Psikolojik Travma ve Kuşaklararası Aktarımı

Psikolojik Travma ve Kuşaklararası Aktarımı

Yazar: İpek Türel

(Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 4. Sayısı’nda yayınlanmıştır.)

İnsan yavrusu, annesiyle göbek bağı kesilip ilk kez ciğerlerine havayı soluduktan sonra, biricik ve bağımsız bir canlı olarak bu dünyadaki hayatına başlıyor. Annemizle somut bağımız her ne kadar burada kopmuş olsa da ebeveynlerimizle aramızdaki bağ aynı zamanda bizim gerçekliğimizi de oluşturuyor.

Dünyaya gelirken, kendimizle birlikte bizden nesiller öncesine dayanan bir genetik mirası da yanımızda getiriyoruz. Baştan aşağı dış görünüşümüz bu genetik mirastan etkileniyor. Sahip olduğumuz bazı kalıtsal hastalıkları dahi bizden önce yaşamış akrabalarımızdan alabiliyoruz. Peki DNA ile taşındığını bildiğimiz yüzlerce özelliğimizin dışında, bizden birkaç nesil önce yaşamış akrabalarımızın anılarını, yaşadıkları travmaların nesiller arasında taşınarak bize ulaşmış olma ihtimali var mı?

Son yıllarda nesiller arası travma geçişine ilişkin olarak çeşitli araştırmalar yapılıyor. Bunların bir kısmı epigenetik araştırmaları oluştururken, bir kısmı da travmayı birebir deneyimlemeyen nesillerde ortaya çıkan travma tepkilerinin öğrenilmiş davranış kalıpları olduğu üzerine odaklanıyor.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Nesiller arasında travma geçişinin etkisinin nasıl olabileceğinden bahsetmeden önce, travma ve sonrasında bıraktığı psikolojik etkilerden bahsederek başlamak gerekir. Bireysel veya toplumsal ölçekte yaşanan travmatik olaylar insanın psikolojik durumlarını etkileyebilir. Her türlü psikolojik durumda olduğu gibi, kimi insanlar travma sonrası psikolojik etkileri deneyimlemeye daha yakınken, kimi insanlar ise bu tip durumlar sonrasında olağan bir süre içerisinde travmalarını işlemeyi başararak hayatlarına devam edebilir. Bunun yanında, yaşanan travmanın türü, maruz kalınan süre ve travmayı deneyimleme şekli gibi etkenler de travma sonrası stres bozukluğunun oluşumuna etki eden unsurlar arasındadır.

Öncelikle, TSSB tanı kriterlerinin neler olduğuna bakarsak, tanı koymak için gerekli kriterlerin hangilerinin, ne kadar bir ölçüde görülmesi gerektiği gibi detaylara değinmeden, bu semptomların neler olduğuna bakalım. Travmayı birebir yaşamak, tanık olmak, bir yakının travmaya maruz kaldığını öğrenmek ya da mesleki nedenlerle ikincil bir şekilde travmaya maruz kalmak birincil kriteri oluşturuyor. Travmatik olayın gerçekleşmesinin ardından, travmatik olayın istenmeyen düşünceler, flashbackler, kabuslar veya travma olayını hatırlatacak şeylere fiziksel veya duygusal olarak tepki verme gibi durumların bir kısmının kişide mevcut olması beklenir. Travmayı hatırlatacak olaylardan, yerlerden veya kişilerden uzak durmaya çalışmak ve travma sonrasında kişinin geçmişte deneyimlemediği negatif düşünce ve duyguların oluşması da semptomlar arasında gösterilir. Travmaya ilişkin detayları hatırlamamak, günlük aktivitelere olan ilgisini yitirmek, kendini yalnız ve çaresiz hissetmek, travma yüzünden kendini veya başkalarını suçlamak şeklinde sıralanabilir ve bütün bu saydıklarımızın bir kısmının, bir ay gibi bir süreden daha fazla devam ediyor olması gerekir. Buradaki zaman kıstası yine önemlidir çünkü her insan travmaya yukarıdakilere benzer tepkiler verebilir ve belli bir süreç içinde travmayı işlemek ve hayatına devam etmek adına olağan bir süreçtir. Ancak bu semptomların süresi olağanın dışına çıktığında ve artık kişinin günlük hayat işleyişini negatif olarak etkilemeye başladığında bahsettiğimiz tanı ortaya çıkar.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi her insanın travmadan sonra TSSB tanısı alacak duruma gelmediğini belirtmiştik. Bu süreçteki koruyucu faktörler veya kişiyi yatkın hale getiren risk faktörlerine bakmamız gerekir. Bu faktörleri incelerken de, olay öncesi, olay sırası ve sonrası olmak üzere üç bölümde incelenmesi gerekir. Olay öncesine baktığımızda, yapılan araştırmalar da göz önüne alınarak, cinsiyetin, yaşın, ekonomik durumun, olay öncesinde var olan psikolojik sorunların, kişilik özelliklerinin bir kısmı koruyucu bir kısmı risk faktörü olarak karşımıza çıkabilir. Örnek olarak, kadınlar erkekler ile kıyaslandığında TSSB tanısı almaya daha yatkınken, yaş grubu gözetildiğinde ise daha çok genç yetişkinlerde görülen bir durum olduğu söylenebilir. Daha önceden bir travma deneyimlemiş olmak, ekonomik ve ailesel sıkıntı içinde olmak da risk faktörleri içinde sayılabilir. Olay sırasına dair durumlara gelirsek, travmaya maruz kalma süresi ve yakınlığı, olay sırasında bir kayıp yaşamış olup olmadığı, olayın şiddeti gibi faktörler belirleyici rol oynayabilir. Son olarak olay sonrasına bakarsak da, olay sonrasında kişinin yalnız kalmış olması ya da çevresinde verimli bir sosyal destek ortamına sahip olması belirgin farklar yaratabilme özelliğine sahiptir. Bir diğer önemli faktör ise kişinin travmayla başa çıkmak için kullandığı başa çıkma stratejilerini içerir. Araştırmalara göre, eğer kişi kaçıngan ya da kendine zarar verici başa çıkma yöntemleri kullanıyorsa, bu da bir risk faktörünü oluşturur. Bu yöntemler, alkol veya uyuşturucu kullanımı ve kendini izole etme gibi davranışları içerebilir.

Travmanın nesiller arası aktarımı

Travma sonrası gelişebilecek psikolojik sorunların genel çerçevesini incelemenin ardından, yaşadığı travma sonrası stres bozukluğu geçirmiş üst nesilden sonra gelen alt nesillerde bu travmaların etkisinin görülüp görülemeyeceği konusuna geri gelebiliriz.

Travmanın etkilerini birebir deneyimleyen bir kişide görülebilecek semptomlar, mutlaka birkaç nesilde ortaya çıkacak veya bu kişilerin alt nesillerinde bu travmanın etkileri mutlaka görülecek diye bir durum elbette ki kesin olarak söylenemez. Travmanın nesiller arası aktarımı ile ilgili ortaya konulan ve doğruluğu bulunmaya çalışılan hipotezlere ve araştırmalara baktığımızda, üst nesillerdeki travmanın etkilerinin alt nesillerin, kaygı bozukluğu gibi psikolojik sorunlara yatkınlığını, stres ile direkt ilişkili olan kortizol hormonu seviyelerini etkilediğini, bireylerin aile içi sorunları, bağlanma şekilleri gibi bir çok konuya etkisi olduğunu ileri sürmektedir.

Konuyu toparlayacak olursak, öncelikle literatüre baktığımızda, bu alanda yapılmış çalışmaların çoğunlukla toplumsal travmalara ilişkin yapıldığını belirtmek gerekir. Özellikle yabancı literatüre baktığımızda çoğunlukla Holocaust ve Avustralya aborjinleri ile ilgili yapılmış çalışmalara rastlıyoruz.

Soykırımlar, zorunlu göçler, terörizm gibi toplumsal olayların mağdurları ve onların çocukları ile torunları ile yapılmış çalışmalar görüyoruz. Bu çalışmaların bir kısmında anlamlı sonuçlar elde edilmiş olmasıyla beraber bir kısmında da belirgin sonuçlar ortaya konulmamıştır. Bahsettiğim çalışmalar daha çok, birkaç kuşak aile bireyi ile yapılan kalitatif sosyal bilimler çalışmalarını kapsıyor. Ancak fen bilimleri ve genetik alanında da, travma geçişine ilişkin daha somut veriler almak adına çeşitli çalışmaların yürütüldüğünü görmekteyiz.

Sonuç olarak, travmanın etkileri ve bunların nesiller arasındaki etkilerine yönelik yapılacak multidisipliner çalışmalar, konuyu farklı açılardan görmemizi sağlayacaktır. Toplumsal travmaların etkisiyle birlikte, aile içi ve bireysel travmalar ile ilişkili çalışmaların da artması yine aynı şekilde önem teşkil etmektedir.


Kaynakça

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (DSM-5®). American Psychiatric Pub.

Braga, L. L., Mello, M. F., & Fiks, J. P. (2012). Transgenerational trans- mission of trauma and resilience: a qualitative study with Brazilian offspring of Holocaust survivors. BMC Psychiatry, 12, 134. http://doi.org/10.1186/1471-244X-12-134

Burchert, S., Stammel, N., & Knaevelsrud, C. (2017). Transgenerational trauma in a post-conflict setting: Effects on offspring PTSS/PTSD and offspring vulnerability in Cambodian families. Psychiatry research, 254, 151-157.

Ozturk, E., & Sar, V. (2006). The “Apparently Normal” Family: A Contemporary Agent of Transgenerational Trauma and Dissociation. Journal of Trauma Practice, 4(3-4), 287-303.

İnternet Siteleri:

http://www.apa.org/topics/ptsd/

https://exploringyourmind.com/what-is-transgenerational-trauma/

https://www.psychologytoday.com/us/blog/the-me-in-we/201205/ how-trauma-is-carried-across-generations

Psikoloji kategorisindeki yazılarımız için tıklayın.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir