Mısır’da Amarna Dönemi: Akhenaten

Mısır’da Amarna Dönemi:

Akhenaten

Yazar: Joshua J. Mark

Çeviri: Selin Çergel

Tanımı

Eski Mısır’da Amarna Dönemi, “tanrıtanımaz kral” olarak bilinen Akhenaten’in (MÖ 1353-1336) hükümdarlık dönemidir. Akhenaten, hükümdarlığının 5. yılında (MÖ 1348), geleneksel kültürün politeist/henoteist inanışlarını baskılamasıyla ve kendi kişisel tanrısı Aten’i yüceltmesiyle sonuçlanan etkili dini reformlar yapmıştır. 

Akhenaten / Kaynak: Dmitry Denisenkov 

Bazı bilim insanlarına göre, Amarna Dönemi sadece Akhenaten’in hükümdarlığıyla sınırlıyken bazılarına göre de haleflerine kadar uzanmakta ve firavun Horemheb’in (MÖ 1320-1292) başa geçmesiyle bitmektedir. Bu ikinci iddia ana akım akademisyenler tarafından daha çok kabul görmekte ve bu nedenle bu dönem genellikle MÖ 1348-1320 yılları arasında gösterilmektedir.

Akhenaten’in dini reformları dünya tarihinde monoteizmin ilk izleri olarak görülmekte ve bu nedenle günümüzde bilim insanları tarafından bu sözde “tanrıtanımaz kral”, övülerek veya eleştirilerek tartışma konusu olmaktadır. Amarna Dönemi, gerçekten de geleneksel Mısır monarşisi standartlarından çarpıcı bir ayrılığı gösterdiği için eski Mısır tarihinin en dikkat çeken konusu olmuştur.

Akhenaten’in reformlarını izleyen zaman diliminde, Aten’in tapınakları dışındaki tüm tapınaklar kapatıldı, dini pratikler ya yasaklandı ya da baskılandı ve başkent Teb (Thebes) yerine kralın yeni şehri olan Akhetaten’e (günümüzde Amarna) taşındı. Akhetaten özünde halk için değil, tanrı için yapılan bir şehir olduğundan Akhenaten döneminin odak noktasını yansıtır.

Kendi dini inancını özümsedikten ve başkalarınınkini baskıladıktan sonra Akhenaten, tanrının yeryüzündeki temsilcisi rolünü üstleneceği şehrine çekildi ve kendisini cennetteki babasına -Aten’e- tapınmaya adadı. Halkının yaşamı, ticaret anlaşmaları ve diğer devletlerle yapılan ittifaklar gibi, ülkenin ordusunun ve altyapısının bakımı, dini işlerinin yanında ikincil problemler olarak kaldı.

Akhenaten’in uyguladığı dini reformlar ölümünden sonra geçerliliğini yitirdi. Oğlu ve halefi Tutankhamun (MÖ 1336-1327) onun politikalarını uygulamadan kaldırdı ve geleneksel dini pratikleri geri getirdi. Tutankhamun’un çabaları erken ölümüyle yarıda kesildi ancak haleflerinden biri olan, Akhetaten’i yok eden ve Akhenaten’in ismini tarihten silen Horemheb tarafından daha büyük bir hırsla devam ettirildi.

Akhenaten ve Mısır Tanrıları

Akhenaten, döneminde saray, defin merkezi, ayrıca buraları koruyan Memnon heykelleri gibi Yeni Krallık’ın (MÖ 1570-1069) birçok görkemli anıt ve tapınağını yapmış olan yüce III. Amenhotep’in (MÖ 1386-1353) oğluydu. Bu tapınaklar o kadar fazlaydı ki, arkeologlar hepsini yaptırmış olabilmesi için uzun bir süre tahtta kalmış olması gerektiğini düşünmektedir. Bu büyük inşaat projeleri III. Amenhotep’in oğluna zengin ve güçlü bir krallık bırakmasını sağlayan dengeli ve huzurlu bir dönemin işaretidir.

O zamanlar Akhenaten, Mısırlı krallar tarafından tanrı Amun’u onurlandırmak için kullanılan, “Amun memnun” anlamına gelen IV. Amenhotep adıyla biliniyordu. IV. Amenhotep, babasının politikalarını devam ettirdi. Dış politika konusunda gayretliydi ve ticareti teşvik ediyordu. Ama beşinci yılında, aniden tüm tutumunu tersine çevirerek ismini Akhenaten (Aten için etkili) olarak değiştirdi, Mısır’ın geleneksel dini inanç sistemini yıktı ve başkenti (Amun tarikatının merkezi) Teb’den orta Mısır’ın el değmemiş topraklarında kurulan, Akhetaten (Aten’in Ufku ya da Aten’in Etkili Olduğu Yer) olarak adlandırdığı yeni bir şehre taşıdı. Bu ani değişikliğe neyin sebep olduğu kesin olarak bilinmiyor ve bilim insanları yıllardır bu konu hakkında yazılar yazıyor ve bu konuyu tartışıyorlar.

Akhenaten’in kendisi de yazıtlarında – birçoğu günümüze kalmış olsa da – dini değişimi için herhangi bir sebep göstermemiş ve tek bir tanrıya aniden kendini adamaya başlamasının apaçık ortada olduğuna inanmış gibi görünmektedir: Aten insanların kabul etmesi gereken tek gerçek tanrıdır ve diğerleri ya sahtedir ya da çok daha güçsüzdür. Sebeplerinin ne kadar açık olduğunu düşünse de ne var ki bunlar halk ya da saray çevresi tarafından aynı ölçüde anlaşılamamıştır.

Eski Mısırlılar – diğer bütün politeist toplumlar gibi – en azından kendi açılarından, birden fazla tanrıya tek ve basit bir sebepten tapınmışlardır: sağduyu. Birinin günlük hayatta ihtiyaçlarını tek bir kişi ile karşılayamayacağını; o kişinin öğretmenlerle, doktorlarla, eşiyle, patronuyla, iş arkadaşlarıyla, annesiyle, babasıyla, kardeşleriyle etkileşim kurması gerektiğini ve bunlardan her birinin kendine özel kabiliyetleri ve o kişinin hayatına katkıları olduğunu görmek kolaydır.

Sadece bir kişinin, birinin hayattaki tüm ihtiyaçlarını karşılaması – hayatta sadece bir kişiye ihtiyacımızın olması – günümüzde herhangi bir insana saçma geleceği gibi Eski Mısırlı birine de aynı ölçüde saçma gelirdi. Tanrılara da aynı şekilde bakıldığından kimse mektup yazarken Hathor’dan yardım istemez – çünkü bu Thoth’un alanıydı – ve kimse çocuk yapmak için Seshat’a dua etmezdi – Bes’e, Hathor’a, Bastet’e ya da bu alandaki diğer ilahi üstatlara edilirdi.

Akhenaten ve Nefertiti / Kaynak: Frans Vandewalle

Tanrılar hayatın önemli bir parçasıydı ve tapınak da şehrin merkeziydi. Eski Mısır’daki tapınaklar insanların tapınma yeri değil, tanrıların dünyadaki eviydi. Rahiplerin görevi insanların toplanmasını sağlamak değil, tanrıların evindeki heykellerini korumaktı. Tapınaklar genellikle içinde yemek pişiren, temizlik yapan, bira mayalayan, tahıl ve benzeri fazla gıdaları saklayan, yazıtları kopyalayan, öğrencilere ders veren, doktorluk, dişçilik ve hemşirelik hizmeti yapan, rüyaları, simgeleri ve kehanetleri yorumlayan çalışanlardan oluşan büyük komplekslerdi.

Yeni sektörler yarattığı ve var olanları desteklediği için tapınakların önemi kendi komplekslerinden çok daha ötede hissedilirdi. Muska yapımcıları, mücevherciler, şabti heykelciklerini yapanlar, dokumacılar ve başka bir sürü insan gibi, papirüsün hasadı ve işlenişi de büyük çoğunlukla bu tapınaklara bağlıydı. Akhenaten tapınakları kapatmaya ve geleneksel inançları yok etmeye karar verdiğinde bütün bu sektörler zarar gördü.

Monoteist zihniyetin sıradan olduğu günümüzde, Akhenaten genellikle dininin sınırlarının ötesini görmüş ve Tanrının geçek doğasını anlamış ileri görüşlü biri olarak sayılır; ama bu kendi zamanındaki algılanışından çok uzaktadır. Hatta büyük olasılıkla reformları ilahi bir görüşten öte, gücü ve zenginliği kendi bünyesinde toplayan Amun Tarikatı’ndan tahtı pahasına da olsa alma girişimiydi.

Kral ve Amun Tarikatı

Amun tarikatı ilk defa Eski Krallık döneminde (MÖ 2613-2181), 4. hanedanlığın krallarının rahiplere, cenaze ritüellerinde ve Giza’daki kraliyet piramit kompleksi gibi birçok yerde uygun dini ayinleri korumalarındaki çalışkanlıklarından dolayı vergiden muaf bir statü vermesinden sonra güç kazanmaya başladı. Bu dönemden itibaren gelişigüzel bir eski Mısır tarihi çalışması bile özellikle bu tarikatın her geçen yıl daha da zengin ve güçlü olması nedeniyle uzun süreli bir problem olduğunun altını çizer.

Topraklarında yetişen tahıldan vergi alınmadığından dolayı, bunları istedikleri gibi satabiliyorlardı. Ayrıca 4. Hanedanlığın kralları onlara ömürleri boyunca çok büyük ve verimli araziler vermişti ve bu düzen; inanılmaz zenginliklere, dolayısıyla da inanılmaz bir güce ulaşmalarını sağladı. Mısır tarihinde “ara dönem” olarak isimlendirilen her bir zaman diliminde – bu dönemlerde merkezi yönetim zayıf ya da bölünmüş olurdu – Amun rahipleri her zaman aynı derecede güçlü kaldılar ve Üçüncü Ara Dönem’de (MÖ 1069-525) Teb’deki Amun rahipleri Yukarı Mısır’ı, Tanis (Aşağı Mısır’da) krallarının toplayabileceği güçten çok daha fazla bir güç gösterisiyle yönettiler.

Sonradan gelen bir kralın, Eski Krallık’ın bu politikasını, monarşinin otoritesini azaltmadan tersine çevirmesi imkansızdı. Örneğin, Orta Krallık’tan bir kral, kendisi de dahil olmak üzere kralların da hata yapabileceğini kabul etmeden, Eski Krallık’tan Khufu’nun, Amun Tarikatı hakkında hatalı olduğunu söyleyemezdi. Kral, insanlar ve tanrılar arasında kültürün en önemli özelliklerini koruyan bir arabulucuydu ve ilahi bir mükemmellikten daha aşağısında görülemezdi. Rahiplerin kazandığı zenginliği tekrar ele geçirmek için bir kralın tek çaresi, rahipliği ortadan kaldırmak, konumlarının ve güçlerinin değerini azaltmaktı ve Akhenaten de bu yolu izledi.

III. Amenhotep’in refah dolu hükümdarlığında bile Amun rahipleri ile krallık arasında bir çatışmanın kanıtı yoktur. Ayrıca kral, Amun ve diğer tanrılarla birlikte ikincil bir Güneş tanrısı olan Aten’e de tapıyordu. Dini reformlar yapmasını Akhenaten’e öneren annesi (III. Amenhotep’in karısı) Tiye (MÖ 1398-1338) olabilir.

Kraliçe Tiye / Kaynak

Tiye’nin hem kocası hem de oğlu üzerinde, dolayısıyla saray ve Mısır bürokrasisi üzerinde kayda değer bir etkisi vardı. Annesinin, Akhenaten’in reformlarını desteklediği tamamen belgelenmiştir, ayrıca bilgili bir politikacı olarak, firavunun gücünü artırmanın tek yolunun rahiplerden geçtiğini fark etmiş olabilir. Ayrıca bazı bilim insanları, belgelerde açıkça desteklediği görüldüğü için, Akhenaten’in ünlü kraliçesi Nefertiti’nin (MÖ 1370-1336) de reformlara ilham kaynağı olmuş olabileceğini dile getiriyorlar.

Yıllar boyunca bir grup bilim insanı, Akhenaten’in dini reformlarının monoteist bir çalışma değil, sadece Aten’i yüceltmek için diğer tarikatların baskılanması olduğunu iddia ettiler. Ancak bu, Mısır’ın geçmişinde aynı türden olan girişimlerden haberdar olunduğunda çok az anlam ifade etmektedir. Daha önce Amun, tanrıların kralı konumuna yükseltilmiş ve Karnak’taki tapınağı tarihte inşa edilmiş en büyük dini bina olmuştur. Buna rağmen, diğer tanrıların tarikatlarına daha önce de olduğu gibi işlerine devam ettirmelerine izin verilmiştir.

 Akhenaten’in dini girişimlerinin, daha önce Amun rahiplerinin yaptığı işlerle bir olduğu iddia edilemez; çünkü öyle değildir. Akhenaten’in Aten’e Büyük İlahi’si (Great Hymn to the Aten), tıpkı dini politikaları gibi, sadece bir tanrının tapınılmaya değer olduğunu belirtir. Kral tarafından Aten’e yazılan  Büyük İlahi o kadar büyük ve güçlü bir tanrı imajı çizer ki bu tanrı resimlerle ifade edilemez, hiçbir tapınakta ya da ülke boyunca hiçbir şehirde tecrübe edilemez. Bu yüzden tanrının yeni bir şehre ve yeni bir tapınağa ihtiyacı vardır ve Akhenaten de bunları inşa edecektir.

Akhetaten

Akhetaten şehri Akhenaten’in yeni görüşünü tümüyle gösteriyordu. Mısır’ın ortasında el değmemiş topraklarda, Nil’in doğu kıyısında, kuzeydeki Memfis’in (Memphis) geleneksel başkentlerinin ve güneydeki Teb’in arasına MÖ 1346’da kuruldu. Şehrin kuruluş hikayesini anlatan sınırdaki dikili taşlar şehrin çevresine aralıklar halinde dikildi. Bunlardan birinde, Akhenaten şehrin yerini nasıl seçtiğini anlatmaktadır:

“Dikkatli bakın, burayı kuran Firavun’dur – bir tanrının malı değil, bir tanrıçanın malı değil, bir erkek hükümdarın malı değil, bir kadın hükümdarın malı değil, hiç kimsenin malı değildir.” (Snape, 155)

Yeni şehir Aten’den önce gelen kimseye ait olamazdı. Aynı şekilde tanrının yeni bir bakış açısıyla anlaşılması ve tapınma yerinin de tamamen yeni olması gerekiyordu. Amun’un, Osiris’in, İsis’in, Sobek’in, Bastet’in Hathor’un ve diğer birçok tanrının kendilerine özel şehirlerinde onlara yüzyıllardır tapınılıyordu. Ama Akhenaten’in tanrısının daha önce hiçbir tanrının tapınılmadığı yeni bir yere ihtiyacı vardı.

Dört ana bölge; kuzey şehri, merkez şehir, güney banliyöleri ve kenar mahallelerdi. Kuzey şehri, Aten’e adanmış Kuzey Sarayı’nın etrafından oluşuyordu. Mısır tarihi boyunca kral ve ailesi her zaman bir sarayda yaşamışlardı ve Akhenaten’in kendisi de Malkata’da babasının devasa ve gösterişli sarayında büyümüştü. Ancak Akhetaten’de, kraliyet ailesi sarayın arkasındaki dairelerde kalıyordu ve Delta bölgesinin bereketini gösteren resimlerle süslü daha zengin içerikli odalar, orada yaşadığı düşünülen Aten’e adanmıştı. Aten’i saraya karşılamak için tavan gökyüzüne açıktı.

Amarna’da Kuzey Sarayı / Kaynak: Chanel Wheeler

Merkez şehir, Büyük Aten Tapınağı ve Küçük Aten Tapınağı etrafında şekilleniyordu. Burası idarecilerin yaşadığı ve çalıştığı, şehrin bürokratik merkeziydi.  Güney banliyöleri zengin soyluların yaşadığı yerdi ve büyük araziler ve anıtlar içeriyordu. Kenar mahalleler, toprakları işleyen ve nekropolisteki mezarları inşa eden ve koruyan çiftçilerin yaşadığı yerdi.

Akhetaten, girişinde devasa sütunları, saygı uyandıran saray ve tapınakları, Akhenaten ve Nefertiti’nin sabahları arabalarını sürebilmesi için yapılmış geniş caddeleriyle dikkatlice planlanmış bir mühendislik harikasıydı. Ama şehir kral ve çevresi dışında kimsenin konforu ve çıkarı düşünülerek inşa edilmemişti. Bu topraklar daha önce hiç geliştirilmediğinden dolayı, burada yaşayan ve çalışan insanlar, diğer şehirlerden ve toplumlardan koparılmış ve Akhetaten’e nakledilmiş olmalılardı.


Yazının devamı ve kaynakçası için tıklayın.

Redaksiyon: Büşra Erturan


Yazının Orijinali İçin

Original article by Joshua J. Mark / Ancient History Encyclopedia

https://www.ancient.eu/Amarna_Period_of_Egypt/


Ana görselde kullanılan fotoğraf:  José-Manuel Benito

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir