İskandinav Kozmolojisinin Dokuz Dünyası

İskandinav Kozmolojisinin Dokuz Dünyası

Nine Realms of Norse Cosmology

Yazar: Joshua J. Mark

Çevirmen: Deniz Yılmaz

İskandinav kozmolojisi evreni dokuz dünyaya ayırır. Evrenin merkezi Yggdrasil ağacıydı[1] ve dokuz dünyanın her biri ya bu ağacın içinde bulunuyor ya da ağacın dallarından köklerine kadar ayrılıp yan yana sıralanıyordu. Erken Dönem İskandinav kozmolojisine ait eserler olarak kabul edilen Edik ve Skaldik şiirleri, bu dünyaların nerede ve nasıl olduğuna dair çok fazla bilgi içermiyordu ve İskandinav dini ile ilgili başka yazılı kaynak olmadığı için dünyaların bazıları hakkında çok az bilgi var.

A Representation of the Norse Yggdrasil
İskandinav Hayat Ağacı (Yggdrasil) temsili. İskandinav kozmolojisinin dokuz dünyasını göstermektedir. Oluf Olufsen Bagge’in Prose Edda’nın 1847 yılına ait baskısından alıntı.

İskandinav dini inancı, insanların günlük yaşamlarına tam anlamıyla bütünleştiğinden sidur (“özel” ya da “alışkanlık” anlamına gelir) kavramı ile tanımlanır. Dua etmek için kilise gibi bir mabetleri olmayan İskandinavlar, tanrılara kişinin kendi evinde, ormanda bir açık arazide veya kitonik[2] gücün kutsal sayılan yerlerinde dua ederlerdi. Tanrılarına ait tapınaklar olduğu bilinse de burada gerçekleştirilen ritüellere ya da ayinlere ait kayıt yoktur.

“Zaman var olmadan önce, daha hiçbir şey ortada yokken

yalnızca Yggdrasil ağacı ve boşluk vardı.”

İzlandalı mitoloji yazarı Snorri Sturluson (MS 1179-1241) büyük İskandinav sagalarını yazdı. Hristiyanlığın baskın olduğu bir dönemde yazıya geçirdiği için orijinal metinler değişikliğe uğramıştır. İlk gerçekten güvenilir, bilginler tarafından düzenlenerek bir araya getirilen yerel İskandinav inançlarının anlatıldığı “Saga of the Volsungs (Valsung’ların Sagası)” bile MS 1250 yılında ismi bilinmeyen Hristiyan bir yazman tarafından yazıya geçirilmiştir (Crawford, ix). Bu geç dönem eserleri daha eski ve yerel İskandinav hikayelerine dikkat çekse de yazıya geçirilirken Hristiyanlığın etkisinde kalmıştır. Örneğin; İskandinavlar Hristiyanlıkla tanıştıktan sonra, eski literatürde Nifthel olarak geçen yeraltı dünyası, bilginler tarafından ismi değiştirilerek İskandinav kozmolojisine Hel olarak geçmiştir.

İskandinav Kozmolojisinin Orijinal Dokuz Dünyası [Snorri Sturluson’un çalışmalarından önce]

Asgard: Aesir’in Dünyası

Alfheim: Işık Elflerinin Dünyası

Jotunheim: Devlerin Dünyası

Midgard: İnsanların Dünyası

Muspelheim/Muspell: Ateş Devlerinin Dünyası

Nidaveillir: Cücelerin Dünyası

Niflheim: Buz ve sis dünyası. Muhtemelen Niflheil’in alt dünyası

Svartalfheim: Kara Elflerin Dünyası

Vanaheim: Vanirlerin Dünyası

Snorri’nin çalışmalarından sonra, Kara Elfler cücelerle karıştırıldı, Nidaveillir Svartalfheim ile birleştirilerek tek bir dünya haline getirildi ve diğer dünyalarda değişiklikler yaparken, yeraltı âleminin en kalabalık dünyası olarak Hel’i ekledi. Snorri Sturluson’un yaptığı değişikliklerden sonra dokuz dünya:

Asgard: Aesir Dünyası, Bifrost Gökkuşağı köprüsünden Midgard’a katıldı

Alfheim: Elflerin Dünyası

Hel: Hastalık veya yaşlılıktan ölen insanların dünyası

Jotunheim: Devlerin ve Buz Devlerinin dünyası

Midgard: Asgard ve Jotunheim arasındaki insanların dünyası

Muspelheim: Ateş Dünyası, Ateş Devi Surtr ve Sutr’un Kaos Güçleri

Nidaveillir/Svaltafheim: Yeraltı Dünyasında yaşayan cücelerin (Dwarves) dünyası

Niflheim: Muspelheim yakınında buz, kar ve sis dünyası

Vanaheim: Vanir Dünyası

Bu dokuz dünya Hristiyanlık öncesi İskandinav mitolojisinde tam anlamıyla yansıtmasa da bu dokuz dünyanın günümüze en doğru yansımış biçimidir. Aynı şekilde insanları ve dünyanın yaratılışı da İskandinav dininde yansıtıldığından farklıdır. 

Dünya Ağacı ve Yaratılış

Zaman varolmadan önce sadece Yggdrasil (Dünya Ağacı) ve boşluk vardı. Dokuz dünyanın tamamının nasıl ve kimin tarafından yaratıldığı hiçbir yerde geçmez, ancak büyük ağaç bu dünyaların tümünün köklerinin içinde ve çevresinde vardı. Sisli boşluk Ginnungagp’dan büyümüş gibi gözükse de bir tarafı ateş diyarı Muspelheim’e diğer tarafı buz diyarı Niflheim’e uzanıyordu. Bu sırada Muspelheim’in ateşi, Niflheim’in buzunu eritmeye başladı ve iki yaratık bu sis bulutundan meydana geldi: Dev Ymir ve İnek Audhumla.

Yggdrasil
Friedrich Wilhelm Heine’nın 1886 yılında çizmiş olduğu Yggdrasil Hayat Ağacı tasviri.

Audhumla buzu yalayarak eritti ve buz kütlesinin içinde sıkışıp kalmış olan tanrıların atası Buri ortaya çıktı. Buri’nin Borr isminde oğlu vardı ve Dev Bestla’yla evlendi. Bestla ilk tanrılar olan Odin, Villi ve Ve’yi dünyaya getirdi. Bestla doğum yaparken Ymir kendi kendini dölleyerek (autogamy) devleri doğurdu. Ymir uyurken sol koltuk altından ilk kadın ve ilk erkeği, bacağından ise devlerin atası olan oğlunu doğurdu.

“İskandinav Pantheonu’nun en bilinen tanrıları

Odin, Thor, Loki ve Baldr, Aesir’de -Asgard’da- yaşıyor.”

Odin ve kardeşlerinin Ymir’i öldürerek tanrıların ezeli düşmanı olacak diğer devleri yarattı. Salla kaçmayı başaran Belgermir ve karısı hariç bütün devler Ymir’in kanında boğularak öldüler. Ymir öldükten sonra Odin, Villi ve Ve, Ymir’in Ginnungagap boşluğuna attıkları ölü bedeninden dünyayı ve sonrasında iki ağaçtan ilk erkek ve ilk kadını yarattılar. Bu sırada dokuz dünya yaratıldı.

Asgard

Snorri aslından insanlar dünyasının bir parçası olduğu söylenen Asgard’da bulunan gökkuşağı köprüsünü, Bifrost’u Midgard’a bağlamıştır. Diğer tanrılarla savaşılan İskandinav krallığının Pantheon’u Vanir’in bulunduğu, Aesir hanedanının evi olan Asgard, barışı sürdürebilmek için tutsakların değiştirildiği diyardır.

İskandinav Pantheonu’nun en bilinen tanrıları Odin, Thor, Loki ve Baldr, Aesir’de -Asgard’da- yaşıyor. Asgard büyük duvarlarla çevrili yüksek binaların bulunduğu bir gök diyarı olarak tasvir edilir. Odin’in büyük tahtı Valhalla’nın Asgard’da olduğu rivayet edilir. Buna rağmen Odin’in bütün dünyayı izlediği varsayılan adı Hlidskjalf olan bu yer, kraliyet salonu (Valhalla’dan ayrı) mu yoksa tahtın olduğu yer mi olduğu belli değil.

Valhalla
Valhalla tasviri.

Alfheim

Cennette bulunan Asgard’a çok uzak olmayan Alfheim, Işık Elflerinin ve Snorri’nin yaptığı değişikliklerden sonra bütün elflerin evidir. Bu dünyayı, Vanaheim’den Asgard’a savaş çıkarmak için gönderilen Vanir tanrısı Freyr yönetir. Elfler genelde sanata, müziğe ve yaratıcılığa ilham veren büyülü, parlak ve güzel varlıklardır.

Bilim insanı John Lindow (ve diğerleri) göre Alfheimar’ın İsveç ve Norveç arasındaki sınırda, Gota ve Glam nehirlerinin ağzılarının arasındaki coğrafi bölgede olduğunu ve bu bölgedeki insanların diğer bölgelerdeki insanlara nazaran daha “uygun” olduğunu belirtir. Mitolojik Alfheim’ın bu bölgeden ilham alındığı düşünülmekte ancak bu iddiaya itirazlar vardır. Bu dünya, İskandinav yazınında detaylı olarak tasvir edilmemiş olsa da Elflerin yaradılışından dolayı oldukça hoş bir dünya olduğu düşünülmektedir.

Hel

Hel dünyası (Helheim olarak da bilinir), Loki’nin kızı, yılan Midgard ve kurt Fenrir’in kızkardeşi olan Hel tarafından yönetilen karanlık ve kasvetli bir dünyadır. Loki’nin çocukları dünyaya geldiğinde, Odin onların sorun çıkaracağını bildiğinden dolayı onların her birini en az zarar verecekleri yerlere koymaya çalıştı. Yılan Midgard’ı dünyayı çevreleyen denizlere yerleştirdi, Fenrir’i zincirledi ve Hel’i Yggdrasil’in köklerinin altındaki karanlık bir bölgeye fırlattı. Yalnızca tek kapısı olan bir duvarla çevrelenmiş bu dünyaya, sadece silah yardımıyla aşılabilen tehlikeli suları olan nehirden ve yol boyunca aşağıya doğru uzanan Helveg yolundan aşağıya inerek ulaşılabiliyordu.

Suratsız ve takıntılı bir tanrı olarak tasvir edilen Hel’in, 2017 yapımı Marvel  filmi “Thor: Ragnarok”ta Cate Blanchett’ın canlandırdığı Hela karakteriyle uzaktan yakından bir benzerliği yoktur. Nedeni tam olarak bilinmese de başlarda Hel dünyası, savaşta ölenler dışında, yalnızca hastalıktan ya da yaşlılıktan ölen insanlarla ilişkilendiriliyordu. Zamanla ölenlerin en kalabalık  dünyası oldu ve Hel’e gelen ölülerin bir tür alacakaranlıktan geçerek ulaştıkları ve buradaki hayatlarını tıpkı dünyada olduğu gibi sürdürdükleri düşünülüyordu. Kahraman tanrı Baldr’ın tıpkı diğer savaş kahramanları gibi kolaylıkla Valhalla’ya gitmesi gerekirken, Hel’e gitmesine kimin karar verdiği hala tartışılır.

Jotunheim

Asgard ve Midgard’ın yakınlarında bulunan bazı kaynaklarda Utgard olarak da geçen Jotunheim, devlerin ve buz devlerinin diyarıdır. Jotunheim/Utgard düzen diyarı olarak seçilmenin ötesinde kaosun, büyünün ve yabani doğanın ilkel dünyasıdır. Kötülük ve kurnazlık tanrısı Loki, Jotunheim’den gelse de Asgard’da yaşadı. Jotunheim gitmekten çekinilen bir yerdi ancak Asgard’ın tanrıları bilerek oraya gittiğine dair birçok anlatı vardır.

Asgard’dan ayıran ve hiçbir zaman donmayan Iving ırmağını geçmek oldukça güçtür ama Odin Jotunheim’a Mimir’in bilgeliği için gitti ayrıca Thor da dev Utagard-Loki’nin kalesine gitti. Thor’un dev Utagard-Loki ile olan mücadelesini anlatan destan, bir insanın başına Jotunheim’da her şeyin gelebileceğini: Thor’un başından geçen her şeyin aslında birer illüzyon olduğunu ve masalın sonunda kalenin ve içindeki herkesin yok olduğunu anlatır.

Midgard

İnsan Dünyası ilk önce diğer insanların soyundan gelen Ask ve Embla tarafından doldurulmuştur. Ymir’i öldürdükten sonra Odin, Villi ve Ve yeni bir dünya yaratmış ve deniz kenarında yürürken Ash[3] ve Elm[4] adında iki ağaç bulurlar. Ash’den ilk erkeği, Elm’den ise ilk kadını yaratırlar. Bu canlıların devlerin karşısında çaresiz ve kolay bir av olduklarını anlarlar ve bu yüzden onları korumak için Midgard’ı yaratırlar. Nesir Edda’nın[5] Gylafafinning bölümünde hikâye anlatıcı High, Midgard’ı şu şekilde anlatıyor:

“Çevresi yuvarlak (bu dünyanın), etrafı derin okyanusla çevrilidir. Bor’un oğulları (Odin, Villi ve Ve) bu okyanusların kenarlarında, dev kavimlerine yaşayabilecekleri topraklar verdiler. Ama dev topluluğundan korunmalarına yardım etmek için ülkenin iç tarafını kale duvarlarıyla çevrelediler. Duvarını dev Ymir’in kirpiklerinden yaptılar ve kaleye Midgard adını verdiler”(17)

İnsanları yarattıktan sonra tanrılar, korumak için yüksek duvarlı Asgard’ı yarattı ve daha sonra  Midgard’da hayvanları ve gökkuşağı köprüsünü yaptıkları düşünülmektedir.

Muspelheim

Muspelheim, Snorri’ye göre, dünyanın yaratılmasında etki olan ateşin ilkel dünyasıdır.  Ateş Devi Surtr bu dünyada yaşar; Asgard’ı ve diğer her şeyi yok etmek için tanrıların alacakaranlığında Ragnarok’te ortaya çıkacak. Bununla birlikte, günümüz araştırmacıları Snorri’nin görüşüne katılmıyor. Muspell’in orijinal İskandinav mitolojisindeki işlevinin Ragnarok’taki rolü olan, ateşli bir dünyanın devi olduğu düşünülüyor.

Odin fighting Fenrir
Odin, Fenrir ile savaşıyor.

Örneğin John Lindow, “Şiirsel Edda’da, Muspell gruplarla, insanlarla ve kendi oğullarıyla ilişkili olduğunu ve iki anlatı da Ragnarok’te dünyayı işgal edecek kötücül topluluklarına değindiğini” vurgular. Simek, Muspell’in çoğunlukla devin ismi olarak alıntılanmasını ve “dünyanın sonu” anlamına geldiğini doğrular. Her ne kadar Snorri kendi anlatısında Muspell ya da Muspelheim’i değiştirmiş olsa da, son birkaç yüzyılda bir varlık olarak değil; ateş yeri olduğu anlaşıldı.

Nidaveillir/Svartalfheim

Nidaveillir ya da Svartalfheim dünyası evrenin derinliklerindeki Midgard’ın aşağısında bulunan ve demirhanede çalışan cücelerin evidir. Yalnızca duvarlarda bulunan meşalelerle ve demirden ateşle aydınlatılan karanlık ve dumanlı bir yerdir. Snorri’nin Gylafafinning’deki orijinal metne dayanarak aktardığına göre tanrılar cüceler diyarını yaratmaya karar verir:

“Sonra, tanrılar tahtlarındaki yerlerini aldılar. Yargılarını sundular ve cücelerin tıpkı çürümüş etten çıkan kurtçuklar gibi yeraltındaki çamurlardan dünyaya geldiklerini hatırladılar. Cüceler ilk olarak Ymir’in çürüyen etlerinden meydana gelerek hayat buldular. O zamanlar kurtçuklardı ama tanrıların kararıyla insan anlayışına sokuldu ve tıpkı insanlar gibi dünyada ve kayalıklarda yaşamalarına karar verildi.”(22)

Cüceler madencileri ve sihri temsil eder. Thor’un çekici Mjolnir ve Odin’in mızrağını yaratan cüceler aynı zamanda tanrı Freyr’in katlayıp cebinde taşıyabildiği sihirli gemisini yapmışlardır. Aynı zamanda cüceler, Odin’in devlerden çalarak tanrılara armağan ettiği, şarap ve şiirden aldıkları ilhamla kendi dizelerini oluşturabilmelerine olanak sağlayan “Mead of Poetry”yi korumakla görevlidir.

Niflheim

Buz, sis ve karın ilkel dünyası ve dokuz dünyanın en eskisi olan Niflheim, Muspelheim ile birlikte bütün yaşam başladı. Snorri, Niflheim ve Niflhell’i kıyaslarken, Hel’in Niflhelm’de olduğunu fark eder. Eğer Niflhel, Hıristiyanlıktan önceki -görüldüğü üzere Niflheim’da bahsi geçmiyor- İskandinav kozmolojisinde var olsaydı; muhtemelen Yunan mitolojisindeki Tartarus (Ölüler Diyarı) ya da Hel’in eski tasvirlerinden birine eş değer bir mekan olurdu: Ölülerin ruhlarının hapsedildiği karanlık ve kasvetli bir yer. Nifheim’ın altına yerleştirilmiş olabilirdi.

Buna karşın Niflheim Ölüler Dünyası olarak tek başına bir şey ifade etmiyordu. Hiç kimsenin hatta buz devlerinin bile yaşamadığı soğuk ve sisli bir dünyaydı. Odin, Hel’i Niflheim’a fırlattığını ve sonra da ölüler ve dokuz dünyalardaki yaşamlar üzerindeki gücünü verdiği söylenir, ancak Nifheim’dan ve Nifhel’e (Hel’in karanlık dünyası) geçtiği ve sonra karar verdiği yer olduğu düşünülmektedir.  

Vanaheim

Vanaheim üretkenlik ve büyü ile ilişkilendirilen diğer büyük İskandinav ailesi Vanir’in evidir. Aesir’in Vanir ile neden savaşa girdiği bilinmemektedir. Savaşın muhtemel nedeni Aesir tarafından karşı çıkan ensest ilişkinin Vanir tarafından desteklenmesi ve Aesir’in onurunu kıracak büyüler yapması olabilir. Savaş ne olursa olsun, rehinelerin değiştirildiği bir barış anlaşmasıyla sonuçlandı ve Vanir, deniz tanrısı Njord ve iki çocuğu Freyr ve Frejya ile Asgard’da yaşayamaya başladı.  

Freyja
Freyja

Üretkenlik ve doyumla kaplı sihir ve ışık dünyası olduğu varsayılan Vanaheim hakkında çok fazla bilgi yoktur. Simek şu şekilde yazmıştır: “Vanir özellikle iyi hasat, güneş, yağmur ve rüzgar için çiftçiler tarafından ya da güzel hava koşulları sağlamaları için denizciler tarafından dua edilen bereket tanrılarıdır.” (350) En çok bilinen İskandinav tanrılarından biri olan Freyja Asgard’da Folkvangr (Halkın Alanı) adındaki bir yerde kendi ölüler dünyasını yönetti ve muhtemelen Vanaheim’daki yurdu kadar hoştu.  

Sonuç

Tüm bu, Dokuz Dünya bir arada yaşadı, birlikte çalıştı ve bunu Ragnarok gününe kadar da yapmaya devam edecekti. Birbirinden bağımsız dokuz dünyada ve Yggdrasil’in yollarında yaşayan Nornlar insanların ve tanrıların kaderini şekillendirdi. Tıpkı Antik Yunandaki Mireler ya da Antik Mısır dinindeki Yedi Hathor ya da Kader Tanrısı Shay’de olduğu gibi son kararı Nornlar verirdi ve kimse bu kararı sorgulayamazdı. Evren ve Dokuz Dünya yok edilse bile kimse bu konuda bir şey yapamazdı.

Ragnarok’ta sert buz ve kar kışı başladığı ve sonra yılan Midgard’ın özgür kaldığı sırada Ateş Devi Sutr dünyayı ateşe vermeye geldi; o sırada sular Midgard etrafında çalkalandı ve dünyayı batırırken, büyük kurt Fenrir zincirlerinden kurtularak güneşi yuttu. Yggdrasil sallanırken gökkuşağı köprüsü Bifrost kırılarak yıkıldı ve tanrılar kaos güçlerinden yarattıkları düzenli dünyayı kurtarabilmek için kendilerini son kez savaşa hazırladılar. Tanrılar savaşta kaybedeceklerini biliyorlardı ama el birliğiyle bu son kargaşadan kurtuldular; dünyalarının yeni dünyası ve düzeni küllerinden doğacak.

İskandinav dini ölümden ve sevilen her şeyin kaybından sonra başka bir hayat olduğuna inanır. Bu inanç, bireysel olarak ruhun yanı sıra dünyanın kendisi ve her şey için geçerliydi. Ölümden sonra başka bir hayatın olup olmadığı tamamen bir gizemdi -Ragnarok’tan sonra yeni dünyanın nasıl olacağına dair hiçbir kaynak yok- ama nasıl olduğu tam olarak bilinmeyen yeni bir dünya vardı ama bu diyarda yaşanılan kayıplardan ve ölümlerden sonra yeni bir başlangıç yapıldığına ve hayatın devam ettiğine dair bir inanç vardı.


Yazının Orijinali İçin

Original article by Joshua J. Mark / Ancient History Encyclopedia

https://www.ancient.eu/article/1305/nine-realms-of-norse-cosmology/

Redaksiyon ve Editör: Serkan Alpkaya


Dipnotlar

[1] Yggdrasil, hemen hemen tüm mitolojilerde rastlanılan “Hayat Ağacı” epifanise benzer niteliktedir. Hayat Ağacı epifanisi, sadece mitolojik sahnelerde değil, günümüze yakın dönemlerde de sevilen bir figürdür. (edn)

[2] Kitonik (Chthonic), dünyayla özellikle de yeraltı dünyasıyla iltisaklıdır. Yunan mitolojisindeki kitonik figürler arasında, yeraltı dünyasının tanrıları Hades ile Persephone ve ölümünden sonra tapınılan çeşitli kahramanlar vardır. Hatta Zeus bile, kitoniklere sahipti ve Zeus Chthonius  (Zeus Kitonik) olarak tapınılırdı.  İnkübasyon (kehanet talep eden kişinin kutsal bir mekanda uyuması) yoluyla gelen vahiylerin (kehanetlerin) kitonik güçler tarafından geldiği inanılıyor. Dünya mitolojisinde, kitonik tanrıların atrübütleri ve/veya ikonografilerinde yılanlara sıklıkla rastlanır. (edn)

[3] Dişbudak ağacı (edn)

[4] Karaağaç (edn)

[5] Edda terimi, 13. yüzyılda yazıya geçirilmiş ve derlenmiş iki İzlandaca el yazmasını tanımlamak için kullanılır. Bu iki el yazması, İskandinavların ve proto-Cermen kabilelerin dini, kozmogonisi ve tarihiyle bağlantılı İskandinav mitolojisinin ve  skaldik şiirinin esas kaynağıdır. The Prose Edda (Nesir Edda) ya da Younger Edda (Genç Edda) yaklaşık 1220’li yıllara aittir ve İzlandalı şair ve tarihçi olan Snorri Sturluson tarafından derlenmiştir. The Poetic (Şiirsel) ya da Elder Edda (Yaşlı Edda), bilinmeyen bir yazar tarafından yaklaşık 1270 yıllarında yazılmıştır. (edn.)


 Kaynakça

İskandinav Mitolojisi

Edda

Vikingler

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir