Malcolm X

Malcolm X

Yazar: Cemal Özer

(Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 4. Sayısı’nda yayınlanmıştır.)

Akademik anlamdaki tarih çalışmalarını dâhil etmediğimizde -savaş tarihi vb.- tarih, topluma hep şahıslar üzerinden anlatılagelmiştir. Örneklendirecek olursak; Anglikanizm Kral VIII. Henry üzerinden, İstanbul’un Fethi Sultan II. Mehmet üzerinden, I. ve II. Cihan Harpleri ise taraf devletlerin liderleri ve onların parlak komutanları üzerinden anlatılır. Tarih sahnesi hep kudretli imparatorları, muzaffer komutanları, dahi bilim insanlarını ağırlamıştır. Benim köşemdeki naçizane gayem, tarih sahnesinde yer almış ancak yukarıdaki gibi büyük karakterlerin gölgesinde kalan diğer “büyük” insanları sizlere takdim etmek.

Bu sayımızda portresini çıkarmaya çalıştığım tarihi kişilik ise Malcolm X; Amerika’da yaşamış “siyahi ikinci sınıf vatandaş” ve daha sonraları İslam dinini benimsemesiyle bulunduğu ülkede kendi mahallesi tarafından bile veto edilecek “siyahi-müslüman üçüncü sınıf vatandaş”ın portresi.

Malcolm Little, Birleşik Devletler’in Nebraska eyaletinin en büyük şehri olan Omaha’da dünyaya geldiğinde tarih 19 Mayıs 1925’i göstermekteydi. Yedi çocuklu kalabalık bir ailenin ortancasıydı. Babası Earl Little bir baptistti. Ancak üyesi olduğu Universal Negro Improvement Association (UNIA) onu diğer baptistlerden ayırıyordu. Siyahilerin hakkını savunan Pan-Afrikanist Marcus Garvey’in liderlik ettiği bu kuruluşun görevlisi olarak çalışıyordu. Earl’ün bulunduğu konumun tabii sonucu olarak, beyaz çarşaflarla gezen dünyanın en köklü ırkçı gruplarından olan Klu Klux Klan tarafından tehdit ediliyordu. Endişelenen Earl ve karısı Louise çareyi taşınmakta buldular. Ancak taşındıkları yerlerde de çeşitli ırkçı gruplar peşlerini bırakmayacaktı. Bu gruplar Little ailesinin evini ateşe verecekti. Malcolm X yıllar sonra bu olayı “Beyaz polisler ve itfaiyeciler geldiler; sonra evin kül olana kadar yanışını dikilerek öylece seyrettiler.” sözleriyle anlatacaktı. Beyaz kelimesi üzerine yaptığı vurgu, küçük Malcolm’un zihin dünyasında bıraktığı ırkçılık yarasını açığa çıkarıyordu.

1931 yılında Malcolm henüz 6 yaşında bir çocukken babası Earl bir tramvay yolu üzerinde ölü olarak bulundu. Louise kocasının ölümünün kendilerine Black Legion diyen ırkçı bir örgütün elinden olduğuna polisi ikna etmeye çalıştı. “Beyaz polisler” Louise’in söylediklerini ciddiye almamış, soruşturmayı kapatmışlardı. Earl’ün ölümü hiçbir zaman tam olarak aydınlatılamadı ama Louise’in kocasının öldürüldüğüne saplantılı şekilde inanması ileride Little ailesinde derin travmalara sebep olacaktı.

Mutluluk, aile saadeti gibi kavramları hiçbir zaman yakalayamamış olan Little ailesi, Earl’ün şüpheli ölümüyle parçalanmanın eşiğine gelmişti. Louise yıllar geçmesine rağmen travmayı bir türlü atlatamamıştı. Geçen yıllar içinde Louise Malcolm, ismini hatırlamadığı “Lansingli adam” ile bir ilişkiye başlamıştı ve ilişkiden kısa bir süre sonra bu adam bir gün ortadan kayboldu. Malcolm “Adam evde ekmek bekleyen sekiz boğazın daha sorumluluğunu üstlenmeyi göze alamamıştı. Bizim bu kadar kalabalık olmamız karşısında adamın gözü korkmuştu.” diyordu. Lansingli adamın da terk edişinden sonra akıl sağlığını iyice kaybeden Louise, 1937’de tedavi altına alındı. Kimsesiz kalan Malcolm ve kardeşleri ise koruyucu ailelere dağıtıldı. Malcolm, bu ailenin dağılmasının suçunu hayatı boyunca devlet kurumlarında arayacaktı.

Little kardeşler Lansing’in her bir köşesine dağıtıldı. Buna rağmen kardeşler asla sıkı bağlarını koparmayacak; okulda, okul dışında, ellerine geçen her fırsatta bir araya geleceklerdi. Malcolm, kardeşleriyle ayrı yaşamalarını yapay ayrılık olarak sayıyor ve aslında yakın olduklarından bahsediyordu.

12 yaşındayken abisi Philbert, küçük bir boksörlük macerası yaşamıştı. Hırçın bir çocuk olan Malcolm, abisinden eksiği olmadığını düşünerek bir cesaretle kendini ringe attı. Rakibi Bill Peterson, gong çaldıktan sonra tek yumrukta Malcolm’u yere sermişti. Küçük Malcolm yenilmesine üzülmüyordu ancak Beyaz biri tarafından yenilmek onu çok utandırmıştı. Ona göre bir zenci bir beyazdan dayak yedikten sonra başı dik gezemezdi çünkü zencilerin o dönemde beyazlardan üstün olduğu tek şey spordu ve Malcolm nakavt edilmişti. Böylece boks hayatı bu nakavtla başladığı gibi sona erecekti ve utancından okula giderken şapka takacaktı.

1937 yılında şaka maksadıyla öğretmeninin oturduğu sandalyeye raptiye koydu. Masum olduğuna inandığı bu şaka başını belaya soktu. Önce kısa süreliğine ıslahevine gönderilecek sonra da zencilerin olmadığı Mason’da bir okula nakledilecekti.

Okul çağında ırkının ezikliğini iliklerine kadar hissediyordu Malcolm. Hocası Mr. Ostrowski’nin “Ne olmak istiyorsun?” sorusuna “Avukat olmayı istiyorum” demişti. Daha önce ne olmak istediğini çok düşünmemişti, bu öylesine verdiği bir cevaptı lakin Mr. Ostrowski’nin “Gerçekçi ol Malcolm! Zencilerden avukat olmaz ama marangozluk yapabilirsin.” tavsiyesi onu derinden etkiledi. Oradaki beyaz çocukların çoğundan zeki olduğunu düşünüyordu ama onların gözünde sırf zenci olduğu için yetersizdi. Malcolm bu olaydan sonra beyazlardan kendini soyutlamaya başladı.

Mason’daki zenciler köklerinden kopmuş, ne beyaz ne de siyah, arafta bir gruptu onun gözünde. Asla onlar gibi olmak istemiyordu. Eğitime dair umutlarından da vazgeçmişti. Zaten parlak bir öğrenci de değildi. 8. sınıfın sonunda okulu bırakmaya karar verdi ve Boston’a geri gönderildi. Mason için ileride “Tanrı’ya binlerce şükürler olsun oradan gitmeyi kafama koymuşum. Gitmeseydim sanıyorum ki beyni yıkanmış bir zenci Hristiyan’dan başka bir şey olamazmışım.” diyecekti.

Boston’da bir süre kaldıktan sonra New York’a çalışmaya gitti. Yeni bir hayata başladı. Bu süre zarfında askerlikten deli numarası yaparak kurtulacaktı. New York pahalı bir şehirdi ve burada hayatını idame ettirmek zordu. Çalıştığı yerlerde tanıştığı insanlar Malcolm’u karanlık tarafa çekti. Malcolm uyuşturucu satıcılığına başladı. Artık gettolarda takılan bir delikanlıydı ve her gettolunun olduğu gibi onun da bir lakabı vardı: “Detroit Red”. Bir gün çalıştığı bara polis geldi ve “Red sende silah varmış” dedi. O da silahı nehre attığını söyledi. Silahı nehre attığını söyleyerek polisten kurtulacaktı çünkü evini ararlarsa orada bulacakları silahlar ve diğer maddeler onun hayatını karartabilirdi. “Evimi arasalardı eğer bulacakları şeyler o polislere terfi bile aldırır.” diyordu. Genç Detroit Red işte bu kadar belaya batmıştı.

New York’ta zorlanan Malcolm çareyi Boston’a geri dönüşte buldu. Yakın arkadaşı Shorty ve kız arkadaşları ile “paralanmanın” yolunu arıyorlardı. Boston’da da paralı insanlar fazlasıyla vardı. Çareyi o insanların evlerini soymakta buldular. Malcolm girdikleri bir evden müstesna bir saat çalmıştı ama saatin bir aksamı bozuktu ve yaptırması gerekiyordu. Bir saat tamircisine saati tamir ettirmeye karar verdi. Ancak bu karar Malcolm’un demir parmaklıklarla nihayet buluşmasına vesile olacaktı. Çalınan saatin sahibi aksamın bozukluğunu biliyordu ve bunu polislere söylemişti. Tabii olarak polisler de bölgedeki saatçilerle irtibata geçmişti. Malcolm’un bu amatörce tavrı onun enselenmesine sebep oldu. 1946’da arkadaşı Shorty ile yargılandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishane Malcolm’un hayatında radikal değişikliklere yol açacak ilk aşamaydı.

Kanı deli akan Malcolm, babası baptist[1] olan bir aileden gelmesine rağmen dinlere karşı aşırı mesafeliydi. Hiçbir dine saygı duymuyor ve ilgilenmiyordu. Charleston Eyalet Hapishanesi’nde yolu Bimbi adında bir adamla kesişti. Bimbi, hapishanede saygı gören, sakin bir adamdı. İçeride dini konuşmalar yapıyordu ve bunlar Malcolm’a göre gayet mantıklı konuşmalardı. Dinlediği bu vaazlar onun dine karşı olan bakışında bir yumuşama göstermesine yol açmıştı. Kafasında sorular oluşmaya başlıyordu ve sorularının cevaplarını hapishanede dağıtılan kitaplarda arayacaktı.

Ailesiyle hapiste dahi irtibatını koparmamıştı. Kız ve erkek kardeşleriyle mektuplaşıyor ve yüz yüze görüşüyordu. Bir gün abisi Reginald’dan mektup aldı. Mektupta zencilerin öz dinini bulduğunu ve İslam Ümmeti (Nation of Islam-NOI) isimli bir topluluğa üye olduğu yazıyordu. Bir başka mektupta ise domuz eti yememesi ve sigara içmemesine dair telkinler yer alıyordu. Mektup şöyle devam ediyordu: “Hapisten nasıl kurtulacağını sana sonra anlatacağım.”

Sebebini bile bilmeden Malcolm, bir anda domuz eti yemeyi bıraktı, zaten çok içmediğinden sigarayı bırakmakta da zorlanmadı. Kardeşlerimin bir bildiği vardır diyerek onların tavsiyelerine uyuyordu. Hapishanede domuz yememeye dikkat etmesi mahkûmların ilgisini üzerine toplamıştı ve Malcolm bu ilgiden haz alıyordu.

1948’in sonunda Malcolm Norfolk Hapishanesi’ne nakledildi. Hapishane dönemin şartlarına göre oldukça konforluydu. Odalar ve tuvaletler tek kişilikti. Malcolm çok sevinmişti çünkü bu olay uzun süre sonra ona ilk defa kendinin bir birey olduğunu hatırlatmıştı. Çok zengin bir iş adamı da ölünce binlerce kitaplık kütüphanesini bu hapishaneye bağışlamıştı. Adamın dinler ve tarih konusuna meyilli olduğu kitapların konularından aşikârdı. Malcolm burada adeta kendini kitaplara adadı. Bilimden felsefeye, dini kitaplardan tarihe kadar merak ettiği ne varsa o merakı gidermek için kitaplara başvurdu. O derece ki sonunda hapishanenin münazaralarına katıldı ve hapishanedeki siyahi mahkûmlara konuşmalar yaptı. İleride dünyaya sesini duyuracak bu adamın hatipliği de burada gelişmeye başladı.

NOI, Little ailesinin her bireyini sarmalamıştı. Bir yandan Reginald, Malcolm’la görüşmesinde Tanrı’nın Amerika’ya indiğini ve Elijah adında bir beşere görünüp ona “vaktin geldiğini” söylediğini anlatıyordu. Diğer yandan kız kardeşi Hilda, Yakup Hikayesi’nde[2] siyahların soyunun nasıl geldiğinden şöyle bahsediyordu; siyah ırkın içinde yirmi dört tane çok zeki bilgin varmış. Bu bilginlerden birisinin ötekilerle arası açılmış, bunun üzerine o da tutmuş “Şahbaz” kabilesi denen çok güçlü bir kabile yaratmış. İşte Amerika’da “Zenci” diye bilinen insanların cetleri de bu kabileden gelmeymiş. Bu anlatıları Malcolm’un kardeşlerine NOI’nın lideri Elijah Muhammed öğretmişti. Malcolm bir defasında ona mektup yazdı ve Elijah ona domuz yememesi gibi konularda gösterdiği sebattan dolayı onu desteklediğini söyleyen bir mektupla cevap verdi. Malcolm bu mektup aracılığıyla Elijah ile bir ruhani bağ kurdu. Elijah Müslümandı ve “Allah’ın Elçisi” mahlasını kullanıyordu. Malcolm da Müslümanlığı ve İslam yolunu seçti. İlk namaz kılışını “Başkalarının evini soymak için kapıyı maymuncukla açarkenkinden başka hiçbir zaman dizlerim bükülmemişti.” diyerek tarif etmişti. Malcolm için önceden çok uzaktı ruhani kavramlar. Öyle ya hapishanede herkes ona “İblis” diyordu. Bundan sonra Malcolm’un hayatı bambaşka bir yöne gidecekti. Elijah’a ilahi bir bağla bağlanıyor, istisnasız her gün ona mektup yazıyordu.

Hapishanede geçirdiği sakin bir hayatın ardından tahliye edilmişti. Çıkar çıkmaz Türk hamamına gitmiş ve geçmişinden arınmıştı. Sonra ise hemen Detroit’e kardeşlerinin yanına gitti. Elijah Muhammed’in vaazlarını sürekli olarak dinliyordu. Onu canlı olarak dinleyeceği ilk yer ise yaşadığı bölge olan Chicago olacaktı. NOI’nın çeşitli yerlerde numaralandırdıkları mabetler vardı. Elijah ise Chicago’da 2 Numaralı Mabed’de vaaz veriyordu. Elijah kürsüye çıkıp konuşmaya başladığı an Malcolm’un kalbi duracak gibi olmuştu. Konuşmasında zencilerin beyaz şeytanlar tarafından nasıl kaçırılarak asimile edildiğini anlattı. Zencilerin ilk insanlar olduğunu söyleyerek ırkını yüceltiyordu. Beyazlardan travmatik şekilde nefret eden Malcolm bu konuşmadan büyülenmişti, hele konuşmanın sonunda hapisten yeni çıktığı için jest yaparak onu övmesi Malcolm’u tümüyle Elijah’a ve NOI’ya bağlamıştı.

Malcolm bağlılığını gösterecek ve Chicago’dan gelen direktifle Little olan soyadını X yapacaktı. X sıradan bir alfabe değildi. Afrika’da yaşarken hayatlarından koparılmış zencilere beyaz şeytanlar kendi istedikleri soyadlarını vermişti. X, bu soyadlarını reddetmenin bir başkaldırışın simgesiydi.

Görüşü ve dünyaya bakışı günden güne keskinleşti. Beyazları ayırt etmeksizin şeytan olarak görüyordu. Siyahileri bile eğer NOI’ya bağlı değilse cahil ve sefil olarak tanımlıyor ve onları Allah’ın elçisi Elijah’ı dinlemek için ikna etmeye çabalıyordu. Hristiyanlığı ve özellikle masonluğu (dolayısı ile Yahudiliği) küçümsüyordu. Ona göre eksiksiz olan 360 derece ile İslam’dı. Masonluk sadece 33 dereceden ibaretti ve İslam’a nazaran sığdı.

İçinde yanan bu ateşin cevheri, Elijah tarafından keşfedilmişti çünkü o gençlere çok önem verirdi. 1953’te Malcolm X’i Detroit Mabedi’nin vekil yardımcısı yaptı. Burada kendisinden olan siyahilere hitap ediyor ve harareti yüksek konuşmalar yapıyordu. Hapishanede kazandığı hatiplik deneyimini uygulamada hiç zorluk çekmiyordu. Sayıca az ama maneviyatı yüksek takipçiler ağzından çıkan her söze kıymet veriyordu. Elijah da 1954’te bu azmin karşılığı olarak onu çok kritik bölgelerden biri olan New York 7 Numaralı Mabed’e atamıştı. New York bir metropoldü ve içerisinde bir milyona yakın zenci barındırması Malcolm’a çok görev yüklüyordu. Malcolm X ise verilen görevi başarıyla yerine getirecek ve NOI’nın takipçi sayısını gözle görülür şekilde arttıracaktı. 1950’lerin sonuna doğru ise bu ünlü hatip Malcolm X, adını Malik El-Şahbaz olarak değiştirecekti. Ancak toplum tarafından her zaman Malcolm X olarak anılmaya devam etti.

O dönemde Malcolm X ve Elijah Muhammed kadar öne çıkan biri daha vardı; Martin Luther King. Onun gayesi de fikirlerin özüne inecek olduğumuzda diğerleriyle aynıydı; siyahilere özgürlüğünü vermek. Fikirlerin özü aynı olsa da iş faaliyete gelince taban tabana zıt iki grup ortaya çıkıyordu. Luther King’in Sivil Haklar Hareketi daha eşitlikçi, barışçıl bir pasif direnişi gaye edinmişti. Amaçları toplumu ayırmadan siyahların ve beyazların eşit olarak yaşamasıydı. NOI ise siyahi-müslümanların üstünlüğünü savunan, kutuplaştırıcı agresif bir direnişin galip geleceğine inanıyordu. NOI ve Malcolm X, King’in gerçekleri idrak edemediğini savunuyordu. Onlara göre bu hareket, zenci katili olan beyazlara fazla müsamaha göstererek fazla iyi niyetli davranıyordu. Beyazlarla beraber yaşama fikri ahmakçaydı. NOI siyahileri temsil eden en etkin grup olmak konusunda ısrarcıydı. Çok kısa bir dönem için olsa da bu hedeflerini başaracaklardı; siyahi toplum King’in pasif ve aşırı barışçıllığından sıkılacak ve NOI’ya kaymalar olacaktı.

Kadınlara gelince… Malcolm X gönülden bağlandığı NOI ve Elijah için o kadar çok çalışıyordu ki gözü başka bir şey görmez olmuştu. Ruhani bağları ne kadar güçlü ise duygusal bağları da bir o kadar zayıftı. Ancak bu durum 1956’da değişecekti. Hemşirelik öğrencisi olan Betty X ile tanışması Malcolm X’in gözlerindeki perdeyi kaldıracaktı. Betty X de NOI’nın bir neferiydi. Müslüman kadınlara eğitimler veriyor ve konuşmalar yapıyordu. Malcolm X de konuşmalarından etkilenmişti. Bu hemşire üvey ailesiyle yaşıyordu ve ailesi bulunduğu çevreden uzaklaşmazsa, okulunun masraflarını ödemeyi bırakmakla tehdit etmişlerdi. Ancak Betty direnişçi ve mücadeleciydi. Bu yönünden midir bilinmez Malcolm X ona âşık olmuştu. Betty’i ömründe sevmeyi düşündüğü tek kadın olarak tanımlıyordu. Malcolm X evlenmek isteğini önce Elijah’a bildirdi çünkü Elijah evlenmesine pek sıcak bakmıyordu. Ancak Betty de Malcolm X gibi uzun boyluydu ve azimliydi. Onları birbirine denk gören Elijah evlenmelerini onaylamıştı. Malcolm şatafatlı şeyleri Hollywood dayatması bulurdu o yüzden de evlilik teklifini rüya gibi bir restoran- da etmek yerine, konuşma yapmak üzere şehir dışında olduğu için telefonla etmişti.

Hemen aileleriyle tanışıp evlendiler. Sessiz sedasız bir nikâh kıyılmıştı, kıyan kişi de kendi tabiriyle bir beyaz şeytandı. Evliliklerini topluluğa açıklayacak kişi ise Elijah Muhammed olacaktı. Herkes çok şaşırmıştı. Çünkü Malcolm X, İslam öğretilerine göre kadınların tabiatında hilecilik, aldatıcılık, güvensizlik gibi kavramların yer aldığını düşünür ve onları kendinden daima uzak tutardı.

Hiçbir mal varlıkları olmadığı için evlendikten sonra ilk iki yıl NOI’dan kardeşi John Ali[3] ve karısıyla beraber iki göz bir evde yaşadılar. İlk kızlarına Roma’yı bozguna uğratan Hun İmparatoru’nun adını vermişlerdi; Atilla (1958). İkinci kızlarına ise bir başka komutanın, Kubilay Han’ın adını verdiler; Kubilay (1960). Üçüncü kızlarına Elijah’ın Arapça karşılığını isim olarak verdiler; İlyas (1962). Dördüncü kızlarının ismi ise Cemile idi (1964).

NOI’nın takipçileri arasında ve yaşadığı yerde Malcolm X’in adı gayet net biliniyordu ancak adının ülkede yankılanması planlanmamış bir eylem sırasında olacaktı. 1959’da NOI üyelerinden Johnson Hinton sokakta yaşanan bir arbede sırasında polisler tarafından sert şekilde dayak yer ve karakola götürülür. Malcolm X, Johnson ile görüşmek ister ama karakol tarafından buna müsaade edilmez. Malcolm X görüşme kararında diretir ve yüzlerce siyahi karakolun önüne toplanır. Karakol bunun üzerine geri adım atar ve Malcolm X’in Johnson ile görüşmesine izin verirler. Bu olay Malcolm X’in adını ülkede duyurduğu gibi aynı zamanda beyazlara karşı bir zafer olarak da okunur.

Artık toplantılar yer yer mitinge dönüyordu ve her kim olursa olsun beyazların bu mitinglere sokulması yasaktı. Ülkede böyle bir şey daha önce yaşanmamıştı. Beyaz şeytanlar ilk defa bir yasakla karşı karşıya kaldıkları için NOI’ya göre afallamışlardı. Devamında ise Malcolm X sadece kendi mabedindekilere seslenmiyor, artık radyolarda, üniversitelerde konuşmalar yapıyor, çeşitli kuruluşlardan davetler alıyordu, yıldızı iyice parlamıştı. Malcolm X’in sonradan Elijah’ın oğullarından öğrendiklerine göre Elijah, üniversite gibi yerlerde konuşacak kadar birikimli olmadığı için Malcolm X’in de oralarda konuşmasını istemiyor ve kıskanıyordu.

1960’lı yılların başında Elijah ve NOI’da Malcolm X‘e karşı huzursuzluklar baş göstermeye başladı. Ona, örgütü tamamen ele geçirmek ya da kendi imparatorluğunu kurmak gibi kötü ithamlarda bulundular. Oysa imparatorluk bir yana dursun, NOI’nın mali işlerinde yetkisi olmasına rağmen Malcolm X’in bir evinden başka kendisine ve ailesine ait eşyası bile yoktu. Evlendiğinde dahi arkadaşının evini paylaşarak yaşamışlardı. Bunca şeye rağmen yılmayan Malcolm X, verdiği mülakatlarda Elijah’ı öne çıkarmaya imtina ediyordu. NOI’nın gazetesi Muhammad Speaks’te ise kendisine nerdeyse hiç yer verilmiyordu.

Bu psikolojik baskıyla bir süre daha topluluk içinde devam etti ama artık Elijah’a olan güvenini kaybetmeye başlamıştı. Yıl 1963’e geldiğinde eski radikal söylemlerinden uzaklaşmıştı. Din ve ahlak konularındaki ateşli konuşmalarını bırakıp, daha çok sosyal ve güncel konulara değinmeye yönelmişti. Artık NOI’daki Müslümanların yoldan çıktığına kanaat getirmişti. Onda bu fikri uyandıran ise Elijah’ın ta kendisiydi.

Elijah’ın sekreterlerinden gayrimeşru çocuk yaptığı haberleri ortalıkta dolanıyordu. Normalde bu gibi durumlarda NOI örgütü kendi Müslüman mahkemelerini kuruyor ve çeşitli cezalar -bir nevi aforoz etmeye benzeyen toplumdan soyutlaştırma cezaları vb.- veriyordu. Ancak toplulukta herkes sessizliğini korumaya devam ediyordu. Malcolm X eski sekreterleri bulup konuştu ve bu haberlerin doğru olması yıllardır bir yalan içinde olduğunu düşündürdü. Sekreterlerden öğrendiğine göre Elijah, Malcolm X’i tehdit olarak görüyordu. Aldatılmıştı. Yıllarca yüzüne gülen, destek verdiğine inandığı adam aslında ona düşman gözüyle bakıyordu. Ancak yine de NOI’yı bırakmadı.

John F. Kennedy’nin öldürüldüğü hafta yaptığı bir konuşma infiale yol açmıştı. Bunu fırsat bilen Elijah Muhammed, Malcolm X’e 90 gün dışarıya konuşmama cezası verdi. Üstelik onun sorumlusu olduğu 7. Mabed’de konuşma yapmasını da yasakladı. Artık toplulukla fiziksel bağları kopmuştu. NOI tüm kozlarını döküyordu. Kendisi hakkında ölüm emri verildiğini 7. Mabed’deki vekilinden öğrenmişti çünkü bu göreve o getirilmişti. Vekilin görevini ifa etmek yerine Malcolm X’e anlatması hayatını kurtarmıştı. İşte o andan itibaren psikolojik kopuşu da gerçekleşmişti.

Örgütünü bırakmış olması amaçlarından vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Gözleri açılmıştı. Yakup Hikayesi (ilk seferinde kardeşi Hilda’dan dinlediği) gibi uydurma mitlerin batı dünyasında yer almasının gerçek İslam’ı bozduğunu düşünüyordu. Doğulu Müslümanların seslerini batıya ulaştıramaması, Elijah gibi din bezirgânlarını ortaya çıkarmış ve halkı yanlış yola sürüklemişti. Bu kendi içine yeniden doğuş sürecinde, siyahlar için mücadelede daha kucaklayıcı bir arayış içine girmişti; Müslüman ya da Hristiyan ayırt etmeden bütün siyahileri konsolide ederek tek güç altında toplamak. Ülkede tam yirmi iki milyon siyahi vardı ve onları tek güç haline getirmeden haklarını kazanmak imkânsızdı. Onun ilk takipçileri ise New York 7. Mabed’den arkadaşları olacaktı. Bu hareket sayesinde Müslüman olmayan siyahiler de yavaş yavaş onun etrafında örgütlenmeye başladılar. New York’a bir Müslüman Camii açtılar. Faaliyetlerinin merkezi burası oldu.

1963’te Hacca gitmeye karar verdi. Seyahati birileri tarafından engellenir düşüncesi ile ailesi dışında kimseye haber vermeden gitti. Uçağı Kahire’den Cidde’ye aktarmalıydı. O aktarma süresinde alışveriş merkezini gezerken bir şey fark etti; herkes onu tanıyordu. O coğrafyada Amerikalı bir Müslüman görmek hayret verici bir durumdu. Ününün buralara ulaştığını kendisi de tahmin etmiyordu. Arabistan’a gelişi olay yaratmıştı. İlk başta zengin ve “beyaz” sayılacak bir adam kendisine evini açmıştı. Bu beyaz adamın karşılıksız yaptığı iyilikten sonra, Malcolm X “beyaz şeytan” gibi tabirleri kullanmaktan vazgeçti.

Arabistan’da Kral Faysal’ın devlet konuğu olarak ağırlanmıştı ve protokol bakanı kendisine Hac için özel araba ve şoför tahsis etmişti. Bu vaziyet gösteriyordu ki; o sadece kendi ülkesinde değil, Müslüman coğrafyasında da krallar tarafından ağırlanacak kadar önemli biriydi.

Kral tarafından ağırlanmanın mahcubiyetiyle Hacca giden Malcolm X, ilk ihramlarını giydiğinde dünyadan arınmış gibi hissediyordu. Kabe’nin etrafını tavaf ettiğinde ise kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu. Çünkü her şeyin özüne (the source) ulaşmıştı. Bu manevi değişimden sonra isminin başına El-Hacc koyacak ve El-Hacc Malik El-Şahbaz adını alacaktı. Yine de insanların gözünde Malcolm X olarak kalmaya devam edecekti.

Hac turunu bitirdiğinde ön yargılarından, ırkçılığından kurtulmuş daha sakin bir Malcolm X olmuştu. Ayrıştırıcı fikirleri bırakmıştı ama halen siyahilerin haklarını savunuyor, düşüncelerini pan-afrikanist bir çizgide devam ettiriyordu. Bunun belirtileri olarak da Hacc biter bitmez Afrika turuna çıktı. Mısır, Nijerya, Gana, Senegal, Fas, Cezayir… Gittiği her ülkede üniversitelerde karşılandı. Pan-afrikanizm üzerine çeşitli konferanslar ve mülakatlar verdi.

Afro-amerikanların ve Müslümanların ABD’de haklarını savunmaya devam etmesi gerektiğini ancak kültürel olarak kendi özlerine yani Afrika’ya taşınmaları gerektiğini defalarca vurguladı. Amerika’ya dönüp kısa bir süre sonra tekrar Afrika’ya geldiğinde bu sefer Mısır, Tanzanya, Nijerya, Gine, Gana, Kenya ve Uganda’nın devlet başkanlarınca devlet konuğu sıfatıyla ağırlanacaktı. Her kurduğu temasta Müslüman Camii örgütüne destek sağlıyor ve takipçilerini arttırıyordu. Malcolm X artık tüm dünyada Müslümanların ve siyahilerin gözdesi bir aktivistti.

Tarih 21 Şubat 1965’i gösterdiğinde Malcolm X, Manhattan Audubon salonunda konuşma yapmaya hazırlanıyordu. Salonda adamın birinin “Ellerini üzerimden çek zenci!” diyerek bağırması üzerine Malcolm X’in korumaları o tarafa yöneldiler. O sırada aniden üç adam silahlarını çıkararak Malcolm X’e ateş ettiler. Oracıkta yere yığılmıştı. Hastaneye kaldırıldı ama yapılan müdahaleler fayda etmeyecekti. Malcolm artık bu dünyadan fiziksel ve psikolojik tüm bağlarını koparmıştı. Arkasında çocuklarını ve karısını bıraktı. Üstelik Betty, Malcolm X’in hiçbir zaman göremeyeceği Melek ve Melike’ye hamileydi.

Malcolm X’in naaşı 3 gün boyunca Harlem Unity Cenaze Evi’nde törenle sergilendi. Son tören ise God in Christ Kilisesi’nde gerçekleştirildi. İslam’ı savunan bir insanın defin ritüellerinin Hristiyan geleneklerine göre yapılması hayli ilginçti. Binlerce insan kilise önünde dolup taştı. Cenazeye sadece halk ya da Müslüman Camii üyeleri değil, Sivil Haklar Hareketinden de aktivistler katıldı.

Ölmeden önce bir otobiyografi yazmıştı. Kitapta “Kesinlikle bildiğim şeylere dayanarak söylüyorum ki bu kitabı basılmış olarak okumaya ömrümün yeteceğini sanmıyorum.” demişti. Sanki aldığı tehditlerin sadece korkutmak için olmadığını biliyordu. Gerçekten de kitabın basımını görememişti, kitap ölümünden yakın bir süre sonra basılabildi.

Katillerine gelince… Ölümünden 5 gün sonra CBS sabah haberlerinde Dallas Townsend, Malcolm X’i öldüren Talmadge Hayer’ın tutuklandığını bildiriyordu. Hayer sonra diğer iki kişinin de eşkâlini verecekti; Norman 3X Butler ve Thomas 15X Johnson. Kitabında bir beyaz ırkçının ya da beyazlar tarafından kiralanmış bir zencinin onu öldüreceğinden bahsediyordu. Ancak ölüm iki taraftan da gelmemişti. Ölümü 12 yıl boyunca canla başla çalıştığı NOI’nın üyelerinden, yani kardeşlerinin elinden olmuştu. Elijah Muhammed ve NOI üyeleri ise bu suikastı sonuna kadar reddedecekti.

Dr. Abdul Alkalimat Malcolm X / Malik Shabazz: Study Guide adlı çalışmasında onun hayatını 4 evreye böler. Birincisi Malcolm Little (1925-1941); iyi bir hayat isteyen ama ırkçılık yüzünden durdurulan ortalama bir delikanlı. İkinci evre Detroit Red (1941-1952); kendine ve siyahi topluma karşı zararlı bir uyuşturucu satıcısı. Üçüncü evre ise Malcolm X (1952-1963); barbar ırkçılığı Amerikan yaşamına maruz bırakan bir siyahi nasyonalist. Son evre ise Omawole[4] (1964-1965); dünya kardeşliğine karşı kendi dinini ve nasyonalizmini yayan bir anti-emperyalist, pan-afrikanist. Başlıklar tartışmalı olsa da Malcolm X’in hayatındaki kırılma noktaları bakımından bu çalışmanın tespitleri yerindedir. 31 Ocak 1994’te, -ölümünden 29 sene sonra- Newsweek gazetesinde yapılan mülakatta “Neden Afro-amerikanlar onu takip ediyor?” sorusuna siyahi bir yönetmen olan Orlando Bagwell “Çünkü onlar halen (Malcolm X’de) değişmemiş gerçekleri konuşan dürüst bir insan görüyorlar.” şeklinde cevap verecekti. Malcolm X, zamanın döngüsü içinde farklı fikirleri savunsa da asla inanmadığı bir fikri savunmamıştı. İdealistti ve ilkelerinden canı pahasına da olsa hiç ödün vermemişti. Daima gençleri peşinden sürüklemeyi başarabilmişti. Kısa ömrüne yüzlerce konuşma, binlerce takipçi sığdırmıştı. O içine doğduğu toplumun tüm resmi değerlerine (Hristiyanlık ve Musevilik, beyazların üstünlüğü) karşı, marjinal değerleri (İslamlık, siyahi ırkçılık) savundu. ABD Başkanı’nın dahi suikasta kurban gittiği bir dönemde 40 yaşını görmesi bile -acı gerçek bu da olsa- bir mucizedir.


Kaynakça:

Dr. Abdul Alkalimat – Malcolm X / Malik Shabazz: Study Guide

Alex Haley – Malcolm X – İnsan Yayınları (2003)

https://www.biography.com/people/malcolm-x-9396195


Dipnotlar:

[1] Hristiyanlığın bir mezhebi olan Protestanlık ile temelde aynı görüşleri benimseyen, ancak inananların vaftiz edilmesi gerektiğine ve bu ritueli gerçekleştirirken vaftiz edilecek kişiye su serpmek yerine suya daldırılması gerektiğini savunan bir gruptur. Bazı baptistler ise hiçbir insan otoritesi olmaması gerektiğine özellikle vurgu yaparlar. (kaynak: Britannica)

[2] Elijah Muhammed’in takipçilerine anlattığı siyahi ırkın mitolojisi sayılabilecek bir hikaye.

[3] John Ali’nin çok çok sonra FBI tarafından NOI’ya sokulmuş bir ajan olduğu ortaya çıktı.

[4] Nijerya ziyaretinde kendisine verilen bir isim.

Gorgon E-Dergisi, 4. Sayısı, 15 Ağustos 2018

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir