Kafka’nın Sahipliğini İddia Eden Anlamsız Mücadele

The absurd struggle to claim ownership of Kafka

Yazar: James Hawes

Çevirmen: Aslı Kahraman

Benjamin Balint’in Kafka’nın Son Davası, en iyi macera hikâyeleri gibi, kazanılması veya kaybedilmesi gereken fiziksel bir hazineyle birlikte, hukuki ve felsefi çok iyi bir kara mizahtır. Balint, yaşlı Tel Avivli bir kadının sözde kedilerinin yıllarca üzerine tünemesine izin verdiği birkaç kutu sararmış kısa not, İsrail’deki yüksek mahkemeye yazılı emir ve müzekkere kopyalarıyla kuşatılıp kilitli koruma altında götürüldüğünde doruğa ulaşan 2011 mahkeme mücadelesinin tüm saçmalıklarını serinkanlı ve derli toplu bir merakla düzenliyor.

1973’e kadar, bu kutular Franz Kafka’nın en iyi arkadaşı (aptalların bile bileceği kişi) Holokost’u bir şekilde öngören Prag’ın efsanevi Nostradamus’u Max Brod’a aitti. Araştırmacılar gitgide yayımlanmamış harika eserler tuttuklarına emin olmaya başladılar. Yüksekten atma riskini göze alarak, Temmuz 2010’da Newsnight’ta, böyle bir şeyin ellerinde olmayacağı (olmadığı) konusunda, eğer olsaydı da dünyadaki Kafka endüstrisinin kurucusu Brod’un onları yıllar önce muhakkak yayımlamış olacağı temeline dayanarak insanları uyardım.

Balint’in asıl niyeti Brod’u ya da Kafka efsanesini alaşağı etmek değil. Gerçekten de hala, Kafka’nın neredeyse yaşamı boyunca bilinmeyen eski efsanesine sadık kalıyor. 1915’te Dönüşüm ve Yargı’ya tuhaf bir içeriden anlaşmayla Almanya’nın en büyük edebi ödülünden para ödülü verildi ve Kafka’nın yayıncıları, tamamı Kafka’nın ve/veya Brod’un arkadaşlarının alıntı yapıldığı beş övgü dolu incelemeye yer veren tam sayfa bir reklamla ardını bırakmadılar. Yani, hiç bilinmedik değil. Ancak bu önemli değil çünkü Balint’in kitabı, Kafka âlimlerinin küçücük dünyası için değil. Bu, gerçekten oldukça umursamamız gereken bir şeye derin ama eğlenceli bir bakış: “Özgünlük” ve “sahiplik” konusundaki modern saplantımızın saçmalıkları.

Şimdi, The Spectator okurlarının, tarih, edebiyat ve kültürün artık var olmadığını fark edip etmediklerinden henüz emin değilim. Bu günlerde, resmen bir alt gruba ya da diğerine ait olan parçalanmış mikro kültürlere, mikro tarihlere ve mikro edebiyatlara sahibiz. Bu gruplar, (Reformdan sonraki Protestan tarikatları gibi, neredeyse her gün çoğalıyorlar) geri kalanımıza kültürleri, tarihi ya da edebiyatlarıyla işimiz olmadığını söylerler. Yani şimdi İsrailli Kafka, İsrailli olmayan Yahudi Kafka, Alman Kafka, Alman-Yahudi Kafka ve hatta belki Çek Kafka var. Ve belki tüm bunların bir karışımı. Ama sadece “Kafka” diye bir şey yok.

Benim öğretmenim, Sir Malcolm Pasley, ne yazık ki bundan habersizdi. 1961’de Kafka’nın mirasçılarını (aile Holokost’ta neredeyse yok edildi), Şato‘nun el yazmasını ve günlüklerin büyük kısmını ve az rastlanan kısa notlarını Oxford’a getirmesine izin verirlerse, o ve Bodleian kütüphanesinin onları koruyacağına, seveceğine ve tüm insanlığın kullanması ve düzenlenmesi için bilimsel baskılarını üreteceklerine ikna etti. Böylece 1981’de, Magdalen’deki odalarında, Pasley, ne Alman ne de Yahudi olan, sadece bir lisans öğrencisi olmama rağmen, Kale’nin orijinal el yazmasına, onunla birlikte bakmama ve hatta çok kısa bir süre için tutmama izin verdi.

Tanrım, bu ne rezalet! Hangi emperyalist, sömürgeci ya da diğer korkunç yasalarla, önemsiz bir İngiliz baroneti bu Alman dâhisinin eserleri hakkında herhangi bir vasilik talebinde bulunabilir? Yoksa bu Alman-Yahudi dâhisi mi olmalı? Ya da belki Çek-Yahudi dâhisi? Çek-Alman-Yahudi?

Balint, ustalıkla burada olan çılgınlığı ortaya koyuyor. Alman Yahudiliğinin emsalsiz trajedisine adaletli davranırken, soğukkanlılıkla, zaman zaman modern savaşın saçmalığına şüpheyle bakıyor. Öyleyse, herhangi bir devirde bir Yahudi tarafından yazılan, söz konusu yazar Avrupa dışına hiç adım atmamış olsa dahi, şu anda İsrail Devleti’nin haklı mülkünde bulunan herhangi bir şey var mı? Ya da eğer daha önce ölmemiş olsaydı Almanya onu gazla zehirleyecek olsa da (Kafka’nın kız kardeşleri gibi), Almanca konuşan bir yazar tarafından yazılan eserler gerçekten Almanya’ya mı aittir? Ya da belki Kafka gerçekten, hayatının neredeyse tamamını geçirdiği şehir olan Prag’a aittir -fakat onun zamanında (hatırlamak zor) Yahudilere taş atan halk Çekler iken, Yahudi aleyhtarı isyancıları engelleyen polisin Almanca emir verdiği yer neresiydi?

Tabii ki başka bir cevap var, Pasley’in şüphesiz vereceği tek cevap: Herhangi birinin, sararmış kâğıtların karton kutularına veya tek Dr. Franz Kafka’nın yaşamına ve mektuplarına ilgi duymasının tek nedeni, eserlerini (en önemlisi Brod olmasa hiç kimse tarafından okunmayacak olan) 20. yüzyılın başlarında Avrupa’nın en büyüleyici edebi eserleri olan hepimize ait kitaplar arasına oldukça doğru bir şekilde yerleştirmemizdir.

Kafka’s Last Trial: The Case of a Literary Legacy – Benjamin Balint

Yazının Orijinali İçin:

https://www.spectator.co.uk/2019/01/the-absurd-struggle-to-claim-ownership-of-kafka/

Redaksiyon: Cemre Yıldırım, İpek Türel

Editör: Büşra Erturan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir