Sokrates

Yazar: Joshua J. Mark

Çevirmen: Deniz Yılmaz

Kategori: Felsefe

Yunan filozofu[1] Sokrates (MÖ 469/470-399), batı felsefesinin babası olarak kabul edilir. En bilinen öğrencisi Platon‘dur[2] ve  Büyük İskender’in akıl hocası olan Aristoteles’i[3] yetiştirmiştir. İlk olarak Sokrates tarafından geliştirilen Yunan felsefesi, İskender’in fetihleri sırasında bilinen dünyaya yayılmıştır.

Socrates Bust, Vatican Museums (by )

Heykeltraş Sophronicus ve ebe Phaenarete’nin oğlu olan Sokrates, MÖ 469/470 yılında dünyaya gelmiştir. Gençliğinde müzik, jimnastik ve grammer (o dönemde her Yunan genci bu dersleri alıyordu) dersleri alan Sokrates, bir heykeltraş olan babasının izinden gitti. Gelenek bizlere, Sokrates’in olağanüstü bir sanatçı olduğu ve Akropolis yolundaki Graces[4] heykelinin 2. yüzyıl toplumu tarafından bolca övgü aldığını söyler. Sokrates Yunan ordusuna onurlu bir şekilde hizmet etmiş ve Potidea Savaşı’nda General Alkibiadis’in hayatını kurtarmıştır.

Orta yaşlara geldiğinde, Sokrates’in arkadaşı Khairephon, Delphi’deki ünlü bir kahine, Sokrates’ten daha bilge bir kişi olup olmadığını sormuş ve kahinden “Hayır!” cevabı almıştır. Kahinin verdiği cevaba şaşıran ve kâhinin yanıldığını kanıtlamak isteyen Sokrates, kendi düşüncesine göre ve başka insanlar tarafından “bilge” kabul edilen kişilere gitmiş ve onları sorguya çekmiştir.[5] Aldığı cevaplar onu dehşete düşürmüştür: “Bilgeliğiyle ün kazandığını düşündüğümüz kişiler neredeyse en yoksulken, sıradan olarak gördüğümüz pek çok insan pratik zekaları ile onlardan çok daha zekidir.” (Platon, Apology. 22)[6] Sokrates’in pazar yerinde ihtiyarlarla yaptığı sohbetleri izlemekten zevk alan Atinalı gençlerin birçoğu, sonradan onun öğretilerinden etkilenmiş ve tutkularından vazgeçerek kendilerini felsefeye adamıştır (Yunanca “philo” sevgi ve “sophia” bilgi sözcüklerinin bir araya gelmesinden oluşan “philosophie”, bilgi sevgisi demektir). Bu gençlerin arasında, Kinik okulunun kurucularından Antisthenes ve Aristippos, düşünceleriyle Kıbrıslı Zenon’u etkileyen ve Stoa okulunun kurucusu Ksenophon ve aralarında en tanınan Platon (“Diyaloglar” da Sokrates’ten sıkça bahseder) vardır. Antik yazarlara göre, Sokrates’in ölümünden sonra kurulan önemli okulların hepsi, onun öğrencileri tarafından kurulmuştur.[7]

Socrates' Prison, Athens
Sokrates’in Kaldığı Hapishane, Atina

Kurulan okulların çeşitliliği, Sokrates’in öğretilerinin yarattığı geniş çaplı etkiyi ve en önemlisi öğretileri üzerine yapılan yorumların ne kadar çeşitli olduğunu gözler önüne serer. Antisthenes ve Aristippos[8] tarafından ele alınan ve birbirinden çok da farklı olmayan felsefi kavramlar, iyi bir yaşama ulaşmak için izlenebilecek tek yolun, hayattan haz almak olduğunu ve buna ancak özveride bulunup, kişisel kontrol sağlandığı takdirde ulaşılabileceğini söyler. Sokrates’in felsefeye yapmış olduğu en büyük katkı onu entelektüel uğraşlardan uzaklaştırarak, “fiziksel bilim” (Thales, Anaximandros, Anaximenes ve diğer Pre-Sokratlar tarafından takip edilen) ve etik ve ahlakın soyut dünyasına yaklaştırmış olmasıdır.[9] Sokrates’in öğretilerini benimseyen okullar ne kadar çok olursa olsun, hepsi aynı ahlak anlayışının etrafında birleşiyordu. Bir okul tarafından benimsenen “ahlakı”ın sık sık kınanması, yeniden Sokrates’in esas mesajının farklı yorumlara çekilmesine sebebiyet veriyordu. Biliminsanları Platon’un Diyalogları’ndan yola çıkarak Sokrates’in hayatıyla ilgili güvenirken; Platon’un çağdaşları, “Diyaloglar”da Sokrates isimli hayali bir karakterle sürdürdüğü diyaloglar üzerinden kendi düşüncelerini aktardığını iddia ederdi. Platon’un çağdaşları arasında en kayda değer eleştiriler, Sokrates’in öğrencilerinden olan Phaidon ve Ksenophon’a aitti. Phaidon’un yazdıkları günümüze ulaşmamıştır ama Ksenophon’un “Memoriablia” adlı eserinde Platon’un gösterdiği Sokrates’i farklı bir şekilde anlatmıştır.[10]

Her ne kadar öğretileri farklı şekilde yorumlansa da, Sokrates’in odak noktası güzel ve erdemli bir hayata nasıl ulaşılabileceği olmuştur. Platon’un “sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez” (Apollogy, 38b) iddiası müritlerine, toplumun dayattığı tanrılarla ilgili kabul edilen batıl inançların ve düşünce sistemlerinin peşinden gitmeden önce sorgulamaları için ilham verdiği tarihsel olarak doğrulanmıştır. Platon ve Ksenophon’un Sokrates tasvirleri arasında farklılıklar olsa da, ikisi de Sokrates’in toplumsal sınıf farklılıklarını ya da kişisel davranışlarla ilgili hiçbir şeyi önemsemeyen ve kadın, köle, hizmetkar ya da üst sınıf olarak insanları ayırt etmeden, herkesle kolaylıkla iletişim kurabildiğinden söz etmektedir. Antik Atina’da kişisel davranışlar “Eusebia”[11] olarak bilinen kavramla tanıtılmış ve İngilizce’ye “dindarlık” olarak çevrilmişse de daha yakından bakıldığında “hizmet” ya da “yöne -dinî- sadakat” anlamına gelmektedir. Sokrates’in Eusebia tarafından yasaklanan toplumsal kuralları ihlal etmesi, toplumun önde gelenlerinin tepkisini çekmesine ve bu önde gelenler tarafından yasaları ihlal etme gerekçesiyle suçlandı.

“Her ne kadar öğretileri farklı şekilde yorumlansa da, Sokrates’in odak noktası güzel ve erdemli bir hayata nasıl ulaşılabileceği olmuştur.”

MÖ 399 yılında şair Meletos, Anytos ve Lykon tarafından dinsizlik ile suçlanan Sokrates ölüm cezası almıştır. Hakkında ele alınan resmi iddianameye göre: “Sokrates ilk olarak toplum tarafından inanılan tanrıları reddettiği ve onların yerine yenilerini sunduğu için ve ikinci olarak gençlerin aklını çelerek onları yoldan çıkardığı için suçludur.” “Otuz Tiranlar” belasından daha yeni kurtulmuş olan ve hala yıkımları onarmaya çalışan Atina’nın Sokrates’e bu suçlamayı kişisel ve siyasi amaçla yaptığı öne sürülmüştür. Sokrates’in bu rejimle bağlantısı tiranların en kötülerinden biri olduğunu söyleyen eski öğrencisi Kritias, onu bu işe Sokrates’in sürüklediğini söylemesi ile olmuştur. Ayrıca Platon, Menon Diyaloğu’nun bir bölümünde Anytos’un, Sokrates’i oğlunu yoldan çıkarmakla suçladığı iddia edilmektedir. Sokrates’in öğretilerinden etkilenip, siyaseti bırakana kadar Anytos oğlunu siyasetle ilgilenmesi için yetiştirmişti. Sokrates’i gençliği yoldan çıkarmakla suçlayanlar Kritias’ı örnek olarak gösterseler de jüri tarafından önceden bilindiği için mahkemede kullanılmamıştır. [12]

The Death of Socrates
Sokrates’in Ölümü

Arkadaşlarının önerilerini ve hatibi Lysias’ın yardımlarını reddeden Sokrates, mahkemede kendi kendini savunmayı tercih etti. Antik Atina’da avukat yoktu, savunma için hatip tutulurdu. Aralarında hizmeti en pahalı olan Lysias’tı ama Sokrates’e duyduğu saygıdan dolayı ona hiçbir ücret talep etmeden yardım etmeyi önerdi. Hatipler tarafından genellikle sanıklar, yanlış suçlamaya maruz kalmış iyi bir adam olarak tanıtılırdı ve mahkeme de Sokrates’ten bu şekilde bir savunma bekliyordu. Atina mahkemesi karşısında kendini savunması ve hayatı için yalvarması beklenirken Sokrates suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışarak mahkemeye meydan okumuş ve kendini bir at sineğine benzeterek Atinalıları uyanık ve tetikte tutarak, onlara fayda sağladığını savunmuştur.[13] Sokrates’e ölüm cezası yerine verilecek bir ceza önerme zamanı geldiğinde, Sokrates onu Olimpiyat Oyunları kahramanlarına ev sahipliği yapan Prytaneum’da, bedava yiyecek ile onurlandırmaları gerektiğini söyledi. Bu öneri Atina şehrine ve Prytaneum kahramanlarının onuruna yapılan büyük bir hakaret olarak algılandı. Mahkemede hayatları için yalvarması beklenen mahkûmlar, kahramanlara özgü bir şekilde onurlandırılamazdı.

Mahkum edilen Sokrates, ölüm cezasına çarptırıldı. (Ksenophon, Sokrates’in böylesine bir son arzuladığını söyler ve Platon’un “Sokrates’in Savunması” [Apology]’ndaki yorumu bunu doğrular niteliktedir). Platon’un Euthypron, Sokratesi’in Savunması, Kriton ve Phaidon eserlerinde kronolojik olarak anlatılan son günlerinde, Sokrates ölüm gününde (baldıran zehri içer), Atina’daki hücresinde etrafındaki arkadaşlarıyla tasvir edilir ve bu diyalogda Platon onu “Bu dostumuzun sonuydu ve bence en bilge, en adaletli ve hayatımda tanıdığım en iyi adamdı,” (Phaedo,118) diye anlatır.

Sokrates’in öğrencilerinin eylemleri üzerindeki etkisi, hayatı, öğretileri ve ölümü hakkında yapılan yorumları şekillendirdi ve öğretilerinden yola çıkarak kendi felsefe okullarını yaratıp, öğretmenleri ile ilgili anılarını kaleme aldılar. Bütün bu yazılardan günümüze sadece Aristophanes’in Sokrates karikatürü, Platon’un ve Ksenophon’un eserleri kalmıştır ve Aristoteles’in geç dönem eserleri bize Sokrates’in hayatı hakkında pek çok şey anlatmaktadır. Kendisi düşünceleriyle ilgili hiçbir şey yazmadı ama hakikati ararken söyledikleri ve yaptıkları dünyayı değiştirirken, bugün hala insanları etkilemeye devam ediyor.[14]


 

Orijinal Metnin Kaynakçası

Baird, F.E. Philosophic Classics, Volume I Ancient Philosophy. (Pearson, 2010).

Kaufmann, W. Philosophic Classics. (Prentice Hall College Div, 1996).

Plato. The Collected Dialogues of Plato. (Princeton University Press, 2005).


Yazının Orijinali

Original article by Joshua J. Mark / Ancient History Encyclopedia

https://www.ancient.eu/socrates/

Redaksiyon: Serkan Alpkaya

Editör: Mehmet Salih Keçici


[1] https://www.ancient.eu/philosophy/

[2] http://gorgondergisi.org/platon/

[3] http://gorgondergisi.org/aristoteles/

[4] Yunan mitolojisinde çekicilik, mucize ve güzellik tanrıçalarına verilen ortak isimdir. Hesiod, toplum üç tanrıçadan bahsetmesine rağmen kültürel alanlarda gruplandırıldığı zaman sayıları daha artabiliyor. Bu tanrıçalardan en bilineni ise Afrodit’tir. (edn)

[5] Sokrates’e sıradan bir filozoftan çok kadim zamanlardan bu yana insanoğluna “Sokratik Yöntem” denilen sorgulatıcı ve muhakeme ettirici fikir doğurtma (maotik düşünce) harekâtının başlatıcısı diyebiliriz. Kendisini cahil biri olarak tanıtması, aslında onun kendini bilmeyle kuşandığı edebini ve muhatabına hakikati gösteren değil bizzat onu deneyimlemesini sağlayıcı sorular ile baş başa bırakması ile ilgilidir. Sorgulama girişimi tamamen öğretme üzerine değil “sorgulanmamış bir yaşamın yaşamaya değmeyeceğine” olan inancından kaynaklanmaktadır. Diogenes Laertios, Sokrates’in birçok filozofun aksine bulunduğu yeri terk etmediğini, ömrü boyunca Atina’da kalıp çevresindekilerle sohbet ettiğini ifade etmektedir. Ayrıca o kendisi ile alay edenlere karşı bir uzlaşı ortaya koyarken yaptığı derslerin karşılığında ücret almazmış.  ( Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, çev. Candan Şentuna, YKY, İstanbul 2007, s. 76.) (edn.)

[6] Sokrates için en önemli mesele, kendisinin bir “hiç” olduğunun farkında oluşudur. Söylediği şeylerin hepsi şifahidir. Platon, kendi ağzını adeta ona takarak kurmuştur Diyaloglarını. Ona göre insanların en büyük sorunu bilmediklerini bilmemeleridir. Yukarıdaki hikâye bir şekilde “ignoramus” (Bilmiyoruz!) yaşamını tetiklemişe benziyor. Lakin bu “bilmiyoruz!” seslenişi hakiki bir nüktedanlıktır. Zira o bilmiyoruz derken “logos”u delik deşik etmeye soyunacağını haber vermektedir. Mevzuyu bu hiçliğe indirgeyiş, bir başlama noktasına (point) sahip olmaya müsait kılmıştır. Bir bakıma bu hiçlik değil farkında oluştur. (edn.)

[7] Sokrates’in özellikle Kinikler’e ve diğerlerine ilham olmuş olması çok normaldir. Bir kere Sokrates para karşılığı öğretmenlik yapan Sofistler’e karşıydı. Biliyoruz ki, zamanın Atina demokrasisi retorik üzerinden yürüyen bir sistemdi. İnsanlar Sofistler’den özellikle bu konuda destek alıyorlardı. Sözün gücünü en iyi şekilde kullanmak isteyen demagoglar “Kratos”u yani iktidarlarını kuvvetlendiriyordu. Sokrates’in bu işlerle pek ilgisi yoktu. Ayrıca o geriye tek bir eser bile bırakmamış birisi olarak, ücretli ders vermeye ve kamu ile ilgili alanda boy göstermeye ihtimam göstermiyordu. Dolayısıyla gizemli bir kişilikti. Kinikler’i ve diğerlerini etkilemesi normaldir. (Kojin Karatani, İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çev. Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, İstanbul 2018) (edn.)

[8] Antisthenes ve Aristippos, Sokrates’in müdavimleridir. Laertios’un belirttiğine göre, Antisthenes Kinik okulunun kurucusudur. Hazır cevaplılığı ve sivri diliyle ünlenmiştir. Ölümsüzlüğün doğru bir yaşamdan geçtiğini; iyi bir yaşamın ise mutlu şekilde ölmekten geçtiğini ileri sürmüştür. Sokrates yanlısı bakış açısı tüm yaşamını kuşatmışa benzemektedir. (Laertios, a.g.e., s. 256-260.) Aristippos ise, Sokrates müdavimleri içerisinde ilk dersleri karşılığı para alan ilk Sofistlerdendir. Anlayabildiğimiz kadarıyla zamanının konformist yaşamı benimsemiş düşünürlerindendir. Zira, duruma ve adamına göre davranmasını bilen birisiymiş. Gerek Antisthenes gerekse Aristippos’a yaşadıkları çağda benzer biçimlerde ama farklı açılardan köpek yakıştırması yapılmıştır. (edn)

[9] Tam burada modern manada ifade edersek, Sokrates özellikle Antropomorfik (insan merkezli) bakış açısını öne almakla ve hatta felsefenin ipini çekmekle suçlanmıştır. “Kendini bil!” sözünde dahi içebakışın dünyaya bakış olmadan anlaşılmasının muhtemel olmadığı ile ilgili birçok tartışma yapılmıştır. Bu yüzden kendisinden önce gelen tabiatı merkeze alarak soruşturma yapan geleneğe son vermekle birlikte adeta bu olguyu hadım ettiği tartışılan bir şey olmuştur. Nietzsche, Sokrates’in hayattan bıkkınlık temasını eleştirmiştir. Onu deyim yerindeyse, havada salınan insanın, burnunu yeryüzüne sürtmekle suçlamıştır. Onu aşağı ve ifsad edici (decadance) aynı zamanda bencil bulur. Yaşama dair tüm iştihalarımızı yitirmemize ön ayak olan Sokrates’i uzunca bir süre yargılar. (Friedrich Nietzsche, Putların Alacakaranlığında, çev. Yusuf Kaplan, İstanbul 2015) Heidegger onu felsefe tarihini bitirmekle suçlar. Goethe ise kendini bil ediminin bencilce olduğunu dışarısının bilinmeden içerisinin bilinemeyeceğini vurgulamıştır. Sokrates ve müdavimleri için ahlakî ve ereksel (teleolojik) yaşam ve düşünme biçimi ön plandadır. Burada Sokrates kendi dininin Tanrısı olan daimonu ortaya koyar. Kendisini adeta bir elçiymişçesine tanıtır bu arada. (edn.)

[10] Hakikaten bu Platon düşünceli Sokrates kafalı; bazen tam tersi olan kişilik çok gizemli ve tartışmalıdır. Platon’un Diyalogları’nın çoğunun başkahramanı olan Sokrates bu haliyle kendisi ile pek uyuşmayacak düşünceler de sarf etmiştir. Elbette Platon’un azizlikleriyle. Bu açıdan bakıldığında, Pavlus’un anlattığı İsa’ya benzemektedir. Bu meselenin nedenini, umumiyetle Sokrates’in ölümü üzerine bir ahde vefa olarak görenler çoğunluktadır edn.  

[11] Ruhsal dindarlığı, manevi olgunluğu veya dindarlığı ifade eden Yunan felsefesi ve İncil’de de bahsi geçen bir kavramdır. (edn)

[12] Kritias, Otuz Tirandan müteşekkil hükümetin bir üyesiydi. Bu hükümet kısa süre içerisinde Atina’nın ileri gelen ve demokrasi taraftarı olan bin beş yüz kişiyi ölüme göndermiştir. (Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi: Sofistlerden Platon’a, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 6.Baskı, İstanbul, s. 141-142.) Atina siyasi ve toplumsal yapısının değişimi sancılı olurken Sokrates bu sancının kurbanı olmuştur. Sokrates’in davası dini olduğu kadar siyasidir. (edn.)

[13] “Yavaş olan ve dürtülmesi gereken bir atı andıran devleti yerinden oynatmak için Tanrı’nın tebelleş ettiği benim gibi bir atsineğini kolay kolay bulamazsınız. Ben Tanrı’nın devletin başına tebelleş ettiği bir atsineğiyim; her gün her yerde dürtüyor, uyarıyor, azarlıyorum, ardınızı bırakmıyorum. Benim gibi birini kolay kolay bulamayacaksınız yargıçlar, o yüzden beni esirgemenizi, kendinizi benden yoksundurmamanızı salık veriririm…” (Eflatun, Sokrates’in Savunması, çev. Teoman Aktürel, Remzi Kitabevi, 2. Baskı, Ankara 1993, s.39.)

[14] Ksenophon, Sokrates’in suçlandığının aksine dindar biri olduğunu ve müdavimlerinin erdemli olduğundan bahsetmektedir. Düşüncelerinin yıkıcılığı sadeliğinden ileri geliyordu. Onun istidadı hakikat üzerineydi. Hakikati her mecrada savunması başını belaya sokmuştu. Her mekânda kralın çıplak olduğunu vurguladığı ileri sürülür. (Bertrand Russell, Batı Felsefesi Tarihi: I.Cilt İlkçağ Felsefesi, çev. Ahmet Fethi, Alfa Yayınları, İstanbul 2016, s.174.) Onun bilme iddiası yerine “ignaromus” kavramını koyması felsefede bambaşka bir alan açmıştır. Çünkü bilgelik bir manada hiç olmaktır. Hiç olmaksa hakiki olmaktır.


Gorgon’un Çeviri Sürecinde Yararlandığı Kaynaklar

Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi: Sofistlerden Platon’a, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 6.Baskı, İstanbul.

Bertrand Russell, Batı Felsefesi Tarihi: I.Cilt İlkçağ Felsefesi, çev. Ahmet Fethi, Alfa Yayınları, İstanbul 2016.

Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, çev. Candan Şentuna, YKY, İstanbul 2007.

Eflatun, Sokrates’in Savunması, çev. Teoman Aktürel, Remzi Kitabevi, 2. Baskı, Ankara 1993.   

Friedrich Nietzsche, Putların Alacakaranlığında, çev. Yusuf Kaplan, İstanbul 2015.

Kojin Karatani, İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çev. Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, İstanbul 2018.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir