Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Savaş ve Sömürgecilik

Yazar: Rodolfo Zamora Rielo (6 Eylül 2017)

Çeviri: Cemal Özer

Çeşitli kuvvetler altın, elmas, odun, uranyum ve petrol rezervlerini kontrol etmek için mücadele ederken, eski Fransız sömürgesinde çatışma hüküm sürmeye devam ediyor.

Medyanın geniş kısmı için Afrika sayısız katliamın, salgın hastalığın ve çatışmaların; acımasızca yağmalayan, tecavüz eden ve insan kaçıran radikal grupları yarattığı kaostaki bir kıta.

Ayrıca büyüleyici manzaraları, bol maden kaynakları ve aynı zamanda kuraklık ve çölleşme tehdidi altında bulunmasıyla, batıdaki insanlar için Afrika, kabile çatışmalarının, kaçakçılığın ve kaçınılmaz yoksulluğun krallığıdır.

Bununla beraber pek çok kurumsal haber yayınlarının bahsedemediği –tabii ki bunu sormak çok zor olurdu- aynı güçler tarafından desteklenen istikrarsız bir bağımsızlık kazanan kıta insanlarının, bu yıkıcı kardeşlik çatışmalarındaki, sömürgecilik ve onun mirasının rolüdür. Her şeyden  önemlisi, Afrika’yı uzun süreli boyunduruk altına sokan, trajedilerle dolu ve kaçışın olmadığı bir tünele iten şey, sınırsız bir emperyalist açgözlülüğüdür ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yaşanan şey, bu utanç verici gerçeğin bir diğer kısmıdır.

Şubat 2016’daki seçimi kazanan Orta Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Faustin-Archange Toudéra (ortada). Afrika liderinin şimdi ulusa barış ve istikrar getirmek gibi zor bir görevi var. Photo: http://barnabasfund.ru

Modern zamanların bir yansıması olan bu güç mücadeleleri, yalnızca farklı bir inanca mensup oldukları için bütün köyleri yok eden hasım gruplar arasındaki çatışmaları belgeleyen sayısız makale ve fotoğraflarla dini boyutlara ulaştı.

Şu anda, ülkede, iktidar için yarışan iki ana grup var. Bir tarafta Séléka (Sango dilinde ‘koalisyon’ anlamına gelir) diğer tarafta düşmanları tarafından -kullandıkları silaha gönderme yapılarak tanınan- Bálaka (pala).

2003 yılından bu yana Michel Djotodia önderliğindeki Séléka ülkenin kontrolünü ele geçirmek için savaştı, ancak 2013’de Başkan François Bozizé’ye yapılan darbeye kadar, partinin din ile ilişkisini (yani müslümanlıkla, nüfusun %15’inin açıkça söylediği inanç) ortaya çıkarmadılar.

2. görselin metni: Eski bir Fransız sömürgesi olan Orta Afrika Cumhuriyeti etrafı karayla çevrili Afrika’nın tam ortasında bulunan bir ülkedir. Kuzeyinde Çad, kuzeydoğusunda Sudan, doğusunda Güney Sudan, güneyinde Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Kongo Cumhuriyeti, ve batısında Kamerun ile çevrilidir. 622.984 kilometre karelik bir alanı kaplamaktadır ve 2008 tahminlerine göre 4.4 milyon nüfusa ev sahipliği yapmaktadır; başkenti ve en kalabalık şehri Bangui’dir. Photo: Britannica.com

Diğer tarafta önceden sadece siyasi-askeri rakip olan, ancak şimdi %50 Hıristiyan ve animist nüfusu temsil ettiğini iddia eden Anti-Bálaka var.

Bununla birlikte birkaç kilit aktör eksik.

Orta Afrika Cumhuriyeti bağımsızlığını 1960’da kazandı ancak buranın eski hakimi Fransa, ekonomik ve sosyo-politik alanlarda, ülkenin uranyum gibi Fransa’nın nükleer programlarda kullandığı bütün doğal kaynakların üstünde merkezi rolünü oynamaya devam etti. Fransa perde arkasından ipleri tutmaya devam ederken; Özgürlük, Eşitlik, ve Kardeşlik ülkesi[1], askeri darbelere de destek verdi ve ülkenin zaten kırılgan olan yönetilebilirliğini daha da çatlattı.

Bozizé’nin ülkeyi Çin’in petrol altyapısı için yatırımlarına açma kararı –sağlık, eğitim ve gıda yardımı dahil- alarma geçirdi ve bir kez daha ülke aşağı yönlü sarmal haline getirildi; bu da bugünkü yoğunlaşmanın belirtilerini göstermektedir.

Sıradaki olay ise tanıdık bir hikayeydi. Yaklaşmakta olan soykırımdan ve radikal grupların (tabii ki İslamcılar kastediliyor) ‘üremesinden’ endişelenen Fransa, 2013 Mart’ta askeri müdahale başlatmaya karar verdi. Sangaris Operasyonu’nda 2500’ün üzerindeki Fransız askerinin yanında BM’nin Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki Entegre Barış Yapılandırma Bürosu (BINUCA) birlikleri bulunuyordu.

Askeri birlik BM’nin kurduğu ve halen aktif olan (Kasım 2017 sonuna kadar) MINUSCA[2] olarak bilinen kuvvetlerle Ekim 2016’da değiştirildi.

Buna karşın Fransa, 350 asker, insansız uçak filosu ile ülkenin silahlı kuvvetlerini yeniden örgütlemek ve Avrupalı danışmanlardan oluşan çok uluslu bir birliğin başkanlığını yapacak olan genel sorumluluğu üstlenmek için ‘nazik’ davrandı.

Araştırmacı ve gazeteci Olivier Ndenkop’a göre, Fransa’nın “yardımseverliği” sadece gösteriden ibaret. Asıl hedef Çin “etkisini” durdurmak ve uluslararası holdinglerin arzuları doğrultusunda ülkenin altın, elmas, odun, uranyum ve ham petrol rezervlerini kontrol altına almaktır.

Bununla beraber, elmastaki çatışmanın akışını düşürmeyi amaçlayan küresel bir girişim olan Kimberley Process (Kimberley Süreci) sayesinde, 2013 yılında kıymetli taşların ihracatı askıya alındı. Yine de çatışmanın yoğunluğuna rağmen, 2015’te yasak kaldırıldı ve elmas ticareti yeniden başladı.

Şimdi en ciddi mesele, şiddet olaylarından sorumlu ve uzaktan kontrol edilen piyonlardan fazlası olmayan Séléka ve Anti-Bálaka liderleri Haroon Gaye ve Alfred Yekaton gibi şiddet olaylarından sorumlu olanları yakalamaktır.

Jul Sezar, Galya’yı fethederek zengin oldu ve Roma Senatosu’nun kapısı önünde bıçaklanmadan önce şu ünlü cümleyi sarf etti: Divide et impera (Böl ve fethet).

Bazılarının talihsizin talihsizliğinden kâr etmeye devam etmesi için kullanılan bu deyim ayrıca sadece birkaç insanın dinleyip sesini çıkarmasının ve ölümlerin hiç sonunun gelmemesinin de nedenidir.

Orta Afrika Cumhuriyeti silahlar yerine, gıdayı, ilacı, suyu, sürdürülebilir kalkınmayı, hoşgörüyü kabul etmelidir. Ve barışı…

Yazının Orijinali İçin:

War and colonialism in the Central African Republic

 

Dipnotlar

[1] 1789 Fransız İhtilali’nin simgelerinden olan özdeyiş.

[2] Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki BM İstikrar Misyonu

Redaksiyon: Arman Tekin

Editör: Serkan Alpkaya

Diğer Politika yazıları için:

http://gorgondergisi.org/category/politika/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir