İmparatorlukta Halktan Bir Kadın: Theodora

İmparatorlukta Halktan Bir Kadın: Theodora

Yazar: Cemal Özer  (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 3. Sayısı’nda yayınlanmıştır.)

İmparatorlar, krallar veya çarlar kadar devletlerin kaderini gerek perde arkasından gerekse de apaçık bir şekilde etkileyen bir başka zümre vardır: İmparatoriçeler, kraliçeler veya çariçeler. Onlar bu sıfatları, hükümdarların aldığı gibi tanrıların buyruğuyla[1] ya da hanedanların taşıdığı “asil kanı” bahşetmesi ile değil; kendi cazibelerini, akıllarını ve yeteneklerini kullanarak kazanmışlardır.

Theodora

Mayıs sayımızdaki konuğum Theodora: Kendisi, dünyanın en köklü imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu’nda, aktrislik ve fahişelikten imparatoriçeliğe kadar uzanan bir kadın. Katı olan sosyal sınıf sistemini birer birer aşmış, en tepeye ulaşarak ülkenin yönetiminde söz sahibi olmuş ve tarihe adını yazdırmayı pekâlâ bilmiştir.

497 yılında dünyaya gelen Theodora’nın doğum yeri tam olarak bilinmemektedir; ancak Suriye veya Kıbrıs olması muhtemeldir. Geçinme derdi yüzünden ailesiyle küçük yaşta Mezopotamya’dan Konstantinopolis’e (1500 yıl öncesinden bile taşının, toprağının altın olduğu anlaşılıyor!) yerleşir. Annesinin hüviyeti kaynaklarda meçhul olması ile beraber babası Akasius’un “Hipodrom”da sirk hizmetlisi olarak görev yaptığı bilinmektedir. Akasius konumunun gereği olarak Yeşil[2] fraksiyonun mensubudur. Zaten alt tabaka olan bir ailede evin tek erkek bireyi olan Arcacias’ın 500 yılında ölümü, aileyi çok derinden sarsar. Theodora’nın annesi üç kızı ile birlikte sefalet içinde kalır. Annesi ilk başta eşinin arkadaşlarından biri ile birlikte olur ve onun kocasının mesleğini geri alması için uğraşır ancak Yeşillerin o mesleğe başka bir aday göstermesi üzerine başarısız olur. Son çare olarak hipodrom oyunlarının ortasında çocuklarını ortaya atarak kendini acındırır. Başarmıştır. “Yeşillerin mezaliminden” sefalet çeken kadını Maviler sahiplenir ve sevgilisine eski kocasının işini teslim ederler.

Theodora, hipodromun içinde büyür ve orada büyüyen çocukların müzikli eğlence ve tiyatro gibi alanlar dışında bir işi kotarabilmeleri pek olağan sayılmaz. Gençlik zamanında ablası Komito’nun yanında gezer ve ablası hem tiyatral anlamda hem de cazibesini kullanma anlamında başarılıdır. Theodora da çok alımlı, güzel yüzlü bir kadındır. Kısa zamanda tiyatroların ve türlü âlemlerin aranan yüzü hâline gelir. Fahişeliğe başladığı yer de burasıdır. Ancak fahişeliği sadece geçim derdi için yaptığı söylenemez çünkü sadece eğlenceye gelen konuklarla değil oradaki hizmetçilerle de ilişkiye girmektedir. Nemfomani (seks bağımlısı) olması ihtimaller dahilinde olan Theodora’nın defalarca kürtaj yaptırdığı da bilinmektedir.[3]

Sayısız hayranı vardır Theodora’nın. Bunlardan biri de aristokrat sınıftan olan Hekebolus’tur. Libya’ya  vali olarak atanınca Theodora da sevgilisiyle beraber Afrika kıtasına taşınır. Ancak Theodora’nın bu ilk yükselişi kısa sürecektir çünkü Hekebolus ondan aniden ayrılır ve genç kadını kaderine terkeder. Ayrılma nedenlerinin Theodora’nın ihaneti olduğu söylenir. Yeniden sefaletle tanışır Theodora; üstelik büyüdüğü topraklardan çok uzakta ve yalnızdır. Bu mental bunalım, Theodora’yı radikal bir karar almaya sürükler. Bu radikal karar, ilahî güce yönelmektir. Fazilete ermiş, Tanrı’ya giden yolu seçmiştir. Kendisi sahnelerden, eğlencelerden uzaklaşmış yeni bir sosyal hayata geçmiştir. Yeni çevresini tapınak keşişlerinden, patriklerden kurar. O insanlar da bu “tövbekar” kadını dışlamak yerine ona kucaklarını açarlar.

Libya’dan kısa bir süre yaşadıktan sonra İskenderiye’ye geçer ve oradan Konstantinopolis’e geri döner. 522 yılında İmparator I. Justin’in yeğeni Justinianus ile tanışır. Justinianus Trakyalı bir senatördür ve toplumsal sınıf farklarını çok irdelemeyen bir yapıya sahiptir. Theodora’dan da on beş yaş büyüktür. Geçmişinden arınmışyeni Theodora onu güzelliğiyle ve tevazusuyla etkilemiştir. Bu orta  yaşlı adam ve genç kadın bir daha asla ayrılmayacaklardır.

Theodora henüz Justinianus’un sevgilisiyken Doğu Roma’da bir statü kazanır. Ancak evlenmeleri olanaksızdır. Çünkü Agustus yasalarına göre, bir senatörün oyuncular veya fahişeler ile evlenmesi kesinlikle yasaktır. Justinianus bu yasayı değiştirmek için çabalar. İmparator I. Justin buna ılımlı baksa da eşi İmparatoriçe Euphemia bu duruma kesinlikle karşıdır. Euphemia Procopius’un Secret History of Procopius[4] kitabına göre geçmiş hayatında bir köle ve barbardır. Alt sınıflardan gelmiş olmasına rağmen Theodora’yı engellemesinin nedeni tam bilinmese de kendine rakip ya da tehdit olarak görmesi ihtimali olabilir. Theodora ve Justinianus yasanın değişmesi ve evlenebilmeleri için en büyük engel olan kişinin, Euphemia’nın, ölümünü bekleyeceklerdir.

523 yılında Euphemia’nın ölümüyle Justinianus imparatoru ikna eder ve yasa değişikliği senatoda görüşülmeye başlanır. Justinianus yasanın kendi için çıkarılması algısını yaratmak istemez ve bu yüzden konuyu farklı bir açıdan ele alır; kadın hakları. Bu yasayı senatoda cinsiyetleri zayıf olan bu kadınların onurlu ve dürüst bir yaşama dönmesi için bir kurtuluş yolu olarak anlatır. Zorla veya sefaletten bu yolu seçmek zorunda kalan kadınların da kurtulmaya hakkı vardır.[5] Justinianus bu konuda samimiyetini, ileride “Tanrı’nın hizmetinde ne kadın ne erkek ne özgür biri ne de köle vardır,”[6] sözleriyle destekleyerek; 534’de kadınların özgür ya da köle gözetmeksizin sahneye çıkmaya zorlanamayacaklarına dair ve 542’de senatörlerin taverna sahipleri ve pezevenklerin kadınları ile evlenebileceklerine dair yasaları çıkartarak gösterecektir.[7]

523 yılında evlilik yasası senato tarafından onaylanır. Yasaya göre evlilik öncesinde sadece aktrislik değil daha önce işlenmiş bütün suçlar ve hatalar da temizlenmektedir. Görüldüğü üzere, bu yasayla Theodora sadece aktrislikten, değil fahişelik ve diğer suç ve hatalarından da kurtulur ve ileride olası bir yargılanma durumuna karşı kendini yasal yollarla güvence altına aldırır.

Evlilik tarihleri net olmasa da yasa çıktıktan sonra 523 ya da 524 yılında evlenirler. Theodora artık bir senatörün metresi değil yüce yasalar önünde eşidir. Sosyal sınıfların önüne set çektiği barajları bir bir yıkmakta ve yükselmeye devam etmektedir. Evlendikten sonra Justinianus ve Theodora birlite anılır; ne halk ne de tarih birini diğerinden ayırarak bahsedemez.

Theodora’nın yükselemediği tek bir kıdem kalmıştır; Euphemia’nın statüsü olan imparatoriçelik. Lakin bu çok uzun sürmeyecektir. I. Justin’in ölümünden (1 Ağustos 527) kısa bir süre önce Justinianus 1 Mayıs 527’de taç giyerek imparator olur. Theodora ise bir kadının dünyada erişebileceği en yüksek mertebeye erişmiştir. O artık sıradan bir patricinin[8] karısı Theodora değil Doğu Roma İmparatorluğu’nun yücesi İmparatoriçe Theodora olmuştur. İmparatoriçe olduğu andan itibaren ülkenin üzerinde nüfuzu artar. Yakın geçmişini unutmayan bu kadın, daha birinci yılında Justinianus ile birlikte yoksul kızları istismar eden pezevenklere ve genelevlere karşı savaş açmıştır. O, bu yerlerin sistemlerini çok iyi bilmektedir. Önce genelevleri kapattırır, sonra fuhuşa zorlananlar ve eski fahişeler için kocasıyla beraber “Tövbe” adında bir manastır yaptırır ve kadınları dine yöneltir. Justinianus’un kadınlarla ilgili çıkarttığı tüm yasalarda Theodora’nın katkısı göz ardı edilemez çünkü imparatoriçelerin kadınların hamisi olması çok doğal bir mevzudur.

Theodora kadar etkili işler yapanını bulmak imkansızdır; çünkü sadece Konstantinopolis’e değil taşralara da fonlar ayırtıp hastaneler, kiliseler ve manastırlar inşa ettirerek halka hizmette bulunmuştur. Buna rağmen Theodora’nın imparatoriçe olduktan sonra İmparator Justinianus’dan bile daha ulaşılamaz olması; sıradan halkın onunla görüşmesi neredeyse imkansızlaşırken, senatörlerin dahi kendisiyle sadece görüşme talebinde bulunarak iletişime geçebilmesi de hayli ilginçtir. Kabul edilen senatörlerin de Theodora’nın huzurunda ayakta bekletilmelerini not etmek gerekir. Bizans’ın gördüğü en büyük imparatoriçe bekleneceği üzere siyasi    konularda da fazlasıyla          aktiftir. Senatoların toplantılarına bizzat katılmakta, kamuyu ilgilendiren her konuyu denetlemekte ve bürokrasinin içine yerleştirdiği adamlarla kendinden habersiz kuş uçurtmamaktadır. Rivayet odur ki, askerlerin atanmasına veya azledilmesine etki ederek orduya da müdahale bulunur. Bir kadının orduda söz sahibi olması dönemin ne öncesinde ne sonrasında sık görülecek şey değildir.

Theodora’nın gözü karalığı ise Procopius’un bile manipule edemeyeceği bir gerçektir. 532 yılında mali ve idari kriz geçiren Doğu Roma’da vergiler artmış, hayat pahalılaşmıştır. Yeşillerin çekirdeğindeki ısınma durdurulamaz hâle gelir ve halk isyana sevkedilir. Halk, düzeni yıkmak üzere Nika (Zafer) isyanını başlatır. Zenginliğin sembolü olarak gördükleri Ayasofya bazilikası vb. yapılara saldırmaya başlarlar. Başlangıçta taleplere karşı katı şekilde direnen Justinianus, geri adım atmaya karar verdiğinde artık çok geçtir. İsyancılar I. Justin’in selefi Anastasius’un yeğeni olan Hypatios’u imparator ilan ederler. Zaten Hypatios da senatonun geniş kesiminden destek görmektedir. Justinianus kabinesiyle beraber odasına kapanmış kaçmayı düşünürken Theodora tarihe geçecek şu söylevi icra eder:

“Erkeklerin arasında konuşmaya cesaret etmek ve cesurca kendini savunmak bir kadına düşmez. Ancak öyle gözüküyor ki, mevcut kriz bizim şu veya bu şekilde düşünmemize izin vermemektedir. Çıkarları tehlikeye girenlerin konumunda, sorunu en muhtemel şekilde halletmekten daha iyi bir yol gözükmemektedir. O hâlde düşüncem şu ki mevcudiyet, güvenliği sağlayacak olsa da kaçmak için yersizdir. Bir adam için ölümün elinden kurtulmak gördüğü tek ışık olsa dahi, bir imparator için kaçak olmak dayanılmaz bir durumdur. Ve ben, bu erguvan[9] renginden asla ayrılamam ve insanların bana imparatoriçem demedikleri gün yaşayamam. Ey imparator, arzunuz eğer şimdi kendinizi kurtarmak ise, bunda bir beis yoktur. İşte deniz, işte gemiler, paramız da çokca vardır. Lakin kurtulduktan sonra güvende olmayı, mutluluk içinde ölüme tercih edeceğinizi düşünmeyiniz. Bana gelince; eskilerin de dediği gibi: kraliyet iyi bir cenaze kefenidir.[10]

Bu tarihi konuşma Justinianus’u ve kabinesini cesaretlendirir ve isyancıların üzerine General Belisarius’un kumandasındaki eğitimli askerler ile ilerleme kararı alınır. Askerlerin sayıları isyancılara göre çok azdır; ancak isyancılar, askerler gelince kendilerini hipodroma kapamak gibi bir gaflette bulunurlar. General Belisarius ve General Mundus bu hatayı iyi değerlendirerek hipodroma girer ve tam bir katliam yaşatırlar. 30.000’den fazla insanın katledildiği kaydedilir[11]. İsyancıların gayri meşru imparatoru Hypatios ve kardeşi ise idam edilerek bu isyana son verilir. Kriz anında Theodora’nın etkileyici derecede soğukkanlı konuşması kocasının tahtını korumasına yardımcı olmuştur.

Bu kadar büyük bir imparatoriçenin adının komplo teorileri içinde geçmemesi de mümkün değildir. 534 yılında İtalya’nın Ostrogot Kralı Athalarik ölür. Justinianus, Athalarik’i kendine bağlı bir feodal beyi gibi görmektedir dolayısı ile merhum kralın annesi Amalasuntha’yı Konstantinopolis’e çağırır. Ancak Amalasuntha gitmemekte ve tahtı kendi istediği şekilde kontrol etmekte kararlıdır. Bunun üzerine Justinianus adamlarından Selanikli Peter’ı durumu kontrol etmesi için İtalya’ya gönderir. Ostrogot’ta kadınların hükümdar olma şansı bulunmadığından Amalasuntha kuzeni Theodahad ile evlenir ama bütün planları suya yatar; çünkü Theodahad evlilikten kısa bir süre sonra onu hapsettirir ve kısa bir süre sonra kraliçe banyosunda öldürülür. Komplo teorisine göre onu öldürten Theodora’dır çünkü Peter ile anlaşma yapmıştır. Amalasuntha’nın Peter’ın Roma’ya vardığı tarihte (Nisan 535) öldürülmüş olması da bu komplo teorisine güç kazandırır. Theodora’nın bu suikast girişiminin sebebi ise Amalasuntha’nın alımlı ve güzel bir kadın olması ve Konstantinopolis’e gelirse Justinianus’u baştan çıkarması ihtimalinden korkarak kendine rakip olarak görmesidir.

Theodora, çocukluk yıllarında Maviler himayesinde yaşamını sürdürmüş olsa da Yeşilleri desteklemekten hiçbir zaman vazgeçmez. Zaten Theodora da Yeşillerin çoğunluğu gibi bir monofizittir[12]. Diofizit-monofizit çatışması, Hristiyanlık içindeki ilk ihtilaflardan biridir ve Theodora safını açıkca monofizitlerden yana alır. Doğu’da ve Mezopotamya’da monofizitin yayılması için de uğraş verir. Bir harmoni hâlinde hareket ettikleri gözetlenen Justinianus ve Theodora burada ayrılık göstermektedir. Justinianus tabiatı gereği Mavilerden yanadır ve dolayısıyla Ortodokslardan yana tavır alır ve monofizitizme karşı çıkar. Ancak zamanla Justinianus elini Ortodokslardan çeker ve monofizitlere yönelir.

Burada Theodora’nın sadece ülkesi değil Hristiyan dünyasını etkileyecek konulardaki gücünden de bahsetmekte yarar var. Görevi sırasında -monofizitizmin büyük önderlerinden olan Patrik Anthimus’u görevden alan- Papa Agapetus ölünce yerine Theodahad’ın adayı olan Silverius yeni Papa olarak geçer (536). Theodora ise Justinianus’un desteğiyle Vigilius ile anlaşmıştır. Antlaşmaya göre, Vigilius papa olunca Anthimus’u görevine iade edecektir. Burada açıkca görülüyor ki, Theodora bir monofizit misyoneri gibi davranmaktadır. Theodora çocukluğundan bu yana arkadaşı olan Antonina’yı bu konuda görevlendirir. Antonina’nın kocası Roma Ordusu Başkumandanı General Belisarius’dur ve ikisi de görev gereği o sıralarda Roma’dadır. Antonina ve Belisarius nüfuzlarını kullanırlar ve Roma cenahını çiçeği burnunda Papa Silverius’un bir hain olduğuna ikna ederler ve görevden azlettirirler. Belisarius Silverius’u sürgüne gönderir ve Theodora’nın desteklediği Vigilius yeni Papa olur (537). Ancak Vigilius çark edip verdiği sözü tutmaz ve Patrik Anthimus’u görevine geri iade etmez. Bu durum Theodora’nın başarısızlığı olsa da papalık kurumunu manipule edebilecek kadar güçlü ve zeki bir kadın olduğunun göstergesidir.

Justinianus ve Theodora’nın hiç çocukları olmamıştır ama Theodora’nın evlilikten önce doğan gayrimeşru bir kız çocuğu vardır. Kızının adı maalesef tarih sayfalarında yer almasa da yaptığı evlilik ve doğurduğu çocuklar bilinmektedir. Theodora kızını merhum İmparator Anastasios’un hanedanından bir erkekle evlendirir. Torunlarından birisi olan Anastasios’u da (imparatorun ismi verilmiştir) Belisarius’un kızı Joannina ile evlendirir. Diğer torunu Athanasios’un ise monofizit bir keşiş olduğu bilinmektedir. Theodora’nın çocuğunu ve torunlarını evlendirdiği kişiler her zaman aristokratlardandır. Asla alt tabakaların ailesine nüfuz etmesine müsade etmemiştir. Hatta o kadar ki, ablası Komito 528’de Ermenistan Başkomutanı Tzitos ile evlenir. Çocukluk arkadaşı Antonina’nın General Belisarius ile evlendiğinden yukarıda zaten bahsettik. Bir de yeğeni Sophia vardı ki, o Theodora’ın ailesi ve çevresinde en şanslı olanıdır. Theodora Sophia’yı Justinianus’un kardeşi Vigilantia’nın oğlu Justin ile evlendirir. Justinianus’dan sonra tahtın en büyük varisi olan Germanus 550 yılında ölünce, Sophia’nın kocası Justin, İmparator II. Justin olarak 565’te tahta çıkacak ve Sophia, Theodora’nın halefi olacaktır.

Sonsöz

Theodora yaşamı boyunca en dibi de en zirveyi de görmüştür. Libya yıllarında açlık da çeker, mor kuşağının altında emrine amade sayısız hizmetçiye de sahip olur. 21 yıllık imparatoriçelik döneminde her zaman Doğu Roma tahtının ortağı (co-emperor) olarak anılır. Yeri gelince kocasının tahtını kurtarmış, yeri gelince papalık kurumunun bile dengelerini bozacak kadar “Bizans oyunu” çevirmeyi başarmıştır. Güzelliğinin yanı sıra aklını da kullanarak tüm engelleri aşmasını bilmiştir. Ailesine ise güzel, varlıklı bir hayat bırakır ve 28 Haziran 548’de hayata gözlerini yumar. Kanserden öldüğü tahmin edilmektedir. Konstantinopolis’in büyük kiliselerinden Havariyyun Kilisesi’ne[13] gömülür. Justinianus ise 565’te ölünce Theodora’nın yanına gömülür ve Theodorasız geçirdiği 17 yıl boyunca asla evlenmeyecektir.


Kaynakça

Avaril Cameron, The Byzantines, Blackwell Publishing, 2006

A. Vasiliev, History of the Byzantine Empire 324-1453, The University of Wisconsin Press,1952.

Lynda Garland, Byzantine Empresses Women and Power In Byzantium AD 527-1204, Routledge, 1999.

Procopius, History of the Wars, William Heinemann Publishing, 1914. Procopius, The Secret History of Procopius, Forgotten Books, 2007.


Dipnotlar

[1] Eski monarşik veya teokratik yapıya sahip devletlerde, hükümdarlar ilahi kudretin (Tanrı’nın) yeryüzünü ve halkı yönetme yetkisini kendilerine bahşettiğine inanırlardı.

[2] Başlarda Hipodrom’da atları birbirinden ayırmak için kullanılan bir renkti. Yeşiller (Prasinoi) toprağı, rakibi Maviler (Venetoi) ise suyu temsil ediyorlardı. Ancak zamanla politize olarak günümüzdeki spor takımları gibi belirli bir zümreyi temsil etmeye başladılar. Yeşiller halkın takımı, Maviler ise senato üyeleri ve aristokratları olarak anıldılar.

[3] Sırası gelmişken, dönem kaynaklarının cinsiyetçi bir bakıştan kaleme alındığını, yoruma açık ifadeler olduğunu ve gerçeği hiçbir zaman net bir şekilde ifade edemeyeceğini, bu yüzden bir yorum olarak bu ifadelerin dile getirildiğini belirtmek gerekir. (edn)

[4] Dönemin tarihçisi Procopius Wars, Buildings gibi kitaplarını yayınlatsa da Secret History kitabını yayınlatmamıştır. Kitap 1000 yıla yakın süre saklı kalmış ve ilk olarak Vatikan 1623’te günyüzüne çıkarıp incelemeye almıştır. Bu kitapta Theodora ve Justinianus hakkındaki bilgiler aşırı saldırgan olduğu için güvenilir bir kaynak olmamakla beraber tarihçiler tarafından kullanılmaktadır.

[5] Kolayca anlaşıldığı üzere o dönem toplumlarda kadınların tiyatral gösteri yapması bir sanat olarak görülmemektedir.

[6] Byzantine Empresses Lynda Garland sf. 15, 2002

[7] Bunlar ve bunlara benzer kanunlar medeni hukuk normlarının temelini atmıştır.

[8] Roma İmparatorluğu’nda yönetici sınıf.

[9] Erguvan, Roma’da kraliyet ailesini sembolize eden renktir.

[10] History of the Wars Procopius, sf. 231-233, 1914

[11] Bazı kaynaklarda 50,000 ve 80,000 gibi astronomik rakamlar verildiği için Procopius’un verdiği rakam daha makuldür.

[12] Hıristiyanlık içinde bir inançtır. İsa Peygamberin kelam ile bir araya gelmezden önce de Tanrı olduğuna inanırlar. Detaylı bilgi için bkz. Doğu Kiliseleri ve Monofitizm, Bekir Zakir Çoban, 2013

[13] Havariyyun Kilisesi (Άγιοι Απόστολοι): 330 yılında I. Konstantin tarafından inşasına başlanır ve yapımı 7 yıl sürer. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alınca en büyük kilise olan Ayasaofya’yı camii yapar ve ikinci büyük kilise Havariyyun Kilisesi’ni Rum Patrikhanesi’ne bırakır. Ancak 1461’de burayı da yıktırarak o arazi bölgesine Fatih Camii’ni yaptırır. Kilisedeki lahitler ise İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir