Mezopotamya Dini

Mezopotamya Dini

Mesopotamian Religion

Yazar: Joshua J. Mark

Çevirmen: Arman TekinSerkan Alpkaya

Kategori: Arkeoloji

Giriş

Eski Mezopotamya’da[1] hayatın anlamı, tanrılarla uyum içerisinde yaşamaktı. İnsanlar, tanrılarının kaos güçlerini bastırmak ve toplumun sorunsuz çalışmasını sağlamak için yardımcı işçiler olarak yaratılmıştır.

Mezopotamya Yaratılış Miti

Mezopotamya yaratılış efsanesi Enuma Eliş[2]’e (Anlamı: Bir zamanlar yükseklerde) göre yaşam yaşlı ve genç tanrılar arasındaki destansı bir mücadeleden sonra başladı. Başlangıçta kaos içinde dönen ve temiz-acı arasında ayırt edilmemiş sadece su vardı. Bu sular iki ayrı kişileştirilmeye ayrılır: Erkek kişileştirmesi Apsu, temiz suyu ve Kadın kişileştirmesi olan Tiamat ise tuzlu suyu temsil ediyordu. Diğer tüm Tanrılar bu iki ilkenin birliğinden ortaya çıktı.

Bu genç tanrılar günlük toplantılarında o kadar çok gürültü yaptılar ki yaşlı tanrıları rahatsız ettiler, özellikle de Apsu’yu, vezirinin tavsiyesi üzerine, onları öldürmeye karar verdi. Tiamat, Apsu’nun komplosu karşısında şok oldu ve oğullarından biri olan zeka ve bilgelik tanrısı Ea’yı uyardı. Erkek ve kız kardeşlerinin yardımıyla Ea, Apsu’yu uyuttu ve sonra da onu öldürdü. Ea, Apsu’nun cesedinden, yeryüzünü yarattı ve evini inşa etti (gerçi, daha sonraki mitlerde “Apsu” tanrıların sulu evi ya da tanrılar âlemi anlamlarına gelmeye başlamıştır). Tiamat, Apsu’nun ölümü yüzünden üzgündü, çocuklarını kendisi yok etmek için kaos güçlerini uyandırdı. Ea ve kardeşleri, Tiamat’a ve müttefiklerine, aşığı Kingu’ya[3], kaos güçlerine ve Tiamat’ın yaratıklarına[4] karşı savaştılar; büyük fırtına tanrısı Marduk[5] yükselene kadar başarılı bir şekilde savaşmadılar. Marduk, eğer tanrılar onu kral ilan ederse Tiamat’ı yenilgiye uğratacağına yemin etti. Bu kabul edildi, Marduk Tiamat’a karşı savaşa girdi, onu öldürdü ve gövdesinden gökyüzünü yarattı. Sonra eylemlerine devam etti ve Kingu’nun artıklarından, tanrılara yardımcı olacak insanları yarattı.

Tarihçi D. Brendan Nagle’a göre:

“Tanrıların belirgin zaferine rağmen, kaos güçlerinin kuvvetlerini yeniden kazanmayacağının ve tanrılara karşı yeniden ayaklanmayacaklarının hiçbir garantisi yoktu. Tanrıların ve insanların hepsi de kaosun güçlerini sınırlamak için süren mücadeleye katılmışlardı ve her biri bu dramatik savaşta kazandığı rolü oynamıştı. Mezopotamya kentlerinin sakinleri, dünyayı yönetmeleri için Tanrılara gerekli olan her şeyi sağlamakla yükümlülerdi.”

Şehirler, Tapınaklar ve Tanrılar

Tanrılar da hayatlarının her alanında, kendilerine yardım eden insanları gözettiler. En ciddi ve basit kaygıları, sağlık ve refahın devam etmesi için dua etmek olan Mezopotamyalıların yaşamları, tanrılarının etrafında dönüyordu ve doğal olarak dünyadaki tanrıların evleri: tapınaklardı.

Her şehir, merkezinde, o şehrin koruyucusu olan tanrının tapınağını bulunduruyordu. En ünlü kutsal şehir, Tanrı Enlil’in, kralların yasalarını onayladığı ve anlaşmalara başkanlık ettiği Nippur’du (Nippur, çok önemli bir merkezdi, Hıristiyanlık ve ardından Müslümanlık dönemlerinde bozulmadan kalmış ve MS 800’e kadar bu yeni inançlar için önemli bir dini merkez olmaya devam etmiştir). Bir şehrin baş tanrısı ya da tanrıçası şehrin en büyük tapınağına sahipti ancak diğer tanrılar için küçük tapınaklar ve shrine‘lar bulunuyordu. Belirli tapınakların tanrılarının bu binalarda yaşadığı düşünülüyordu ve çoğu tapınak üç odalı olarak tasarlanmıştı; hepsi çok süslüydü, en içteki odada tanrının ya da tanrıçanın heykeli bulunuyordu. Tapınak rahiplerinin her gün tanrının ihtiyaçlarını gözetmesi gerekiyordu. Yine Nagle’a göre:

“Her gün, müzik sesi, ilahiler ve ibadetlerle, Tanrı yıkanır, giydirilir, parfümlenir, beslenir, ozanlar ve dansçılar tarafından ağırlanırdı. Tütsü bulutları içinde ekmek çeşitleri, kekler, meyve ve bal, bira, şarap ve su ile birlikte önce tanrının önüne serilirdi… Ziyafet günlerinde tanrıların heykelleri, avlu ve şehrin sokaklarında şarkı ve dans eşliğinde götürülüyordu.”

Her kentin tanrılarına bu saygı gösterildi ve inanışa göre, onların şehri yılda en az bir kez turlamaları gerekiyordu aynı şekilde iyi bir yönetici her yıl sarayından çıkıp şehrini düzenli olarak teftiş etmeliydi.

Ur-Nammu Figürü, Fotoğraf: Osama Shukir Muhammed Amin

Tanrıların, Borsippa’dan Babil’e babası Marduk’u ziyaret etmek için yılda bir kez taşınan tanrı Nabu’da olduğu gibi, heykelleri vesilesiyle birbirlerini ziyaret etmeleri bile mümkündü. Marduk’un kendisi, aynı şekilde Babil’deki Yeni Yıl Festivali içinde heykeli tapınağından çıkarılarak şehirde dolaştırılıyor, rahatlayıp manzaranın tadını çıkarabileceği şehir dışında özel, küçük bir eve götürülerek onurlandırılıyordu. Bu yürüyüş boyunca insanlar, Marduk’un kaos güçlerine karşı kazandığı büyük zaferini Enuma Eliş ilahisiyle kutluyorlardı.

Mezopotamya Yeraltı Dünyası

Mezopotamyalılar sadece tanrılara değil, yeraltına giden ruhlara da saygılıydılar.  Mezopotamya cenneti (Sümerler’de Dilmun[6] olarak da bilinir) ölümsüz tanrıların topraklarıydı ve yeraltı dünyasının gördüğü ilgiyi görmezdi. Mezopotamya yeraltı dünyası, aramızdan ayrılan insanların gittiği yer, gidenlerin geriye dönmediği karanlık ve kasvetli bir yerdi ama öyle bile olsa, defin işleminde onurlandırılmayan bir ruh halen hayatta mutsuzluğa yol açacak yollar bulabilirdi. Ölüler genelde evin altına ya da yanına gömülürdü, her evde ölüler için küçük bir tapınak bulunurdu (Ur’da görüldüğü gibi bazen zengin evlerinde mabet kurulurdu), ölülerin ruhu için günlük olarak yiyecek ve içecek sunulurdu. Eğer birisi tanrılara ve topluma karşı görevlerini yerine getirdiği halde talihsizse, ölülerin ruhlarını bir şekilde rahatsız edip etmediğini öğrenmek için bir Büyücüye danışır.

MÖ 1700’ün ünlü Babilce şiiri Ludlul bēl nēmeqi‘de[7] (İncil’deki Job’un Kitabı‘na benzerliği sebebiyle Sümerli İşi olarak da bilinir) acılarının sebebini sorgulayan anlatıcı Tabu-Utul-Bel (Sümerce Laluralim olarak olarak bilinir), Büyücüye nasıl danıştığını şöyle dile getirir: “Fakat anlayışımı açmadı.” Job’un Kitabı gibi, Ludlul bēl nēmeqi‘de de iyi insanların başına neden kötü şeylerin geldiğini sorar ve Laluralim’in durumunda, çektiği acıyı hak etmediğini, tanrı ya da ruhları rahatsız edecek hiçbir şey yapmadığını iddia ediyordu.

Kehânet

Kehânet, Mezopotamya dininin diğer önemli bir parçasıydı ve yüksek derecede gelişmişti. Mari’da bulunan bir koyun karaciğeri kil modeli, bir Kâhin’in koyun organında bulunan mesajları nasıl yorumladığını ayrıntılı bir şekilde gösterir. Mezopotamyalılara göre, kehânet, dünyasal bağlamlarda tanrıların mesajlarını yorumlamak ve anlamak için bilimsel bir yöntemdi.  Belli türden bir kuş olağandışı bir şekilde hareket ettiyse, bir şey ifade edebilirdi: tanrılar önemli bir şey söylüyordu.

Belli belirtileri olan bir adam, bir şekilde tanrılar tarafından tedavi edilirken, aynı semptomları olan bir kadın, kâhinin, gösterilen işaretleri nasıl okuduğuna bağlı olarak tedavi edilirdi. Ülkenin büyük yöneticileri kendi özel kâhinlerine sahipken (daha sonra kralların ve generallerin kişisel doktorlarına sahip olacağı gibi) daha az varlıklı olanlar yerel kâhinlerin sağladığı bakıma güvenmek zorundaydılar.

Sümer Duvar Levhası, Fotoğraf: Osama Shukir Muhammed Amin

Mezopotamya Halkında Mitlerin Etkisi

Mezopotamya halkı, hayatlarının her alanında tanrılarına güveniyordu, bir evin temelinin döşenmesine yardım etmek için, tuğla tanrısı Kulla’yı çağırıyorlar, tanrıça Lama’dan koruma talebinde bulunuyorlardı ve bu tanrılarla ilgili birçok masal geliştirdiler. Mezopotamya tanrılarını çevreleyen mitler, efsaneler, ilahiler, dualar ve şiirler ve halkla etkileşimleri, günümüz okuyucularının tanıdığı birçok alan, sembol ve karakteri tanıttı.

  • İnsanın Sona Erme Hikâyesi (Adapa Efsanesi)
  • Büyük Tufan hikâyesi (Atrahasis),
  • Yaşam Ağacı (İnanna ve Hulappu Ağacı),
  • Cennete Alınan Bilge Bir Adam / Peygamber Efsanesinin Hikâyesi (Etana Efsanesi),
  • Yaratılış Hikâyesi (Enuma Eliş),
  • Ölümsüzlük Arayışı (Gılgamış Destanı),
  • İnanna’nın Yeraltı Dünyası’na inişiyle ünlü olan Ölen ve Canlanan Tanrı figürü tasviri (ölü ya da yeraltı dünyasına inen bir tanrı ve hayata ya da dünyanın yüzeyine insanlığın yararı için geri döner).

Bu masallar, diğerleri arasında, Mezopotamyalıların ticaret yaptığı ve etkileşim içindeki bölgelerinde, en önemlisi Kenan ülkesinde (Phoenicia) sonradan efsanelerin temelini oluşturdu; bu halklar, zamanla, zamanında, olarak bilinen kutsal yazıları içeren öyküleri üretecekti. İncil’in Eski ve Yeni Ahitlerini.

Kaynakça

Black, J. Gods, Demons and Symbols of Ancient Mesopotamia. (University of Texas Press, 1992).

Dalley, S. Myths from Mesopotamia. (Oxford University Press, 2009).

Foster, B.R. From Distant Days. (Capital Decisions Ltd, 1995).

Jacobsen, T. The Treasures of Darkness. (Yale University Press, 1978).

Nagle, D. B. The Ancient World: A Social and Cultural History. (Pearson, 2009).

Von Soden, W. The Ancient Orient. (Wm. B. Eerdmans Publishing Company, 1994).

Yazının Orijinali İçin:

Original article by Joshua J. Mark / Ancient History Encyclopedia

https://www.ancient.eu/Mesopotamian_Religion/

Editör: Serkan Alpkaya

[1] https://www.ancient.eu/Mesopotamia/

[2] Enuma Eliş, Bâbil Yaratılış Destanı’dır. Destanın Bâbilce aslından Selim F. Adalı-Ali T. Görgü tarafından Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından Türkçeye çevrilmiştir. (edn)

[3] Orijinal metinde champion kelimesi kullanılmış olmasına rağmen Quingu bilindiği üzre Tiamat’ın aşağı ve korumasıdır. (edn)

[4] Tiamat, Kingu’yla birlikte on bir canavar yaratmıştır. (edn)

[5] Yazarın konuyla ilgili yazısı için: https://www.ancient.eu/Marduk/

[6] Dilmun kelimesi, bir şiirden yola çıkarak Mezopotamya Cenneti olarak tanımlanmıştı. Ancak şiirin büyük bir  parçasının bulunmasından sonra cenneti tasvir etmediği anlaşılmıştır. Bahreyn ve Körfez’in batı kıyısı için kullanılan bir kelimedir. Bahsi geçen şiir: Enki ve Ninhursaga şiiridir. (edn)

[7] Türkçe çevirisi: Bilgeliğin Efendisine Övgüler Sunarım’dır. (edn)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir