Kojin Karatani ve Türkçeye Çevrilen Eserleri

Kojin Karatani ve Türkçeye Çevrilen Eserleri

Kojin Karatani hakkındaki biyografi ve aşağıda yer alan altı kitabı Metis Yayınları’nın sitesinden alınmıştır. Yazarın kitapları, Gorgon okuyucularına önerilmektedir.

Kojin Karatani[1]

Düşünür, edebiyat eleştirmeni ve felsefeci. 1941’de Japonya, Amagasaki’de doğdu. Tokyo Üniversitesi’nde iktisat alanında lisans eğitimi aldıktan sonra, İngiliz edebiyatı alanında master yaptı. 1968’de ünlü Japon yazar Natsume Soseki hakkında yazdığı bir denemeyle prestijli Gunzo ödülünü aldı ve Tokyo, Hosei Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. 1975’te ders vermeye gittiği Yale Üniversitesi’nde Paul de Man ve Fredric Jameson gibi edebiyat kuramcılarıyla tanıştı. Karatani halen Osaka, Kinki Üniversitesi’nde ve ABD’de Columbia Üniversitesi’nde ders vermektedir.

Karatani, düşünür kimliğinin yanı sıra Japonya’da siyasi eylemci kimliğiyle de öne çıkan bir isim. Japonya’nın içinde bulunduğu siyasal duruma anarşizan-Marksist denebilecek bir perspektiften müdahale edebilmek amacıyla Akira Asada’yla birlikte çıkardığı Eleştirel Uzam adlı dergi 90’lı yıllarda Japonya’nın en etkili entelektüel mecrası oldu. Karatani ayrıca 2000 yılında Kapitalizm, Devlet ve Ulus karşıtı bireylerin bir araya gelerek çeşitli alanlarda siyasi eylem ve proje geliştirdikleri bir hareket başlattı: Yeni Birlikçi Hareket (NAM: New Associationist Movement). Hareketin manifestosunu bizzat kaleme alan Karatani burada etik kaygılarla beslenen yeni bir Sol hareket aradıklarını şu sözlerle belirtiyor: “Etiksiz ekonomi politikası kördür, ekonomik kaygı gözetmeyen bir etik müdahale ise boş.” Bu manifestoda popüler bir dille ifade edilen arayış, yani etiğe sosyalizmin, sosyalizme de etiğin –Karatani’ye daha uygun bir ifadeyle Kant’a Marx’ın, Marx’a da Kant’ın– perspektifinden bakmanın sağlayabileceği imkânlardan yararlanma arayışı, Karatani’nin Japonya’da 2001’de, İngilizcede ise 2003’te yayımlanan Transkritik: Kant ve Marx Üzerine (Metis, 2008) adlı kitabında derinlemesine geliştirilmiştir.

Yazarın henüz Türkçeye çevrilmemiş eserleri ise şu başlıkları taşıyor: Marx: Marx’ın Olanaklarının Merkezi (1978), Postmodernizm ve Eleştiri (1985), Felsefi Araştırma (2 cilt, 1986 ve 1989), Dil ve Trajedi (1989), Mizah Olarak Materyalizm (1993), Etik 21 (2000), Bir Dünya Cumhuriyetine Doğru (2007), Felsefenin Yapısı (2011).

  1. İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çev. Ahmet Nüvit Bingöl.[2]

Antik Yunan’ın en önemli merkezlerinden biri olan Atina genellikle felsefenin ve demokrasinin beşiği olarak görülür. Karatani ise bu yaygın görüşü sorgulayarak yeni bir çıkış noktası işaret ediyor: İyonya. Karatani’ye göre Atina’daki sistem günümüz demokrasisinin öncülü olmakla birlikte, aslında İyonya’daki daha eşitlikçi bir sistemin yani izonominin “yozlaşmış” biçimiydi. Atina’daki demokrasi sınıf ayrılıklarını ve köleliği engellemezken, insanların hareket özgürlüğüne sahip olduğu İyonya’daki izonomi gerçek bir ekonomik ve siyasi eşitlik sunuyordu.

Durum buysa, İyonya’daki bu eşitlikçi sistemin yansımalarını erken dönem Yunan filozoflarının düşüncelerinde de görmeyi bekleriz. Nitekim Karatani, Pythagoras’tan Herakleitos’a, Parmenides’ten Sokrates’e birçok filozofa bu ışıkta bakarak onların İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını inceliyor. “İyonya ruhuna” sahip olan filozoflarla bu ruhtan kopmuş olanların düşünce biçimlerini kıyaslıyor.

Peki bütün bunlar günümüz dünyasında neden önemli? Karatani her şeyden önce, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi sorunları aşabilmek için bunların Antik Yunan’daki prototiplerine bakmak gerektiğini vurguluyor ve bizi reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı uyarıyor: “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.” Bu anlamda Karatani, felsefe tarihine ve antikçağa dair klişeleri yıkmanın yanı sıra okuru kendi çağımıza da farklı bir eleştirel perspektiften bakmaya davet ediyor.

  1. Dünya Tarihinin Yapısı: Üretim Tarzlarından Mübadele Tarzlarına, çev. Ali Karatay.[3]

Toplumsal formasyonlar tarihini mübadele tarzları perspektifinden yeniden değerlendirmeye yönelik bir girişim bu kitap – günümüz Sermaye-Ulus-Devlet sistemini kavrayıp aşma çabasının bir ürünü.

Marx’ın dünya tarihi versiyonunu sistematik bir biçimde yeniden okuyan Karatani eleştirinin odak noktasını üretim tarzlarından mübadele tarzlarına kaydırıyor. Göçebe kabilelerin ayırt edici özelliği olan kaynakları ortak bir havuzda toplamayı, yerleşik tarımın benimsenmesinden sonra geliştirilen armağan mübadelesi sistemlerini, devletin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan korunmaya karşılık itaat mübadelesini, kapitalizme damgasını vuran meta mübadelelerini inceliyor ve geleceğin bir mübadele tarzı olarak armağan mübadelesinin dönüşü üzerinde duruyor. Karatani’ye göre mevcut Sermaye-Ulus-Devlet üçlü sisteminin aşılması anlamına gelen bu nihai aşamayı kavramanın en iyi yolu Kant’ın ebedi barış üzerine yazılarından geçiyor.

“Tarihçilerden okumaya alışkın olduğumuz türden bir dünya tarihi değil bu,” diyor Karatani, “amacım, çeşitli temel mübadele tarzları arasındaki ilişkilerin aşkın bir eleştirisini yapmak. Yani dünya tarihinde meydana gelmiş üç büyük değişimi yapısal olarak açıklamak. Böylece dördüncü bir büyük değişimin, bir dünya cumhuriyetine geçişin peşine düşebiliriz.”

  1. Tarih ve Tekerrür, çev. Erkal Ünal.[4]

Bu kitap Karatani’nin Batı’da Soğuk Savaş’ın sona ermesini, Japonya’daysa Şowa imparatorunun ölümünü takip eden çalkantılı dönemde kaleme aldığı denemelerden oluşuyor – iki istisnayla: Birincisi, doksanlarda yazılmış ve Marx’ın Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i adlı eserine son derece özgün bir yorum getiren yazısı; ikincisi ise yenilerde yazılmış “Japonya’da Tarih ve Tekerrür” başlıklı denemesi. İlk bakışta sadece Japonya’yla ilgiliymiş gibi görünen bu denemeler, Karatani’nin deyişiyle “esasen devletin ve sermayenin döngüsel doğasına dair” olduğundan tek bir ülkenin ve belli bir dönemin sınırlarını aşıyor. Sözgelimi, Japonya’da faşizmin tüm erkeklerin oy verme hakkını yasalaştıran Taişo demokrasisinin kurulmasından sonra ortaya çıkmasını, Fransa’da Louis Bonaparte’ın ve Almanya’da Nazi Partisi’nin iktidara temsili sistem aracılığıyla gelmesiyle kıyaslıyor Karatani. Buradan da, faşizmin temsili demokrasinin içinden doğduğu gibi ilk bakışta paradoksal görünen bir tespite varıyor.

“Tarihin incelenmesinin sebebi aslında tam da bir kez olup biten bir fenomen olmaması ve tekrarlanma olasılığını muhafaza etmesidir,” diyen Karatani’ye göre asıl mesele, geçmişteki olayları tek tek ele almaktan ziyade tarihteki tekrar örüntüsünü görebilmek. Peki geçmişteki kötü tecrübelerden ders almak tarihin tekerrür etmesini önler mi? Karatani’nin cevabı, benzer olayların yaşanması önlense bile “yapı”nın tekrarlanmaya devam edeceği yönünde.

Tarih ve Tekerrür’ün özellikle Türkiyeli okurlara hitap eden bir yönü ise, Asya ile Batı arasında kalan Japonya’nın her daim tedirgin konumunun bizlere oldukça tanıdık gelmesi. Kitabın Türkçe basımı için özel bir önsöz yazan Karatani’nin Japonya’da yaşanan ideolojik çatışmalara dair belirlemeleri, ülkemizde olup bitenlere de ışık tutacak nitelikte.

Kitapta ayrıca Kenzaburo Oe, Yukio Mişima ve Haruki Murakami gibi çağdaş Japon edebiyatının önemli yazarlarına dair derinlikli analizler de yer alıyor.

  1. Derinliğin Keşfi: Modern Japon Edebiyatının Kökenleri, çev. Devrim Çetin Güven, İnan Öner.[5]

Japonya’da 1980’lerin başında yayımlanan ve birçok dile çevrilen Derinliğin Keşfi o tarihten beri çeşitli ülkelerdeki “modernlik ve edebiyat” tartışmalarının eksenine oturmuş durumda. Kitabın bu başarısının sağlam bir temeli var. Karatani, bizlerin pek aşina olmadığımız 19. ve 20. yüzyıl Japon edebiyatını yeniden yorumlamakla sınırlamıyor kendini: Buradan hareketle “modernlik”, “edebiyat” , “köken”, “devlet” gibi kavramların temelinde yatan önkabullerimizi sorgulamayı, bu önkabullerin “ideolojik” doğasını gözler önüne sermeyi amaçlıyor.

Bunu bildik edebiyat kuramının sınırlarının çok ötesine geçerek başarıyor: Edebiyatı resim sanatıyla, aşk ve cinselliğin, dinin, modern tıbbın ve çocukluğun tarihiyle birlikte okuyor. Sadece edebiyatta değil bütün alanlarda modernlik deneyiminin, “toplumun tamamını, birer eğitim kurumu olarak ordu ve okul sayesinde bir fabrika olarak yeniden örgütleyen modern devlet”in damgasını vurduğu bir dizi keşfe dayandığını gösteriyor: Sırasıyla “manzaranın”, “içselliğin”, “itiraf sisteminin”, “anlam olarak hastalığın”, “çocukluğun” ve “derinliğin” keşfedilişini ve bütün bu keşiflerin “modern edebiyat”ı ne ölçüde derinden belirlediğini gözler önüne seriyor.

“Devletin, yani siyasal iktidarın karşısına benlik ve içselliğe sadık kalmayı yerleştiren edebiyatçılar ‘içselliğin’ ta kendisinin bir tür siyaset olduğunu, mutlak otoritenin bir tezahürü olduğunu göremiyorlar” diyen Karatani son derece özgün ve kışkırtıcı bir modernlik/modernizm eleştirisi geliştiriyor.

  1. Transkritik: Kant ve Marx Üzerine, çev. Erkal Ünal.[6]

Transkritik’in yalnızca felsefe okurlarına değil, genel okura da seslendiğini düşünüyor Karatani. Kitabı akademik bir söylemle kaleme almadığını, en doğru Kant ve Marx yorumlarını sunma rekabeti biçimine bürünen akademik oyunu oynamak istemediğini belirtiyor Türkçe basıma yazdığı önsözde.

Haklı da – çünkü “teorinin statükoyu eleştirel bir şekilde incelemekle yetinmeyip gerçekliği değiştirmek için olumlu bir şeyler de önermesi gerektiği” inancına dayanan bu kitabın temel bir siyasi problemi var: Sermaye-Ulus-Devlet üçlüsünün üçünü birden aşabilecek cemaatler-üstü bir toplumun nasıl mümkün olabileceğini sorguluyor. Ekonomi ile bir özgürlük pratiği olarak gördüğü Etik arasında –yani Marx ile Kant arasında– yaratıcı biçimde mekik dokuyan yazar yerleşik Marksist ve anarşist önkabulleri sarsıyor.

Karatani siyasal iktisat eğitimi almış olsa da, aslında çok iyi bir edebiyat eleştirmeni. Ama Batı Marksizminin “kültüre dönüş” eğiliminin bütünüyle dışında duruyor. Marx’ın Kapital’deki Kantvari kapitalizm eleştirisinin, Engels’in geliştirip yaygınlaştırdığı ünlü altyapı-üstyapı ikiliğine dayalı üretim-merkezci tarihsel materyalizm kavrayışı yüzünden doğru değerlendirilememiş olduğunu düşünen Karatani, Marx’ın kapitalizm eleştirisinin yirmi birinci yüzyılda da dünyanın önünde bir ufuk çizmeye devam ettiğini söylüyor.

Maddi dünyayı hep akılda tutan bir felsefi düşünceden korkmamak lazım: Karatani’nin kapitalizm karşıtı fikriyata yaptığı bu heyecan verici katkı bunu kanıtlıyor.

  1. Metafor Olarak Mimari: Dil, Sayı, Para, çev. Barış Yıldırım.[7]

Adından da anlaşılabileceği gibi klasik disiplinlerden hiçbirine kolaylıkla yerleştirilemeyecek bir kitap. Evet, bildiğiniz mimari var kitapta, ama dilbilim, matematik ve iktisat da, hatta Platon’dan Kant’a, Marx’tan Wittgenstein’a zevkli bir felsefe turu da var.

Kitabın temel kavramı “mimari irade”. Batı’nın düşünce geleneğine uzak bir ülkeden, bu tür bir iradenin olmadığını söylediği Japonya’dan bakan Karatani, Batı geleneğinin temelinde, Platon’un “oluş” karşısında “yapma”yı —kararsızlığı ve belirsizliği bertaraf edecek bir “yapı” oluşturma girişimini— öne çıkarışını görüyor. Batı felsefesinin tarihi boyunca mimari kökenli mecazların saplantı derecesinde tekrarlanışını, kaotik görülen bir “oluş” içinde düzeni ve yapıyı yeniden kurmaya yönelik “akıldışı” bir seçimin sonucu olarak görüyor. Bu bakımdan yapıbozumculuğa dahil edilebilir Karatani’nin çalışması. Ne var ki o burada kalmaktansa, kendini Kant’ın başlattığı ve Marx’la Wittgenstein’ın da bambaşka biçimlerde sürdürdüğü eleştiri geleneği içine yerleştiriyor. Çünkü kurma ve inşa etme iradesini bir yanıyla da olumluyor Karatani. Romantikler gibi “oluş”u olumlayarak çıkmaktan yana değil yapma’nın karşısına — zaten oluşun da kaotik bir şey olmadığını, saptanabilir bir biçimi olduğunu ileri sürüyor.

Karatani’ye göre mimari —yapma, kurma, inşa etme— hiçbir zaman bir idea olarak tasarımın gerçekleştirilmesinden ibaret değil, “yapanın kontrolünü aşan bir yapış ya da oluş olması anlamında kusursuz bir olay.” Son derece pratik, hayata, günümüz dünyasına yönelik bir saptamadır bu: Bizimle aynı ortak kuralları paylaşmayan öteki ile, ötekilerle kurulabilecek muhtemel ilişkilerden bağımsız, tekbenci ya da saf bir tasarımın —dolayısıyla yapının ya da sistemin de— mümkün olmadığını söylemektedir.


[1] https://www.metiskitap.com/catalog/author/2375

[2] https://www.metiskitap.com/catalog/book/36522

[3] https://www.metiskitap.com/catalog/book/36299

[4] https://www.metiskitap.com/catalog/book/5686

[5] https://www.metiskitap.com/catalog/book/5326

[6] https://www.metiskitap.com/catalog/book/4696

[7] https://www.metiskitap.com/catalog/book/4635

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir