Japonya’da Doğaüstü: Sinema ve Televizyonda Yōkai’ler

Japonya’da Doğaüstü: Sinema ve Televizyonda Yōkai’ler

Yazar: Büşra Erturan (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 1. Sayısı’ndan yayınlanmıştır.)

Korkunun tarihi Batı’da cadılığa, şeytanlara, gotik hikayelere kendini kaptırmışken; Doğu’da, Japonya’da ise korkunun gelişimi açısından daha farklı şeyler oluyordu. Yine de çeşitli benzerlikler bulunmakla birlikte, Japon kültürü korku konusunda folklorunun etkisiyle kendi özgünlüklerini yaratmıştı.

Bunlardan biri ve yazımızın konusu olan doğaüstü canavarlar: Yōkai’lerdir. Adam J. Johnson’ın da belirttiği gibi Yōkai kelimesi iki kanji’nin1 birleşiminden oluşuyor. Yō’yu belirten ilk kanji 妖 büyüleyici anlamına gelirken, Kai’yi belirten ikinci kanji ise 怪 gizemli, tuhaf olaylara, görüntülere işaret ediyor. Bunların toplamında Yōkai, büyüleyen olay/görüntü şeklinde çevrilebilir. Michael Dylan Foster’a göre, bu terimin Çin’de kökleri olmakla birlikte, Yōkai ilk kez 8. yüzyılda 40 ciltlik Japon tarihsel metni Shoku Nihongi’de yer almıştır. Daha sonra ise Meiji döneminde (1868-1912) Inoue Enryō tarafından teknik bir terim olarak kullanılmıştır.

Yōkai tanımı çok geniş olsa da, bu tanımın içinde yer alan ve bazen de yerine kullanılan birçok terim var. Bunlardan biri olan Mononoke terimi Foster’a göre Heian dönemde (794–1185) anlaşılması güç ve korkutucu şeyler için kullanılırdı. Oni ise günümüzde şeytan ya da canavarları belirtmek için kullanılmaktadır. Oni’ler genellikle kırmızı veya mavi vücutlu, boynuzlu ve keskin dişli olarak tasvir edilir. Budist cehenneminde Ulu Lord Enma’nın hizmetlileridir. Ayakashi, suyun yüzeyinde görünen her türlü gizemli olağanüstü şeylerdir. Funayūrei; yani gemi hayaletleri Ayakashi’ye bir örnektir. Fakat Ayakashi terimi Noh tiyatrosunda kullanıldıktan sonra, genel olarak Yōkai’leri belirtmek için de kullanılmıştır. Her şeyin bir ruhu olduğuna inanılan Shinto dininden gelen Tsukumogami, kullanılan eşyaların canlanmasıyla oluşan Yōkai’lerdir. Daha çok hayaletler için kullanılan terim ise Yūrei’dir.

Yōkai, varyasyonlarından belli olduğu üzere sadece bir canavarın değil birçok gizemli şeyin toplamıdır. Hayaletler, yarı tanrılar, şeytanlar, dönüşmüş insanlar/ objeler, yaşayan hayaletler, Uzak Doğu’ya ait bazı mitolojik yaratıklardır. Doğaüstü yaratıkların tamamı Yōkai olarak adlandırılır. Yōkai’lerin bir kısmı sadece belli yörelere özgüdür ve diğer bir kısmı ise tüm Japonya’ya özgüdür. Kitsune ve Kappa gibi Yōkai’ler, popüler kültürle birlikte Japonya’nın ünlü varlıkları haline gelmiştir.

Foster’ın belirttiği gibi; Yōkai’lerin en belirgin özelliği arada kalmışlıklarıdır. Şehrin dışındaki izbe yerlere, dağların tepesine, yol kesişimlerine musallat olmuşlardır. Foster’ın tanımının dışına çıkarsak; öbür dünya ile bu dünya arasında; yani ikai ile sekai arasında gidip gelmektedirler. Gerçekten de bu arada kalmışlığı açıklarken Hinode-Ōmagatoki karşıtlığını; şafak sökerken tüm kötü ruhların dağılmasını, akşam çöktüğünde ise kötü ruhların geri gelmesini örnek gösterebiliriz. Matthew Meyer’e göre; Ōmagatoki kelimesi, güneşin batışını ve karanlığın etrafı sarmaya başladığı, kötü ruhların toplanıp bir araya geldiği anı belirtmektedir. Yōkai’lerin belirdiği, insanları avladığı ya da onları korkutmak için türlü numaralar çevirdiği vakitlerdir bunlar. Hinode ise şafağın söktüğü, bütün kötü ruhların dağıldığı zamandır. Gece ortaya çıkıp gündüz yok olmak bütün Yōkai’ler için geçerli olmasa da, bu arada kalmışlık farklı durumlardan kaynaklı olmak üzere hepsinin ortak özelliğidir. Ōmagatoki vakti geldiği an, Yōkai’lerin toplanıp Hyakkiyagyō’yu (Yüz Şeytanın Gece Geçit Töreni) gerçekleştirmeye başlar. Bütün canavarlar, şeytanlar, hayaletler dans ederek sokaklarda gezerler. Bu şöleni gören, gizlice bakmaya çalışan insanlar ya lanetlenir ya da öldürülür. Topluluğu yöneten ise Nurarihyon adında, başı uzun kabak şeklinde yaşlı adam görünümünde seçkin bir Yōkai’dir. Nurarihyon bütün Yōkai’lerin önderidir ve diğerleri ona saygıyla yaklaşır.

Hyakkiyagyō motifi Japonya’da birçok sanatçı tarafından, ukiyo-e’lerde2, rulo resimlerde (picture scroll) ve hikayelerde kullanılmıştır. Edo döneminde (1603–1868) yaşayan Toriyama Sekien (1712–1788), bu elementlerin hepsini birleştirerek, Yōkai’lerin illüstrasyonları ve açıklamalarından oluşan serileri ortaya çıkarmıştır. Hyakkiyagyō motifi çizimlerden, ansiklopedik anlatımlardan sonra modern dönemde; manga, anime ve sinemada yer almıştır.

Hyakkiyagyō’nun Temsili

1968-1969 yılları arasında çekilen üç filmden oluşan Yokai Monsters serisinde birçok Yōkai’nin bir arada olması, Hyakkiyagyō motifini kullanılmasına olanak sağlamıştır. Serinin ilk filmi olan Yôkai daisensô (1968)’da, Babylonia adlı bir yerden gelen canavarın Yōkai’lerle savaşı anlatılır. Filmdeki Yōkai’ler korkutucu olmaktan çok, insanlara yardım eden varlıklar olarak gösterilmiştir. Serinin devam filmleri, Yôkai hyaku monogatari (1968) ve Tôkaidô obake dôchû (1969) da böyle ilerlemiş, Yōkai’ler; yozlaşmış hükümet görevlileri ve mafyanın zararlı eylemlerini önlemeye çalışan, adaleti sağlamak isteyen iyi niyetli varlıklar haline gelmişlerdir. Böylece filmlerin, komedi ve dram teması daha çok öne çıkmıştır. Hyakkiyagyō motifine uygun olarak her filmin kapanışı yapılırken Yōkai’lerin geçit töreni gösterilmiştir.

İlk filmde Yōkai’lerden biri olan Kappa, kaplumbağa gibi sırtında kabuk olan, kafasında tabak gibi düz bir zemin olan bir varlıktır. Kappa’nın kafası özellikle önemlidir, çünkü gücünü ordan alır. Kappa’lar su yaratıklarıdır, sudan uzakta yaşayamazlar. Nitekim ilk filmde de, evdeki bahçede bulunan su birikintisinde yaşamaktadır. Evin aile üyelerine musallat olan, Babylonia’dan gelen yaratıkla baş etmeleri için diğer Yōkai’leri toplayıp yardım eden de Kappa’dır. Yardım istediği Yōkai’lerin lideri motife uygun olarak Nurarihyon’dur. Fakat filmde korkutucu değil, sevimli bir görünümü vardır. Diğer bir göz alıcı Yōkai olan Rokurokubi’nin ise boynu istediği uzunluğa erişebilmekte yılan gibi kıvrılabilmektedir ve ilk iki filmde karşımıza çıkmaktadır. Bir Tsukumogami çeşidi olan Karakasa Kozō, kağıt şemsiyenin, tek bacaklı tek gözlü biçimde canlanmış halidir, ilk ve ikinci filmde maskot olarak kullanılmıştır.

İlk filmde Yōkai’ler birbirleriyle konuşurken gösterilmiş ve seyirci, Yōkai’lerin iç dünyalarına daha yakın hale gelmiştir. Fakat devam filmlerinde sadece yozlaşmış karakterleri cezalandırmak için ortaya çıkmışlardır. Özellikle bu sahnelerde, Nopperabō gibi daha korkutucu Yōkai’ler kullanılmıştır. Nopperabō, yüzü olmayan fakat diğer bütün yönlerden tamamen insana benzeyen bir Yōkai’dir. Böylece kendisine yaklaşan kişiye yüzünü göstererek onu korkutur. Bunu gören kişi korkuyla kaçarken rastladığı birine gördüğü canavarı anlatmaya çalışınca diğer bir Nopperabō tekrar dönerek yüzünü gösterir: “Hmm, yani tıpkı böyle mi?” der ve kurbanı delirmenin eşiğine getirir.

İkinci filmde Japonya’da erken dönemlerde oynanan birçok oyundan biri olan Hyakumonogatari Kaidankai’ye gönderme yapılmıştır. Bu oyunda yüz adet mum yakılır, her bir hayalet hikayesinden sonra bu mumlar tek tek söndürülür, hikaye anlatılan oda spiritüel enerjiye gittikçe açık hale getirilirdi. Son mumun sönmesiyle birlikte kötü ruhlar ortaya çıkardı. Önce aristokratlar arasında oynanan bu oyun daha sonra yerli halk içinde de oynanmaya başlamıştır. Filmde bu oyun tam olarak yüz hikaye anlatılarak yapılmasa da, hem aristokratlar hem de köylülerin oynayışı gösterilmiş, Yōkai’lerin ortaya çıkması bu ritüelle bağdaştırılmıştır.

Üçüncü filmde ise Yōkai’ler, kutsal bir ormanda yozlaşmış bir mafya tarafından işlenen cinayetler sebebiyle ortaya çıkmış ve daha çok hayalet formunda gösterilmiştir. Filmin dram öğelerine daha çok önem verilmiştir.

Yokai Monsters üçlemesinin izlerine oldukça rastladığımız ve üçlemenin ilk filmiyle aynı adı taşıyan Yôkai daisensô (2005)’da; Takashi Miike, Yōkai’lerin savaşını modern bir şekilde yorumlamış, yıllar sonra yine onları korkutucu yönlerinden sıyırarak, fantastik aile draması konseptinin içine yerleştirmiştir. Küçük yaşlardaki Tadashi’nin kasabada Kirin Sürücüsü seçilmesiyle başlayan Yōkai macerası, Tadashi’nin Yōkai’lerle birlikte makineleri kullanan şeytani bir güçle savaşıyla devam eder. Önceki üçlemede gördüğümüz, Yōkailer’in iyilerin tarafında olma eğilimi bu filmde de etkisini göstermiştir. Tadashi’nin ilk karşılaştığı Yōkai olan Sunekosuri, köpek-kedi karışımı ve şirin görünümlü olduğundan, Tadashi’nin Yōkai’lere alışma süreci daha kolay olmuştur. Hyakkiyagyō motifi, görsel efektlerin sağladığı kolaylıklarla daha kapsamlı olarak gösterilmiş, hatta Yōkai’lerin şenlik var zannedip savaşa gitmeleri de motifi eğlenceli bir hale getirmiştir.

Animasyonda Hyakkiyagyō

Hyakkiyagyō temsili Nurarihyon no Mago (2010) anime serisinde, Yōkai’lerin lideri Nurarihyon’u ön plana alarak, Yōkai’ler arasındaki klan çatışmasını işleyerek yapılmıştır. Sadece çeyrek bir Yōkai olan ve günün sadece belirli zamanlarında gerçek formuna ulaşabilen Nurarihyon’un torunu Rikuo, diğer klanlarla mücadele edip, zayıf Yōkai’leri ve insanları korumaya çalışan bir karakter olarak çizilmiştir. Rikuo sabahları normal bir öğrenciyken, dönüşüme uğradığında yetenekli ve güçlü bir lider haline gelir. Japon folklorunda korkutucu, buzdan nefesi olan ve Türkçe’ye kar kadını olarak çevirebileceğimiz Yuki-onna ve klandaki diğer Yōkai’ler bu animede daha iyimser bir şekilde gösterilmektedir. Japon ezoterik sistemi Onmyōdō da animede önemli bir öğedir. Bu sanatın kullanıcısı, yani bir Onmyōji olan Yura Keikain; bütün Yōkai’lerin ezeli düşmanı olması gerekirken Rikuo ile arkadaş olarak durumu daha da karmaşık bir hale getirmiştir. Her bölümün başlangıcında Hyakkiyagyō temsili bir açıklamayla birlikte gösterilmiştir.

Stüdyo Ghibli’nin doğaüstü animasyon filmlerinde Yōkai’lerin en bariz olarak işlendiği film Isao Takahata’nın Pom Poko (1994) filmidir. Pom Poko Japonya’da en sevilen Yōkai’lerden biri olan Tanuki’yi merkeze alır. Tanuki’ler şekil değiştirmek gibi doğaüstü güçleri olan rakunlardır aslında. En önemli özellikleri; erkek Tanuki’lerin her şekle girebilen, silah olarak bile kullanılabilen testisleridir. Şekil değiştirme ve illüzyon yaratma konusunda tilki Kitsune’lere benzemektedirler. Filmde ise değişen şehir hayatı yüzünden yaşadıkları yerlerinden olan Tanuki’lerin hayatta kalma çabası işlenmiş ve Hyakkiyagyō temsili de işte tam burada ortaya çıkmıştır. İnsanları korkutup kaçırmak, ormanlarını geri almak için çabalayan Tanuki’ler, birleşerek şekil değiştirme ve sihir yetenekleriyle sokaklarda gösteri yaparak Hyakkiyagyō temsilini gerçekleştirmişlerdir.

Yōkai’ler Bir Arada

GeGeGe no Kitarō, 1960 yılında bir manga serisi olarak ortaya çıkarak daha sonra birçok anime serisine, filmlere ve video oyunlarına uyarlanmıştır. Serinin en son uyarlamalarından biri olan Katsuhide Motoki’nin yönettiği 2007 yapımı Gegege no Kitarô filminde; Kitaro, insanlar ve Yōkai’ler arasındaki barışı sağlamaya çalışan, yazı boyunca anlatılan çoğu karakter gibi iyi yürekli bir Yōkai’dir. Babaları bir süre ortadan kaybolan Kenta ve Mika’ya yardım etmeye çalışmaktadır. Kitaro’nun bu filmdeki azılı düşmanı iste tilki çetesi Kitsune’lerdir.

Japon folklorune göre, Kitsune’ler, Tanuki’ler gibi şekil değiştirme ustasıdırlar ve inanılmaz büyülü bir güce ve Kitsunebi denilen tilki ateşlerine sahiplerdir. Tıpkı insanlar gibi Kitsune’lerin de iyileri ve kötüleri vardır. İyi huylu Kitsune’ler Shinto dinindeki Inarı tanrısına taparlar. Folklordaki gibi Kitsune temsili yapımdan yapıma değişmektedir. Örneğin; Kamisama Hajimemashita (2012) ve Inu x Boku SS (2012) animelerinde yakışıklı başrol olarak ortaya çıkmışlardır. Romantik-komedi olan bu iki animenin konuları birbirinden oldukça farklı olsa da, iki animedeki Kitsune’nin de hayatı pahasına korudukları birer kadın vardır. Kamisama Hajimemashita’da Kitsune, yabanıl ve kötü karakterinden kurtulmaya çalışmaktadır ve bu yüzden yerel bir tanrının hizmetinde çalışmaktadır. Bu animede Yōkai’ler daha çok insan formunda çekici karakterler olarak gösterilmiş, lise öğrencisi Nanami’nin yerel Tanrı olmak zorunda kalması ve Kitsune Tomoe’yle aralarında oluşan bağın üzerinde durulmuştur. Kamisama Hajimemashita’da folklorik öğeler bolca bulunsa da Inu x Boku SS konuya folklorik öğeleri daha az hissettirecek şekilde yaklaşmış ve bu anime Yōkai’lerden oluşan ajanların, müşterileriyle -müşterileri de Yōkai’dir- birlikte bir malikanede geçen vakitlerini anlatmaktadır. Bu seri de, başroldeki karakterlerin romantik çatışmaları üzerine şekillenmiştir.

Ayakashi-Samurai Horror Tales (2006) ve bu seriyle bağlantılı olan Mononoke (2007) animelerinde daha farklı bir yol izlenmiş, Yōkai’ler korkutucu hayalet hikayeleriyle karşımıza çıkmıştır. Ayakashi-Samurai Horror Tales serisi, 11 bölümden oluşmakta ve bu bölümlerde 3 ayrı korku hikayesi anlatılmaktadır. İlk hikaye en ünlü Japon hayalet hikayelerinden biri Yotsuya Kaidan’dır. Başından çeşitli talihsizlikler geçen ve öldükten sonra intikamcı hayalet anlamına gelen Onryō’ya dönüşen Oiwa’nın hayat hikayesi anlatılır. İkinci hikaye ise Tenshi Monogatari’yi merkeze alır. Bu hikayede ise bir Yōkai ile bir insanın arasındaki aşk hikayesi anlatılır. Üçüncü ve son hikaye aslında serinin devamı olan Mononoke (2007) ile bağlantılıdır. Çünkü bu son üç bölümün konsepti ve karakteri devam edecek seriyle tamamen aynıdır. Son üç bölüm ve spin-off şeklinde devam eden Mononoke’nin, üstüne iyi çalışılmış çizimleri oldukça sıradışıdır. Hatta bu çizim stilinin Japon folklorik öğesine daha çok bağlı kaldığını söylemek mümkün. Bu serinin başkarakteri “İlaç Satıcısı” isminde Japonya’yı dolaşarak, taşıdığı özel kılıcıyla Yōkai’leri avlamaktadır. Mikkyō Budizminin gizli öğretilerini kullanan İlaç Satıcısının, Yōkai’lerin formunu (Katachi), hakikatını (Makoto) ve gerekçesini (Kotowari) öğrenmesi gerekmektedir. Ancak bunları öğrendikten sonra Yōkai’leri yok edebilmektedir. Böylece bölümlerin seyri İlaç Satıcısı’nın bu gerekçeleri, Yōkai’lerin musallat olduğu kişiler aracılığıyla ortaya çıkarmaya çalışmasıyla ilerliyor. İlk serinin son üç bölümü ve Mononoke serisi: Bakeneko, Zashiki warashi, Umi bōzu, Nopperabō, Ikiryō, Nue gibi birçok Yōkai kullanarak daha önce yapılmamış bir görsel şölenle ve hikayelerin anlatımındaki ustalıkla diğer örneklere açık ara fark atıyor. Yōkai’leri korkutucu olan köklerine yaklaştırmayı başarıyor.

Yōkai’ler Korkutucu Mudur?

Johnson’a göre korkunun içeriği izleyicinin/okuyucunun kültürüne, çevresine göre değişmektedir. Bu yüzden korku değişmeli, evrim geçirmeli ve izleyicinin beklentilerini karşılamalıdır. Gerçekten de yaşanılan dönem ve yer, kişinin hayata bakışını, korkularını yönetmektedir. Yōkai’ler yazı boyunca verdiğimiz örneklerde, korkutucu olmaktan uzak, komedi, romantizm ve aile temalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Yōkai’nin korkutucu bir öğe olarak kullanılabilmesi için kendini yenilemesi ve geliştirmesi gerekmiştir. Bu da daha çok şehir efsaneleri ve paranormal korku filmleriyle gerçekleşmiştir. Örneğin; Kuchisake-onna (2007) ve Teketeke (2009) günümüz izleyicisi için oldukça korkutucu olabilecek şehir efsanelerine dayanmaktadır. Yōkai kültüründen kaynaklı hayalet hikayeleri de yeni dönem korkuyla birlikte evrim geçirmiş ve böylece Ju-on: The Grudge (2002) ve Ringu (1998) gibi korku sinemasına damgasını vuran filmler ortaya çıkmıştır. Yani aslında Yōkai saf ve eski haliyle yapılan uyarlamalarında korkutuculuğunu yitirmiş fakat yeniden icat edilen yöntemlerle ele alındığında korkutuculuğundan hiçbir şey kaybetmemiştir.

Bütün bu verilen örnekler sonucunda, Yōkai’lerin aslında birçok yapıma ilham verdiğini ve hala ilham vermeye devam ettiğini görmekteyiz. Bu yazıda daha çok Yōkai’lerin bariz olarak göründüğü yapımları incelemeyi seçtim. Japonya’nın kültürünün bir parçası haline gelen Yōkai’ler o kadar çok ve çeşitli ki, herhangi bir kısa filmde, uzun metraj filmde ve özellikle anime serilerinde küçük bir detay olarak onlara rastlamamak imkansız. Bu yüzden Japon yapımlarını seyrederken Yōkai’lere hazır olun!

Dipnot, Kaynakça ve Görsellere dergimizden erişebilirsiniz.

Aklın Gücü, Kılıcın Keskin Tarafı

İzlenmesi Gereken 5 Yōkai Filmi

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir