İstanbul’un Üçüncü Kuruluşu  ve  Büyük Konstantin

İstanbul’un Üçüncü Kuruluşu  ve  Büyük Konstantin

Bu yazı, 15 Şubat 2019 tarihinde yayımladığımız Gorgon E-Dergisi’nin  6. sayısında yer almaktadır. Dergide yer alan yazıların tamamını görmek için tıklayınız: Tüm Yazılar 

Yazar: Radi Dikici

Geçen yazımızı şu cümlelerle sona erdirmiştik: “İmparator Septimius Severus yok etmeyi düşündüğü bu şehre gerçekten can verir. Bu Byzantium’un ikinci kuruluşudur ve büyük bir gelecek vaat etmektedir.”

Ama durum hiç öyle olmaz. İmparator Septimius Severus 211 yılında ölünce yerine iki oğlu yani Caracalla resmi adi ile Marcus Aurelius Severus Antoninus Augustus ve Geta  resmi adı ile Publıus Septimus Geta geçer.

Caracalla aynı yılın sonunda kardeşini öldürtür, kendisi ise 217 yılında bir suikasta kurban gider. Toplum bir türlü alışamadığı Augusta Antonina adını kısa sürede unutur. Tekrar şehir Byzantium olarak anılmaya devam eder.  Gerçek bir Roma şehrine dönüşmesi için tam 109 yıl beklemesi gerekmektedir. Bu süre içinde  özellikle 235’ten 284 yılına kadar imparatorluk büyük çalkantılar geçirir.

Aşağıdaki listede görüleceği gibi, bu 49 yıllık dönem içinde tam 22 imparator gelir geçer. İmparatorluk süreleri ise 17 gün ile 8 yıl arasında değişir. Ortalama 2,5 yıl imparatorluk yaparlar. Çok kere imparatorlar yerine göz diken en yakın arkadaşı tarafında öldürülür. Çok geçmez öldüren de aynı akıbete uğrar. Bir kaçı savaşta hayatını kaybeder. Sadece bir imparator yatağında ölür.

Bu dönem süvari orduları komutanı olan Diocles’in imparator seçilmesine kadar devam eder. Roma ordusu 284 yılında İmparataor Numerianus’un komutasında Pers seferindedir. Ancak sefer sırasında gözünde iltihap oluşan Numerianus’u tedavi edilemeyince Roma’ya dönmeye karar verilir. Ancak İmparator  Nicomedia (İzmit) yakınlarına gelince ölür.

49 yıllık kaostan bunalan ordu kaostan bunalan ordu Diocles’i 1 Nisan 284 günü imparator olarak seçer. Diocletian (Gaius Aurelius Valerius Diocletianus) Roma’ya dönmez Nicomedia’yı (İzmit) başkent olarak seçer. Tüm yaşananların şahidi olduğu süratle yanındaki komutanları dağıtır, onları başka bölgelere gönderir. Sonra siyasal, sosyal ve ekonomik kararlar alarak ülkeyi istikrara kavuşturur.

Ancak bu büyüklükte bir imparatorluğu tek başına yönetmenin güçlüğünü bildiği için dört yakın ve güvendiği arkadaşını aşağıda haritada görüleceği gibi belirli bölgelerin yönetimi ile görevlendirir. Bu, tarihte “Dörtlü Yönetim- Thetrarcy” adıyla anılmaktadır. Dörtlü yönetim imparatorluğun bölünmesi anlamına gelmemektedir. Her imparator bölgesini yönetmekte ama hayati konularda kararı Diocletian vermektedir.

İmparatorlardan biri İngiltere ve Fransa’yı (Galya) yöneten I.Constantius Chlorus’tur. İlk eşinde Helena’dan olan oğlu Konstantin ise mükemmel bir eğitim görmüştür. 296 yılında İmparator Diocletian, İmparator I. Constantius Chlorus oğlu Konstantin’le birlikte Nicomedia’ya davet eder. Baba oğlun önemli duraklarından ilki Konstantin’in doğduğu Niş şehridir. Byzantium vardıklarında ise komutan onları ağırlar. Ertesi sabah yollarına devam edeceklerdir. İmparator ertesi sabah kalktığında oğlunu bulamaz. Nerede olduğunu sorduğunda, sabahın erken saatlerinde kalkıp şehri dolaşmak üzere gittiğini haber verirler.

Konstantius Chlorus hazırlanan mükellef kahvaltı sofrasına oturduğu zaman çok geçmeden Konstantin içeri girer. Gözleri parlamaktadır.

“Baba, burası adeta dünya cenneti. Surların dışına çıktım. Ormanlık bölgeleri dolaştım. Daha sonra deniz kenarına indim. Her yerde ayrı bir güzellik gördüm. Burası tam bir merkez olmaya layık bir konumda. Çok heyecanlandım.”

“Oğlum burası minik bir yer. Ne Trier, ne Milano ve hatta ne de Selanik’e benziyor. Söylediklerinden hiçbir şey anlamadım.”

“Baba burası o kadar muhteşem ki, işlenirse Roma bile buranın eline su dökemez.”

Daha sonra onlar için hazırlanan bir gemiye binerek karşıya geçerler.

İşte o sabah Konstantin’in Byzantium’u dolaşması hem dünya tarihini, hem de Byzantium’un kaderini olduğu gibi değiştirir.

Konstantin, İmparator Diocletian’ın 305 yılında emekli olduğu yıla kadar İzmit’te kalır. Geçen 9 yıl içinde Diocletian’dan çok şey öğrenir. Seferlere katılır. Büyük başarı gösterir. Aynı yıl siyasal yapının değişmesi üzerine babasının da talebi üzerine önce Galya’ya (Fransa) gider sonra da Britanya’da babası ile buluşur.

306 yılı Temmuz ayında babası ölünce ordu onu imparator ilan eder. Ama ordunun imparator ilan etmesi yeterli hatta geçerli değildir. O sırada en kıdemli imparator olan Galerius’un onayı gerekir. Çok geçmez bu onay gelince tüm işlemler tamamlanmış olur.

Diocletian zamanında kurulan ve tıkır tıkır işleyen dörtlü yönetim, İmparator Galerisu zamanında çatırdamaya başlar. 311 yılında Galerius ölünce dörtlü idare devam eder ama dört imparatorun dördünün tek amacı vardır. Diğerlerini tasfiye ederek tek başına imparatorluğu yönetmek.

Nicomedia’da hüküm süren imparatorların listesi şu şekildedir:

Diocletian             284-305

Galerius                305-311

Maximin Daia       311-313

Licinius                 313-324

Konstantin            324-330

Sonunda kazanan I.Konstantin olur. Tüm rakiplerini tasfiye ederek 324 yılında imparatorluğun tek hakimi haline gelir. Roma İmparatorluğu’nun başkenti 330 yılına kadar Nikomedia olmaya devam eder. Ancak Konstantin fark etmiştir ki, Nicomedia’dan imparatorluğu yönetmek oldukça güçtür.

325 yılında imparator, tarihin en önemli adımlarından birini atar: “Bunun için 325 yılında, Hıristiyanlıkta görüş ayrılıklarını gidermek amacıyla etkisini yüzyıllar boyu sürdürecek olan, I. Nikaea (İznik) Konsili’ni (Ruhani Meclis) toplar. Toplantı için göl kenarındaki muhteşem Senato Sarayı’nın büyük salonu seçilir. Konsil toplantısı 20 Mayıs Perşembe günü başlar. İmparator üzerindeki altın ve kıymetli taşlarla bezenmiş erguvan renkli elbisesiyle içeri girince bütün salon ayağa kalkar. Kendisi için altından yapılmış tahtına geçen imparator, herkesi oturttuktan sonra açılış konuşmasını yapar ve toplantıyı başlatmış olur. Sorunlar tam bir ay boyunca tartışılır ve bu süre içinde imparator birçok toplantıyı yönetir, tartışmalara katılır. Sonunda bir görüş birliğine varılır. Bizzat I. Konstantin’in görüş birliği sağlanması için bulduğu esas, İsa’nın Tanrı ile homoousios (Latince consubstantialis) yani aynı özden olduğudur. Bu durumda “Baba” ile “Oğul”un mahiyet bakımından aynı olduğu, yani İsa’nın tanrısal olduğu kabul edilmiş olur. Toplantılar 19 Haziran Cumartesi günü biter ve sonunda  “İznik Akidesi” kabul edilir. O gün yapılan toplantıda, özel kıyafetini giymiş olan Konstantin de hazırdır. Ve kabul edilen Akide’yi bizzat kendi okur:

“Göğün ve yerin, görünen ve görünmeyen kâinatın yaratıcısı, kadir-i mutlak tek bir Tanrı’ya, Tanrı’nın oğlu tek bir İsa’ya, tek olarak doğurulmuş, babanın özünden doğmuş, Tanrı’dan Tanrı, nurdan nur, gerçek Tanrı’dan gerçek Tanrı olduğuna, baba ile aynı özden (homoousios) olduğuna, gökte ve yerde bulunan her şeyin onun aracılıyla yapıldığına, biz insanlar ve bizim kurtuluşumuz için gökten indiğine, insan olduğuna, (çarmıha gerilerek) ıstırap çektiğine, üçüncü gün dirildiğine ve göğe yükseldiğine, ölüleri ve dirileri yargılamak için geri geleceğine ve Kutsal Ruh’a inanırız.”[1] 

326 yılında ise Nicomedia’da imparator oluşunun 20 yıl törenleri(vicennalia)  düzenlenir. Ancak imparator tüm imparatorluk bürokrasisinin Nicomedia’dan olmasından rahatsızdır. Aklı fikri Byzantium’dadır. I. Konstantin, Byzantium’un çok avantajlı konumda olduğunu görmüştür. Sadece Asya ve Avrupa arasında değil, doğu ile batı, kuzey ile güney arasında köprü vazifesi gördüğünü fark eder. Byzantium’dan Balkanlar’a ve diğer bölgelere ulaşmanın ne kadar kolay olduğunu tespit eder. Ayrıca diğer önemli husus, şehrin, Boğaz yoluyla Euxine’e (Karadeniz) gidecek gemileri kontrol etme imkânı vermesidir. Bütün bunlar Byzantium’un, ne kadar stratejik bir noktada olduğunu anlamıştır.

Kesin olarak Byzantium’u Roma İmparatorluğunun başkenti yapmaya karar verir.

Konstantinopel’da ilk iş olarak İmparator Septimus Severus (193-211) tarafından yapılan surlarıyıkar ve yeni surların yapımına karar verir. Çünkü I. Konstantin’in düşündüğü şehir bundan büyüktür. Bu konuyla ilgili şu hikâye anlatılır: “… Hıristiyan inanışına göre, imparator şehrin sınırını tespit ederken bazı güçler tarafından yönlendirilmişti. Bu inanışa göre, Konstantinus elinde bir asa olduğu halde, maiyetiyle birlikte yürürken, sanki önü sıra yol gösteren biri varmış gibi hareket etmekteydi. Etrafındakiler, bu kadar geniş bir alanın seçilmesi karşısında şaşkınlığa düşmüş ve imparatora, ‘Efendim, ne zaman duracaksınız?’ diye sormuşlardı. İmparator ise, ‘Önümde yürüyen durduğu zaman,’ diyerek onlara cevap vermişti…”[2] 

O nedenle surlar, şehir beş misli büyüyecekmiş gibi düşünülerek ileriye alınır. Yeni surların yapımı 328’de tamamlanır. Bunlar “Konstantin Surları” olarak anılır. (Bugün hiçbir izi kalmayan Konstantin Surlarının, daha sonra II. Theodosius zamanında yapımına başlanan ve bugün halen mevcut olan surlarla ilgisi yoktur.) Böylece şehir, kara tarafını koruyan surlarla emniyet altına alınır. Zaten o günün teknolojisine göre denizden herhangi bir saldırı beklenmemektedir. Şehirde ayrıca Mesē adı verilen geniş bulvarlar açılır. Bugün Sultanahmet Camii’nin olduğu yerde bulunan imparatorluk sarayı büyütülür ve yeni bölümler eklenir, artık adı Büyük Saray’dır ve Mesē  buraya kadar uzanır. (Aynı Mesē, bugünkü Divanyolu Caddesi’dir veyaklaşık 1693 yıldır kullanılmaktadır.) Yeniden yapılan foruma annesinin Augusta Helena (İmparatoriçe Helena) isminden esinlenerek Augusteum (bugünkü Çemberlitaş’ın olduğu yer) adı verilir.

1.Konstantin, Septimus Severus zamanında inşasına başlanan Hipodrom’un kapasitesini 33 bin kişiyi alacak şekilde büyütür. Hipodrom, Doğudan ve Batıdan getirilen heykellerle süslenir. Hagia Sophia (Ayasofya) ve Hagia Eirene (Aya İrini) kiliselerinin yapımına başlanır. Ancak imparatorun ömrü Hagia Sophia’nın tamamlanmasını görmeye yetmez. Ancak Konstantin için en önemlisi Kutsal Havariler Kilisesi’dir.

 

İmparatorun emri üzerine Kutsal Havariler Kilisesi’ne giriş bölümü sol tarafından olmak üzere imparator ve imparatoriçelerin gömülmesi için mezar yerleri hazırlanır. Konstantin kendisi için farklı bir hazırlık yapar. Ortada kendi mezarı olmak üzere, mezarının sağına altı, soluna altı mezar yeri hazırlanır.. İleride on iki havarinin kemikleri getirilip sağ ve soluna gömülecek ve orta yerde de kendi mezarı olacaktır. Böylece İmparator Konstantin 12 Havari’nin arasında,  13. Havari olarak yerini alacaktır.

Ayrıca hükümete ait çeşitli ofisler, yeni binalar, banyolar, ordu için barakalar yapılır. Şehir, diğer kentlerden getirilen antik sanat eserleriyle donatılır. I. Konstantin, senatoyu Byzantium’a getirmeye karar verir ve onun için özel bir bina yaptırır. Roma’dan gelmeyi kabul eden senatörler için onların şanlarına layık ofis binalarını da senatonun yanına ekler. Her senatöre Anadolu tarafında geniş topraklar verir ve onların şehir içindeki ikametleri için de yeni binalar yaptırır.

Şehirde hizmetlerin iyi görülebilmesi için Roma’nın belediye sisteminden etkilenerek şehri 14 bölgeye ayırır. Nüfusu artırmak için de çeşitli teşvikler uygular. Vergi muafiyetleri yanında, halka bedava ekmek dağıtılmaya başlanır. “Konstantin, yeni bir başkenti Boğaziçi’nde kurduğu zaman, niyeti ikinci bir Roma yaratmaktı. Bir yandan yeni senato ve devlet daireleri için yeni binalar yaptırırken, diğer taraftan yeni merkezde imparatorluğun bürokratik mekanizmasını adeta ikinci defa yeniden yarattı. Aristokrat ailelere yeni binalar yaptırarak İtalya’dan yeni merkeze yerleşmeleri için teşvik etti. Halk için ekmek ve eğlence temin etti… Böylece buranın bir bakıma Tiber Nehri kenarındaki eski merkezin bir kopyası olduğu onaylanmış oldu.”[3] 

Şehrin sivil yöneticisi olarak bir vali (Prefektus Praetoria) görevlendirilir. Vali aynı zamanda senato üyesidir. Valiler şehrin asayişinden sorumlu olmanın yanında, ekonomik ve ticari hayatı da kontrol altında tutarlar. Senato esasında kanun yapmakla birlikte bir danışma meclisidir ve senatörlük çok kere babadan oğula geçer. (İleriki yıllarda senato, bazen imparator seçiminde ve ülkenin geleceğinde etkili olacaktır.)

Şehrin önemli bir ihtiyacı olan su sorununu çözmek için, İstranca Dağları’ndan Konstantinopel’a kadar bir su kemeri inşaatına yine onun zamanında başlanır ama tamamlanamaz. Ondan 27 yıl sonra imparator olan Valens (364-378) tarafından 373’te tamamlanan su kemerleri, Valens Kemeri diye anılır.

326 yılı geldiğinde, Büyük Saray’ın yeni bölümleri tamamlanır. Ailenin bütün fertleri de saraya yerleşirler. İmparatorun kız ve erkek kardeşleri ise kendilerine ayrılan konaklarda kalmayı tercih ederler. Ama zaman zaman bütün aile Büyük Saray’da da bir araya gelirler. Çünkü Konstantin ailenin bütün fertleri ile bir arada olmaktan hoşlanmaktadır.

Önemli sorunlardan biri de parayla ilgili, yani finansaldır. Çünkü hazinede yeterli para yoktur. Önce Diocletian zamanından kalan altın paraya yeni bir isim, solidus verilir

İmparator, gençliğinde, özellikle Diocletian zamanında çeşitli seferlere katıldığı için çok tanrılı dinlere ait tapınaklarda çok önemli miktarda altın ve değerli taşlar olduğunu bilmektedir. Bir emirname yayınlayarak, bütün tapınaklardaki altın ve değerli taşların merkeze gönderilmesini emreder. Bunun üzerine hiç beklenmedik bir durum ortaya çıkar. Hazine, imparatorluk tarihinde görülmemiş bir zenginliğe kavuşur. Birden bütün parasal sorunlar çözümlenir. İki maliye bakanı atar. Bunlardan biri kamu gelir ve harcamalarına, diğeri ise imparatorluğa ait mallara bakacaktır.

Konstantinople’da başlayan imar faaliyetlerine devam edilir. Şehrin kuzey doğusundan geçmek üzere yeni bir bulvar (Mesē) daha açılır. Büyük Saray’ın, Hipodrom ve kiliselerin yapımında on binlerce kişi istihdam edilir, faaliyet gece ve gündüz 24 saat devam eder. Avrupa ve Asya’dan sanat eserlerinin, heykellerin toplanıp şehre getirilmesine hiç ara verilmez. Roma seyahati onun, Konstantinople’u Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapma fikrini güçlendirir. Büyük Konstantin, ona yakıştırıldığı gibi, hep büyük düşünür. Buranın Roma İmparatorluğu’nun başkenti olması dışında, bütün insanlığın övüneceği büyük bir merkez haline getirilmesi için kolları sıvar. Tarihçiler tarafından söylenen bir söz Konstantinople içindir: “Büyük Konstantin, içi geçmiş bir kocakarıdan çok güzel bir genç kız yaratmıştır.”Ancak bütün bu imar faaliyetine rağmenKonstantinople henüz; bir İskenderiye, Antakya ve hatta Atina değildir. Hele Roma ile mukayese etmek mümkün değildir. O kendisini hayran bıraktıracak olağanüstü ve muhteşem görüntüsüne varmak için daha iki yüzyıl geçmesi gerekecektir.

İmparator tahta geçişinin gümüş, yani 25. yıldönümü kutlamalarının muhteşem olmasını ister. Gerçekten de şehir baştan aşağı donatılır. Yiyecek ve içecek su gibi akar. Kutlamalar kırk gün kırk gece devam eder.

11 Mayıs 330 Pazartesi günü, dünya tarihinin dönüm noktalarından biri daha yaşanır. İmparator o gün için özel olarak düzenlenen Aya İrini Kilisesi’ndeki büyük ayine katılır. Ayinden sonra senatoya gider. Orada bir konuşma yaparak şehrin Hıristiyanlığa adandığını ve bundan böyle “Yeni Roma” (Nouva Rome) adıyla imparatorluğun başkenti olduğunu açıklar. Ancak Yeni Roma adı pek tutmaz, bir süre sonra Konstantin adından esinlenerek Konstantinepolis denmeye başlanır. Daha sonra da Konstantinople. Böylece Nikomedia’nın (İzmit) Roma İmparatorluğu başkenti olma macerası 46 yıl sonra sona erer.

Artık Büyük Roma İmparatorluğu’nun tek bir başkenti vardır. O da Konstantinople’dur. 1453 yılına kadar, 1123 yıl süreyle Roma İmparatorları bu başkentte hüküm süreceklerdir…

“Tarihin hiçbir döneminde ne İskender, ne Alfred, ne Charles, ne Catherine, ne Frederick ve hatta Greogry, asla ‘Büyük’ unvanına onun kadar layık olmamışlardır. Çünkü o, 15 yıl gibi kısa bir süre içinde iki karar alarak bütün dünyanın kaderini (ve tarihin akışını) değiştirmiştir. Bunlardan ilki, Hıristiyanlığı kabul etmesi –ki bu çok değil sadece bir jenerasyon önce ağır bir suç sayılıyordu– ve Hıristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline getirmesidir. İkincisi, imparatorluğun başkentini Roma’dan, yeniden inşa edilen bir şehre, Byzantium’a taşıması ve sonraki 16 yüz yıl boyunca şehrin onun ismiyle, Konstantinople olarak anılmasıdır. Bu iki karar, onun tarihin en etkili kişisi olduğunu göstermektedir…”[4]

330 yılında Byzantium’un Konstantinople olmasına kadar, hiçbir tarihçi Roma İmparatorluğunu başka bir isimle anmamıştır. Ancak 330 yılından sonra Byzantium isminden esinlenen tarihçiler Roma İmparatorluğunu Bizans İmparatorluğu diye anmaya başlamışlardır. Özellikle 16. yüzyılda bir Alman tarihçi Hieronymus Wolf “Corpus Historiae Byzantinae” adlı eserinde Roma İmparatorluğu yerine Bizans İmparatorluğu tabirini kullanınca, bu isim süreklilik kazanmış ve sonra gelen bütün tarihçileri de etkilemiştir. Yani M.S 330 yılından itibaren büyük Roma İmparatorluğu’nun ismi günümüze kadar tarihçiler tarafından çok kere Bizans İmparatorluğu diye kullanılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, Bizans İmparatorluğu tabiri, Roma İmparatorluğunun 330-1453 yılları arasındaki dönemini kapsamaktadır.

Esasında tarihte, Cyril Mango’nun da açıkça ifade ettiği gibi, “Bizans sıfatına gelince, bu sözcüğün uygunluğu ile ilgili bazı ciddi itirazlar yapılabilir ve sık sık yapılmış da. Ama bu terim varlığını korumuştur ve kullanışlı bir etiketten ibaret olduğunu anladığımız sürece, bu terimi kullanmayı reddetmemiz ukalalıktan öteye gitmez. Gerçekte, hiç kuşku yok ki, Bizans İmparatorluğu diye bir devlet asla var olmamıştır.”[5]

1453 tarihine kadar Bizanslılar  kendilerini hep  Romalı (Romans) olarak bilmişlerdir. Örneğin 1261 yılında Konstainople’da Latin İmparatorluğu’na son veren VIII Mikail Palaeologus tüm kayıtlarda şöyle yer almıştır:

“Mikail, Doukas Angelus Komnenus Palaeologus, Tanrının izni ile, Roma’nın İmparatoru ve Hükümdarı”[6]

Bu yazı, 15 Şubat 2019 tarihinde yayımladığımız Gorgon E-Dergisi’nin  6. sayısında yer almaktadır. Dergide yer alan yazıların tamamını görmek için tıklayınız: Tüm Yazılar 


Kaynakça

Birsel Küçüksipahioğlu, “İstanbul Nasıl Başkent Oldu” Popüler Tarih Dergisi, sayı 54, 2005.

Cecily J. Hilsdale, Byzantin Art and Diplomacy in an Age of Decline, Cambridge University Press, 2014.

Cyril Mango, Bizans, Yeni Roma İmparatorluğu, YKY, 2008.

John Julius Norwich, Byzantium, The Early Century, 1989.

Michael Grant, The Emperor Constantine, 1993.

N.H.Baynes ve H.St.L.B Moss, An introduction to East Roman Civilization, Oxford, 1948.


Dipnotlar

[1] Micheal Grant, The Emperor Constantine, s.174.

[2] Birsel Küçüksipahioğlu, Popüler Tarih Dergisi, sayı 54, s.20

[3] N.H.Baynes and H.St.L.B Moss, An intoduction to East Roman Civilization, s.2

[4] John Julius Norwich, Byzantium, The Early Century, s.32

[5] Cyril Mango, Bizans, Yeni Roma İmparatorluğu, s.9

[6] Cecily J. Hilsdale, Byzantin Art and Diplomacy in an Age of Decline, s. 99

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir