların ilgi odağı haline gelmişti. Bunun yanında hayvan eğitmeni, Hendrick ile aynı taktik üzerinden hareket ederek Doğal Tarih Müzesi’ne mektup göndermiş ve aynı şekilde “Hotanto Venüsü” ismiyle bilim insanlarının bu doğa harikasını incelemesi gerektiğini belirtmişti. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra müzenin botanik bahçesine getirilen Saartjie üzerinden 3 gün süren zorlu bir tetkik süreci geçmişti. Bilim insanlarınca yapılan yorumlara göre, genel yargı Hotantoların orangutanlara benzediği, insanın olabileceği en aşağı nokta hatta aykırı yaratıklar sınıfına bile yerleştirilmesinden yanaydı. Sömürgecilikle başlayan siyah-beyaz ayrımı, sömürgeciliğin belli bir işleyişte dünyayı kasıp kavurması ile üst seviyeye taşınmış ve toplumda oturmuş hale gelen bu beyaz ırk üstünlüğü düşüncesi dönemin bilimsel bakışını da etkilemiştir. 1800’lere gelinmiş ve sert kış koşulları etkisini göstermişti. Gösterilerin bu şartlarda yapılamaması Saartjie’nin yeterli bir şekilde beslenememesine yol açmıştı. Sahibi ise ona alkol vermeye devam ederek durumunun kötüye gitmesine yol açmıştı. Hastalanarak 25 yaşında hayatını kaybeden Saartjie için bu yolun sonu anlamına geliyordu.

Ölüm haberinin ardından otopsi yapabilmek için sabırsızlıkla bekleyen bilim insanları vücuduna otopsi yapmadan önce cinsel organı ve kalçalarının balmumundan kalıbını almıştı. Sonrasında ise kendisine ün katan geniş kalçaları ve cinsel organı kesilip çıkararak kavanoza koymuştu. İskeleti ve balmumu heykeli Paris Musee de I’homme müzesinde insan ile hayvan arasında bir yerde olduğunu kanıtlama çabasıyla sergilenmeye çalışılmıştır; nerede sergileneceği konusunda kararsızlıklar yaşayan müze yetkilileri önce müzenin Prehistorya bölümüne koymuş sonrasında ise 19. yüzyıl etnografik heykel olarak sergilenmiştir. 1976 yılında kadın ve insan hakları derneklerinin yoğun baskısıyla sergiden kaldırılan kemikleri, 2002 yılına kadar saklandığı müzenin deposundan çıkarılmış ve ait olduğu topraklara iade edilmiştir.

Saartjie Baartman, kadına yönelik şiddetin ve istismarın nasıl bir boyutta yaşamış olduğunu gözler önüne sererken, bunu o dönemin koşulları içerisinde, toplumların yaşadıkları kültürel evrim süreci açısından da anlamamızı sağlamıştır. Öyle ki; Saartjie’nin yaşadığı trajedi, “İnternet Çağı” olarak adlandırılan bilimin ve teknolojinin o dönemlere nazaran çok üst seviyelerde olduğu bugünlerde bile bilhassa o dönemdeki sömürü anlayışının mimarı olan Batılı sömürgeci ülkelerde ve geride kalan birçok ülkede yaşanmaya devam etmektedir.

Saartjie’yi diğer bir deyişle Hotanto Venüsünü huzurlarınızda saygıyla anıyoruz.

Tüm ayrımların sona ereceği günlere…


Kaynakça

Yayıma Hazırlayan: Serkan Alpkaya

Gorgon Tarih

İsyandan Sorumlu Devlet Paşası: Abaza Mehmed Paşa

Afrika Haritasının Evrimi

Tomoe Gozen – 12. Yüzyılın Korkutucu Japon Kadın Savaşçısı

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir