Logoterapi: İnsanın Anlam Arayışı

Logoterapi: İnsanın Anlam Arayışı

“Yaşamak için bir neden’i olan kişi,

hemen her nasıl’a dayanabilir.”

Friedrich Nietzsche

Yazar: İpek Türel

 

Victor Emil Frankl’in öncüsü olduğu Logoterapi, ismini Yunanca “anlam” anlamına gelen “logos” kelimesinden alan bir psikoterapi kuramıdır. İsminden de anlaşılacağı üzere, varoluşsal bir anlamı ve insanların bu anlam arayışını temel aldığı söylenebilir.

Her psikoterapi kuramının, insana bakış açısı farklıdır ve terapi yöntemleri de buna göre şekillenir. İnsan duygu, davranış ve düşüncelerinin kökenini anlamaya yönelik bir sürü kuram, insanı farklı şekilde yorumlamış ve değerlendirmiştir. Davranışlarımızı neyin güdülediği konusunda, psikanalizde Eros ve Thanatos denilen iki temel güdüden bahsederken, Adler bireyin üstünlük arayışından

bahseder. Logoterapi söz konusu olduğunda ise, Frankl; insanı güdüleyen temel gücün nihai bir anlam arayışı olduğu fikrini önümüze sunar. Burada nihai anlam derken altını çizmemiz gereken bir kısım var. Bu kısmı Frankl’in, “İnsanın Anlam Arayışı” kitabından direkt kendi cümleleriyle aktaracağım.

“İnsandan istenen şey, bazı varoluşçu felsefecilerin savunduğu gibi yaşamın anlamsızlığına katlanmak değil, yaşamın koşulsuz anlamlılığını ussal terimlerle kavrama yetisinden yoksun oluşuna dayanmaktır.”

İnsanın Anlam Arayışı’nı okurken, hem Frankl’in 2. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimlerini anlattığı ilk kısımda, hem de logoterapinin ne olduğu ve temel ilkelerini anlattığı ikinci kısımda, herkesin kitaptan kendine çıkaracağı anlamlar farklı olacaktır. Her birimiz farklı anları, farklı cümleleri farklı anlamlandıracak ve farklı şekilde sindireceğiz. Bu da yine her birimizin biricikliğinden kaynaklanıyor. Her insan kendi yaşamının anlamını keşfetmeye yönelik çıktığı yolculukta, sadece kendine has ve özel ve sadece ama sadece kendinin bulabileceği bir anlamı arar. Bu noktada, genel anlamdaki hayatın anlamının ne olduğunu anlamaya çalışmak değil, kişinin kendi hayatının anlamına yönelik cevaplarını kendisinin vermesi gerekir. Burada, bireyin sorumluluğunun üzerine vurgu yapılır. Yaşamın anlamının ne olduğunun sorusunu sorup cevap beklemek değil, cevapları yaşama yönelik verebilmenin sorumluluğu esastır. Bu nedenle de logoterapi, insan varoluşunu, bireyin sorumluluğu ile eş olarak görür.

Logoterapide, terapistin rolüne baktığımızda da, terapi sürecinde bu sorumluluğun danışanın kendisinde olduğu ve terapistin bu sorumluluğu kesinlikle kendi üstüne almadan süreci devam ettirdiğini görürüz.

İnsanın yaşamındaki anlamlılığı keşfetmesini sağlayacak herkese uyan bir tarif yoktur ve bu arayış da kişiye özel olmalıdır. Üstüne üstlük, bu arayış insan yaşadığı sürece hiç bitmez ve dinamik olarak kendini yenilemeye devam eder. Her gün, her saat, her saniye bu anlam değişip yeni bir form alabilir. O an insan belki tüm hayatı boyunca olup olabileceği en dip noktada olabilir, her şeyini kaybetmiş, etrafında hiç kimsesi kalmamış olabilir. Ancak o noktada dahi, kendisini hayata bağlayacak bir şey bulursa, kendisi için bir anlam bir nevi bir amaç edinmiş olur. O anlam, hayatı siyah beyaz yerine rengarenk görmesine sebep olabilir. Her şeyden önce yaşadığı her anın tadına varmasına ve keyif almasına sebep olabilir.

İnsanın anlam arayışı kitabının ilk kısmında Frankl’in toplama kampındaki anılarından bahsettiğini söylemiştik. isterse kitaptaki gibi; dünya savaşının ortasında insan varoluşuna dair bir saygı kırıntısı bile olmayan bir toplama kampında olsun, isterse kendi bireysel savaşında bir mayın tarlasının ortasında. İnsan her koşulda yaşamı anlamlı yapmayı sağlayacak bir şeye tutunabilir.

İnsanın anlam arayışının öznelliğinden ve biricikliğinden kaynaklı, bununla ilgili belki sayfalarca yazılıp çizilebilir. Bir psikoterapi yöntemi olarak logoterapiye baktığımızda, Frankl’in noöjenik nevrozlardan bahsettiğini görüyoruz. Diğer nevroz türleri gibi diğer psikoterapilerle tedavi edilemeyeceğini, noöjenik nevrozların tedavisinin ancak logoterapiyle mümkün olduğu da söylemiştir. Bunun nedeni, noöjenik nevrozların varoluşsal sorunlardan kaynaklanması ve çözümü için de insanın varoluşuna doğru yol almayı gerektirir. Logoterapi, kişinin anlam arayışı ile ilgili farkındalığının oluşmasını amaçlar ve bu noktada aslında diğer psikoterapileriyle benzer olduğunu söyleyebiliriz. Psikanlizden ayrıldığı nokta, Frankl’in belirttiği şekliyle şöyledir:

“Logoterapi, giderilmesinden  ya da id’in, egonun veya süper egonun çatışan istekleri arasında sadece uzlaşma sağlamaktan ya da sadece topluma ve çevreye uyum sağlamaktan ve uyarılmaktan değil, bir anlam bulma çabasından oluşan bir varlık olarak görmesi ölçüsünde psikanalizden ayrılmaktadır.”

Viktor Frankl / Kaynak: Prof. Dr. Franz Vesely

Noöjenik nevrozlar ve logoterapi için önemli olan, bir diğer konu da yine Frankl’in deyimiyle, Varoluşsal Boşluktur. Varoluşsal boşluk modern çağın bir sorunudur. Avcı toplayıcı olarak yaşadığı dönemlerden, modern zamanlara doğru, insanın hayvansı içgüdüleri de kaybolmaya başlamıştır. Bununla birlikte, bu modern çağda artık hiçbir içgüdüsü insana nasıl davranması gerektiğini söylemez ya da bunun için onu güdülemez. Bu yüzden, ne arzuladığından, neyi istediğinden ya da aslında neye ihtiyacı olduğundan bile habersiz olabilir. Burada devreye giren iki mekanizma vardır: ya diğer insanlar neyi arzuluyorsa o da onları arzulamaya başlar ya da diğer insanların kendisinden beklediği şekilde davranır. Varoluşsal boşluk muhtemelen insanların büyük bir çoğunluğu tarafından deneyimleniyor ve kendini can sıkıntısı durumlarında ortaya çıkarıyor.

Yazıyı sonlandırıken, psikoterapi söz konusu olduğunda, her danışana uyacak bir psikoterapi türü olmadığının altını çizmekte fayda var. Logoterapi ile, Frankl insana olan bakış açısını, varoluşsal bir anlam arayışı açısından ele alarak, aslında bizim de insanı anlama konusunda ufkumuzu genişletiyor. Söz konusu insanı anlamak olduğunda, her türlü fikirden, bakış açısından yararlanmak gerekli. Her psikoterapi seansı, danışanın biricik dünyasının içine girilen ve psikoterapistin ona eşlik ettiği bir yoldur. Logoterapi de, insanın varoluşuna yönelik yaptığı katkılar ile bir ekol olarak önemli bir yere sahiptir.

Son olarak; Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabının bestseller olması ve bu başarı hakkında ne düşündüğü sorulduğunda verdiği cevabı şöyle aktarmıştır:

“Bu soruya benim tepkim, her şeyden önce bugün bestseller konumundaki kitabımı kendi açımdan bir başarı olarak değil, daha çok çağımızın içinde bulunduğu acınası durumun bir dışavurumu olarak gördüğümü söylemekten ibarettir; eğer yüz binlerce insan ,yaşamın anlamına ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa,bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir.”

Kaynakça:

Frankl, V. (2013). İnsanın anlam arayışı (Çev. S. Budak). İstanbul: Okuyanus Yayınları.

Frankl, V. E. (2014). The will to meaning: Foundations and applications of logotherapy. Penguin.

Yalom, I. D., & Babayiğit, Z. İ. (2001). Varoluşçu psikoterapi. Kabalcı Yayınevi.

 

Editör: Serkan Alpkaya

 

Psikoloji kategorisindeki diğer yazılarımız için tıklayabilirsiniz.

 

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir