İnsan ve İklim | İklimin İnsan Üzerindeki Etkileri ve İklim Araştırmaları

İnsan ve İklim

İklimin İnsan Üzerindeki Etkileri ve İklim Araştırmaları

Yazar: Arman Tekin[1]  (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 2. Sayısı’nda yayınlanmıştır.)

Yazının Devamı Antroposen’de İnsan-İklim İlişkisi

Bildiğiniz gibi çok uzun bir süredir, özellikle son 15 yıldır belli aralıklarla iklimle, daha açık bir ifadeyle iklimsel değişikliklerle ilgili çeşitli türde yazılar okuyoruz. Bu yazıların bir kısmı gazete haberi gibi genel; gündelik hayatımızın içinde, diğer bir kısmı da merak edenler için çeşitli makaleler ve videolar şeklinde karşımıza çıkıyor. İklimin yaşadığımız dünya üzerindeki etkisi genel olarak bildiğimiz bir şey. İnsan üzerindeki etkisi de şüphesiz insanlar tarafından belli bir farkındalık içerisinde karşılanıyor. Peki ama bu noktaya nasıl geldik? Bunu anlatmadan önce “İklim nedir?” sorusuna kısa da olsa bir cevap vererek başlayalım.

İklim Nedir?

Dünya üzerindeki canlıları etkileyen kuşkusuz en önemli çevresel faktörlerden biri iklimdir. İklim, uzun bir zaman diliminde gözlemlenen meteorolojik olayların ortalamasını ifade etmektedir. Bu noktada enlem, boylam, yeryüzü şekilleri, kalıcı kar seviyesi ve denize olan uzaklık gibi parametreler iklimi hava durumundan ayırmaktadır. Bu parametreler ise dünyanın gibi çeşitli etmenler tarafından şekillendirilmektedir[2]. Etimolojik olarak iklim kelimesi, Eski Yunanca’da “klima” sözcüğüne dayanırken, Eski Yunanca’da “eğim, güneş ışınlarının eğimi, iklim kuşağı” gibi anlamlara gelmektedir ki aslında Eski Yunanca klínō, yani “eğimli olmak, yatık olmak” fiiline -ma eki gelmesiyle türetilmiştir. Dilimize geçen “İklim” kelimesi ise, Arapça’dan gelirken, “yeryüzünün bölündüğü yedi kuşağın her biri” anlamına gelmektedir[3]. Buradaki önemli nokta ise iklim ile hava durumu arasındaki ayrımı doğru yapabilmektir. Hava durumu, günlük meteorolojik değişiklikleri ifade etmektedir. Özetle, zamansal değerlendirme sürecinin uzunluğu burada bu ayrımı yapmamızı gerektirmektedir. Bu ayrımı en güzel dile getiren ifade ise İngiliz coğrafya profesörü Andrew John Herbertson’ın söylediği şekilde “Climate is what we expect, weather is what we get,” yani esprili bir dille söylersek “İklim, ne umduğunuz, hava durumu ise ne bulduğunuzdur.” Çeşitli yerlerde bu cümle Mark Twain’e atfedilse de, aslında Mark Twain bu sözün sadece halk arasında yayılmasına yardımcı olmuştur[4]. Artık iklim ne olduğunu bildiğimize göre, şimdi sırada kronolojik olarak insan-iklim arasındaki ilişkiye geçebiliriz.

Geçmişten Günümüze İklim-İnsan İlişkisi

İklim ve İnsan (Görsel 1: Doğu Afrika’daki Rift Vadisi’nin Havadan Görünüşü, Philippe Bourseiller, Getty Images.)

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz parametrelere neden olan etmenler ise dünyanın güneş etrafındaki hareketi ve levha tektoniği gibi çeşitli jeolojik aktivitelerdir. Yaklaşık 45 milyon yıl önce Doğu Afrika’da başlayan volkanik hareketler ve Etiyopya’nın kuzeyinde yer alan Rift vadisinde gerçekleştiği bilinen tektonik hareketler bölgede kurak bir iklimin oluşmasını sağlamış[5], Proconsul gibi türlerin nesli tükenirken, köpek dişli maymungiller ve insansılar yaşam mücadelesine devam eden türler olmuşlardır[6]. İnsansı olarak nitelendirdiğimiz Australopithecus cinsi (Australopithecus Afarensis) önce ağaçtan inmiş, daha sonrasında da çevresini daha iyi görebilmek adına dik durma eylemini (bipedalizm) gerçekleştirmiştir[7]. Kurak iklimin getirdiği yiyecek kıtlığı da onları bulundukları yerden başka yerlere göçe zorlamıştır. Bu bize iklimin, insanın insansı olan atalarından bugüne kadarki evriminde gerek içgüdüsel gerekse entelektüel olan tüm davranışlarındaki etkisini gözler önüne sermektedir. İnsan için geçmişten günümüze değin yapılan tanımlamalara baktığımızda; taksonomik olarak insan, primatlar takımının Hominidae familyasının Homo cinsinde bulunan tek canlıdır. Latince’de “akıllı insan” anlamına gelen “Homo Sapiens” olarak adlandırılan insan türü, günümüzde yaşayan insanlığın en yakın atası olarak bilinmektedir. Bunun haricinde ise konumuzla da alakalı olan; kendi yarattığı çevreye uyum sağlayan anlamına gelen Homo Domesticus[8] ve coğrafik bir canlı ve değişken olan insan anlamında da Homo Geographicus[9] gibi bir takım tanımlamalar da mevcuttur. İnsanların geçirdiği biyolojik ve sosyal evrimi daha iyi anlayabilmek amacıyla yapılan tüm araştırmalar aslında insanlık tarihi kadar dünya ve dünya üzerindeki tüm yaşamın geçmişini de bize daha görünür kılmaktadır. Dünya üzerindeki yaşamın geçmişten bugüne taşınabilmesini sağlayan tüm canlılar çevre olarak adlandırdığımız ortamı zemin olarak kullanmışlardır.

Bu noktada çevre kavramını irdelersek; çevre, bir organizma ya da ekolojik bir topluluk üzerinde etki eden ve sonuçta onun yaşama biçimini ve hayatta kalma sürecini belirleyen iklim, toprak ve canlılar gibi fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörlerin tümünü ifade etmektedir[10]. Çevre, canlıların temel olarak hayatta kalmaları için ihtiyaç duydukları hava, su, toprak ve güneş ışığını içinde barındırır. Buna bağlı olarak tüm canlılar hayatta kalma, çoğalma, büyüme ve gelişme süreçlerini yaşadıkları çevrenin yardımıyla ve karşılıklı etkileşim içinde gerçekleştirmektedir. Çevre, yalnız insanlar için değil, diğer tüm canlılar için de hayati önem taşımakta ve gelecekteki yaşamın desteklenip sürdürülebilir olmasını sağlamaktadır. 

İklim ve Medeniyet

Dünya üzerindeki yaşamı inceleyen araştırmacıların sonuçları, insanın ve atalarının günümüze gelinceye dek oldukça zorlu bir süreci geride bıraktığını ortaya koymaktadır. Milyonlarca yıl önce başlayan ve halen devam eden evrimsel süreçte insan, değişen çevresel şartlar içinde yaşamayı, uyum sağlamayı ve değişerek var olmayı öğrenerek bugünün dünyasına ulaşmayı başarmıştır[11]. Bununla beraber, geliştirdiği teknolojiler ile çevreyi, ihtiyacı olduğu şekilde değiştirerek dünyadaki yerini daha da sağlam hale getirmeyi de başarmıştır. İnsan, evrimsel sürecin başında diğer canlılarla baş ederek hayatta kalmaya çalışırken, aslında en önemli icadı olan teknolojiyi gerçekleştirmiş ve kendi becerilerini ortaya çıkarmayı başarmıştır. Basit olsa da insanın alet yapması, ateşi bularak kontrol altına alması, toplayıcılıktan uzman avcılığa geçmesi, göçebe yaşamı bırakarak yerleşik düzene geçmesi, yazı ve sanat gibi sofistike aktivitelerde bulunması şeklinde özetlenebilecek süreçte teknoloji bugünkü insan yaşamının temel öğelerinden birisi oluşturmuştur.  (Görsel 2: Pleistosen’den Günümüze İklimsel Değişiklikler Grafiği)

Pleistosen’de (GÖ 2.58 myö- 11.700) başlamış[12], Holosen (GÖ 11.700-Günümüz) adı verilen dönemde de devam etmiş olan birtakım kaydadeğer iklimsel değişikliklerden söz etmek mümkündür[13]. Bu süreçte bizi en yakından ilgilendiren kısım Holosen dönemdeki iklimsel değişikliklerdir. Genel itibarıyla bakıtığımızda Holosen dönemde önce gerçekleşen Genç Dryas (GÖ 12.900-11.700) adı verilen buzul devrindeki soğuk iklim koşullarının[14], dönemin sona ermesiyle birlikte sıcak ve nemli bir iklime geçiş süreci başlamıştır. Başlayan bu süreçle aslında Holosen adı verilen dönemin başladığını söylemek doğru olacaktır. Bu sürecin yavaş yavaş kendini serin-soğuk ve yağışlı bir iklime bırakması ise yaklaşık olarak GÖ 9000’li yıllara gelindiğinde belirgin olarak görülmektedir[15]. Özellikle 8.2k iklim olayı (GÖ 8200) olarak adlandırılan zaman diliminde bunun başladığı görülür[16]. Belli bölgeler arasında bu dönemde hafif sıcaklıklar görülmeye başlanmış ancak GÖ 5900’lere gelindiğinde soğuk ve kurak bir dönem başlamıştır[17]. GÖ 4200’e gelindiğinde ise yine soğuk bir sürece girmiştir[18]. Bu süreç Anadolu ve Avrupa için toplumları daha doğrusu erken devlet yönetimlerinin ortaya çıkış sürecine katkısı vebu dönemki değişikliğin soğuk bir iklimi işaret ettiğine dair şüphe olmasa dahi bunun küresel bir değişiklik olduğu konusu hala tartışmalıdır[19]. Bu noktadan sonra ise en dikkat çekici olan ise 1730-1550 yılındaki mini buzul çağı olarak adlandırılan dönemdir[20]. Bu çeşitli resim tablolarında görülmektedir[21]. (Görsel 3: Giovanni Paolo Panini tarafından 1730 yılında resmedilen karlar altındaki Roma tablosu.)

Ancak iklimsel değişikliklerin milyonlarca yıldır canlılar üzerindeki tek taraflı etkisi, insanın etkilen canlı sıfatından sıyrılarak etkileyen sıfatına erişmesiyle, bir başka deyişle, artık yaşadığı çevre üzerinde hâkimiyet kurmasıyla değişti. Özellikle 18. yüzyıl ortalarına doğru başlayan Sanayi Devrimi etkisiyle, atmosferdeki karbondioksit oranı 280 ppm’den 394 ppm’e (her milyondaki partikül miktarı) kadar, yaklaşık %40 oranında artış göstermiştir ve günümüzde 407 ppm seviyesinde gösterilmektedir. Arazi kullanımının artması ve teknolojik ilerlemelerle bu durumu ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak ormanların ve ormanlarda yaşayan canlıların habitatlarının yok olmaktadır. Günümüze kadar giderek artan oranda gelişen insan (antropojenik) etkileri sonucunda bilim insanları son birkaç yüzyıla “Antroposen” adı vermiştir[22].

İklime Yönelik Araştırmalar

İnsan-çevre ilişkilerinin karmaşık ve dinamik yapısı sonucu, geçmişte yaşanmış iklimsel değişikliklerin neler olduğu, nasıl geliştiği, ne sıklıkla kendini tekrar ettiği ve bu değişimlerden insan topluluklarının nasıl etkilendiği hakkında çeşitli sorular ortaya çıkmıştır. Kısmen de olsa bunlara cevap bulmak amacıyla yapılan araştırmalarla birlikte paleoiklimsel çalışmalar başlamış oldu[23]. Geçmişteki iklimsel değişikliklerin dinamiğini anlamak, ölçeğini ve şiddetini hesaplayabilmek ve insanlığın bu değişikliklerden nasıl etkilendiğini anlamak açısından paleoiklimsel araştırmalar son derece önemlidir ve çıkarımlarda bulunmamızı sağlamaktadır.

Bunlara cevap bulmak amacıyla yapılan araştırmalarla birlikte ilk paleoiklim çalışmaları, 1785 yılında James Hutton ile başlamıştır.  Hutton “Dünya Teorisi” kitabında iklimsel değişikliklerin günümüzde olduğu gibi geçmişte de iz bıraktığını öne sürüyordu[24]. Sıcak iklimlerin hâkim olduğu yerlerde gözlemlenen buzul izleri Hutton’ın bu görüşünü kanıtlar nitelikteydi. Onun teorisini meslektaşlarından John Playfair düzenlemiş ve Charles Lyell[25] ise değişmezlik ilkesi adı altında popüler hale getirmiştir. Daha sonra bu görüş jeoloji biliminin yapı taşlarından biri haline gelmiştir. Alpler’de bulunan devasa granit blokların keşfi, bu büyüklükte kaya bloklarının ancak buzullar tarafından kayda değer bir güçle taşındığı yönünde bir teoriyi beraberinde getirmişti. Birçok bilim çevresince sıra dışı bulunan bu görüş[26], içlerinde Louis Agassiz’in de yer aldığı birtakım jeolog tarafından kabul görmekteydi[27]. Bu görüş daha sonra “Buzul Çağı” kavramının bilim dünyasında kullanılmasına öncülük etmiştir. 1820’lerde Joseph Fourier’in yaptığı hesaplamalar, dünyanın güneşten uzaklığı düşünüldüğünde, radyoaktif ışınların dünya üzerindeki sıcak etkisi olmasaydı, dünyanın çok daha soğuk bir gezegen olacağı fikrini ortaya koydu[28]. Buradan yola çıkarak Fourier atmosferin kızılötesi ışınları aktarmadığını ve böylece yeryüzü sıcaklıklarının arttığını söyledi. Bu görüş günümüzde “Sera Etkisi” olarak adlandırılmaktadır. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına gelindiğinde, James Croll dünyanın yörüngesindeki değişikliklerin iklim döngüleri üzerindeki etkisi hakkında bir teori geliştirdi. Bu teoriye göre, kışın yağan kar, azalan kar birikimi içerisinde karın birikmesine katkı sağlamakta ve kar birikimi ticaret rüzgârlarıyla değişmekteydi. Bu model Meksika Körfezi’nden başlayıp İngiltere’nin kuzeyine kadar devam eden Körfez akıntılarının farkına ve en sonunda Buzul Çağı yıkımına işaret etmekteydi[29]. Croll dünyanın yörüngesel olarak güneşten uzaklaştığı zamanlarda dünyanın soğuyacağını söylüyordu. Kendi hesabıyla bu yörüngesel uzaklaşmalar her yarım küre için yaklaşık 10.000 yıl olmak üzere toplamda her 22.000 yılda bir gerçekleşmekte ve buzul devrine yol açmaktaydı. Croll’un görüşleri ilk başta ikna edici bulunmasa da, 1920’lerde Milutin Milankovic onun görüşlerini temel alıp geliştirerek; dış merkezlilik, eksen eğikliği ve dünya yörüngesinin deviniminin dünyaya ulaşan radyasyondan dolayı döngüsel değişikliğe neden olduğunu ve bu yörünge zorlaması dünya üzerindeki iklim modellerini kuvvetle etkilediğini öne sürdü[30]. (Görsel 4: Francisco Goya’nın 1786-1787 yıllarına ait tablosu.)

Diğer bir iklimsel araştırma türü de geleceğe yönelik yapılan modelleme çalışmalarıdır[31]. Bu çalışmalarda amaç, gelecekte meydana geleceği düşünülen iklimsel değişiklikler hakkında çıkarımlarda bulunmak ve bunlar yardımıyla çeşitli öngörüler geliştirerek, gelecekte oluşacak iklimsel olaylara karşı hazırlıklı olmaktır. Ancak, geleceğe yönelik çalışmaların ağırlıklı olarak geçmişe yönelik yapılan iklimsel çalışmalar üzerine kurulu olması, paleoiklim çalışmalarını çok daha önemli kılmaktadır.

Sonuç olarak, yaklaşık olarak son on beş bin yıldan beri iklim değişikliği konusunda insan toplulukları sadece pasif (etkilenen) değil, aktif (etken) rol de üstlenmişlerdir. Bu nedenle disiplinler arası çalışmalar giderek güç kazanmakta, tarihi ve tarih öncesi olaylar doğa bilimlerinin yanı sıra davranışsal bilimler (antropoloji ve arkeoloji gibi) açısından da değerlendirilmektedir. İnsan ile iklim arasında disiplinler arası çalışmalar devam ettiği sürece, insan ile iklim arasındaki ilişki hakkında birçok soruya cevap verilebilecektir.

Bu yazı ile birlikte “İnsan ve İklim” olgusuna sizlerle bir giriş yapmış olduk. Gelecek sayıda ise bu olguyu daha spesifik başlıklarla daha detaylı olarak inceleyeceğimiz yazılarla karşınızda olacağım.

Antroposen’de İnsan-İklim İlişkisi


Kaynakça

Al-Khalili, J. (2017). What’s Next? : Even Scientists Can’t Predict the Future – or Can They?, Profile Books.

Andrews, P. (1992). “Evolution and environment in the Hominoidea.” Nature 360: 641.

Ayres, C. E. (1921). “Instinct and Capacity–II: Homo Domesticus.” The Journal of Philosophy 18 (22): 600-606.           

Bond, G., vd. (1997). “A pervasive millennial-scale cycle in North Atlantic Holocene and glacial climates.” Science 278 (5341): 1257-1266.        

Bottema, S. ve H. Woldring (1986). “Late Quaternary vegetation and climate of southwestern Turkey. Part II.” Palaeohistoria 26: 123-149.

Bradley, J. H. (1945). World Geography: Ginn and Company.

Bradley, R. S. ve P. D. Jonest (1993). “‘Little Ice Age’summer temperature variations: their nature and relevance to recent global warming trends.” The Holocene 3(4): 367-376.

Bradley, R. S. (1999). Paleoclimatology: Reconstructing Climates of The Quaternary, Academic Press.

Broc, N. (1993). “Homo geographicus : Radioscopie des géographes français de l’entre-deux-guerres (1918-1939) [À la mémoire de Philippe Arbos et André Marez ].” Annales de géographie: 225-254.

Croll, J. (1875). “Climate and Time” Nature, 12, 329.

Crutzen, P. J. (2002). “Geology of mankind” Nature, 415(6867), 23-23.

de Menocal, P. B. (2001). “Cultural Responses to Climate Change during the Late Holocene.” Science 292(5517): 667-673.

Dictionary, M.-W. (2006). The Merriam-Webster Dictionary: Merriam-Webster, Incorporated.

Evans, E. (1887). “The authorship of the glacial theory.” The North American Review, 145 (368), 94-97.

Firestone, R. B., vd. (2007). “Evidence for an extraterrestrial impact 12,900 years ago that contributed to the megafaunal extinctions and the Younger Dryas cooling.” Proceedings of the National Academy of Sciences 104(41): 16016-16021.

Fourier, J.-B. (1827). “Les températures du globe terrestre et des espaces planétaires.” Mémoires de l’Académie Royale des Sciences de l’Institut de France, 7.

Hutton, J. (1788). “X. Theory of the Earth; or an Investigation of the Laws observable in the Composition, Dissolution, and Restoration of Land upon the Globe” Earth and Environmental Science Transactions of The Royal Society of Edinburgh, 1(2), 209-304.

Imbrie, J., ve Imbrie, K. P. (1979). Ice Ages, Solving the Mystery. Enslow.

Köppen, W., ve Wegener, A. (1924). Die klimate der geologischen vorzeit.; yeni baskısı Borntraeger Gebrueder yayınları tarafından 2015 tarihinde basıldı.

Lyell, C., ve Deshayes, G. P. (1830). Principles of Geology: An Attempt to Explain the Former Changes of the Earth’s Surface, by Reference to Causes Now in Operation (Vol. 1): John Murray.; yeni baskı Cambridge University Press, 2009.

Maslin, M. A., vd. (2014). “East African climate pulses and early human evolution.” Quaternary Science Reviews 101: 1-17.

Melillo, J. M., Richmond, T., ve Yohe, G. (2014). Climate change impacts in the United States. Third National Climate Assessment.

Neumann, J., & Parpola, S. (1987). “Climatic change and the eleventh-tenth-century eclipse of Assyria and Babylonia”. Journal of Near Eastern Studies, 46(3), 161-182.

Playfair, J. (1802). lllustrations of the Huttonian Theory of the Earth: Dover, New York (yeni baskısı 1964).

Pachauri, R. K., vd. (2015). “IPCC, 2014: Climate Change 2014: Synthesis Report.” Contribution of Working Groups I, II and III to the Fifth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change: IPCC.

Redfald, J. (1995). “Homo domesticus.” The Greeks: 153.

Sack, R. D. (1997). Homo Geographicus a Framework for Action, Awareness, and Moral Concern, The Johns Hopkins University Press.

Stern, J. T. (2000). “Climbing to the top: a personal memoir of Australopithecus afarensis.” Evolutionary Anthropology: Issues, News, and Reviews 9(3): 113-133.

Walker, M. J., vd. (2012). “Formal subdivision of the Holocene Series/Epoch: a discussion paper by a working group of INTIMATE (Integration of ice‐core, marine and terrestrial records) and the subcommission on Quaternary Stratigraphy (International Commission on Stratigraphy).” Journal of Quaternary Science 27(7): 649-659.

Weiss, H. (2014). “The northern Levant during the intermediate Bronze Age: altered trajectories.” The Archaeology of the Levant c: 8000-8332.

Willett, P. T., vd. (2016). “The Aftermath of the 8.2 Event.” Climate and Cultural Change in Prehistoric Europe and the Near East: 95.

(https://www.etimolojiturkce.com/kelime/iklim)

(http://www.stratigraphy.org/index.php/ics-chart-timescale)

The Hunters in the Snow by Pieter Bruegel the Elder, 1565 (http://fiveminutehistory.com/20-amazing-winter-paintings-from-the-little-ice-age/)


Dipnotlar

[1] Bu yazı, 2017’de Arman Tekin tarafından yazılmış olan “Kalkolitik ve Tunç Çağlarında Göller Bölgesindeki İklimsel Değişiklikler ve Bu Değişikliklerin Bölgedeki Arkeolojik Yerleşim Sistemlerine Etkisi” adlı yüksek lisans tezinin “İnsan ve Çevre” adlı bölümü tekrar gözden geçirilip, genişletilerek bu sayıda yer almıştır.

[2] Bradley, 1999

[3] https://www.etimolojiturkce.com/kelime/iklim

[4] . Al-Khalili,2017

[5] Maslin vd., 2014

[6] Andrews, 1992

[7] Stern, 2000

[8] Ayres 1921, Redfald 1995

[9] Broc 1993, Sack 1997

[10] Dictionary M.-W., 2006

[11] Bradley, 1945

[12] http://www.stratigraphy.org/index.php/ics-chart-timescale

[13] Walker vd. 2012

[14] Firestone vd. 2007

[15] Bottema ve Woldring 1986

[16] Willett vd. 2016

[17] Bond, vd. 1997

[18] de Menocal 2001

[19] Weiss 2014

[20] Bradley ve Jonest 1993

[21] http://fiveminutehistory.com/20-amazing-winter-paintings-from-the-little-ice-age/

[22] Crutzen,P. J., 2002

[23] Neumann, 1985; Imbrie ve Imbrie, 1979

[24] Hutton, 1788

[25] Playfair, 1802; Lyell ve Deshayes, 1830

[26] Imbrie ve Imbrie, 1979

[27] Evans, 1887

[28] Fourier, 1827

[29] Croll, 1875

[30] Köppen ve Wegener, 1924

[31] Mellilo vd., 2014;Pachauri vd., 2015

Gorgon Dergisi 2. Sayı Yazıları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir