İnsan Dilinin Kökeni ve Dil Teorileri

İnsan Dilinin Kökeni ve Dil Teorileri

Yazar: Alicia McDermott

Çevirmen: Kıvanç Özışık

Kategori: Antropoloji

İnsan dilinin nasıl oluştuğu, araştırmacıların yüzyıllardır aklını kurcalayan bir konu olmuştur. Bu konuyla ilgili en büyük sorunlardan biri, teknolojideki büyük ilerlemelere rağmen ampirik kanıtların halen eksik oluşudur. Bu delil yetersizliği, bir zamanlar Paris Dil Kurumu tarafından iletişimin kökeni üzerinde yapılacak gelecekteki araştırmaların durdurulmasına bile sebep olmuştur. Engellere rağmen, psikolog, antropolog, arkeolog ve dilbilimci gibi çeşitli araştırmacılar, konu üzerinde çalışmaya devam etmektedir. Erken dönem iletişim ile ilgili sayısız araştırmalar seslendirme ve jestler olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Bu yazıda ise seslendirme ele alınmıştır.

Hyoid Kemiklerimiz ve Karmaşık Beyinlerimiz: Şempanzelerinki Gibi Sadece Ses Çıkarmaktan Fazlasına Yarayan Parçamız

Konuşulan dil, doğal olarak değişkendir. Bu alandaki düşünülen en iyi somut kanıt ise Hyoid[1] kemiğidir. Şu anki görünüm ve fonksiyonuyla bu kemiğin sadece 300.000 yıl önce yaşamış olan atalarımız Homo heidelbergensis’te[2] ve tarih öncesi “kuzenlerimiz” Neandertaller’de olduğu düşünülmüştür. Ama yine de, Kebara 2[3] hyoid kemiğinin iki türde de görülmesi onun konuşma ya da karmaşık dil kullanımı için var olduğunu kesin bir şekilde açıklamamaktadır.

Bronze statue of male Homo heidelbergensis, Smithsonian Museum, Washington D.C., USA
Erkek Homo heidelbergensis’in bronz heykeli. Smithsonian Müzesi, Washington. ( Tim Evanson/Flickr )

Durum bu şekilde olsa da birçok araştırmacı, hyoid kemiğinin konuşmanın temeli olduğuna inanmıştır. Bu kemiğin, özel şekli ve hemen altındaki larynx (gırtlak) ile uyumu olmadan bizim ancak şempanzeler gibi ses çıkarabileceğimiz düşünülmüştür.

Image depicting the location of the hyoid bone and larynx in a modern huma
Hyoid kemiği ve larynx’in modern insandaki yerinin görseli( Lasaludfamiliar)

Böylece karmaşık, detaylı ve hassas bir gırtlak anatomisine sahip olduk. Ancak bu yapının yanında, anca gelişebilmiş beyinlerimizin konuşabilecek bir şeylere de sahip olması gerekmektedir. Araştırmacılar atalarımızın, Noam Chomsky’nin deyimiyle LAD[4] (Dil Edinim Cihazı)’a -dili öğrenebilme ve yaratıcı bir şekilde kullanabilme kabiliyeti- sahip olduğuna inanmaktadır. Bu yaratıcılığa yaklaşık 300.000 ile 700.000 arası yıl öncesindeki Paleolitik atalarımızın sanatsal eserleri delil olarak gösterilebilir.

The oldest example of "art": the cupule and meander design at Bhimbetka, India (290,000-700,000 BC)
En eski “sanat” eseri: kadehçik ve kaya sığınakları, Bhimbetka, Hindistan (290.000-700.000 MÖ) ( Collado Giraldo )

Donanım ve Yazılım Bir Arada: Başlamaya Hazır Mısınız?

Bu iki fikir birleşince, belki de insan atalarımız yaklaşık 300.000 yıl önce konuşmaya (ya da en azından düzenli ve düşünülmüş sesler çıkarmaya) hazırdılar. Fakat birçok ses teorisi ise tarihi, çok daha ileriye -yalnızca 100.000 yıl öncesine kadar- beyin hacminde büyüme görüldüğü zamana vermektedir. Dil edinimin doğal evrimi bu şekilde özetlenmektedir.

Evrimsel görüşe karşı olarak, dilin kutsal bir mucize ya da belki ilk insanların bilinçli icadı olduğuna dair görüşler de mevcut. Tüm bu teoriler insan dilinin karmaşıklığı üzerine kurulmuştur.

The Creation of Adam (1511), Michelangelo
Adem’in Yaratılışı (1511), Michelangelo ( Wikimedia Commons )

İlk sözün tarihi, sürekliliği ya da söyleyenin kim olduğunu belirlemek dışında, araştırmacılar bir başka önemli soruyu daha açıklamaya çalışmışlardır: Atalarımızın ilk sözü neydi?

Konuşulan Dilin Kökenine Dair İlk Teoriler

19yy sonu ve 20. yy başları arasında, sesli iletişimdeki ilk kelimeleri açıklamaya çalışan 6 temel teori bulunmaktadır. Teorilerin nüktedan isimleri, dayandıkları fikre dair ipucu vermektedir.

 

  1. Bow-Wow Teorisi: Bu teoriye göre ilk sesler yansıma sözcüklerdir[6] (ifade edilirken ilgili nesne/eylemi temsil eden sesler). Örneğin: Tıslama, patlama (bam/bom) ve su sesi (şırıltı) gibi[7]. Ancak bu teori, yansıma seslerinin her dilde çok farklı şekilde olması, tamamen doğal karşılıklarından türetilmediği ve görece olarak yeni olması sebebiyle geçerliliğini kaybetmiştir.
  2. Ding-Dong Teorisi: Doğal koşulların dil ihtiyacını gerektirdiği, ses ve anlamın doğa ile bağlantılı olduğunu belirtir. Bazı “ses sembolizmi” örnekleri (İngilizcede fl ile başlayan sözcüklerin hafif ve hızlı ile ilişkili olması gibi) olmasına rağmen, çalışmalar ses ve sözcüğün arasında baştan itibaren bir bağ olduğu ispatlayamamıştır.
  3. Pooh-Pooh Teorisi: Dilin ünlemlerle (“Of”, “Oh”, “Ha” gibi tabirler) başladığını öne sürer. Bu teori ile ilgili problem ise, birçok memelinin bu tip veya benzeri sesleri çıkardığı söylenebilse de başka kelimeler oluşturamamalarıdır. Bir başka sorun ise, bu teorinin günümüzde kullanılan ünlemleri kapsayamamasıdır.
  4. Yo-He-Ho Teorisi: Bu teori ise, ağır fiziksel iş esnasında insanların çıkardığı homurdanma ve iniltilere dayanmaktadır. Bu seslerin bazı dillerdeki ritim ile ilişkisi gösterilebilse de birçok kelimenin nereden geldiğini açıklayamamaktadır.
  5. La-La Teorisi: Sesli dilin oyun, şarkı, sevgi ifadelerinden kaynaklandığını iddia eder. Karşı argüman ise, bu teorinin daha az duygusal kelimeleri açıklayamamasıdır.
  6. Ta-Ta Teorisi: Bu teori, kelimelerin ağız ve dil yoluyla işaret dilini taklit etmesi üzerine kuruludur. Örneğin, ta-ta dilin hoşça kal demek istediği biçimi olabilir. Bu teori ile ilgili en başta akla gelen sorun ise, işaret dilinin sadece dil ve ağız yoluyla yeniden yazılamayacağıdır.

 

Dezavantajlarına rağmen, bu teorilerin çoğu, günümüzde insan dili araştırmalarında başlangıç noktası olarak öğretilmektedir.

Ding-Dong Teorisinin Açılımı

Ses sembolizmi fikri, işaret dili ve seslendirme ikonası[8] üzerine yapılan güncel bir çalışma ile ümit vadediyor. Perlman, Dale ve Lupyan tarafından yapılan çalışmada, katılımcılardan 18 farklı anlam (örn: sert, küçük ve hızlı) için ses oluşturmaları talep edildi. Katılımcılar, bu sesleri etkinlikteki eşlerine ileterek onlardan bu ses/kelime anlamlarını tahmin etmelerini istedi. Buna göre tekrar (yineleme), çiftlerin sesleri kolay ve hızlı bir şekilde anlamlandırabildiklerini gösteriyordu. Daha sonra bu seslerin kayıtları, seslerin oluşturulması esnasında orada olmayanlara dinletildi. %36 doğru anlamlandırabilme oranı ile araştırmacılar testin sadece şansa dayalı olmadığını ortaya koydular.

Evrimsel Oyun Teorisi ve Ön-Lisan

Nowak ve Krakauer, oyun teorisi ile dilin kökenini açıklamaya çalışan iki araştırmacıdır. Onlara göre, erken dil döneminde yanlış anlaşılma çok olacağı için, tanımlanabilecek nesne sayısını azaltarak bu problemi tasvir eden bir model yarattılar. Sonrasında ise anlaşmazlıkları aşmanın yollarını araştırdılar. Sonuçlara göre sesleri arttırmak “hata eşiğini” geçmeye yardımcı olmazken, kısa ses gruplarıyla anlaşmaya çalışmak “kelimeleri” oluşturdu.

Bir ya da Birçok Dil?

Dilin kökenini inceleyen araştırmacıları zorlayan bir başka konu ise başta sadece bir ya da birden fazla bir dilin olup olmadığı sorusu üzerinedir. Günümüzde dillerin çeşitliliği, atalarımızın dünya üzerinde dağılımı, modern dil edinim çalışmaları ve diğer faktörler Monojenez[9] ve Polijenez[10] adında iki hipotezi oluşturmuştur. 

Kaynağın tek bir dil (Monojenez) olduğu inancı iki teoriye göre ilk oluşan olduğu düşünülmektedir. Dilin kutsal olduğuna inananlar tarafından öne sürülmüştür. Monojenez aynı zamanda Afrika’dan Çıkış Teorisi  (Out of Africa Theory) bağlantılı olan Anadil Teorisi (Mother Tongue Theory) destekçileri tarafından savunulmaktadır. Polijenez taraftarları ise günümüzde konuşulan dillerin çeşitliliği ve atalarımızın coğrafya üzerinde gösterdiği dağılımı savunmaları sebebiyle monojenez fikrine karşı çıkmaktadır.

Route and date of migration according to the Out of Africa Theory
Afrika’dan Çıkış Teorisi -Out of Africa Theory- göre göçün rotası ve tarihi ( Wikimedia Commons )

İlk kelimenin ortaya çıkışı ile ilgili halen somut delil bulunamadığı için hangi teorinin doğru olduğuna belirlemek şimdilik mümkün değil.

Fosili Olmayan Tarihi Bir Sorun

Gerçek şu ki, insan sesli dilinin kökenine dair net bir açıklama hiçbir zaman bulunamayabilir. Christine Kenneally’nin İlk Sözcük: Dilin Kökeni Arayışı (2007) kitabında belirtildiği gibi:

“Bütün bu yaralama ve baştan çıkarma gücüyle dil, bizim en kısa; bir soluktan biraz daha fazla ömrü olan yaratımızdır. Vücuttan bir dizi nefes şeklinde çıkar ve hızlıca atmosferde dağılır… Kehribarda saklı herhangi bir Fiil, kemikleşmiş bir İsim ya da lavların yuttuğu tarih öncesi bir Feryat yoktur.”


Yazının Orijinali İçin:

https://www.ancient-origins.net/human-origins-science/origins-human-language-one-hardest-problems-science-003610

Editör: Serkan Alpkaya


Kaynakça

Collado Giraldo, H. (2012). ” Primerasmanifestaciones de arte rupestrepaleolítico: el final de las certidumbres .”

D’Anastasio R, Wroe S, Tuniz C, Mancini L, Cesana DT, et al. (2013) ” Micro-Biomechanics of the Kebara 2 Hyoid and Its Implications for Speech in Neanderthals .” PLoS ONE Journal 8(12).

Dessalles, J-L. (n.d.) ” The Brain From Top to Bottom: The Origins of Language .”

Harrub, B., Thompson, B., Miller, D. (2003) “The Origin of Language and Communication.” 
Erişim: http://www.trueorigin.org/language01.php

Holloway, A. (2014) ” Neanderthal study reveals origin of language is far older than once thought .”

Kenneally, C. (2007) ” The First Word: The Search for the Origins of Language .

Langley, L. (2015) “Bonobo “Baby Talk” Reveals Roots of Human Language.” 
http://news.nationalgeographic.com/2015/08/150808-animals-bonobos-apes-evolution-speech/

Nowak, M. and Krakauer, D .(1999) “The Evolution of language.” 
Erişim: http://www.pnas.org/content/96/14/8028.full

Nordquist, R. (2015) “Where Does Language Come From? Five Theories on the Origin of Language” 

Erişim: http://grammar.about.com/od/grammarfaq/a/Where-Does-Language-Come-From.htm

Okrent, Arika. (n.d.) “6 Early Theories About the Origin of Language.” 
Erişim: http://mentalfloss.com/article/48631/6-early-theories-about-origin-language

Perlman, M. (2015) “Is This How Language Evolved?” 

Erişim: http://www.livescience.com/51766-is-this-how-language-evolved.html

Perlman, M., Dale, R., and Lupyan, G. (2015) “Iconicity can ground the creation of vocal symbols.” Royal Society of Open Science. 

Erişim:  http://rsos.royalsocietypublishing.org/content/2/8/150152

Vajda, E. (n.d.) “The Origin of Language.” 

Erişim: http://pandora.cii.wwu.edu/vajda/ling201/test1materials/origin_of_language.htm

Whipps, H. (2008) “How the Hyoid Bone Changed History.” 
Erişim: http://www.livescience.com/7468-hyoid-bone-changed-history.html

Dipnotlar

[1]Hyoid: Dil kökünde bulunan U şeklindeki kemik. (çn)

[2] Homo heidelbergensis: Yaklaşık 700.000 yıl öncesinden itibaren kabaca 200.000 yıl öncesine kadar hem Afrika hem de Batı Avrasya’da saptanmış olan ve soyu tükenmiş bir insan türüdür (rahatça Orta Pleistosen içine dahil edebiliriz).  Kaynak: Gorgon Dergisi (çn)

[3]Kebara 2: 60.000 yaşında olan ve 1983’de Israil’deki Kebara mağarasında bulunmuş Neandertal iskeleti. Kaynak: Britannica (çn)

[4] LAD: Language Acquisition Device

[5]Bow-Wow Theory: Özetle ilk dilin yansıma (özellikle hayvan taklidi) seslerinden oluştuğunu iddia eden teori (çn).

[6]Onomatopoeic: Yansıma sözcük. Onomatopoeia: Yansıma. (Kerimoğlu C. Dilin Kökeni Arayışları I, Dil Araştırmaları, Bahar 2016/18: 47-84) (çn)

[7] Açıklamada olduğu gibi; orijinal metinde hiss, bang, splash kullanılmışken Türkçe’ye en yakın olacak şekilde çevrilmiştir. (çn)

[8]İkonası (Iconicity): bir işaretin şekli ve anlamı arasındaki benzerlik (çn)

[9]Monogenesis Theory: Tek köken kuramı

[10]Polygenesis Theory: Çok köken kuramı


Homo Heidelbergensis

Dil ile Lehçe Arasındaki Fark

Hint-Avrupa Dil Ailesi

Keltlerin Tarihi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir