Popülizmin Demokrasiyle İlişkisi

Popülizmin Demokrasiyle İlişkisi

Yazar: Emircan Saç (Bu yazı Gorgon E-Dergisi 5. Sayısı’nda yayımlanmıştır.)

Kategori: Gorgon E-Dergisi 5. Sayı Yazıları

Popülizmi lisans tez konum olarak seçtiğimde popülist partilerin müesses nizam karşısında geliştirdikleri tepkileri inceleme fırsatı buldum. Ancak bu metindeki düşünce birikimi popülizm ve demokrasi üzerine yoğunlaşarak bir tartışma yürütmeyi amaçlıyor.

Popülist partilerin hükümet tarafında daha çok yer bulması, literatürün 21. yüzyıl popülizm fenomeninin reflekslerini belirleyecek ve açıklayacak çalışmalara ihtiyaç duyması gibi sebepler araştırmacıları ve düşünürleri bu konu üzerinde çalışmaya itti. Diğer yandan yönelimdeki bu artış, popülizmi gözle görülür bir hâle getirerek hiç de azımsanamayacak bir yükselme trendi olduğunu gözler önüne seriyor. Üstelik popülist partiler, iktidarları arka koltuktan bile etkilemeye yetkin gözüküyorlar. Yani, popülistlerin etki alanı sanıldığının ve rakamsal olarak sayıldığının üstünde görülmesi gerekiyor. Popülizmin etkisini inceleyen çalışmaların yöneldiği iki taraf var. Birincisi arz eden taraf yani partiler, liderler ve diğer kuruluşlar; ikincisiyse talep eden taraf yani halk. Bahsi geçen iki boyut ise birbirinin tamamlayıcısı olarak görülür. Bu da demek oluyor ki, arzı ve talebi arasında korelasyon kaçınılmazdır. Popülizmin yarattığı etkiye bu iki açıdan bakarsak, partiler arasında bir etki yaratarak diğer partilere kendi uyguladıkları veya uygulayacakları politikaları empoze ettiğini görüyoruz. Kişiler nezdinde, yani talep eden tarafta ise popülist partiler insanların düşüncelerini rahatlıkla yönlendirebileceğini görebiliyoruz. Yani bu tarafta insanlar popülist partilerin düşüncelerini kolaylıkla benimsiyor ya da halihazırda bu düşüncelere sahipler. Buna örnek olarak popülizmin Avrupa’daki insanların mülteci konusundaki düşüncelerini nasıl etkilediği verilebilir. 

Economist dergisinin yaptığı habere göre Avrupa’da popülistlere verilen oylar, 2000’de %8,5 iken 2017’ye gelince bu oran %24,1’e yükseldi (Economist, 2018). Bu oy oranının Avrupa’ya yaptığı etki tahmin edebileceğimiz gibi büyük olmuştur. Fakat bu değişim sadece Avrupa’ya özgü olan bir şey değil. Bunun ötesinde, popülizm, kıtalara yayılan bir fenomen olmuştur. Latin Amerika, Kuzey Amerika, Ortadoğu, Afrika bu kıtaların neredeyse hepsi popülizm ile içli dışlı olmuşlardır. Türkiye için de bu durum diğerlerinden farklı değildir.

Daha fazla ilerlemeden önce popülizm çalışmalarında önümüze çıkabilecek bazı sınırlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle popülist, çoğu siyasi atışma içinde kullanılan bir kelime olarak ortaya çıkıyor. Bu yüzden de kime bu sıfatla yaklaşsanız, kimsenin sahiplenmeyeceği bir sıfat gibi görünüyor. En otoriter devlet adamları bile popülist yakıştırmasının aksine demokrasi ifadesinin kendisine yakıştırılmasından memnuniyet duyar. Ayrıca, popülist partilerin yayılması dolayısıyla birçok gazete ve dergi bu kelimeyi dikkatsizce telaffuz etmektedir. Bu da insanlar arasında hatta literatürün içinde de büyük karmaşalar yaratmaktadır. Bir diğer sınır ise, popülizmin kıtadan kıtaya kendine özgü birçok farklılıklara sahip olup, aynı zamanda da farklı bir zamansal çizelgeye sahip olması. Örneğin, Cas Mudde ve Rovira Klatwasser Latin Amerika popülizminin üç popülizm dalgasına ev sahipliği yaptığını ifade etmiştir. Diğer bir örnekte ise, Oxford Handbook of Populism, bu kavramı dörtten fazla bölgeye bölerek ele almıştır. Ancak tüm bu sınırlılıklara karşın birçok düşünür popülizm için belirlenmiş ortak noktaların olduğu konusunda da hemfikirdir. Örneğin “halk merkezcilik”, popülizm için birçok kez altı çizilen ve ortak kabul edilen öğelerdendir.

Neyi tartışmak istiyorum?

Bu metin, birçok kapıdan bizi demokrasiyle popülizmin nasıl etkileşime girdiğini ve bu etkileşimin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini tartışmaya çalışacaktır. Ayrıca bu tartışmada sol veya sağ popülizmin ne tür farklılıklar oluşturabileceğini cevaplamaya çalışıp birçok yönden popülizmin demokrasiyle akranlığını ele alacağız. Benim size sunacak olduğum iddiaya göre, popülizm düzeltici olarak kısa vadede demokrasinin yaralarını sarabilse de uzun vadede bu o kadar parlak olmayabilir. Yani, kısa ve uzun zaman dilimleri içerisinde bakarsak, popülizm kısa vadede demokrasinin birçok yarasını sarmaya çalışabilir. Ancak getirdiği düzen nihai olarak karamsarlığı çağırmakta ve demokrasiyi daha da aşağıya çekmektedir.

Popülizm nedir?

Literatür bu soruya birçok cevap sunuyor. Popülizm bir politika yapma tarzı, politik bir hareket (veya günümüz Türkiye’sinde “dava”), politikada yapılan bir strateji, dar ideoloji, bir siyaset yapma dilidir. Bense bu kavramların popülizmi anlamaya çalıştığımız ilk safhada kargaşaya neden olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden de direkt popülizmin temel ayrımlarına ve ögelerine odaklanmak istiyorum. Karışıklığın haricinde, bu dinamikler popülizmi anlamak için hayatidir. Öncelikle sizinle tanış ettiğim talep ve arz tarafı var. Örneğin talep tarafından bakarsak, popülizmi kavramak adına, kendini popülist olarak adlandıran insanlar veya bu partilere oy verenlerin kim olduğunu, hangi değerlere ve demografik özelliklere sahip olduklarını sorgulayarak başlamalıyız. Cas Mudde ve diğer akademisyenler bu konuyla ilgilenip bize birçok veri sunmuşlardır (Akkerman ve diğ., 2014). Dünya Değerler Atlası ve bu gibi çalışmalarıyla ünlü olan Ronald Inglehart ve Pippa Norris, yaptıkları araştırmalarla popülizmi daha çok nedensel bir bağ kurarak açıklamaya çalışmış ve özellikle otoriterlik eğilimine dikkat çekmiştir (Inglehart ve Norris, 2016).

Arz tarafındaki çalışmalar çok daha yaygın. Örneğin içine Türkiye’nin de dahil olduğu 31 Avrupa ülkesinin parti konumları ve popülizm açısından yeri saptanmaya çalışılmıştır (CHES 2014). Fakat bu çalışma şaşırtıcı olarak bir popülist parti olarak MHP’yi işaret etmektedir. Burada çalışmanın popülizm anlayışından dolayı MHP işaret edilmiş olması anlaşılır olsa da AKP’nin yokluğu Türkiye üzerine pek düşünülmemiş hissini uyandırıyor. Ancak şimdi bu ayrımı burada bırakıp popülizmin temel özelliklerine dönmek istiyorum.

Cas Mudde popülizmin temel öğelerini sıralarken üç şeyin altını çiziyor: Halk merkezcilik (1), elit karşıtlığı (2), tek ve ahlaksal olarak ortaya koyulan halk iradesi (3). Diğer bir deyişle, Mudde, popülizmin toplumu elitler ve kusursuz halk olarak ikiye böldüğünü ve bunların kendi arasında uzlaşmaz bir tabana sahip olduğunu savunur. Bunun yanında popülizmin halk iradesini ahlaksal ve tekçi bir anlayışla kuran bir düşünceye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Yani, popülizm bu kurgu etrafında bir politika kurmayı planlar. Cas Mudde’dan etkilenen, bu alanda konferanslar veren bir diğer isim W. Müller’dir. Müller de üç tane ana başlık altında popülizme çerçeve çizmeye çalışmıştır: Ahlaksal olarak kusursuz halk (1), bu halkın karşısına oturtulan yozlaşmış elitlere karşı tavır (2) ve çoğulculuk karşıtlığıdır (3). Ayrıca, Müller bu çerçeveyle popülizmin azınlık haklarına ve güç paylaşımına kapalı olduğuna işaret ediyor (Müller, 2017). Bu düşünürlerin işaret ettikleri şeyler, popülizmi tanımlamak ve ona işaret etmek için yeterli iken bazı şeyler eksik kalmıyor değil. Örneğin, popülistlerin politika alanında nasıl yer aldığı ve nerede konumlandığı cevapsız kalan sorulardandır. Burada da Margaret Canovan devreye giriyor. Yani, popülizmi kavramak adına iki ana düşünceden yararlanmaya ihtiyaç duyuyoruz. Canavon’un söylediklerine bakarsak, popülizm, siyasi yapı içinde kavranır bir şeydir. Bu nedenle de popülist partiler kurulu olan siyasi yapılara karşı argümanlar üretirler. Canavon’un ifadelerine dayanarak söylersek: Popülizm siyaset içindeki konumunu müesses nizamın düşüncelerine, kurumlarına ve aktörlerine göre belirler. Ve bu sayede güç odaklarına, elitlere, onların değerlerine ve medyaya karşı halkı harekete geçirir (Canovan, 1999).

Toparlamak gerekirse, popülizmin toplum kurgusu, iki başat aktör olan elitler ve kusursuz halk arasında antagonistik bir ilişkiden oluşur. Ek olarak, “gerçek halk” veya “saf halk” diye niteledikleri kişileri algılayışları tekçi ve ahlaksaldır. Bunların yanında, siyaset içinde ise müesses nizamın değersel ve düşünsel olarak karşısında durarak halk ve yozlaşmış elitler arasında uzlaşmaz bir taban olduğunu savunur.

Sağ-sol ne fark ediyor?

Popülizmde sağ ve sol düşüncenin ayrımı ne ifade diyor? Çok kaba bir şekilde açıklanırsa popülizm literatürde dar ideoloji olarak adlandırılıyor. Bu sayede mümkün olacak ki, diğer ideolojiler rahatlıkla kendilerini popülizme adapte edebiliyorlar. Böylece biz bugün sol ve sağ popülizmi hakkında konuşabiliyoruz. Literatürdeki farklarına bakacak olursak bu da aynı temelde sol ve sağın hassasiyetlerine ve aynı zamanda kıtasal farklılıklara dayanıyor. Örnek olarak popülizm, “Latin Amerika popülizmi” ve “Avrupa popülizmi” olarak ayrılmış bir şekilde de tanımlanabiliyor. Bunun nedenlerinden biri, sol popülizmin Avrupa’da az rastlanıp Latin Amerika’da çok rastlanır olmasıdır. Yani, sağ popülizm Avrupa’nın gerçekliğiyle organik bir bağ kurmuşken, sol popülizm de Latin Amerika’yla aynı bağı kurmuştur (Yetkin, 2010). Bu noktada belirtilmesi gerekir ki, yukarıda bahsedilen, indirgenmiş bir tanımdan ibaret. Bu tanım, iki düşüncenin oluşturduğu farklardan etkilenen bir şey değil. Çünkü sol-sağ hassasiyetler popülizmin azami tanımına eklemlenen şeylerdir. Latin Amerika’yı Avrupa’dan ayıran şeylere kabaca bakarsak, bu bölgedeki siyasetin, grupdışı kişilerin dışlanmasına daha mesafeli bakabildiğini söyleyebiliriz. Örneğin, Bolivya’da özgün yerli halkların birçok haklara sahip olması bunların içinde gösterilebilir. Diğer taraftan Avrupa’da “Avrupalı” sayılmayan, yani grup dışı insanlara bir tepki geliştiği söylenebilir. Cas Mudde ve Kaltwasser bu konuyu her iki kıtadan iki partiyi inceleyerek Avrupa popülizminin dışlayıcı özelliğine ve Latin Amerika’nın kapsayıcı karakteristiğine dikkat çekmiştir. Ayrıca bu özelliklerin Avrupa ve Latin Amerika’da popülizme eklemlenen ideolojiler ile de bağı olduğunu savunmuşlardır (Mudde & Kaltwasser, 2017).

Popülizmde sağ ve sol arasındaki farklara eğilecek olursak, literatürün bu konuda kesin çizgiler çizmediği ama sık sık altını çizdiği iki farkın olduğu görülür. İlk olarak, sol popülizmin eleştiri getirdiği yozlaşmış elit şeması sağ popülizme göre daha dar. Sağ popülizm ise bu konuda daha dışlayıcı. Diğer fark ise Latin Amerika popülizminin daha kapsayıcı olması ile aynı doğrultuda; sol popülizm sağ harekete nazaran daha eşitlikçi görünüyor. Buna neden olarak da sağ popülizmin etnik ve kültür unsurlarına odaklı davranışları gösteriliyor (March, 2017). Örneğin Avrupa’da oluşan Müslüman karşıtlığı buna örnek olarak gösterilebilir. Peki, sol veya sağ olması ne tür farklılıklar yaratıyor? Popülist olmalarından bir şey eksiltiyor veya azaltıyor mu? Bence hayır. Bence sol popülistler de sağ popülistler de sol ve sağ olmalarından önce popülistlerdir. Burada anlatmak istediğim şey, sol veya sağ popülizm için bir demokrasi umudunun bizi yanıltabileceği. Çünkü diğer bir ifade ile sağ ve sol hassasiyetler popülist dinamiklerin önüne geçen bir faktör değildir. Cas Mudde’ın da söylediği gibi, popülizmin demokrasiyle ilişkisi peşin hükümlerle açıklanamaz.

Demokrasi karşısında farkları nedir?

Önceki bölümde birçok kez altını çizdiğimiz şekilde sol ve sağ popülizm demokrasi karşısında bir fark üretmekten acizdirler. Yani, artık solu ya da sağı popülist olarak adlandırırken hiçbir sakınca taşımıyoruz. Demokrasi ile popülizm arasındaki ilişki bizlere apaçık görünmez. Cas Mudde, popülizmi “liberal olmayan demokrasiye, liberal olmayan demokratik bir cevap” olarak tanımlayıp demokrasi ve popülizm hakkındaki düşüncesini özetlemeye çalışır (Müller, 2017). Daha fazla açarsak, Cas Mudde ve Kaltwasser bugün demokrasinin bir bunalımda, bir sorunun içinde olduğunu savunup bir şekilde popülizmi buradaki sorunu halleden bir oluşum olarak görmüştür. Bu altını çizdiğimiz rol, demokrasinin tekrar demokratikleştirilmesi anlamına da geliyor. Örneğin Laclau, popülizmin “demokrasinin demokratikleşmesi”ni sağlayacağını savunmuştur (Yetkin, 2010). Fakat Cas Mudde, popülizmin tamamen bu hatayı düzelten değil aynı zamanda demokrasiyi tehdit edecek unsurlara da sahip olduğunu göstermeye çalışmıştır. Popülizmin, demokrasi adına faydalı yönlerinden bahseden diğer düşünür Canavon, popülistleri bir grup medya, siyasetçi ve aydın tarafından sistemli şekilde göz ardı edilen insanların görüşlerini parlamentoya, medyaya taşıyan insanlar olarak görür (Yetkin, 2010). Müller de bu tartışmaya, popülizmin birçok haksızlığa veya temsilden yoksun gruplara işaret ederek popülizmin onların dertlerinin çözüme ulaştırmaya yardımcı olabileceğinin altını çizip katılır (Müller, 2017). 

Buradaki düşüncelere katılmakla birlikte popülizme kısa dönem ve uzun dönem şeklinde parçalara ayırıp bakmanın yeni bir bakış açısı olacağını düşünüyorum. Bu ayrımın popülizm adına daha hayati olduğunu iddia edebiliriz. Çünkü zaman geçtikçe popülizmin demokrasiden götürüsü, getirisinden fazla olmaya başlıyor. Bunun iki sebebi olduğunu söyleyebilirim. Bu iki sebep ise popülizm ve demokrasinin neden problemli bir ilişkiye sahip olduğuna işaret etmeye çalışacaktır.

Kutuplaşma, bu sebeplerin ilkidir. J. Corrales yazdığı bir makalede sol popülist olarak tanınan Hugo Chavez dönemini inceleyerek kutuplaşmanın Chavez hükümetine yararlarını ve zararlarını ortaya koymuştur. Bu dönemlerde Venezuela 1940’dan bu yana yaşamadığı kadar kutuplaşma yaşamıştır. Yazara göre Chavez’in hükümeti, kutuplaşmanın kendi iktidarı için ne kadar önemli bir destek olacağını keşfetmiştir (Corrales, 2011). Buradan yaptığımız çıkarım, popülizmin dünyayı ve toplumu kavrayışı birçok şekilde kutuplaşmayı getirirken bunu siyasal iktidarın kullanabileceği bir araç haline getirmiş olmasıdır. Benim burada sakıncalı bulduğum nokta, iletişim ve empatiyi yoksunlaştıran kutuplaşmanın ve uzlaşmaz tabanların oluşması. Popülizmin üç temelini tanımlarken antagonistik toplum kurgusundan çokça bahsedilir. Bu bahsi geçen tehlike de o kutuplaşmanın parçasıdır. Yani uzlaşamayan ve ikiye bölünmüş bir toplum. Burada var olan grup adlandırmaları yozlaşmış elitler ve saf insanlar olarak geçse de bu grup tanımlarının kategorik olduğunu hatırlatmak gerekir. Çünkü bu kurgusal kimlikler siyasal iktidarın istediği gibi yontulup biçilir kaftandır, terör kapsamı gibi. Örneğin, Murat Belge, popülizmi konu aldığı kitabında, uzlaşmaz toplum gruplarının şöyle altını çiziyor: “AKP’nin adım adım kurduğu tek adam rejiminden hazzetmeyen AKP’liler de var. Ama onlar, hayır demek dışında öbür hayırcılarla yan yana gelip ortak anlayış zemini oluşturabilir mi? Bunu da sanmıyorum.” Hatta bu örnekten daha öte “teröristler de hayır diyor” söylemi çıkartılarak ya bizlesiniz ya da teröristlerin yanındasınız gibi ahlaksal bir ikilem kurup “hayır” seçeneğini vatan hainliği boyutuna varacak negatif duygularla doldurmaya da çalışılabilir. Özetleyecek bir cümle kurarsak, popülizmin getirdiği uzlaşmaz toplumsal yapı ve kutuplaşması artmış bir toplum, demokrasiyi geliştirecek iletişim becerisini gösterebilecek seviyeye çok zor gelebilir, bu yüzden de demokrasi ile popülizmin ilişkisi problemli sayılabilir. 

Popülizmin demokrasi açısından bir diğer problem yaratan boyutu ise meşruluktur. Popülist partiler bütün diğer partiler gibi kendilerine inanan halkın sözcülüğünü üstlenir. Fakat bunu diğer partilerden başka türlü kurgulayıp gerçek halkın onların temsil ettiği kişiler olduğuna inanır ve inandırır (Belge, 2018). Burada dikkatimizi çekmesi gereken şey popülizmin halk kurgusudur. Halk, popülizme göre homojen bir özelliğe sahiptir ve yalnızca popülist iktidarların bu halk ile özdeşliği sağlayabildiklerini düşünürler. Bunun sonucunda da kendi halk kümelerine dahil olmayanların bir meşruluğa sahip olmadıklarını düşünürler. Aynı zamanda ahlaki yaklaşım da söz konusudur. Örneğin Vicktor Orban 2002 seçimlerini kayıpla sonuçlandırdığında “halk muhalefette olamaz” demiştir (Müller, 2017). Burada normal anlayış olan “diğer partiler rakiptir” den çok “diğer partiler gerçek halkı temsil etmiyor’ düşüncesi hâkimdir. Bu sayede de partilerin üzerindeki meşruluk al aşağı edilmiş oluyor. Ayrıca burada bir sıfır toplamlı oyun da söz konusudur. Yani ya gerçek halk kazanacak ya da yozlaşmış elitler. Meşruluk sorunsalının içindeki diğer boyutlardan biriyse “meşru bencilliktir”. Murat Belge’nin altını çizdiği bu durum, popülizmin meşruluğa kendi başına sahip olması iddiasından kaynaklıyor (Belge, 2018). Müller popülizmin iddiasının, “biz yüzde doksan dokuzuz” değil “biz yüzde yüzüz demektir” olduğunun altını çiziyor. Bu nedenle ki, popülist iktidar kendini gerçek halkın tek meşru sahibi olduğunu öne sürüp muhalefet edeni de halka, vatana ve millete bir düşman olarak görmeye yatkındır.

Şimdi ise örnekler üzerinden anlatmak için Türkiye’yi inceleceğiz.

Bu konuda ehlileri tarafından yapılan birçok çalışma vardır. Örneğin KONDA’nın 2010’da yaptığı toplumsal kutuplaşmayı inceleyen çalışma bu kutuplaşmanın boyutlarını önemli bir şekilde gözler önüne serse de biz daha çok bugüne dair yapılan çalışmaları inceleyeceğiz. Literatürde yapılan birçok vurgu bize gösteriyor ki Türkiye’de toplumsal ve siyasal kutuplaşma, demokrasinin içinde bulunduğu durumu anlatmak için en çok işaret edilen faktördür. Bu kutuplaşmayı incelerken bakmamız gereken dinamiklerden biri olan sosyal uzaklık önemli yere sahiptir. Örneğin, Türkiye’deki insanların %78’i ikendine en uzak hissettiği partilere oy atan insanlarla iş veya ticari ilişki kurmak istemiyor. Bir başka veri %74’ünün kendi çocuğu ile oynamasını dahi istemiyor (Erdoğan, 2018). Yani burada gördüğümüz kutuplaşma sadece siyasi hayatın içindeki değil gündelik hayatımızı da kaplamış bir olgudur. 2017’de Kadir Has Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre ise Türkiye’de yaşayan insanların %61,7’si toplumsal kutuplaşmayı hissettiğini belirtmiştir (Balta & Aydın-Düzgit, 2017). Bu rakamlar bize gösteriyor ki hissedilen toplumsal kutuplaşma yavaş yavaş artmaya devam ediyor. Emre Erdoğan’ın yazdığı bir yazıda da benzer doğrultuda argümanlar bulunmaktadır. Örneğin, %30’a yakın insan sırf başka partinin destekçisi olduğu için başkasının telefonlarının dinlenmesini onaylıyor. Aynı zamanda toleransa da dikkat çeken Emre Erdoğan, ankete katılanların %37’sinin kendilerine en uzak hissettikleri partinin seçmenlerinin seçime katılımına karşı olduklarını belirtiyor. Türkiye’nin uzlaşmaz kamplaşmalara sahip olduğunu anlatan diğer örnekse, insanların çoğu meseleleri yalnızca kendisiyle aynı görüşte olan insanlarla paylaşmasıdır. Rakamsal olarak ifade edersek insanların %15’i kendi fikirleriyle bir olmayan, örtüşmeyen insanlarla siyasi konuları tartışmaktadır (Erdoğan, 2018). Yani popülizm, antagonistik siyasi kurgusu sebebiyle toplumun birbirinden kopmasını sağlamıştır. Hatta bu kopuş, insanların birbiriyle iletişimini korku zeminde inşa ederek kutuplaşmanın çizgilerini keskinleştirmiştir. Örneğin, Bilgi Üniversitesi’nin bir araştırmasında, kişilerin OHAL konusunda bir tartışmaya girme tavırları öğrenilmeye çalışılmış. İstatistiklere göre insanların %64’ü bu konuyu ailesiyle %57’si arkadaşlarıyla konuşabilmektedir. Bu oran, komşularla paylaşmaya gelince %45’e kadar iniyor. Bir alternatif kanal oluşturduğuna inanılan sosyal medyada ise %27’ye iniyor (Bilgi Üniversitesi Göç Merkezi, 2017). Yani bir şekilde kamusal alandaki korkularımız ve daha kötüsü otosansürümüzle birlikte fikirlerimizi beyan etmiyor, onları paylaşmıyoruz.

Popülizmin demokrasiyle ilişkisini sorunlu yapan nedenleri tekrarlarsak, ilk olarak, Emre Erdoğan’ın da vurgulamadan geçmediği gibi, popülist politikacılar sol veya sağ fark etmeksizin sosyal ve siyasal kutuplaşmayı bir sorun olarak görmeyerek onu kullanmayı arzu etmekte. Ayrıca toplum, antagonistik yapısı sebebiyle biri kendi fikirlerinin dışında bir ifadeye rastlamaksızın hayatını devam ettirebilmekte ve bu yüzden de diğerlerine karşı yabancılaşma sürecinde derinleşebilmektedir. Popülizmin sorunlu dinamiklerini demokrasiyle birlikte düşünürsek, Türkiye örneğinde demokrasi kalitesinin AKP popülizmi ile birlikte düşüşe uğraması beklenir. Çünkü popülizm demokrasi için getirisinden daha büyük problemler yaratır.

Economist, bir düşünce kuruluşundan elde ettiği bilgilere dayanarak birçok ülkenin demokrasilerindeki değişimleri (2008-2018) göstermiştir. Bu ülkelerin içinde bulunan Türkiye, bu sıranın başını çekip demokrasi kalitesinde düşüşün en çok yaşandığı ülke olmuştur. Türkiye demokrasisi 35 puana yaklaşık bir düşüş yaşamıştır. Sol popülizmin yaşadığı Chavez sonrası Venezuela ise 22 puana yaklaşık bir düşüş kaydetmiştir.

Sonuç olarak, popülizmin topluma sunduğu şeyler vardır. Bunlar, polarizasyon, antagonistik toplum kurgusu, homojen halk, gerçek ve ahlaki tek temsilci iddiasıdır. Bu saydıklarımız demokrasinin içini oyan ve ona yaşama şansı vermeyen özelliklere dönüşerek, her ne kadar toplumsal unutulmuşlara ve cevap bulunmayan sorunlara sözcü olsa da demokrasi için pozitif gücü kısa vadelidir. Uzun vadede, kutuplaşma ve popülizmin meşruluk iddiası demokrasi kalitesini, hatta insan haklarını, tehdit edecek hale gelir. 

Kaynakça

Akkerman, A., Mudde, C., & Zaslove, A. (2014). How Populist Are the People? Measuring Populist Attitudes in Voters.

Balta, E., & Aydın-Düzgit, S. (2017, Nisan). Turkey after the July 15th Coup Attempt: When Elites Polarize Over Polarization. İstanbul Policy Center: http://ipc.sabanciuniv.edu/publication/english-turkey-after-the-july-15th-coup-attempt-when-elites-polarize-over-polarization/?lang=en adresinden alındı

Belge, M. (2018). “Siz isterseniz…” : Popülizm üzerine yazılar. İstanbul: İletişim.

Bilgi Üniversitesi Göç Merkezi. (2017). Dimensions of Polarization in Turkey 2017. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Göç Merkezi.

Canovan, M. (1999). Trust the people! Populism and the two faces of democracy. Political studies, 2-16.

Corrales, J. (2011). Why polarize? Advantages and disadvantages of a rational-choice analysis of government-opposition relations under Hugo Chávez. T. Ponniah, & J. Eastwood içinde, The revolution in Venezuela: Social and political change under Chávez, (s. 67-90).

Economist. (2018, Şubat 3). A danger waltz. Economist, s. 18-20.

Erdoğan, E. (2018, Şubat 10). Dimensions of Polarization in Turkey. The German Marshall Fund of United States: http://www.gmfus.org/publications/ dimensions-polarization-turkey adresinden alındı

Inglehart, R., & Norris, P. (2016). Trump, Brexit, and the rise of populism: Economic have-nots and cultural backlash.

March, L. (2017). Left and Right populism compared: The British case. British Journal of Politics and International Relations, s. 282-303.

Mudde, C. (2004). The populist zeitgeist. Government and opposition, 541-563.

Mudde, C., & Kaltwasser, C. R. (2017). Populism: A very short introduction . Oxford University Press.

Müller, J.-W. (2017). Populizm Nedir? (O. Yıldız, Çev.) İletişim.

Şenol, K. S. (2016). Two Different Worlds but Same Populism: Comparison of Hugo Chavez and Recep Tayyip Erdoğan. Two Different Worlds but Same Populism: Comparison of Hugo Chavez and Recep Tayyip Erdoğan. International Political Science Association.

Yetkin, B. (2010). Popülizm ve Özal-Erdoğan. Antalya: Yeniden Ana. ve Rum. Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir