Mezopotamya’da Şeytan ve Günah Kavramı 

Mezopotamya’da Şeytan ve Günah Kavramı 

“Mezopotamya bireyi ezmek için ve daha kötüsü birey kendi ezilişin doğrulasın diye Günah’ı keşfetti ve İran bireyi korkutmak için Şeytan’ı icat etti. Bizim ‘şeytansılaşmış’ tektanrıcılığımızın yatağı hazırdı. Geriye kalan tek şey o yatağa yatmaktı.

Gerald Messadie

Yazar: Serkan Alpkaya

Kategori: ArkeolojiTarih

Mezopotamya Bölgesi’nin Coğrafyası

Mezopotamya coğrafyası, kabaca, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgedir. Büyük bölümü bugünkü Irak topraklarında yer almaktadır. Güneyde Basra Körfezi, kuzeyde Türkiye’nin güneydoğusu, doğuda İran’ın Zagros Dağları ve batıda Suriye’yi kapsamaktadır.

Günümüzde Şeytan

Günümüzde şeytanın betimlenmesi de, kötülüğün kişileştirilmesi gibi, folklorik, tarihsel ve geleneksel öğeler taşıyor. Şeytanın mitolojik referansında Yunan tanrısı Hermes’in oğlu Pan özel bir yer tutuyor. Pan doğuştan kıllıydı, boynuzları ve çift toynaklı ayaklarıyla yarı keçi görünümüne sahipti. Babası gibi fallik bir tanrı olan Pan, aynı zamanda hem yapıcı hem de yıkıcı olan erotik arzuları temsil ediyordu. Şeytan da, özellikle Ortaçağ ikonografik çalışmalarında sık sık bedeni kıllarla kaplı, kimi zaman boynuzlu, kimi zaman da çift toynaklı olarak betimlenmişti. Şeytanın genellikle çeşitli hayvan biçimlerine, en çok da keçi biçimine girdiğinden söz edilir. Bazı bilim adamlarına göre, bu benzerliğin kökeninde, şeytanın, Hıristiyanlığın diğer pagan tanrılarla birlikte reddettiği ve özellikle de, vahşi doğa ve cinsel taşkınlıkla ilintisi yüzünden korku duyulan bereket tanrılarıyla olan ilişkisi yatıyordu.

Şeytanın kara rengi, doğal olarak, Tanrı’nın krallığına karşı karanlıkların prensi olarak üstlendiği rolden ve düşüşünden sonra tutsak edildiği yeraltı dünyasıyla ilişkisinden kaynaklanır. Ancak bu renkleri sadece tektanrılı dinlerin metinleriyle açıklamak yeterli değildir. Kızıl, aynı zamanda Mısır’da felaketlerin tanrısı olarak bilinen tanrı Seth’e inanların da kullandığı renktir. Ayrıca, kızıl renkli bir yılanın, Babil Tanrısı Marduk’un tapınağını koruduğu biliniyor. Şeytanın kızıllığının, ölüler âleminin yok edici alevleriyle ilişkili olduğu da ileri sürülüyor. Siyah renge gelince, Mısır mitolojisinde Tanrı Seth kimi zaman kara bir domuz olarak betimlenir. Tanrı Dionysos’un rengi de karadır. Mezopotamya kötülük tanrıları Lilitu, Lilith ve Lamia’lar gece yaratıklarıdır. Kenanlılarda Mot, Yunanlılarda Hades ölüm ve karanlığın efendileridir.

Mezopotamya’da Şeytan İmgesi ve Günah Kavramı

Sümerce’de ve Akadca’da “günah” ahlaki ve tanrısal yasalara karşı gelme anlamındadır. Günah, akrabalar yoluyla geçebilirdi ve insanların günah işlemeye çok fazla eğilimli olduklarına inanılıyordu. Teolojik olarak, Sümerler ve Samiler başlarına gelen felaketlerin büyük kısmını iblislerin suçu olduğunu kabul ediyorlardı. “İblis bilim, dinlerin çok önemli bir yanıydı,” diye yazar Encyclopaedia Britannica. Gerçekten de, İranlı komşuları tanrısallığı ve karşı-tanrısallığı merkezileştirmişken, Mezopotamyalılar hala iblislerle dolu çoktanrıcılığı uyguluyorlardı. Mezopotomya krallıklarının, Sümer’den itibaren ve dar anlamda politik nedenlerle, birey bilincinin özel alanında bile kölelik ve aşağılanmayı vurgulayan dinler ürettiklerini saptamak gerek. Mezopotamya’daki uygarlıklar dışında hiçbir uygarlıkta bireyin bu noktaya indirildiği görülmemiştir. Sümer’den Asur’a Mezopotamya rejimleri, bilindiği gibi zorba rejimlerdir. Kesin ritüeller ve törensel davranışları söz konusu. Krala karşı herkes köledir. Çünkü Mezopotamya krallıklarının mutlak teokrasisinde birey küçümsenecek bir nicelik, ilahi iradenin bir alt-ürünüdür.

Sümerliler

Tanrıça İnanna’nın kızkardeşi olan Ereşkigal, cehennemin tanrıçası veya ölüler dünyasının kraliçesi olarak bilinir. Ereşkigal’in yukarı dünyanın yaz ve sıcaklık tanrısı Nergal ile evliliği, rastladığım en eski günah kavramlarından bir tanesidir. Nergal, tanrıların emri üzerine Ereşkigal’den özür dilemeye iner fakat cehennemin güzelliği onu baştan çıkararak, sevişme arzusu duyar. Nergal, gittikten sonra baştan çıkarıcı Ereşkigal ağlamaya başlar. Ereşkigal, Nergal’i yakalamak ve onu tekrar kucaklamak için tanrılara haberci Namtar’ı gönderir. Ereşkigal’in bu isteği büyük bir aşkın hikayesi değil tam tersine eğer Nergal, Ereşkigal’in yatağın geri dönmezse: “Ölüleri dirilteceğim ve canlıları kemirecekler, / Yeryüzünde ölüleri canlılardan kalabalık kılacağım!” bu büyük bir kinin söylevidir. İştar’ın Gılgamış’a söylediği tehdit ile aynıdır fakat Gılgamış direnmişti, Nergal’in öyle bir şansı olmadı. Nergal, gökyüzünden yeraltına iner. Yedi Kapı’nın bekçilerini yener, taht salonuna eriştiğinde karşısında Ereşkigal vardır. Nergal, kahkaha atar ve onu saçlarından tutup tahtından aşağıya atar, bunu üzerine Ereşkigal ağlamaklı ve evlenmek için yalvarmaktadır. Buradaki asıl vurgulanmak istenen, Richard Wagner’in anlatımıyla: “Canlılar dünyası ölülerinkine sıkı sıkıya bağlıdır ve Cehennem’in gücü gökyüzününkinden daha büyüktür. Çürüme, canlı maddenin kalbinde bulunur. Ölüm ve Kötülük, Ereşkigal’in dişiliğiyle temsil edilmiştir. İlk Günah kavramı burada rüşeym halinde mevcuttur; tümü de ataerkil sistemlerden türeyen vahiyli dinlerin temelindeki kadın düşmanlığı gibi cinsellik Günah’ın taşıyıcısıdır ve Ereşkigal, ilk büyük baştan çıkarıcı, daha o zamandan hem Havva’nın atasıdır hem de Adem’in ilk gerçek karısı olan Lilith’in atasıdır.”

Sümer dini, kamusal ibadet yerlerine sahiptir. Ancak bunların yetmediği yerde, özel olarak söylenecek pişmanlık duaları; istiğfar mezmurları, rahiplerle birlikte söylenen; övgü, günah çıkarma ve şefaat mezmurları vardır. Buradaki en önemli kısım; insanlığın ilk yazınsal olarak bilinen dinin de; günah çıkarma törenleri olduğudur. Özellikle bu övgü, günah çıkarma, şefaat ve istiğfar mezmurlar, Sümer dili yok olduğunda dahi başka kültürde varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

Sümer dininde, kötü varlıklar da söz konusuydu. Bunlar sadece kötü yanlarıyla değil, iyi yanlarıyla da bilinmekteydi. Bu sebepten dolayı günah kavramını ortaya çıkaran bu din, şeytan imgesi açısından net bir tasvir ortaya koymamıştır.

Akad

Sümerlilerden sonra hemen hemen aynı bölgelere yerleşen ve Sami ırkı olan Akadlar da Sümer çiviyazısını benimsemişler fakat Sümerceye hiçbir noktadan benzemeyen bir Sami dili olan Akadca’yı kullanmışlardır. Sümer ve Akad panteonları erken bir tarihte birleştiğinden tanrıları birbirinden ayırmak olanaksızdır.

Bundan dolayı birçok Sümer tanrısı, Akadca’ya uyarlanmıştır. İnanna, İştar olmuştur sözgelimi. Tanrı adlarıyla birlikte, tapınaklar ve ritüeller de Sümerce biçimiyle korunmuştur. Dini ritüeller Sümer diliyle yapılmaya devam edilmiştir.

Hristiyanlar’ın inanışına göre İsa peygamber, insanların günahları için kendini bağışlamıştır ve bu sebepten dolayı her insan doğuştan günahkardır.  Bu inanışın ilk örneği, etik ya da ritüel günahları sayan Akad metinleri olan Şurpu ve Maklu’larda, kişinin kendisi tarafından değil, atalarından biri tarafından işlenen günah teması vurgulanmaktadır.

Babil

Her gün şükranlarını sun tanrılara / Dualarla, yakarılarla, kendinden geçmelerle

Bir gram verirsen onlara / Karşılığında otuz kilo alırsın

Hürmette kusur etmezsen gözlerine girersin/ Kurban sundukça ömrün uzar

Dua ettikçe günahların silinir.

Babil İlahisi

Babil’in baş tanrısı Marduk’tur. Enuma Eliş mitolojisinde nasıl başa geçtiğini ve insanlığı Kingu’nun kanından yaratıldığını öğreniriz. Peki kimdi bu Kingu?

Kingu, baş cindir. Evrende düzensizlik tohumu ektiği için Marduk’un emriyle ölüme mahkum edilmiştir. Baş cin olan Kingu, diğer öncüleri gibi hem iyi hem de kötü bir cin değildir. O sadece kötüdür. Tıpkı günümüzdeki şeytan gibi. Babilonya Yaratılış Mitolojisi’nin (Enuma Eliş mitolojisi) altıncı tabletinde bahsettiği Kingu’nun kanından tanrılara hizmet etmesi amacıyla yaratılan insanlık, kötülüğün birer tohumudur. “Kötülük onun tenindedir,” der Henrietta McCall.

Kuppuru seremonisi olarak bilinen pişmanlık seremonisi Babil dini için önemli bir yere sahiptir. Babilli müneccimler, şeytanı kovmaya yarayan; büyülü ritüeller, şeytani dalaverenin tanımlarıyla ve iblis adlarının okunmasıyla dolu uzun bir seremoni okurlar. Şeytanın insan ruhuna girmesi çok olasıdır, çünkü insanlar iblislerin ezeli ikametgahını oluştururlar. Her insana doğumundan itibaren koruyucu bir tanrı verme zorunluluğu vardır. Bu insan günah işledikten sonra koruyucu tanrı onu terk eder, böylece boşalan yeri iblisler dolduracaktır.

Bir Babil büyüsünde, şeytanlardan “tanrıların dalağı” olarak bahsedilmektedir. Bu, onların öfke dolu duygularını ve kinci arzularını simgeler.

Asur

Babil ile eş zamanlı Mezopotamya topraklarında hüküm sürmüş bu kültür hem Babil hem de Sümer-Akad ile bir çok benzerlik göstermektedir. Asurluların kendine özgü kölelik duygusuna vurgu yapmak gerekir: “Hizmetçi, itaat et bana!/ Evet, efendim, evet!/ Evet, sev, efendim, sev. Bir kadını seven bir erkek acıyı ve sıkıntıyı unutur./  Hayır, hizmetçi, kadın sevmeyeceğim./ Sevme, efendim, sevme, Kadın bir tuzak, keskin bir kılıç, sicimdir yani! Bir erkeğin boynunun uçurur.” Bu şiirde de görüldüğü üzere Sümer’den itibaren vurgulanan tek şey şeytanın veya kötülüğün temsilcisi kadındır. 

Geç dönemde kötü cinlerin tasvirli sanat öğelerinde artışı mevcuttur. Daha önceleri yazınsal açıdan bildiğimiz kötülük bu dönemde somut bir hale bürünmüştür. Bu isimleri tek tek açıklamaktan ziyade, tarih sahnesine çıkmış en önemli eserleri tanıtmaya başlayacağım.

Pazuzu: Çoğunlukla korkunç yüzlü, dört kanatlı, kuş ayaklı, hayvan pençeli ve akrep kuyruklu olarak betimlenmiştir. Ayrıca, sağ eli yukarı, sol eli ise aşağı doğru sarkar; ellerinin bu durumunun hayat ve ölüm veya yaratmak ve yok etmek anlamlarına geldiği düşünülmüştür. Pazuzu, kuru dönemlerde kıtlık ve kuraklık, yağmurlu dönemlerde ise çekirge getiren Güney-batı rüzgarının ciniydi. Üstünde, “Ben kötü rüzgar cinlerinin kralı Hanbi’nin oğlu Pazuzu’yum” yazmaktadır. Kötü yaradılışlı cinlerin kralı olmakla birlikte, Pazuzu’nun yardımsever olduğuna inanılırdı. Doğum yapan kadınlara, dişi cin Lamaştu’nun saldırılarına karşı muska olarak tunçtan Pazuzu başı takmak, Geç Asur ve Geç Babil dönemlerinde çok yaygın bir adettir. 

Lamaştu: Loğusalık ateşinin dişi şeytanı, Sümer Dimme’nin reenkarnasyonu, genellikle bir memesiyle bir köpeğe, diğer memesiyle de bir domuza süt verirken temsil edilen dişi bir kabustur. Lilith olarak da söylenenilen bir şeytan. An’ın kızıdır. Sadece tanrıların emirleri doğrultusunda hareket eden bu tür ifritlerden farklı olarak Lamuştu belirgin bir şekilde kendi çıkarı için ve kendi inisiyatifiyle kötülük yapardı. Lamaştu, kurbanlarını öncelikle henüz doğmamış ve yeni  doğmuş  bebeklerden seçerdi. Gerek düşüklerin gerekse beşik ölümlerinin sebebi ona atfedilirdi. Hamile kadının karnına yedi kez dokunur ve bebeği öldürür ya da çocuğu kaçırırdı. Lamaştu’ya karşı alınan büyüsel önlemler, hamile kadının bronz bir Pazuzu başı takmasını içeriyordu. Lamuştu’yu resmeden ve Lamuştu levhaları denilen metal veya taştan levhalar da büyüsel olarak koruyucu amaçlıydı. Lamuştu bu levhalarda Pazuzu tarafından yeraltı dünyasına geri gitmeye zorlanırken gösterilir. Üstelik bu levhaların bazılarında yatalak bir adam da görürüz. Bu durum Lamuştu’nun hastalık sebebi olma işlevini de göstermektedir. Lamaştu, aslan başlı, eşek dişli, çıplak göğüslü, kıllı vücutlu, lekeli elli, uzun parmak ve tırnaklı, kuş pençeli -İmdigud’a benzer- olarak tasvir edilmiştir. Yeraltı dünyasında gezindiği bir tekne de tasvir sanatında görülür. Lamaştu’nun hayvanı ise eşek ya da keçidir.

Sonsöz

Yazıyla birlikte, Günah kavramı ilk kez Sümer dinininde ortaya çıkmıştır. İblislerin insanlar üzerindeki iktidarlığı insanlara ahlaki ve dinsel buyrukları ihlal ettirir ya da sakıncalı bir nesneye dokundurtur. İlk günah kavramı da ana hatlarıyla belirtilmiştir, çünkü etik ya da ritüel günahları sayan Akad metinleri olan Şurpu ve Maklu’larda dilek sahibinin kendisi tarafından değil, atalarından biri tarafından işlenen günah temasının ortaya çıktığı görülür ve cinlerin sadece günahkarların kafasını karıştırdığı ve bir insan cinliyse muhakkak bir günah işlemiş olduğundandır şeklinde formülleştirilen, Asur ve Babil dinlerinin değişik biçimlerinde güçlenecek ve Yahudilik aracılığıyla tüm Hristiyanlık tarihi boyunca sürüp gidecek olan anlayış burada belirginleşiyor.

Şeytan, insanoğlunun tarihinde var olmuş ve olacaktır. Korkularımızı, kıskançlıklarımızı, bastırdığımız duygularımızı, bastırılan cinselliğimizi düşüncelerimize yansıtıp bundan rahatsızlık duyduğumuz her an, tüm bu rahatsızlıkları sırtına yüklemek isteyeceğimiz bir dosta ihtiyacımız var. Bu dost, kötü bir dost olacak elbet, yeri gelecek elindeki işkence aletleri ile lanetlilere işkence edecek ama dost olduğunu bileceğiz, çünkü Ortaçağ’ın karanlık zihniyeti haklı haksız ayırt etmeksizin öldürdüğü sekiz milyona yakın insanı vicdanından atabilmek için şeytani güçleri, din karşıtlığını, şeytana yakınlıklarını öne sürerek insan katlini dinsel ve hukuksal açıdan yerine getirmeyi uygun görmesinde Şeytan’ı kullandığı gibi yüzyıllar boyu Şeytan yardımımıza koşacaktır.

Kaynakça

  1. Michel, “Pazuzu”, F. Johannes (eds.), Dictionnaire de la Civilisation Mésopotamienne, Paris, 2001, 637638
  2. D.A.Mackenzie, Babil ve Asur Mitleri, İlya İzmir Yayınevi, İzmir, 2011
  3. Langton, Essentials of Demonology: A Study of Jewish and Christian Doctrine, The Epwort Press, London, 1949
  4. Messadie, Şeytanın Genel Tarihi, Kabalcı Yayınevi, çev. Işık Ergüden, İstanbul, 1998.
  5. H.W.F. Saggs, Babylonians , The British Museum Press, London, 1995
  6. Black – A. Grenn, Gods, Demons and Symbols of Ancient Mesopotamia, The British Museum Press, London, 1998
  7. M.Roaf, Mezopotamya ve Eski Yakındoğu, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996
  8. M.Webster, Merriam-Webster’s Encyclopedia of World Religions, Merriam-Webster, 2000, 653
  9. N.P. Heebel, Pazuzu: Archäologische und Philologische Studien zu Einem Altorientalischen Demon, Leyde, 2002
  10. Kalensky, “Statuette İnscrite du Demon Pazuzu.” 16.11.2014 tarihinde http://www.louvre.fr/en/oeuvrenotices/statuette-demon-pazuzu-inscription adresinden erişildi.
  11. S.H.Hooke, Ortadoğu Mitolojisi, İmge Yayınları, Ankara, 2002
  12. S.N.Kramer, Tarih Sümer’de Başlar, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2002

Bu yazı daha önce Adım Dergisi’nde yayımlanmıştır. 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir