Platon ve Özdeki Yalan

Plato’s Lie In The Soul

Yazar: Joshua J. Mark

Çevirmen: Deniz Yılmaz

Platon meşhur eseri “Devlet”te “Gerçek Yalan” ya da “Özdeki Yalan” kavramını[1] ele alır. Sokrates ve Adeimantus (Platon’un erkek kardeşi) arasında geçen diyaloğa göre, Platon “gerçek yalan”ı kişinin hayatındaki en önemli şeylere yanlış bir şekilde inanması olarak tanımlanmıştır. Platon’un “özdeki yalan”ı, sofist Protagoras’ın herkesçe bilinen, “Her şeyin ölçütü insandır” önermesine, yani biri bir şeyin öyle olduğuna inanıyorsa öyledir önermesine cevap olarak algılanabilir. Platon, Protagoras’ın iddiasını neredeyse her bir diyaloğunda reddeder ve Devlet de bir istisna değildir.

“Gerçek yalan” ya da “özdeki yalan” en iyi şu şekilde açıklanabilir: Eğer biri belirli bir noktada, bütün öğünlerde havuç yemenin sağlığı için yapabileceği en iyi şey olduğuna inanırsa ama sonradan herhangi bir şeyde aşırıya kaçmanın kötü olduğunun farkına varır ve havuç yemeyi bırakırsa, bu farkındalık uzun vadede kişinin hayatında olumsuz sonuçlara yol açmaz. Buna karşın, eğer kişi sevdiği birinin olabilecek en iyi erdem örneği olduğuna inanır ve sonradan bu kişinin yalancı, işbirlikçi bir hırsız olduğunu keşfederse, bu keşif kişinin kendine olan, kendi hükmüne olan, başka insanlara olan güvenini ve hatta tanrı inancını sarsabilir ve güvendiği bu kişiyle ilgili tek bir yanlış, hayattaki diğer önemli şeylerde de nelerin yanlış olduğunu sorgulamasına neden olur.

Bu yüzden Platon, “özdeki yalan”ın kişinin içinde sürüklenebileceği en korkunç ızdırap olduğunu iddia eder ve bu ızdırabı “hikaye anlatımı” ya da sıradan “yalan”dan ayrı tutar. Kişi bir yalan söylediğinde, doğruyu söylemediğini bilir ve hikaye anlattığında hikayenin kesin gerçekliğini yansıtmadığını anlar. İnsanların özünde yalan olduğunda, aynı zamanda kişiler aslında doğru olduğuna inandıkları şeyin yanlış olduğunun farkında değildir ve bu yüzden bilinçsiz bir şekilde öyle yaptıklarının farkında olmadansürekli gerçek dışı konuşurlar. Kişinin hayatındaki en önemli şeyler hakkında yanlış inançları olması, hayatı gerçekçi bir şekilde görememesin eve bu yüzden başkalarının ve özellikle de kendisinin varoluşunun gerçek doğasını anlayamamasına sebep olur.

Aşağıdaki, “Devlet”ten alıntılanan diyaloğa göre Platon, ilk olarak hiç kimsenin hayatın en önemli unsurları hakkında yanılmak istemeyeceğini, ikinci olarak gündelik hayatta söylenen yalanların kişinin özünde yatan yalanla aynı olmadığını ve üçüncü olarak cümlelerdeki yalanların arkadaşlara (yakınlara) yardım ederken kullanışlı olabileceğini ya da nereden geldikleriya da neden var oldukları ile ilgili cevaplar arayan insanlara rahatlık ve istikrar sağlayan mitolojilerin yaratılmasında kullanılabileceğini iddia eder. İnsanın özünde yalan olmasıyla ilgili asıl sorun, daha önce de belirtildiği gibi kişinin bu yalana sahip olduğunu fark edememesidir. Kişi özündeki yalanın farkına varabilmek için kendini bir filozofa bağlamalı ve bilgeliği takip etmelidir. Bu takip süresince, kişi bu yalanını anlamaya başlayacak, anladığında da yalanı gerisinde bırakabilecek ve doğru, dürüst ve açık bir hayata doğru yol alacaktır. Aşağıdaki Devlet’ten alıntılanan bir pasaj (II.Kitap, 382 a – 382 d)[2] bu kavramı Platon’un anlayışı bağlamında açığa vurur (B.Jouwett’in çevirisi):

Sokrates:“Gerçek yalandan, eğer bu ifadem hoşgörülürse, tanrılar ve insanların nefret ettiğini bilmiyor musun?” dedim.

Adeimentus: “Ne demeye çalışıyorsun?” dedi.

S:“Demeye çalıştığım hiç kimse kendisinin gerçek ve yüksek benliği ya da gerçek ve yüksek değerleri ile ilgili yanılmaya gönüllü değildir. Tüm bunların ötesinde en çok da bir yalanın onlara hakim olmasından korkarlar.”

A:“Hala seni anlamıyorum.” dedi.

S:“Anlamamanın sebebi sözcüklerime derin anlamlar yüklemen; ama ben sadece diyorum ki bu aldanmaları, aldatılmaları veya yüksek benliklerinin, yani ruhlarının en yüksek gerçeklikleri konusunda habersiz olmaları ve benliklerinin bu parçasında yalanı tutup zaptetmeleri, insanların en az hoşlandıkları, hatta tek kelimeyle tiksindikleri şeydir.” diye cevapladım.

A:“Onlar için bundan daha tiksindirici bir şey yoktur.”

S:“Ve az önce belirttiğim gibi, aldatılan kişinin özündeki bu cehalete gerçek yalan denilebilir. Sözcüklerdeki yalan ise yalnızca özün önceden olan eğiliminin yapay ve gölgeli görüntüsüdür; saf, katışıksız yalan değildir. Haksız mıyım?”

A:“Tamamıyla haklısın.”

S:“Gerçek yalandan tanrılar kadar insanlar da rahatsız olur değil mi?”

A:“Evet.”

S:Oysaki cümlelerdeki yalanlar bazı durumlarda faydalıdır ve nefret edilesi değildir; düşmanlarla baş etmek buna örnek olabilir ya da yine, bir delilik ya da yanılsama içinde olan, arkadaşlarımız dediğimiz kişilerin birtakım tahribatlar yapması söz konusu olduğunda, işte o zaman faydalıdır ve bir nevi ilaç ya da engelleyicidir. Bu aynı zamanda, az önce konuştuğumuz mitolojik hikayeler için de geçerlidir. Çünkü antik dönemlerle ilgili gerçekliği bilmiyoruz, elimizden geldiği kadar yalanı doğru yapıyoruz ve böylece yararımıza kullanıyoruz.

A: “Çok doğru.” dedi.

Platon sonra bu noktadan devam ederek Devlet’in birinci kitabındaki adalete dair savla ilişkili olan ve onuncu kitap boyunca diyaloğun geri kalanına cevher sağlayan “özdeki yalan” kavramını daha fazla detaylandırır. Aslında Platon’un gerçek yalanın, insanın farkına varması gereken tek bir nihai hakikat olduğunu eğer bu olmaz ise insanın manalı bir yaşam sürdüremeyeceğini tüm diyaloglarında ve çalışmalarında ısrarla vurguladığı söylenebilir.[3]

Kaynakça

Benjamin Jowett. The Republic of Plato. (Prometheus Books, NY, 1988)

Plato Plato. The Republic of Plato. (Nabu Press, 2010).

Editörün Kaynakçası

Platon, Devlet, Politeia, çev. Sabahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz, İş Bankası Kültür Yayınları


Original article by Joshua J. Mark / Ancient History Encyclopedia

Yazının orijinali:

https://www.ancient.eu/article/210/platos-lie-in-the-soul/


Editör: Mehmet Salih Keçici

Redaksiyon: Büşra Erturan


[1] “True Lie” ve “Lie in the Soul” kavramlarını anlayabilmek için öncelikle Platon’un dünya görüşünü bilmek gerekir. Devlet eseri bu ayrılığı anlamamıza yardımcı olabilir. Nesnelere, hakikati kuşanmasına vesile olan; kafaya da bilme (noesis) gücünü veren iyi ideasıdır. Lakin bilim ve hakikat ne kadar güzel olursa olsunlar yine de iyi ideası her şeyin üzerindedir. Görünen dünyada ışığın ve gözün güneşle temaşası bir hakikat olsa da; kavranan dünyada ise bilim ve hakikati birbirine yakın saymak ne kadar doğru olsa da; bunlara iyinin yani ideanın ta kendisidir demek çok yanlıştır. Elbette idea olan iyi, yükseklerde çok yükseklerdedir. (Devlet, VI. Kitap, 508e, s. 225.) Öyleyse hayatımızda en doğru şekilde inandığımız ve asla savunmaktan geri durmadığımız görüş ve kanaatlerimize Platon tıpkı görünen dünyanın aldatıcılığına namzet olarak “gerçek yalan” kavramını getiriyor. “Özdeki Yalan” ise daha çetrefilli. Zira burada Platon’un şiddetle karşı çıktığı Protagoras’ın ünlü “İnsan her şeyin ölçüsüdür” sözü devreye giriyor. Bir kere hakikat Platon’a göre, Protagoras’ın dediği üzere göreli yani insana göre değişiyorsa herkesin doğruluk talep edebilir olması, bütün fertlerin aynı ölçüde hakikat talebinde bulunmaları gerekir ki bu saçma olur. Zira ona göre bir yasa, kanun ve nizam olmalıdır. Kısacası tüm insanlığı temsil edecek bir anlayışın olması zaruridir. Hakikat insanın kendisinden kaynaklanan görüşlerine bırakılamaz. O zaman özdeki yalan insanın benim görüşüm şudur dediği yalandır. Deyim yerindeyse Platon, meseleye şöyle ele alıyor: Platon’un idealar ve nesneler dünyası ayrımı ve üstün idea düşüncesi Protagoras’ın tam tersi bir görüştür. Lakin bu görüş Protagoras’a göre doğru ve hakiki olmalıdır. Çünkü ona göre her insanın görüşü kendinden menkuldür. Şimdi ikisinden birinin görüşü yanlış olmalıdır. Dolayısıyla Protagoras’ın görüşü kendisiyle çelişik olur. Platon böylece Sofistler’in bu insan sayısı kadar düşünce ve şüphe mesnetlerini kıyasıya eleştirmiştir. İnsanoğlunun zanları toplumsal kültür yekûnu içinde büyük bir yer tutar. Buna “Gerçek Yalan” dememizde bir sakınca görmüyoruz. İnsanoğlu tüm bunlara hakikat muamelesi yaptığı için zanlar hakikat olur. Diğer taraftan daha üstte daha karmaşık ve düşüncenin derinlerinde olabilecek yalan ise insanın tabiri caiz ise inanç (pistis), imge (eikasia) dünyasında ruh köklerine büyük tahribatlara neden olabilir. Bunun yanında Platon için varlığın kökeninin ruh (psukhe) olduğunu unutmazsak mesele daha iyi anlaşılacaktır. Platon bu haliyle gündelik meşguliyetimiz içinde söylenen yalanları yalandan saymamaktadır. Saysa da insan ruhunda derin tahribatlara yol açmayacağı için bu yalanları önemsememektedir. (e.n.)

[2] Devlet’in Sabahattin Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz çevirisinden metni aynı şekilde aktaralım:

Sokrates: Gerçek yalandan –gerçekle yalan bir araya gelebilirse– Tanrılar da insanlar da hep nefret ederler, bunu bilirsin elbet.

Adeimentus: Anlamadım. Ne demek istiyorsun?

Sokrates: Şunu. Kimse özünün en üstün, en gerçek yanıyla, en üstün en gerçek şeyler üzerinde aldanmaya razı olmaz. Özünün bir yalanın kölesi olmasını istemez.

Adeimentus: Gene anlayamadım.

Sokrates: Çok büyük laflar ettiğimi sanıyorsun da ondan anlamıyorsun. Ben şunu söylüyorum: hiç kimse gerçek üzerinde aldanmayı, yanılmayı ya da bilgisiz kalmayı, içinde bu yalanı saklamayı istemez. Bundan kötü bir şey olmaz insan için.

Adeimentus: Evet.

Sokrates: Ama demin dediğim gibi, aldanmış insanın içindeki bilgisizliğe gerçek yalan deseler, çok doğru olur; çünkü, sözle aldanma, yani yalan, içimizdeki bir halin benzeri, gölgesidir; sonradan ortaya çıkmış bir görüntüdür. Gerçekten büsbütün ayrı değildir, ne dersin?

Adeimentus: Evet, öyledir.

Sokrates: Demek, gerçekten büsbütün uzak olmaktan yalnız Tanrılar değil, insanlar da kaçınır.

Adeimentus: Öyle galiba.

Sokrates: Öyleyse sözlerde gerçekten uzaklaşma, yani yalan üstünde duralım. Acaba yalan bazı hallerde zararsız olur mu? Kim ne zaman yalan söyler de kötü bir şey yapmış sayılmaz? Düşmanlarımıza yalan söylersek ya da dost bildiklerimizin çılgınlıkla, bunaklıkla kötü bir şey yapmalarına engel olmak için yalana, bir ilaç bir çare diye başvurursak yararlı olmaz bu? Masallarda da ne olduğunu bilmediğimiz bir eski gerçeği, bize en uygun gelen biçime sokmakla yalanı yararlı kılmış olmuyor muyuz?

Adeimentus: Evet, oluyoruz. (Platon, Devlet, Polıteıa, II. Kitap 382a-d, çev. Sabahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz, İş Bankası Kültür Yayınları, s. 72-73.)  (e.n.)

[3] Deyim yerindeyse “Gerçek Yalan” insanın “Özdeki Yalan”ı fark etmesini sağladığı istasyonlardır. İnsan bu yalanların farkına vardıkça özünü bağlayacağı nihai hakikat olan ideaları kavramada önemli adımlar atacaktır. (e.n.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir