Kenan Bölgesi: Orta Doğu’nun “Süt ve Bal Akan Toprakları

Kenan Bölgesi

Orta Doğu’nun “Süt ve Bal Akan Toprakları

Yazar: Joshua J. Mark

Çeviri: Yeşim Serin

Fenike[1] olarak da bilinen Kenan, günümüzün Lübnan, Suriye, Ürdün ve İsrail’in Levant Bölgesi’nde yer alan zaman zaman Mısır’a bağımlı olan büyük ve refah içerisinde antik bir bölgedir. Bu topraklar için “Kenan” ismi, aralarında İncil’in de bulunduğu çeşitli eski metinlere dayanır ve kökeni veya ne anlama geldiği konusunda hiçbir bilimsel uzlaşma bulunmamaktadır. İncil’e göre bölge ismini, Nuh’un torunu olan Kenan’dan almıştır (Yaratılış 10).

Diğer teoriler ise, Kenan adının Hurri dilindeki mor’dan türetildiği, Yunanlıların Kenanlıları, Fenikeliler (Yunancada mor anlamında) olarak bildiği ve Fenikelilerin mor boya içinde çalıştıkları, bu yüzden de Yunanlılar tarafından “mor insanlar” olarak tanımlanması, akla en yatkın gelen açıklamadır. Bu teori ayrıca ismin, kaostan gelen düzen, karışım veya eşzamanlı varoluş anlamlarını simgeleyen İbranice “kana” kök fiilinden geldiğini ileri sürmektedir. Bilim insanları J. Maxwell Miller ve John H. Hayes, bu ismin belirleyici bir anlamı olmadığını ve sadece bir yer ismini tanımlamak için kullanıldığını belirtiyorlar:

Altın Kaplama Kenanlı Tanrı – Metropolitan Museum of Art

Mısır’dan Mezopotamya’ya kadar çeşitli eski metinlerde Kenan adı geçmektedir. Mısır metinlerinde Kenan isminin, Mısır’ın Asya eyaletini belirtmek için kullanıldığı görülüyor. İncil’de de Kenan ismi Ürdün’ün batısındaki İbranilerin mirası olan tüm Filistin’i belirtiyor olabilir fakat sadece Filistin’in deniz kıyısı gibi daha sınırlı alanı da kast ediyor olabilir. Benzer şekilde, İncil yazarları zaman zaman Filistin’in yerlilerinden ‘Kenanlılar’ olarak bahsetmektedir (Amoritler olarak da belirtilebilir). Bu vesileyle, Filistin işgalcileri arasında Kenanlıları ve Amoritleri diğer gruplardan ayırırlar.”(38)

Bölgedeki en eski yerleşim yeri Paleolitik Çağ’da[2] Eriha kenti civarındaydı ve bu topluluk gelişerek bölgeyi (muhtemel dünyanın) en eski kent merkezi haline getirecekti. Diğer kentler, Erken Tunç Çağı sırasında geliştiler fakat muhtemelen aşırı nüfus artışı ve birkaç yıllığına tarım hayatına geçen insanlar nedeniyle terk edildiler. Orta Tunç Çağı boyunca kentler, diğer uygarlıklar ve en önemlisi Mısır ile ticareti geliştirerek yeniden büyüdüler. Kenan (günümüzdeki adıyla Fenike) MÖ 1250-1200 sözüm ona Tunç Çağı Çöküşü’ne kadar gelişmeye devam etti. Yeşu ve Numbers’ın İncil kitapları, Kenan’ın İbraniler ve Yeşu’nun fethi karşısında yok olmasını vurgulasa da bu iddia günümüz bilim insanları tarafından sorgulanmaktadır.

Fenikelilerin Kurban Etme Tasviri, Kaynak: Wikipedia

Ancak MÖ 1250-1200 çöküşünün ardından, Yeşu’nun toprakları verdiği söylenen İbraniler (İsrailliler) bölgeyi doldurdu; İsrail ve Yehuda krallıklarını kurdular. Bu krallıklar, bölgenin Asurlular, Babilliler, Persler, Büyük İskender, Selevkoslar ve Roma İmparatorluğu tarafından işgaline  kadar sürdü.

Kültür ve Din

Kenan bölgesinin yerli halkı, ne birleşik bir etnik grup oluşturdular ne de aynı tanrılara aynı şekilde ibadet ettiler. Kenanlılar ifadesi, Kenan topraklarında yaşayan insanları tanımlamak için kullanıldı fakat ortak bir dile veya dünya görüşüne sahip olup olmadıkları hâlâ bilinmiyor. Örneğin; tüm Fenikeliler Kenanlılar iken tüm Kenanlılar Fenikeli değildir.

Çok tanrılı dine sahiptiler; Tanrı El, Tanrıça Ashera (Astarte ile ilişkili[3]) ve onun eşi Baal ve de Utu-Şams[4] gibi Sümer tanrıları başlıca tapındıkları tanrılardı. Baal ve Ashera, Enlil ve Ninlil veya Enki ve Ninhursag gibi Sümer tanrılarına atfedilen üretkenlik/doğurganlık tanrıları olarak tapınılmaktaydı. Son araştırmalara göre; Kenanlıların metalürji tanrısı olabilecek Yahveh isimli ikincil bir tanrı da ibadet edilen tanrıların arasındaydı. Dini törenlerinde insanların -özellikle çocukların- kurban edilmesi vardı. Bunun altında tanrıların insanlara en iyisini verdiğini ve buna karşılık onların da tanrılara en iyisini sunmaları gerektiği inancı yatardı.

Bu topluluktaki kadınlar ise, Mezopotamya’nın kültürel değerlerini yansıtacak şekilde rahibe olarak hizmet edebilir, toprak sahibi olabilir, anlaşmalarda yer alabilir ve boşanma sürecini başlatabilirdi. Çeşitli doğurganlık ibadetleri vardı. Doğurganlığın artması ve sağlıklı çocuklar için Ashera’ya ve onun vücut bulmuş hâline ekmek ve tahıl sunarlardı. Bu doğurganlık ibadetlerinin arasında insanların kurban edilmesi yoktu. Hangi koşullarda insanların kurban edildiği de bilinmemektedir.

Birleşik bir ulusa hükmeden herhangi bir kralın kaydına rastlanmamış ama şehir-devletlerini yöneten erkeklerin olduğuna rastlanmıştır ancak onların da etrafında zaptedebileceklerinden fazla toprak vardı. Bir şehrin yöneticisinin gücüne ve o şehrin kaynaklarına bağlı olarak bir topluluk gelişir ya da başarısız olurdu. Örneğin, etkili bir hükümet idaresi ve geniş kaynakları sayesinde, MÖ 2. binde, Biblos, Lübnan Dağı’ndan getirilen dağ selvisi ve Mısır’dan getirilen papirüsü diğer devletlere sağlayan büyük bir ihracatçı olduğu için gelişebildi.

Daha önce hiç duyulmamış olsa bile Biblos, Kenan şehirlerinin en ünlüsüdür. İncil kelimesi (Bible) Yunancada kitap kelimesi için kullanılan ve etrafı papirüs ile çevrili şehri belirten Biblos’tan gelmektedir. Sur Şehri (Tyre), dikenli salyangoz kabuklarından elde edilen, mor renkle boyanan ve yüksek rağbet gören elbiseleri üreten büyük bir sanayi merkezi ve aynı zamanda büyük bir eğitim merkezi olan Sidon şehri ile faaliyette bulunan bir yerleşimdi. Sur ve Sidon şehirleri arasındaki rekabet, Sur şehri tekstilde tekelleşene kadar her iki şehirde de yüksek kalite ürünlerin üretilmesini sağladı.

Küçük Fenike Gemisi, Kaynak: Wikipedia

Bölge, konumu nedeniyle ticarette başarılı oldu. Gazze Şehri, Arabistan’daki Saba Krallığı’ndan başlayıp ve daha sonra Mezopotamya boyunca ve Mısır’ın aşağısına[5] doğru farklı rotalara ayrılan Tütsü Rotası’nın (Incense Routes) son durağıydı. Bu bölge aynı zamanda Mezopotamya, Mısır ve Libya arasında bir ticaret bağı oluşturuyordu. Kenanlı-Fenikeliler uzman gemici ve gemi yapımcısıydı; ticarete doğrudan katıldılar, kültürel değerlerini diğer milletlerle paylaştılar ve diğer milletlerin değerlerini de kendi değerleriyle harmanladılar.

Kenanlı-Fenikeliler ilk alfabetik yazma sistemini ve Mezopotamya’dan aldıkları matematik prensiplerini geliştirdiler. Gemicilik ve gemi yapım yetenekleriyle antik dünyada tanındılar. Ayrıca mitolojide de Yunan tanrılarına ilham kaynağı olarak gösterildiler. Marc van de Mieroop’un aşağıda belirttiği gibi alfabeyi geliştirmeleri en büyük başarıları olarak kabul edilmektedir:

“Fenikelilerin alfabenin yayılmasındaki rolü, onların en ünlü başarısıdır. Fenikelilerin Karanlık Çağ 1200’den sonra el yazısını kullanması, komşularının bütün alfabetik yazma sisteminlerine de ilham verdi. Yakın Doğu’da, İbranice ve Aramice alfabeleri Fenike alfabesinden türetilmiştir. Avrupa için en önemli yanı ise direkt Fenikelilerden ya da Anadolu veya Suriye’deki aracılarla Fenike alfabesinin benimsenmesi idi. Eski dile ait kaynaklarda bu konu çok açıktı: Yunanlılar harflerini, Fenike alfabesinden aldılar.”(222)

Kenanlı-Fenikeliler, İspanya ve bugün İngiltere’nin güneydoğusunda bulunan Cornwall kadar uzaklara yelken açmışlar ve elverişli ticaretleri sayesinde şehirlerini ihtişam ve zenginlik alanlarına dönüştürmüşlerdir. Ancak bütün bunlar başka milletlerle ticaret yapmalarının ardından oldu. Başlangıçta, ülke halkı büyük olasılıkla Mezopotamya’dan bölgeye gelen göçebelerdi.

Kıbrıs’taki Fenike Dikilitaşı, Kaynak: Osama Shukir Muhammed Amin

Erken Tarih

MÖ 10.000’de bu bölgede yerleşim kurulmuştu fakat halk sadece mevsimsel yerleşimlerle göçebe bir hayata öncülük etmiştir (daha sonraki Eriha şehrinde olduğu gibi). Ancak Erken Tunç Çağı’nda (MÖ 3500-2000) kalıcı yerleşimler kurulmuş ve daha önce kurulmuş olan hayvancılık daha da geliştirilmiştir. Aslında, topraklar tarıma elverişsiz olduğu için toplum avcı-toplayıcıydı. Larousse Ansiklopledisi’nde de doğanın Kenan ülkesini bitkiler için tercih etmediğini yazar:

“Ürdün ile kıyı düzlüğü arasında kalan yüksek tepeler kuru ve verimsizdi. Buna rağmen buradaki insanlar bunu başardı. Burada yetişen bitkilerin tehlikeleri ve belirsizlikleri de erken çağlarda Kenan’da neden göçebeliğin hüküm sürdüğünü açıklamaktadır.”(81)

Günümüz bilim insanları tarafından bu erken çağlardaki insanlar proto-Kenanlılar olarak tanımlanmıştır çünkü henüz tanımlanabilir bir kültür kurmamışlardı. Taşla uğraşmalarına rağmen hiçbir yapı inşaa etmediler. Dini bir inanç sistemine sahiptiler fakat ne olduğu bilinmemektedir. MÖ 2000 yılı öncesinde diğer bölgelerle ticareti geliştirdiler ve bu bölge Büyük Sargon kralı tarafından Akad İmparatorluğu’na dahil edilecek kadar önemli kabul edildi (MÖ 2334-2279).

Bu süre zarfında kent merkezleri ortaya çıktı ve diğer ülkelerle ticaret arttı ya da başlatıldı. İlk eşyalar seramikten yapılmıştı ve çanak çömlek olarak sınıflandırıldı. MÖ 2083’te Akad, Gutiler, Elam ve Amoritler’e yenik düşünce bu ticaret durdu ve şehirler terk edildi. İnsanlar muhtemelen şehirlerin etrafındaki kaynakların fazla kullanımı ve aşırı nüfus nedeniyle göçebe ve tarımsal yaşam tarzına geri döndüler.

Orta Tunç Çağı

Orta Tunç Çağı boyunca (MÖ 2000-1550) insanlar şehir yaşamına döndüler. Kentleşme ve ticaret gelişti; bu dönem ve ileri dönemlerdeki milletler üzerinde önemli bir etkiye sahip olan Fenike alfabesinin erken bir versiyonu da geliştirildi. Bu zamanlarda, çivi yazısı Yakın Doğu’daki ticaretin yazılı diliydi ve ticaret anlaşmaları yoluyla Kenanlıların Mezopotamya şehirleriyle güçlü ilişkiler kurduğu tespit edilmiştir. Miller ve Hayes’in notu:

“Dil, edebiyat, mitoloji ve teoloji gibi temel kültürel kalıplar açısından Mısır’dan daha çok Mezopotamya ile benzerlik olduğu görülüyor. Öte yandan coğrafi yakınlığı nedeniyle Mısır hem siyasi hem kültürel olarak hayli etkiye sahiptir.”(33)

Ticaret ilk olarak Kenanlıların liman kenti Biblos ile Mısır arasında MÖ 4000 yılında yapıldı ve MÖ 2000 yılında Mısır bölgenin en önemli iş ortağı oldu. Orta Tunç Çağı’ndaki ölü gömme adetleri Mısır ve Mezopotamya’nın etkilerini yansıtıyordu. Şehir devletlerinin seçkinleri mağara veya lahitlerde özenle gömülmüşken; bebek ve küçük çocuklar ise evlerin alt katlarına gömülmüştür (Mezopotamya uygulaması). Arkeolojik ve edebî kalıntılar, Biblos şehrinin özellikle Mısır’la ticaret yoluyla zenginleştiğini ancak tüm şehir devletlerinin bu anlaşmadan faydalandığını göstermektedir.

Fenike Ticaret Ağı, Kaynak: Akigka

Mısır ile Kenan şehir devletleri arasındaki ticaret MÖ 1725’te Hiksoslar olarak bilinen Sami halklarının gelişiyle kesintiye uğradı. Hiksoslar’ın kimliği hâlâ tartışmalı olsa da Aşağı Mısır’daki Kenan’da ticaret kolonilerini kuracak ve en sonunda bölgeyi MÖ 1570’de Mısır prensi I. Ahmose tarafından Teb Şehri’nden kovulana kadar kontrol edeceklerdi.

I.Ahmose, Hiksosları Mısır’dan attı ve arkalarında tahrip edilmiş bir ekin yığını bırakarak onları Kenan ve Suriye’ye kadar takip etti. Arkeolojik kanıtlara ve zamanın edebi kaynaklarına dayanarak, Hiksosların kaçışları sırasında Kenan şehir devletlerine karşı bir tavır almış olabileceğini ve Ahmose’un bunları zorla bastırmaya çalıştığı görülmüştür. Ahmose’un Hiksosları tasfiye etmeden önce, Kenan şehir devletleri duvarla çevrilip, sağlamlaştırıldı ancak kanıtlar bu dönemde geniş çaplı bir yıkım olduğunu ve sonra yeniden inşaa edildiğini gösteriyor.

Geç Tunç Çağı

I.Ahmose, Mısır’da başka bir milletin Hiksoslar’ın sahip olduğu bir yer edinmediğinden emin olmak için ülkesinin etrafında bir tampon bölge (buffer-zone) oluşturdu ve bununla birlikte Mısır İmparatorluk Çağı’nı[6] (MÖ 1570-1069) başlattı. Kenan Bölgesi, Ahmose’un Suriye’de Hiksoslar’ı bastırmasından sonra Ahmose’un kurmuş olduğu imparatorluğun bünyesine katıldı. Kenan’ın refahı nedeniyle her ne kadar Orta Tunç Çağı bilim insanları tarafından “altın çağ”olarak bilinse de bölge aslında Geç Tunç Çağı’nda Mısır İmparatorluğu altında gelişmiştir (MÖ 1550-1200).

Hatshepsut[7]  (MÖ 1479-1458), III. Thutmose[8] (MÖ 1458-1425), III. Amenhotep[9] (MÖ 1386-1353) ve II. Ramses (MÖ 1279-1213) gibi Mısırlı hükümdarlar Kenan şehir devletlerini ticaret ve/veya inşaat projeleri ile zenginleştiren hükümdarlardan sadece birkaçıdır. Yine de III.Thutmose’nin hüküm sürdüğü dönemde bölgenin barışı; topraksız, göçebe ve serbest bir topluluk olarak nitelendirilen Habiru (veya Abiru) tarafından tehdit edildi. Geçmişte bazı bilim insanları Habiru ile İbranilerin kimliklerini bağdaştırmaya çalıştılarsa da bu iddia reddedildi ve İbranilerin bu bölgeye daha sonra geldiği genel olarak kabul edildi.

MÖ 1300’ün başlangıcında, Yakın Doğu’nun bütün bölgelerinde Asurlu, Hititli ve Mısırlı yöneticiler ticaret yollarını kontrol etmeyi ve toprakları ele geçirmeyi hedefledikçe çalkantılar başladı. MÖ 1250 yılında, Kenan’da bazı katastrofik olaylar cereyan etti, İncil’de bahsi geçen Yahudi general Yeşu’nun önderliğindeki bir istila sonucu şehirler tahrip oldu ve halk evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bölgede ayaklanma olduğuna dair kanıtlar bulunmasına rağmen, arkeolojik kanıtlar İncil’deki anlatılarla uyuşmuyor ve tarihçiler fetihleri tarihsel gerçek olarak kabul etmekte ihtiyatlı davranıyorlar. Bütün bunlara rağmen, İncil kitaplarının anlatıları MÖ 1250-1200’de bölgede askeri bir saldırı ile tutarlı olarak yorumlanan bazı büyük karışıklıkların olduğunu kuvvetlendirmektedir. 

İncil Anlatısı

Mısır’dan Çıkış Kitabı ile ilgili İncil’deki anlatıya göre Musa[10], İsraillileri Mısır’daki köleliğinden kurtardı ve tanrının kendilerine “süt ve bal akan ülkede”, yani Kenan bölgesindeki “vaat edilen toprakları”nda, huzur içinde yaşayacaklarına dair söz verdi. Mısır’dan Çıkış Kitabı’nı takip eden Yeşu kitabı Kenan topraklarındaki İsrailli General Yeşu’nun seferlerini halkın yardımıyla ve Tanrı’nın emriyle Eriha kentini tahrip ederek kontrol altına aldığını anlatıyor. Fetih sonrasında topraklar Yuşa halkı arasında bölünmüş ve zamanla İsrail ve Yahuda krallıkları kurulmuştur.

Musa ve Kızıldeniz’in ikiye ayrılması, Kaynak: Wikipedia

İncil’e göre, Musa halkını Mısır’a gelmeden önce anavatanları olan Kenan’a gitmeye yönlendirmişti. Tekvin’e göre, Abraham (İbrahim) kabilesini Mezopotamya’daki Ur bölgesinden buraya getirdi ve oğlu İshak ve torunu Yakup (İsrail olarak da adlandırılır) aracılığıyla halkını yerleştirdi ve Kenanlılardan farklı bir kültür geliştirdi.

Yakup’un en küçük oğlu Yusuf bir dizi dramatik olay yüzünden Mısır’da hapsedildi, fakat firavunun rüyasını doğru bir şekilde yorumlama yeteneği ve gücü elinde tutması nedeniyle serbest bırakıldı. Mısır ve çevresini, bolluk dönemlerinde tahılları dikkatlice ekme ve depolama ile kıtlıktan kurtardı. Yakup ve kabilesi de Mısır’a yiyecek için geldi. Mısır’dan Çıkış Kitabı’na göre, çok bereketli hâle geldiklerinden ve nüfusun artışından dolayı Mısırlılar onları köleleştirdi.

İsraillilerin tanrısı onları Musa tarafından düzenlenen On Bela’dan[11] kurtardığında anavatanlarına geri döndüler. Daha sonra İncil, Joshua’nın (Yuşa peygamber) Yahveh’in emirlerini büyük bir görev duygusuyla takip ettiğini ve bölgeyi işgal edip oradaki nüfusu azalttığını anlatır ve zaferler kazanarak bu topraklara İsrailleri yerleştirir.

İsrail ve Yahuda

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, akademisyenler İsraillilerin istilalarının MÖ 1250’ye dayandığını ve bölgedeki arkeolojik kazılar da MÖ 1250 ile 1200 arasında Kenan’daki kasaba ve şehirlerin tahrip edildiğini doğruladı. Fakat bu kalıntılar, Yeşu Kitabı’nda verilen tanımlarla uyuşmamakta ve dahası Kenanlılar anlatılarda birleşik bir halk olarak betimlense de aslında öyle değilllerdi.

Yine de şehirlerin yıkımı ve kültürün gelişmemesi, bazı felaket ya da felaket dizilerinin Kenan’da yaşayan halkları önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. General Yuşa’nın Kenan ülkesini ele geçirdiğini iddia ettiği dönem, antik dünyada Akalar tarafından Truva’nın işgal edilmesi ve Hitit İmparatorluğu’nun çöküşü, Ugarit kentinin yıkılışı ve kıyı kasabalarının gizemli Deniz Kavimleri tarafından rahatsız edilişi gibi genel bir karışıklık dönemine denk gelmektedir. Nedeni ne olursa olsun, MÖ 1080’de İsrail Krallığı Saul ile birlikte kuruldu (MÖ 1080-1010).

Levant Haritası, yaklaşık MÖ 830 tarihli, Kaynak: Richardprins

Saul’un ardından krallığa Davut (MÖ 1035-970) ve oğlu Süleyman (MÖ 965-931) geçti ve Süleyman’ın ölümünün ardından krallık kuzeyde İsrail ile güneyde Yahuda olmak üzere ikiye ayrıldı. Bölgedeki iktidarı pekiştirmek ve insanları birleştirmek için bu krallar (İncil’e göre) cennet ve yeryüzünün yaratıcısı olan Tanrı’ya inanmayı, tek tanrılığı vurguladılar ve Kenan’da da tek tanrı inancını başlattılar. Bilim adamları, tek tanrılığın İsrail’in Birleşik Krallık Monarşisi’nin Yahudileri tarafından mı yoksa Mısır’ın “heretik kralı” Akhenaten[12] tarafından mı başlatıldığını hâlâ tartışmaktadır (MÖ 1353-1336). Sigmund Freud[13] da Musa’nın Mısır’ın tek tanrıcılığını Kenan’a getiren Akhenaten’in rahibi olduğunu ileri sürmektedir.

MÖ 722’de Asur işgali ile İsrail yıkıldı ve Asur politikasına uygun olarak halk Mezopotamya’daki şehirlere yerleştirildi ve bölgedeki insanlarla yer değiştirildi. Asur İmparatorluğu MÖ 612’de Babil ve Med koalisyonuna katıldı ve daha sonra Yahuda, Kudüs’ü başkentlikten düşüren ve tapınakları tahrip eden Babillilerin saldırısına uğradı. Babillilerin MÖ 589-582 yılları arasındaki askeri müdaheleleri, güney krallığının kalan kısmını da yok etti.

Sonuç

Babilliler, sıra kendilerine geldiğinde, MÖ 538’de Yahudilerin anavatanlarına dönmesine izin veren Büyük Cyrus[14] (ölüm MÖ 530) hükümdarlığındaki Persler tarafından fethedildi. Burada, İkinci Tapınak Dönemi (MÖ 515 – M.S. 70) olarak bilinen dönemde, din adamları dini inançlarını gözden geçirdi ve Yahudiliği günümüzde kabul edildiği şekilde yerleştirmek için yazıtlarını kutsadılar.

Ahameniş İmparatorluğu, Kenan’a Helenistik kültür ve inançları tanıştıran Büyük İskender’in orduları tarafından devrildi (MÖ 356-323). İskender’den sonra bu bölgeye Makkabiler İsyanı’na (MÖ 168) kadar Selevkos İmparatorluğu[15] hakim oldu. Judas Maccabeus liderliğindeki isyan, bölgeyi işgalden kurtardı ve Yahudilerin Haşmonayim Hanedanlığı’nı kurdu. Makkabiler İsyanı, din özgürlüğü ve özerklik için bir mücadele olarak nitelendirilse de Selevkos İmparatorluğu’nun Helenizmini kucaklayan Yahudi gruplar ile Selevkos kralı IV. Antiochus Epiphanes ile onları reddeden gruplar arasındaki bir iç savaş olduğu muhtemeldir.

Haşmonayim Hanedanlığı, Roma’nın dikkatini çekecek şekilde Nabatea Krallığı[16] (günümüzdeki Ürdün) ile ticaret yaptı ve ara sıra da çatışmalar yaşadı. Bölge MÖ 63 yılında, Büyük Pompey[17] tarafından hakimiyet altına alınmak istendi ve Augustus Sezar’ın MÖ 31 yılında iktidara gelmesinden sonra Roma İmparatorluğu’nun bir parçası haline geldi ve Judea olarak bilindi. Yahudi-Roma Savaşları (MS 66-136) bölgenin nüfusunu azalttı ve Yahudalarla uğraşmaktan bıkmış olan İmparator Hadrian MS 136’dan sonra tüm Yahudileri bölgeden sürdü ve bölgenin adını Suriye-Palaestina (Filistin) olarak değiştirdi. Savaşlar ve Hadrian’ın sürgününü izleyen yayılma, bölgede yüzyıllar süren benzer bir savaştan sonra topraktaki yerlilerin kimliğini gizledi.

Önemli bir ticaret merkezinin kontrolünü eline almak isteyen yabancıların art arda istilaları sonucunda eski Kenanlıların kimlikleri yok oldu. Kenan kimileri için bir vatan, kimileri için “vaat edilen toprak”olabilir fakat aslında ticaretin kolaylaştırılması için stratejik bir konuma sahipti. Bölgenin kontrolü ve zenginliği çok sayıda yabancı gücü peşinden koşturdu. Bölge, MS 4. yüzyılda Doğu Roma (Bizans İmparatorluğu) İmparatorluğu’nun bir parçası haline geldiği zaman, Kenan olarak bilinen toprak, artık Akdeniz’in günümüzdeki Lübnan’a yaklaşan ucundaki dar bir bölge değildi.

Kaynakça

The Phoenicians (http://history-world.org/phoenicians.htm)

Nelson, T. Holy Bible, New King James Version. (Thomas Nelson, 2009).

Dunan, M. Larousse Encyclopedia of Ancient and Medieval History. (Harper & Row Publishers, 1963).

Freud, S. Moses and Monotheism. (Vintage, 1955).

Mellor, R. Historians of Ancient Rome: An Anthology of the Major Writings. (Routledge, 2012).

Miller, J. M. & Hayes, J. H. A History of Ancient Israel and Judah. (Westminster Press, 1986).

Olmstead, A. T. History of the Persian Empire. (University of Chicago Press, 1959).

Shaw, I. The Oxford History of Ancient Egypt. (Oxford University Press, 2016).

Silverman, D. P. Ancient Egypt. (Oxford University Press, 1997).

Van De Mieroop, M. A History of the Ancient Near East, ca. 3000-323 BC. (Wiley-Blackwell, 2015).

Von Soden, W. The Ancient Orient. (Wm. B. Eerdmans Publishing Company, 1994).

Wise Bauer, S. The History of the Ancient World. (W. W. Norton & Company, 2007).


Editör: Serkan Alpkaya

Yazının Orijinali İçin

Original article by Joshua J. Mark / Ancient History Encyclopedia

https://www.ancient.eu/canaan/


Dipnotlar

[1] https://www.ancient.eu/phoenicia/; Türkçe Çevirisi: Arman Tekin ve Umutcan Gezici tarafından Gorgon İnternet sitesinde yayımlanmıştır: http://gorgondergisi.org/fenikeliler-antik-dunyanin-tuccarlari/

[2] https://www.ancient.eu/Paleolithic/

[3] Astarte Fenike kültürüne aittir. Sümer’deki ismi, İnanna; Akad’daki ismi, İştar ve Yunan mitolojisinde (ki, Fenike’den geçmiştir) Afrodit ismine sahiptir. (edn)

[4] https://www.ancient.eu/Utu-Shamash/

[5] Mısır’ın aşağısı tanımı, Kuzey Mısır’ı tarif etmektedir. (edn)

[6] https://www.ancient.eu/Egyptian_Empire/

[7] https://www.ancient.eu/hatshepsut/

[8] https://www.ancient.eu/Thutmose_III/

[9] https://www.ancient.eu/Amenhotep_III/

[10] https://www.ancient.eu/Moses/

[11] On Bela veya Mısır Belaları, Tevrat’ta Çıkış kitabının 7 ila 12.nci konuları altında anlatılan, köle olan İsrailoğullarının serbest bırakılması için Yehova tarafından Mısır firavununa gönderilen belalar dizisidir. Firavun, İsrailoğullarının gitmesine, onuncu bela gerçekleşene kadar izin vermemiştir.

[12] http://gorgondergisi.org/misirda-amarna-donemi-akhenaten/

[13] http://gorgondergisi.org/sigmund-freud/

[14] II. Cyrus (Büyük Kiros), birinci Pers imparatorluğu olan Ahameniş İmparatorluğu’nun kurucusudur.

[15] https://www.ancient.eu/Seleucid_Empire/

[16] https://www.ancient.eu/Kingdom_of_Nabatea/

[17] https://www.ancient.eu/pompey/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir