Psikotarihsel Açıdan Çocuk Yetiştirme Stilleri

Psikotarihsel Açıdan Çocuk Yetiştirme Stilleri

Çocukluğun tarihi, ancak yakın zamanlarda uyanmaya başlayabildiğimiz bir kabustur. Tarihte geriye doğru gidildikçe, çocuk bakım kalitesinin düştüğü gibi; çocukların öldürülme, terkedilme, dövülme, travmatize edilme ve cinsel olarak istismar edilmelerinin oranı da artar. Çocukluğun tarihiyle ilişkili bize kalan tüm tarihsel bulgulardan elimizden geldiği kadarını öğrenmeye çalışmak bizim görevimizdir.

Lloyd de Mause

Yazar: İpek Türel (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 2. Sayısı’nda yayınlanmıştır.)

Psikotarih, insanlık tarihinin bilinen başlangıcından itibaren grupların ve ulusların davranışlarının ve tutumlarının arkasındaki duygusal motivasyonları anlamak için, çeşitli kuramların yardımıyla tarihsel olayları psikolojik bir bakış açısıyla yorumlayan, kısaca tarih ve psikoloji bilimlerinin birleştiği bir çalışma alanı olarak tanımlanabilir. İnsanlığın geçmişini inceleyen diğer sistematik yaklaşımlardan farklı olarak, psikotarih daha çok tarihsel gelişmelerin kendisini değil, bunların arkasındaki bilinçdışı süreçleri anlamlandırmaya ve yorumlamaya çalışır. [1][2]

Tarihte önemli bir yere sahip olan liderlerin, politikacıların ve sanatçıların hayatlarını ele alan psikobiyografiler, toplumsal olayların oluştuğu grupların ve ulusların ortak bilinçdışı süreçleri ve toplumsal olayların gelişiminin perde arkası psikotarihin konusudur. Bunların haricinde, özellikle Fransız bir bilim insanı olan Lloyd de Mause’un katkısının bulunduğu, çocukluk çağı tarihinin gelişimi de psikotarihin çalışma alanlarından birisidir. Bu yazının ilerleyen kısımlarında, çocukluk çağı tarihi ile ilişkili kısım incelenecektir.

Her bir insan ailesinden getirdiği genetik miras ile beraber içinde büyüdüğü çevrenin bir ürünüdür. İnsan yavrusunun biyolojik gelişimi anne rahmine düştüğü andan itibaren başlar. Ancak, çocuğun psikolojik ve sosyal gelişimini etkileyecek olan çevresi çocuktan çok daha önce oluşmaya başlayan ve süregelen bir bütünün bir parçasıdır. Doğacak çocuğun ebeveynlerinin içinde büyüdüğü ortam, aile ilişkileri ve toplumsal yapı gibi birçok etken, çocuk aslında dünyaya gelmeden çok önce şekillenmeye başlamıştır ve çocuk bu hazır dünyanın içine doğar.[3] İçine geldiği bu dünyada ise, ilk karşılaştığı sosyal ortam kendi ailesi ve ilk sosyal ilişkileri de kendi ebeveynleri ile olur ve dünyayı algılayışı, bakışı bu çekirdek sistemin içindeyken oluşur. Ebeveynlerinin sıcaklığı, yaklaşımı, tavrı ve çocuk yetiştirme stilinin çocuğun gelişimindeki etkisi göz ardı edilemeyecek bir boyuttadır.

Günümüz modern dünyasına baktığımızda, çocukların nasıl yetişmesi, ebeveyn davranışları, çocuğa ne kadar özgürlük tanınması, sınırların nasıl koyulması gerektiği gibi konuları anlamak adına yapılmış bir sürü araştırma vardır. Eğitim ve pedagoji disiplinleri ortaya çıktığından beri bu konu üzerine sürekli çalışmaktadır ve günümüze kadar pek çok fikir değişerek gelmiştir. Gelişim psikolojisi alanına baktığımızda, ebeveyn-çocuk ilişkisi birçok araştırmanın temelini oluşturmuştur.

Pedagoji ortaya çıktığından beri, çocukların nasıl yetişmesi gerektiği, eğitimi, ebeveynlerin rolü ile ilgili birçok çalışma yapıldı ve birçok farklı görüş ortaya atıldı. Günümüzde, bu alanda yapılmış çokça araştırma sayesinde elde edilen bilginin çokluğunun yanısıra, kitle iletişimin gelişmesi sayesinde bu bilgilere ulaşım da oldukça kolaylaştı. Ebeveynler, çocuklarını nasıl yetiştirmeleri gerektiği üzerine daha fazla kafa yoruyor. İnternette ulaşabilecekleri birçok kaynak var ve bütün bu gelişmelerle birlikte çocuk yetiştirme stilleri de farklılaşıyor ve geçmişe göre değişmeye başlıyor. Sistematik aile araştırmalarına baktığımızda, bu çocuk yetiştirme stilleri, ebeveynlerin çocukla kurduğu iletişimi, empati seviyeleri, çocuğa konulan kuralları ve ona tanınan özgürlük gibi etkenlerle değişikenlik gösteriyor. Yapılan araştırmalarda, özgüveni ve benlik saygısı yüksek çocukların yetişmesi için ebeveyn çocuk arasındaki duygusal yakınlık ile güvenli bir bağlanmanın oluşması son derece önemli faktörler olduğu sonuçlarına varılmıştır.[4] Çocuğun ruhsal ve bedensel bütünlüğüne doğumundan itibaren saygıyla yaklaşmak, çocuğun güvenli bir bağlanma yaşaması için önemli adımlardan biridir ve özerkleşme, bireyleşme yolunda önemli bir yapıtaşıdır. [5]

Çocuklarda kişiliğinin oluşumu açısından çocuk yetiştirme stillerinin önemi daha da detaylandırabilir. Psikotarihsel açıdan baktığımızda ise, yine ailenin bu süreçteki önemini görüyoruz. Bruce Mazlish, “Sevgi ve nefret, bağışlama ve kabul, itaat etme ve emretme, kontrol etme ve edilme; bunların hepsinin kökü aileye dayanır,” der. Aile dinamikleri, aile içinde yetişen çocuğun yetişkinliğinde toplumla ve otoriteyle ilişkisiiçin belirleyicidir. Tarihsel açıdan, yer ve zaman, sosyoekonomik durum nasıl aile yapısına etki ediyorsa, aynı şekilde aile de içinde bulunduğu sistemden etkilenir. Bütün bunlar göz önüne alındığında, çocukluk çağı tarihinin gelişiminin psikotarih açısından büyük bir önemi vardır.[6] Psikobiyografileri incelenen tarihsel açıdan önemli kişilikler de,ebeveynleri tarafından belirli bir stilde yetiştirilmiştir. Yazının ilerleyen kısımlarında göreceğimiz gibi, çocuk yetiştirme stilleri aynı tarih dönemlerinde aşağı yukarı aynı niteliklere sahiptir. Ebeveyn davranışları ve toplum beklentisi göz önüne alındığında, dönemlerin kendi içinde çocuk yetiştirme açısından birbirine bir benzerliği vardır.[7] Aynı tarihsel dönemde, birbirine benzer yetiştirme stilleriyle büyüyen ve çocukluğunda benzer psikolojik kalıntıları olan çocuklar, yetişkin olduklarında toplumsal olaylar da bu stillere göre şekillenir. Kısacası, ailenin toplumun en küçük parçası olması, aile yapısının, toplumun bir mikro yansıması olduğu anlamına gelmektedir.

Çocukluk çağının gelişimi ve ebeveynlerin çocuk yetiştirme stillerinin, tarihte çocuğun ailedeki ve toplumdaki yeri ve algılanışının nasıl olduğunuvetarih boyunca nasıl değişip geliştiğine dair yapılan birçok çalışma bulunuyor. Çocukluk tarihi ile ilgili yazında en derin çalışmaların büyük bir kısmı, Lloyd de Mause tarafından yapılmıştır. Çocukluğun Tarihi adlı eserinde, çocukluk ve çocuk yetiştirme stillerinin insanlığın bilinen başlangıcından beri nasıl geliştiğiyle ilgili,antropoloji, arkeoloji, edebiyat vb. bir sürü disiplinin bulgularından yararlanarak derleme bir çalışma ortaya koymuştur.

De Mause’un kitabını incelediğimizde, tarihte geriye doğru gidildikçe, ebeveynlerin empati becerilerinin düşüklüğünü, çocuk bakımındaki yetersizliği, artan çocuk ihmal ve istismarını görüyoruz. Çocuk yetiştirme stilleri, her kültür, toplum ve tarihte çeşitlilik gösterir. Tarihsel açıdan bakıldığında geçmiş pratiklerin günümüzdekilere nazaran çocukları travmatize etme özelliklerinin daha fazla olduğu görülür. De Mause, kitabında, tarihsel açıdan derlediği verilere dayanarak, çocukluk çağının evrimini yedi adımlık bir gelişimsel süreç ile açıklamıştır.Çocukluğun evrimsel gelişimini ele alan teorisine de, “Tarihin Psikojenik Teorisi” demiştir. Tarihin psikojenik teorisi, çocukluk tarihiyle ilgili birçok hipotez içerir ve De Mause’un deyimiyle de “ampirik bilimsel bulguların ışığında değişime ve gelişmeye açık hipotezlerdir.” Çocukluk travmalarının yapısı gereği, çocukların travmalarını yetişkin hayatlarına taşımalarına neden olur. Ancak bakıldığında, çocuk yetiştirme stillerinde, geçmişten günümüze olumlu bir değişim meydana gelmiştir. Bu olumlu değişimin mümkün olabilmesi, ancak ve ancak, kendi çocukluk travmalarını işleyebilen ve bu travmatik pratikleri kendi çocuklarına aktarmamayı başarabilen ebeveynler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu değişim kolay olmadığı gibi, herkes tarafından da gerçekleştirilemez. [8]

Tarihteki Çocuk Yetiştirme Tarzlarının Evreleri

Genel bir çerçeveyle, psikotarih ve çocuk yetiştirme tarzlarının ilişkisine baktıktan sonra De Mause’un psikojenik teorisinin bir parçası olan altı tarihsel evreyi inceleyebiliriz. Evreleri açıklamadan önce belirtmek gerekir ki, bu altı evrenin tarihsel olarak kesin başlangıç ve bitiş tarihleri yoktur ve farklı aile soyları, farklı kültürler, farklı yüzyıllarda ailelerin çocuk yetiştirme tarzlarının değişim hızı farklılık gösterir. Nasıl ki hala çocuklarını travmatize eden, çeşitli şekillerde istismar eden ebeveynler hala varlıklarını sürdürüyorlarsa, tarih boyunca da bu aileler varolmuştur. Başlangıçtan sonra gelen evrelerdeki ebeveyn pratiklerinin görülme sıklığı eski tarihlere göre artmıştır fakat yok olmamıştır. 

Yazının başında belirtildiği gibi, de Mause’un teorisine bakıldığında çocuk yetiştirme tarzları tarihte geriye gittikçe çocuklar için modern zamanlara göre daha travmatik olduğu görülür. Travmatik olmasının altında yatan temel sebepler, ebeveynlerin empati seviyelerindeki düşüklük ve yoğun olarak var olan çocuk ihmal ve istismarıdır. De Mause, çocuk ihmal ve istismarının bu kadar yoğun olarak görülmesini, ebeveynlerin kendi çocukluklarında maruz kaldıkları travmaları ve duygusal yükü kendi çocuklarını yetiştirirken aynı pratikleri devam ettirerek kendi travmalarını çocukları üzerinden işlemeye çalışmasından kaynaklanmaktadır. Bu süreç de pek tabii bilinçdışı bir seyre sahiptir. Çocuk yetiştirme tarzlarının geçmişten bugüne değişerek ilerlemesinin altındaki etken ise, kendi travmalarıyla yüzleşmeyi başaran ve travmatik deneyimlerinin nesiller arası aktarımını önlemeyi başaran ebeveynler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ebeveynlerin çocukları kendi travmalarını işleyecek bir araç olarak kullanmalarına, de Mause “zehir konteynırı” olarak betimlemiştir. Birnevi, kendi kişiliklerinde var olan zehirli deneyimleri çocukları bir araç olarak kullanıp onlara aktarmışlar ve kendi travmalarını böyle soğutmuşlardır.

Ayrıca tarihte geriye doğru gittikçe çocuk yetiştirme stillerinin nesiller arası aktarımını sağlayan ve çocuğun bakımından sorumlu olan ebeveynin anne olduğu belirtilmektedir. Tarihte geriye doğru gittikçe babaların evdeki varlığı ve çocuklarıyla arasında kurduğu bağın azaldığı görülmektedir. De Mause bu açıdan kız çocuklarının ve annelerin çocukluk çağının evrimi açısından önemli bir yere sahip olduğunu belirtmiştir. Aktarım anneler tarafından sağlandığı için, kız çocukları ne kadar fazla travmatize edilirse, aynı travmatik pratiklerin gelecek nesillere aktarılmasının olasılığının arttığından bahseder. Toplumun gelişimini çocuk stillerinin olumlu ivmedeki değişimine bağladığı için de kız çocuklarının daha önemsiz görüldüğü ve travmatik uygulamalara maruz kaldığı kültürlerin toplumsal olarak daha geriden geldiğini ve evre aralarındaki geçişlerin daha geç yaşandığını belirtmiştir.

Evrelerin genel olarak özellikleri ilerleyen maddelerde De Mause’un çalışmaları temel alınarak kısaca özetlenecektir. De Mause bu evreleri oluştururken geniş bir disiplinlerarası derleme çalışması yapmış ve bunun sonucunda bu altı evreyi oluşturmuştur. Tarihsel referansların tümüne Lloyd de Mause’un eserleri incelenerek ulaşılabilir[10]:

Birinci evre: İnfantisidal Dönem

Bu evrenin etrafında döndüğü temel nokta, isminde de olduğu gibi, ebeveynlerin infandisit (çocuklarını öldürme) eğilimleridir. Tarihsel kayıtlara bakıldığında, bu dönemde doğan çocukların üçte birinin doğal olmayan yollarla öldüğü görülmüştür. Antik dönemlerde (insanlık tarihinin başlangıcından MS 500’lü yıllar civarına kadar) doğan çocuk ölümlerinin üçte bir oranı, on sekizinci yüzyılda yüzde birin altına düşmüştür. Ebeveynlerin kendi travmalarını çocukları üzerinden işlediğinden yazının önceki kısmında bahsedilmişti. Bu evrede, çocukların zehir konteynırı olarak kullanılmalarının, ağır fiziksel disiplin uygulamaların yanında, ebeveynlerin çocuklarını tanrılara kurban etme gibi ritüellerini içermektedir.

Ailelerin sosyoekonomik durumları da göz önüne alındığından, bu çocuk öldürmelerin sebebinin ekonomik olmadığı varsayılır çünkü infantisitenin zengin ailelerde de görülen bir durum olduğu düşünülmektedir. Antik zamanlara ait olduğu düşünülen çocuk mezarları ve bu mezarlardaki çocukların ölümlerinin doğal değil, travmatik ölümler olduğu göz önüne alınarak bu kanıya varılmıştır. travmatik ölümler olarak nitelendirilmesinin nedeni, toplu mezarlarda bulunan çocuklarda işkence buluntularına sahip olmasıdır. Bu toplu mezarlardaki çocukların, tanrılara kurban edilen, adak olarak adanan çocuklar olması ihtimalinin üzerinde durulmaktadır.

Çocukların öldürülmeleri dışında, çocuk istismarının da bu dönemde yaygın olduğu düşünülmekte ancak bu tip durumlar tarihte herhangi bir iz bırakmadığından kesin kanılara varılamamaktadır. Bu evrenin sonlarına doğru, çocuk öldürme ritüelleri yerine çocuğu terketme ve kendi başına bırakma uygulamalarına bırakmaya başlamıştır. Savaşçı olmaları için evden uzağa gönderilen çocuklar ve evden uzakta da yetişkinler tarafından her türlü istismara maruz kaldıkları da tarihsel bulgulara dayanarak düşünülmektedir.

İkinci Evre: Terkedici Dönem

Ebeveynler de bir miktar empati artışın başladığı bir dönem olduğu söylenebilir. Bu evrede, çocuk ölümleri azalmıştır ve yerini çocukları yaralama ritüellerine bırakmıştır. Çocuklar evlerinden uzağa, hizmetçi olarak başka evlere yaşamaları için gönderiliyor ve terkediliyordu. Bu uzağa gönderilmeler yıllar sürebiliyor ve çocuklar yine bu yolculuklarda ya da gittikleri yerde ölebiliyordu. Çocuk ihmal ve istismarı yoğun şekilde bu döneme hakimdi.

Antik Yunan ve Roma’da çocukların yaşamlarının ilkyıllarında istismara maruz kaldığını kaynaklar göstermektedir. Bunun yanında, çocukların köle olarak alınıp satılması da bu dönemin özelliklerinden bir tanesidir. Çocuk cinsel istismarının yaygın olmasına bağlantılı olarak pedofili de bu dönemde oldukça yaygındır.

Hristiyanlığın başlangıcı da bu döneme dahil olur. Bununla birlikte, çocukların öldürülmemesi ile ilgili düşünceler yayılmaya başlamıştır ancak travmatik çocuk yetiştirme stilleri ve fiziksel ile cinsel istismar açısından bir ilerleme yaşanmamıştır.

Üçüncü Evre: İkircikli Dönem

On ikinci yüzyılın bitişine denk geldiği düşünülen bu dönemde, çocukları terketme davranışları azalmaya başlamış ve çocukların kendi evlerinde disipline edilmeleri inancı başlamıştır. Çocuk tecavüzcüleri cezalandırılmaya başlamış ve pedagoji, eğitim gibi disiplinlerin temelleri atılmaya başlamıştır. Çocuğun bir birey olarak görülmeye yavaş yavaş başladığı dönem burasıdır. İkircikli dönem adını almasının sebebi çocuklara karşı bir sevgi ve nefret ikili ilişkisinin varlığından kaynaklanır. Çocuklardan tamamen nefret edilmez ve kötü olarak görülmezler ancak ebeveynleri tarafından disipline edilmeleri gerektiği kanısı yaygındır. Sert disiplin uygulamaları bu dönemde sıkça görülürdü.

Dördüncü evre: Müdahaleci Dönem

Bu dönem tarihsel olarak on altıncı yüzyılın başlangıcına denk gelir. Bir önceki evrede başlayan çocuğu birey olarak görme ve saygı duymaya başlama durumu, dördüncü evrede artar. Ebeveynler çocuklarıyla duygusal bağlar kurmaya başlar ve çocukları benimsedikleri ve kendileri yetiştirmeye istekli oldukları bir dönemdir. Önceki dönemlerde görülen ciddi seviyelerdeki fiziksel istismar, bu dönemde yumuşamaya başlar. Şiddet eylemleri eskisine göre azalır, örnek olarak çocuklar eskisi gibi dövülmez ancak tokat vs. gibi daha hafif cezalar kullanıma girer. Çocuk ölümlerinde eski dönemlere göre ciddi bir azalma meydana gelir ve çocukların bakımının kalitesi giderek artmaya başlar.

Bahsedildiği gibi, çocuk yetiştirme stillerinde olumlu bir değişim (özellikle fiziksel ve cinsel istismar konusunda) meydana gelse de, istenilen seviyeye ulaştığı dönem bu değildir. Ebeveynler çocuklarının üzerinde kurduğu fiziksel egemenlik yerini psikolojik egemenliğe bırakmaya başlamıştır. Çocukları disipline etme yöntemleri fiziksel iken bu evrede farklı ceza yöntemleri gelişmeye başlamıştır. Aileler kendi istedikleri doğrultuda çocuklarının yetiştirebilmek için çocukları korkutarak, tehdit ederek ya da ağır fiziksel olmayan ceza yöntemleri kullanarak disipline etmeye çalışmışlardır.

Beşinci dönem : Sosyalleştirici Dönem

Dönemin başlangıcı on sekizinci yüzyıla denk gelir. Bu dönem artık modern zamanların başlangıcıdır. Annelerin sahip oldukları çocuk sayısında belirli bir düşüş yaşanır çünkü artık ebeveynler çocuklarına gösterebilecekleri ilgiye ve onlara sağlayabilecekleri bakıma önem vermeye başlarlar. İlgilenebileceklerine inandıkları kadar çocuk dünyaya getirmeye başlamaları da bu yüzdendir. Çocukların önceki dönemlere göre birey olmalarını sağlayan ortam oluşmaya başlar. Bu dönemde, ebeveynler çocuklarının tamamen kendileri olmalarını sağlayacak ortamı tam anlamıyla sağlamaz ama çocuklarının ruhsal ve bedensel bütünlüğüne saygı göstermeye başlarlar. Çocukların kendi bireyselliklerine erişmelerinden çok, ebeveynlerinin onlar için istediği şekilde yetiştirilmeye başlarlar. Ebeveynler çocuklarını kendi hayallerindeki şekilde yetiştirirler ve bu süreçte onların refahını da gözetirler.

Altıncı dönem: Yardım Edici

Dönemin tarihsel olarak yirminci yüzyılın ortalarına denk geldiği belirtilir. bir önceki dönemden farklı olarak burada ebeveyn çocuğunu kendi ideallerine göre yetiştirmez. Çocuğun tam anlamıyla, kendi bireyselliğini edindiği ve kendini gerçekleştirmesine izin verildiği, bunun için gerekli ortamın sağlandığı dönemdir. Çocuklar doğumlarından itibaren ruhsal ve bedensel olarak biricikliklerine saygı duyulan bir ortamda büyürler. Koşulsuz sevgi görürler. Günümüz modern dünyasına baktığımızda genel olarak çocuk yetiştirme pratiklerinin beşinci evreye benzediğini görürüz. Altıncı ve son evre olarak anlatılan yardım edici dönem ise, çocuk yetiştirme stillerinin gelmesi beklenen ve istenen hali olarak tanımlanır.

Sonsöz

Bu yazıda, psikotarihin  bir çalışma alanı olan çocukluk çağının psikotarihsel gelişimi ile ilgili çalışmalara dayanarak ebeveynlik stillerinin ve çocuğun bundan nasıl etkilenebileceği gibi kısımlara değinilmeye çalışılmıştır. Çocukluk çağı tarihi açısından en gelişmiş ve derin çalışmalar bu yazıda da eserlerine değinilen Lloyd de Mause tarafından yapılmıştır. Meslek hayatının büyük bir kısmını bu teorisini temellendirmek adına çeşitli disiplinlerde araştırmalar yapan de Mause, tarihin psikojenik teorisi ile ilgili elimizde bulunan yegane kaynakları sağlamıştır. Kendisinin de belirttiği gibi, bu alan üzerine yapılacak çalışmalar çoğaltılarak teorisinin genel çerçevesine katkı sağlanmalıdır. Psikotarihin bir çalışma alanı olarak farkedilmesi ve değer görmesi bu noktada önemlidir.

Urie Brofenbrenner’a göre “insanı insan yapmanın en etkili aracının aile olduğunu söyler. Elbette ki aile çocuğun yetişkinliğe ulaşana kadar olan yolunda iletişimde olduğu tek yapı değildir ve kişiliğinin tamamı bu yapı içerisinde oluşmaz. yine de, ilk bağlanmamızı yaşadığımız, ilk ilişkilerimizi kurduğumuz, ilk karşılaştığımız değerler ve bunlar gibi bir çok şey ile aile içinde karşılaşırız. Çocukların da dünyayı algılayışları ve kişiliklerinin oluşumu açısından ailenin rolü ve özellikle ebeveynlerin rolü oldukça kilit önemdedir. Psikoloji bilimine bakıldığında da, küçük yaştan itibaren kişilik oluşumunda ailenin yeri her zaman dikkate alınmıştır. Bu açıdan, çocuk yetiştirme tarzlarının ve ebeveyn pratiklerinin tarihsel gelişimiyle ilgili fikir edinebileceğimiz bu gibi çalışmaların desteklenmesi ve buradan yola çıkarak Mause’un evrelerinden altıncı evrede tanımlanan çocuk yetiştirme stillerine ulaşmakiçin neler yapılabileceği üzerine çalışılmalıdır. Çocuğunun kendini gerçekleştirmesi ve birey olabilmesini sağlayan, ihmal ve istismardan arınmış, ideale yakın bir aile ortamının bu şekilde oluşup oluşamayacağının cevabını ise ancak gelecekte alabileceğiz.


Kaynakça

Binion, R. “Psychohistory”, International Encyclopedia of the Social & Behavioral Sciences, 2. Edisyon, Volume 19. 2015.

Bee, H. vd., Developing child. Harper and Row, 1978.

Campbell, J. F., “Psychohistory: Creating a new discipline.” Journal of Psychohistory 37.1 2009.

DeMause, L. Foundations of psychohistory. Creative Roots Pub, 1982.

DeMause, L. (Ed). The history of childhood, Psychohistory Press, 1974.

DeMause, L. “The history of child abuse.” Sexual Addiction & Compulsivity: The Journal of Treatment and Prevention 1.1 1994: 77-91.

Miller, A., Yetenekli Çocuğun Dramı. Profil Kitap, 2017.

Mohl, Alan S. “The family, culture and psychohistory.” The Journal of Psychohistory 37.4 2009: 335-348.

Öztürk, Erdinç. “Psikotarih Açısından Çocuk Yetiştirme Tarzları ve Çocuk İstismarı.” Türkiye Klinikleri Journal of Forensic Medicine-Special Topics 2.3, 2016: 24-34.


[1]DeMause, 1982.

[2]Binion, 2015.

[3]Bee vd., 1978.

[4]Bee vd., 1978.

[5]Miller, 2017.

[6]Mohl, 2009: 335-348.

[7]DeMause, 1974.

[8]DeMause, 1974.

[9]DeMause, 1974: 503.

[10]DeMause, 1974; DeMause, 1994: 77-91.; Campbell, 2009: 2.; Öztürk, 2016: 24-34.

Gorgon Dergisi 2. Sayı Yazıları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir