Türkiye’de Bilimkurgunun Serencamı: Bilim ve Teknik Dergisi’nde Bilimkurgu

Türkiye’de Bilimkurgunun Serencamı

Bilim ve Teknik Dergisi’nde Bilimkurgu

Bu yazı, 15 Şubat 2019 tarihinde yayımladığımız Gorgon E-Dergisi’nin  6. sayısında yer almaktadır. Dergide yer alan yazıların tamamını görmek için tıklayınız: Tüm Yazılar 

Yazarlar: Harun Reşit Soya ve Martı Esin Şemin

*Bu dünyadan erkenden göçüp giden, genç akademisyen,

Harun Reşit Soya’nın anısına…

“Modern bilimkurgu, edebiyatın, inatla bizi bekleyen yeniliklerin doğasını,

olası sonuçları ve olası çözümleri ele alan yegâne biçimdir.”

Isaac Asimov

Giriş

Bilim ve Teknik ve Bilim Çocuk dergileriyle büyümüş, bilim ve bilimkurguya meraklı yazarlar olarak böyle bir çalışmaya karar vermek çok da zor olmadı. Bilimin soğuk, mekanik, duygu, hayal ya da kurgudan uzak olduğu; bilimkurgununsa uydurmaca, içi boş masal, işe yaramaz zaman kaybı uğraşlar olarak, yanlış olduğu kadar oldukça sık telaffuz edilen tanımlarına verilebilecek belki de en güzel cevap olacaktır bilim dergilerinde geçen bilimkurgu konusu. Bu çalışmada kurgunun içinde bilim arayarak acaba ne kadarı bilim ne kadarı gerçek ve gerçekleşme ihtimali var demek yerine, doğrudan bilimin gözünden bu kurguların yeri, gerçekliği ve hepsinden önemlisi değeri nedir sorularını sormanın daha uygun olacağını düşündük. Ülkemizde ise bu karşılaştırmayı yapabilecek, bilimi ve son gelişmelerini herkese haberdar ederek bu bilgileri genele yayıp, bilimsel ilgi ve merakı arttırmayı amaç edinmiş Bilim ve Teknik Dergisi, 1967’den beri her ay çıkarttığı sayılarıyla akla ilk gelen süreli yayındır. Ancak tüm bu sorulara bir cevap aramaya başlamadan kısaca bilimkurgunun ne olduğu ve tarihsel süreçte geçirdiği değişim ve dönüşümlere değinmek gerekir.

  1. Bilimkurgu Nedir?

Neredeyse her gün bir yeniliğin piyasaya sürüldüğü, teknolojinin eskimeye vakit bulamadan tüketildiği bu zamanda, bilim ve teknolojinin insanoğlunun gündelik yaşamı içindeki varlığı onu anlamasından çok kullanması içindir. Edebiyat ise insanın, bazen kendi hayatına ve tarihsel geçmişine çok yakın temaları ele alırken kimi edebiyat türleri de okuyucuya henüz karşılaşmadığı ve belki de hiç yaşamayacağı deneyimleri anlatmak ister. Bu türler içine korku, fantastik ve hiç kuşkusuz bilimkurgu da girmektedir. Bilimkurgu, okuyucu ya da izleyicinin yaşadığı dönem için henüz uzak olan bir bilimsel bilinmezlik durumunu anlatır. Çünkü gelecekte yaşanır ve yaratıcısının öngörüsüne, yüksek hayal gücüne dolayısıyla onun varsayımlarına dayanır. Kurgusu ise fantastik türden (Fantastik türün ana konusu olan mit, efsane, büyüler ve peri masalları bilime dayanmaz) bilimi temel almasıyla ayrılır[1]. Özdemir’in tanımlamasıyla bilimkurgu, “Düş ya da kurgu yoluyla oluşturulan, çoğu kez gelecek zamanlarda yer alan, tümüyle günümüzdekinden farklı bilimler, teknikler kullanan toplum ve insan yaratan yazın türü.” olarak açıklanabilir[2].

Bilimkurgu, 20. yüzyılda ortaya çıkışından günümüze -ilk örneklerin tam bir edebi kurgusu olmasa da-  çeşitli evreler ve hatta evrimlerden geçmiş, üzerinde fazlasıyla tartışılmış ve kendi içinde konu olarak birçok alt dala ayrılan bir tür olmuştur. Bilimkurgu edebiyatın oluşmasında 20. yüzyılın bilimsel ve teknolojik hızlı gelişmelerinin payı muhakkak çoktur[3]. Ama yalnızca güncel gelişmelerin yarattığı merak ve heyecandan doğmamıştır. Duru bunu şöyle açıklar: “İnsanların düşe, olağanüstülüğe, doğa-dışı olaylara düşkünlüğünü unutamayız… Hepimiz masallarla büyüdük. Acayip olayları, değişik ülkelerde olup bitenleri yalan da olsa, uydurma da olsa dinlemek merakı vardır insanda…”[4]. İşte tarih boyunca insanın içine işleyen bu merak, korku, hayal gücü ve düşün; 20. yüzyıla gelindiğinde o güne kadar insanın keşfettiği, öğrendiği ve ilerlettiği her şeyden sözün kısası bilimden ve teknolojiden de etkilenerek yeni bir yazın fikrine yol açmıştır.

Bu yeni yazın türünün ismini veren kişi ise mucit, yazar ve dergi yayımcısı Hugo Gernsback’tir. Aslen Lüksemburglu olan Gernsback Amerika’ya göç etmiş, hayatını radyo ve elektrik ile ilgili buluşlardan kazandığıyla idame ettirirken 1908 yılında Modern Electricsadını verdiği ve içinde ‘bilimin harikaları’nı anlatacağı makaleleri yayımlayacağı bir dergi kurmuştur. Bu makalelerde ise bilim ve teknikteki gelişmelerden faydalanarak kurguladığı gelecek dünyayla ilgili düşüncelerini yazmıştır. Tarih 1911 yılını gösterdiğinde ise hikâyesi 27. yüzyılda geçen; o yılların gündelik hayatını televizyon, radar ya da içecek otomatları gibi aletlerle anlattığı Ralph 124C 41+ adlı romanını Modern Electrics dergisinde tefrika olarak yayımlamaya başlar[5]. Gernsback daha sonra Wonder Stories: The Magazine of Prophetic Fiction adıyla yeni bir dergi kurmuş ve The Scientific Adventures of Baron Munchausen başlığıyla aynı türde kurgusal hikâyeler yazmış ve düzenli olarak Science and Invention sayfalarında ‘scientific fiction’ olarak adlandırdığı metinler toplamıştır. 1924-1926 tarihleri arasında kuruluş ismi Scientifiction olan fakat Amazing Stories adıyla satışa çıkarılan bir dergi daha kurmuştur[6]. Gernsback’in yazmasının altındaki en büyük itkilerden biri bilimin kullandığı ağır dili anlaşılır hale getirerek halkı gelmekte olan gelecekle ilgili bilgilendirmekti. Bu sebeple onun romanları içerisine okunmasını kolaylaştırması için edebi kurgu serpiştirilmiş bilimsel yazılar gibidir. Gernsback’e göre bilimkurgu “bilimsel olgular ve kehanetlerle karışmış, düşsel, sürükleyici bir öykü”dür[7]. Bilimkurgunun 1930’lu yıllardaki bu saf bilimci dönemine ise ‘Altın Çağ’ adı verilmiştir[8].

Science-fiction terimi ilk olarak Gernsback tarafından kurulan Science Wonder Stories dergisinin ilk sayısının sunuş yazısında yer almıştır. Bu terim Gernsback’in editörlüğünü yaptığı Amazing Stories, Pulp Magazines ve Wonder Stories dergilerinin başarıları sayesinde edebiyatın bu yeni yazın türünü tanımlayacak ve karşılayacak sözcük grubu olmuştur. Amazing Stories dergisi yayın hayatı boyunca Jules Verne ve H. G. Wells ve Edgar Allan Poe gibi yazarların birçok yazısını yayımlamıştır[9]. Bu yazarlardan Jules Verne’in Aya Seyahat, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Seksen Günde Devriâlem gibi eserleri ile H. G. Wells’in Görünmeyen Adam, Ayda İlk İnsanlar’ı ve Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı; adı geçen tüm bu yapıtlar bilimkurgu türünü temellendiren ilk eserler olarak kabul edilmektedir[10].

Science-fiction tanımının aslında, bu tanımdan önce var olan bir türü isimlendirmesi bakımından ilginçtir. İlk bilimkurgu kategorisine giren eserlerin yazarları, yaşadıkları dönemlerin anlayışı gereğince böyle bir sınıflandırmaya ihtiyaç duymamıştır. Zira Hugo Gernsback’e dek ne böyle bir tanım vardı ne de bu tanıma zemin oluşturacak düşünce ve bilimsel gelişmeler. Yine de ilk bilimkurgu yazarı, işlediği konular bakımından Samsatlı Lucianus (MS 150) olarak kabul edilmiştir[11]. Yazar Olmuş Bir Öykü adlı öyküsünde Ay’a ve Gezegenlere hayali bir yolculuğu anlatır. Bu öykünün kahramanları gemiyle Cebelitarık boğazından okyanusa açılmışken şiddetli bir fırtınayla Ay’a fırlatılır. Burada Aylılar ve Güneşliler arasında geçen savaşa tanık olup onların öykülerini dinlerler, çeşitli maceralar yaşadıktan sonra dünyaya geri dönerler. Bilinen o ki Lucianus uzaya çıkmayı düşleyen ilk eseri yazan kişidir[12]. Ancak bu eserin yazılmasının altındaki temel sebep Herodotos ve Homeros ile alay etmek ve döneminin birtakım yazarlarına takılmak istemesidir; yazarın derdi geleceğin dünyasına ait bir tasarım oluşturmak değildir[13].

Bilimkurgu temaları Lucianus’tan sonra gelişen bilim ve teknolojiyle birlikte zamanla çoğalmıştır. Fakat yine en çok tercih edilen konu uzay, uzay yolculukları, uzayda geçen savaşlar ve yeni gezegenler-yaşamlar keşfeden insanlıkla ilgilidir. Bunun haricinde ise zamana egemen olan geçmişi ya da geleceği yönlendiren insanı, makine, bilgisayar veya robotları ve geleceğin insanına ait hayali bir dünyayı konu edinir[14]. Bilimkurguda uzay teması, yıllar içinde bu türün kapsamı için eksik bir anlatım olmuştur; bugünkü anlamıyla bilimkurgu “…yaşadığımız fiziki dünyadan kendini kurtarma özgürlüğünü gösteren edebiyatlardandır.”[15]. Bu tanımla birlikte denebilir ki bilimkurgu kendisine yalnızca uzayı, yıldızlar arası savaşları ya da insanların ürettiği makinelerin bir müddet sonra insanı yönetebilecek güce gelmesini, kısaca baskın konu olarak hayali teknolojiyi işlemez. İnsanı ve insanın varoluşunu, doğasını ve toplumu da kendine konu edinir. İnsanı, alternatif bir toplum yapısını, dünyayı ve doğayı konu alan en bilinen bilimkurgu eserlerinden biri Mülksüzler ve aynı ölçüde bilinen yazarı Ursula K. Le Guin; insan ve toplum temalı bilimkurgunun en önemli yazarlarındandır. Fakat Le Guin’de bilimkurgu mümkün olan ve olmayan, aynı zamanda da fantastik denebilecek bir sürü farklı temanın aynı anda işlenmesi onu diğer bilimkurgu yazarlarından farklı kılar[16].

Bilimkurgu edebiyatında işlenen konu, hayal gücüyle oluşturulsa da temel fikrini bilimden alır. Her bir kurgusal öğenin güncel bilimsel süreçte icat edilmiş ya da keşfedilmiş olması gerekmeden olay örgüsünü kurgular. Ama bu demek değildir ki gelecekte bir bilimkurgu eseri, yazarının tasarladığına yakın bir şekilde yaşanmasın. Bu gerçekleşmelerinin örnekleri de çoktur; Jules Verne, H. G. Wells ve Arthur C. Clarke’ın eserlerinde olduğu gibi. Bu durum bilimkurgu yazarlarındaki gelecek görüşünün, feraset ve imgelemin ne kadar yüksek olduğunu eserlerin yazımından çok sonra; kurgular gerçekleştiğinde ortaya koymuştur.

2001: Bir Uzay Destanı serisi ve Çocukluğun Sonu gibi klasikleşmiş eserleriyle bilimkurgu edebiyatın öncü isimlerinden Arthur C. Clarke (1917-2008), bilimkurgu edebiyatı anlatırken “Bilim-kurgunun yayılması insanlığın geleceği açısından çok yararlıdır.” demiştir.  Çünkü Clarke’a göre bilimkurgu, bilim insanlarının ufkunu açabilen ve bilimin yararına hizmet edebilen bir türdür. Sadece bilim adamlarını heveslendirmekle kalmaz halkın içindeki bilim merakını da ortaya çıkarır. Halkın bilime duyduğu ilgi ise ülkelerin yöneticilerinin de bu konuya eğilmeleri ve bilime destek vermeleri için bir itki oluşturur. Clarke, bilimkurguyu diğer edebiyat türlerine göre her zaman daha iyimser ve olumlayıcı olarak tanımlar[17].

Endüstri Devriminden sonra hızla gelişmeye devam eden bilim ve teknoloji, insanoğlunun aklına yeni boyutlar ve bakış açıları kazandırmıştır[18]. Yüzyıllar boyu birer giz olarak kalan, çoğu kez de üstü örtülen ve yasaklanan birçok sorunun çözümlenmesi, insanoğlunun zihninde alışılmamış meraklar uyandırmış ve hatta onu kaygılandırmıştır. Bu gelişimin bir sınırı var mı? İnsanın geliştirdiği teknoloji sonunda insanlığın yıkımı olur mu? Soruları yazarların önsezileriyle edebi bir biçime kavuşunca ortaya çıkan bilimkurgu edebiyatı ve sonrasında bilimkurgu sineması, 20. yüzyılın doğurduğu iyi ve kötü birçok şey içinde insanlığa olası gelecek hakkında fikir vermesiyle daimî olarak iyi tarafta kalacaktır.

  1. Bilim Teknik Dergisi’nde Bilimkurguyu Konu Edinmiş Makaleler

Araştırma konumuz için araştırma nesnesi olarak Bilim ve Teknik Dergisi seçildikten sonra ilk sayısı 1967 yılının Ekim ayında basılan derginin araştırmanın yapıldığı tarih olan 2018 Aralık tarihine kadar geçen sürede toplam 613 sayı yayımladığı belirlenmiştir. Bu sayılar içinde bilimkurguyu ilgilendiren toplam 95 başlık tespit edilmiş, araştırma kapsamında hepsine ulaşılamayacağı için dergiyle birlikte çıkarılan ekler makaleye dâhil edilmemiştir. Aşağıdaki açıklamada sırasıyla 95 makalenin yazarı, başlığı, konusuve tarih-ayı içeriği ile birlikte belirtilmiştir. Sonraki alt başlıkta ise 95 makale arasından Türkiye’de bu konunun işlenişini örneklemek amacıyla seçilmiş yazılar kısaca özetlenmiştir. Bu yazılar; doğrudan bilimkurguyla ilgili olması, tarihi gelişim içinde dikkat çekici bilgiler içermesi ve bir bilim dergisinde ele alınışına göre emsal olacak şekilde tercih edilmiştir. Seçilmiş makalelerde bazı isimler ve söylemler olduğu gibi alınmış, bu sebeple aynı ifade farklı isimlerle farklı yerlerde kullanılmıştır. Bilimkurgunun; tarihsel süreçte değişen adlandırılma, yazım şekli (hayal-bilim, bilimkurgu, bilim-kurgu gibi) ve bugün için gerçekleşmiş ancak makalenin yazıldığı zamanda gerçekleşmemiş ve gerçekleşmesi mümkün görünmeyen konuların o zamanın diliyle açıklanması gibi. Bunun nedeni ise döneminin dili bozulmadan aktarılmak istenmesi ve bu durumun farklı alanlarda yeni çalışmalara zemin hazırlama potansiyelidir. Bu açıklamadan sonra Bilim ve Teknik Dergisi’ne konu olmuş bilimkurgu konulu başlıklar, yazarları ve yılları kısaca şöyledir:

  • Charles Noel Martin tarafından yazılan “Jules Verne’in 9 Yanlışı” adlı yazıda Verne’in eserleri bilimsel bir gözle değerlendirilmiştir. (Yıl 1969-08)
  • Toygar Akman “Hayal-Bilim Yazarı, Fizik Bilgini Arthur C. Clarke” adlı yazısında yazar C. Clarke’ı ve bilimkurguyu tanıtmıştır. (Yıl 1975-06)
  • Oleg Moroz “Zaman Geriye Akabilir Mi?” adlı yazısında Camille Flammarion’un Lumen adlı eseri üzerinden zaman yolculuğu üzerine görüşleri açıklamıştır. (Yıl 1978-01)
  • Dorothy Crook “Bilmediklerimiz: Dr. Isaak Asimov ile Bir Konuşma” başlıklı röportajında uzay programı, başka gezegenlere yerleşme, telekomünikasyon, enerji ve çevresel felaketler ile ilgili sorularını Asimov’a yöneltmiştir. (Yıl 1978-06)
  • Mark Davidson ve Nirmali Ponnamperuma “Dünyanın En Ünlü Bilim-Kurgu Yazarıyla Bir Konuşma” adlı röportajda yazarlar bilimkurgu, gelecek, uzay ve dünya dışı yaşamlar üzerine Arthur C. Clarke’a sorular yöneltmişlerdir. (Yıl 1978-06)
  • Toygar Akman “Günümüzün Yaratıcı Gücü: Hayal-Bilim” adlı yazısında bilimkurgunun ne olduğunu, önemini ve yararlarını yazarlardan örneklerle savunmuştur. (Yıl 1978-08)                            
  • Toygar Akman “İlginç Hayal-Bilim Yapıtları” adlı yazısında Asimov, Edmond Hamilton, Philip K. Dick ve J. Strike’nin ilginç eserlerini tanıtmıştır. (Yıl 1978-09)
  • Thomas Fleming “Atlantis-Kayıp Belde” başlıklı yazısında Platon’un Timeaus diyaloğundaki iddiaları, Alman mühendis Otto Heinrich Muck’un ‘The Secret of Atlantis’ kitabında nasıl savunduğunu açıklar. (Yıl 1978-12)
  • Celme Bulca “Bilgisayar Dünyası, Hayal-Bilim, Beklentiler ve Gerçek” başlıklı yazısında bilimkurgu ve bilgisayar teknolojileri üzerine beklenti ve gelişmeleri bilimkurgu edebiyatındaki örnekleri ile açıklamıştır. (Yıl 1979-01)
  • Abdullah Çaltılılar tarafından Spectrum’dan çevrilen “Bilim-Kurgunun Önemi” adlı yazı bilimkurgu, ütopya, distopya, mitoloji ve gelecek üzerinedir. (Yıl 1979-04)
  • Toygar Akman “Neden Hayal – Bilim” başlıklı yazısında hayal gücünün, yaratıcılığın bilim üzerindeki etkisini ve bilimkurgunun kelime anlamını tartışmıştır. (Yıl 1979-04)
  • Toygar Akman “Sibernetik Uzay Varlıkları İle İlişkiyi Sağlayabilecek Mi?” başlıklı yazısında uzaylılar ile teması, dili, uyduları, iletişimi ve bu konularla ilgili bilimkurgu eserlerini açıklamıştır. (Yıl 1979-12)
  • Celme Bulca “Gelecekte Enerji” adlı yazısında bilimkurgunun konu ettiği enerji kaynaklarının, petrol kökenli yakıtların tükenmesiyle gerçeğe dönüşme ihtimalini açıklamıştır. (Yıl 1979-12)
  • Bülent Otuz “Asimov’un 2020’ye Bakışı” başlıklı yazısında gelecekte yaşanabilecek enerji krizine karşı uyarır ve alternatif önlemler sunar. (Yıl 1981-10)
  • Dominique Leglu “İnsanın Yok Oluşundan Sonra: Geleceğin Hayvanları” adlı yazısında ‘Geleceğin Hayvanları’ adlı kurgu-paleontoloji türü kitabın yazarı Dougal Dixon’ın kurguladığı 50 milyon yıl sonrasının dünyasını anlatır. (Yıl 1982-05)
  • Aydın Sezginer “Asimov Yanıldı Mı?” başlıklı yazısında güneş enerjisi, uzay programları ve bilimkurgu üzerine düşünceleri aktarmıştır. (Yıl 1982-07)
  • Serap Akpınar’ın Discover’den çevirdiği “E.T.’yi Gözümüz Nereden Isırıyor” başlıklı yazısı uzaylı tasvirlerinin insansal olmasının bilimsel temellerini açıklıyor. (Yıl 1987-04)
  • Gökhan Tok “Geçmişin Masalından Geleceğin Gerçeğine… Çağdaşımız Bilimkurgu” başlıklı yazısında bilimkurgunun tarihçesi, magazini, sinemaya uyarlanması ve gerekliliğini türünün en önemli örnekleriyle geleceği tasarlamanın anahtarı olarak açıklamıştır. (Yıl 1996-06)
  • Bülent Akkoç “Bilimkurgu” başlıklı yazısında bilimkurgunun hakkettiği yerde olmadığı düşüncesini savunmuştur. (Yıl 1996-06)
  • Can Abanazır “Geleceğin Edebiyatı” başlıklı yazısında bilimkurgu ülkemizde yeteri kadar tanınmasa da geleceği tasarladığı için en önemli edebi tür olacağını belirtmiştir (Yıl 1996-06)
  • Orhan Kural “Bilimsel(imsi) Masallar” başlıklı yazısında bilimkurgu edebiyatın, bilim ile masalı birleştirdiği ölçüde kaliteli yapıtlar olacağı düşüncesini savunmuştur. (Yıl 1996-06)
  • Sezar Erkin Ergin “Türkiye’de Bilimkurgu” başlıklı yazısında bilimkurgunun ülkemizde 1950’lerde çizgi roman ve sinema filmleriyle başlayan macerasının TV dizileri ve kitaplarla devam eden serüvenini aktarmıştır. (Yıl 1996-06)
  • Gökhan Tok “Bilimkurgunun Ana Temaları” adlı yazısında ana temalar olarak gösterilen: deprem, kıtlık, seller, gök taşı çarpması, nükleer savaş ve makineler ile girilen mücadeleleri konulardan örnekler ile açıklamıştır. (Yıl 1996-07)
  • Can Abanazır “Zamanda Yolculuk” başlıklı yazısında H. G. Wells’in başlattığı zaman makinesi ile yolculukların bilimkurgudaki türleri ve örneklerini açıklamıştır. (Yıl 1996-07)
  • Gökhan Tok “Gerçekleşen Düşler” adlı yazısında bilimkurgu eserlerinde yapılan gelecek tahminlerinden gerçekleştirilenleri çeşitli örneklerle (Ay’a gitmek gibi) açıklamıştır. (Yıl 1996-08)
  • Gökhan Tok “Küçük Yeşil Adamlar” adlı yazısında uzaylılarla iletişim, Ay ve Mars yolculukları konu edinmiştir. (Yıl 1997-08)
  • Evans Arthur B. ve Miller Ron “Yanlış Tanınan Dahi Jules Verne” başlıklı yazılarında Verne’in hayatı ve eserlerini tanıtmışlardır. (Yıl 1997-08)
  • Gökhan Tok “Geleceğin Dünyası” başlıklı yazısında geleceği dilbilimsel olarak tahmin etme ve uzayı kolonileştirme ihtimalleri üzerine düşünceleri açıklamıştır. (Yıl 1998-09)
  • Gökhan Tok “Bilimkurguda Felaketler” başlıklı yazısında bilimkurgu edebiyatın kitlesel yok oluşlar üzerine uyarılarını ve çözüm önerilerini açıklamıştır. (Yıl 1998-11)
  • Gökhan Tok “Bir Zamanlar Bilimkurguydu…2000” adlı yazısında bilimkurgu eserlerinde 2000’li yıllar için geçen ihtimalleri ve tahminleri tartışmıştır. (Yıl 1999-01)
  • Gökhan Tok “Umutla Yıldızlara” başlıklı yazısında insanlığın uzay macerasında bilimkurgunun yerini ve önemini tartışmıştır. (Yıl 1999-02)
  • Gökhan Tok “Değişen Zamanlar Değişen Düşler” başlıklı yazısında bilimkurgunun tarihsel süreç içerisinde geçirdiği değişimleri açıklamıştır. (Yıl 1999-03)
  • Gökhan Tok “2000’li Yıllar İçin İnsanlığın Ortak Dileği Silahlara Veda” başlıklı yazısında bilimkurgu, sinema ve nükleer savaş üzerine düşüncelerini ifade etmiştir. (Yıl 1999-04)
  • Raşit Gürdilek “Biyonik Geleceğimiz” adlı yazısında biyoloji ve elektroniğin birleşimi cyborgların bilimkurguda işlenme örneklerini açıklamıştır. (Yıl 1999-10)
  • Science’da yayımlanan “Bilimkurgu Okuyun Kazanın” haberinden bir çeviri. Bu habere göre Avrupa Uzay Ajansı ESA’nın bilimkurguya destek vermeye başlamış. (Yıl 2000-08)
  • “Bilim Örgütlenmeleri… ODTÜ Bilimkurgu Ve Fantezi Topluluğu” başlıklı haberde ODTÜ Bilimkurgu Ve Fantezi Topluluğu tanıtılmıştır. (Yıl 2002-04)
  • “Bilimkurgu Öykü Yarışması” başlıklı haberde Türkiye Bilişim Derneği’nin düzenlediği öykü yarışması bildirilmiştir. (Yıl 2005-07)
  • Gökhan Tok “Işınla Beni” adlı yazısında bilimkurgu yapıtlarında geçen ışınlanma fantezisinin fizik teorilerini ile imkanını tartışmıştır. (Yıl 2007-01)
  • Elif Yılmaz “Olanaksız Sinema” adlı yazısında bilimkurgunun sinemaya uyarlaması üzerine çeşitli örnekler vermiştir. (Yıl 2007-01)
  • “Yapay Zekâ” başlıklı haberde Hollywood’un bilimkurgunun önemli konularından olan yapay zekayı işlediği örnekler ve bunların gerçekleşme ihtimali ele alınmıştır. (Yıl 2007-01)
  • Gökhan Tok “Dünyadışı Yaşamı Oluşturalım-Dünyadışı Yaşamı Düşleyin” başlıklı yazıları dört ay boyunca devam eden kurgu, öykü oyunudur. (Yıl 2007-03, 04, 05, 06)
  • “Bilimkurgu Öykü Yarışması” başlıklı haber Türkiye Bilişim Derneği’nin düzenlediği öykü yarışmasını bildirmektedir. (Yıl 2011-06)
  • Özlem Kılıç Ekici “Bilimkurgu Değil Gerçek: Zombi Karıncalar!” adlı yazısında Brezilya’da keşfedilen bir karınca türü ile ilgili bilgiler aktarmıştır. (Yıl 2011-06)
  • Emre Sermutlu’nun “İğne Deliğinden Gelecek” adlı serisi 2014 yılının Eylül, Kasım ve Aralık; 2016 yılının da Ocak, Nisan ve Mayıs sayıları hariç 2014 Ocak-2017 Aralık sayıları arası toplam 42 sayıda yayımlanmış olan kısa bilimkurgu öykülerinden oluşmaktadır.(Yıl 2014-2017)
  • Elif Zehre Arslan “Bilimkurgudan Gerçeğe” başlıklı yazısında bir internet sitesinin haberini paylaşmıştır. (Yıl 2016-05)
  • Levent Daşkıran “Oyun Veya Bilimkurgu Projeleriniz İçin Müziğiniz Hazır” başlıklı yazısında bir müzik programının haberini paylaşmıştır. (Yıl 2016-08)
  • Tuba Sarıgül “Lazer Silahlar Bilimkurgudan Gerçeğe Neden Dönüşemiyor?” adlı yazısında lazer teknolojisi ve bilimkurguyu konu almıştır. (Yıl 2017-07)
  • Gürkan Caner Birer “Yapay Zeka Uygulamaları” başlıklı yazısında Isaac Asimov’un Durağan Döngü adlı eserinde geçen Robot Yasaları’nı gelecekteki olası robot davranışlarına örnek olarak göstermiştir. (Yıl 2018-01)
  • Erman Akdoğan “Yapay Zeka Çağında İnsan Olmak” adlı yazısında Terminatör ve Matrix filmlerindeki bilimkurgunun, yapay zekanın ilerlemesiyle gerçekleşme ihtimaline değinmiştir. (Yıl 2018-02)
  • Gürkan Caner Birer “Nihayet Uçan Arabalara Kavuştuk” başlıklı yazısında Geleceğe Dönüş filmlerindeki uçan arabaların günümüzde olması ihtimalinden bahsetmiştir. (Yıl 2018-09)
  • Yener Coşkun ve Esra Alp “Finansal Piyasalarda Makinelerin Yükselişi: Finansta Yapay Zeka Uygulamaları” başlıklı yazılarında bilimkurgu filmlerindeki uçan araçlar ve süper güçlü insan-robotların gerçek olabileceği düşüncesini örnek olarak göstermişlerdir. (Yıl 2018-05)

2.1. Bilim Kurguyla İlgili Seçme Makale Özetleri

Dünyanın En Ünlü Bilim-Kurgu Yazarıyla Bir Konuşma (1978-06), Mark Davidson ve Nirmali Ponnamperuma, Science Digest’ten:

Bu makale Yıldız Savaşları ve Üçüncü Sınıftan Bir Karşılaşma gibi kitaplarıyla bilim-kurgu ya da hayal-bilim (birlikte kullanılmışlardır) edebiyatının yeniden doğmasını sağlayan Arthur C. Clarke ile yapılan bir görüşmeyi konu alır. Clarke, bilimkurgunun önemi ve gereklilikleri hakkında görüşlerini ifade eder. İnsanları bilime teşvik ve öğreticiliğinin başarısından, bilimkurgu sayesinde bilime yönelmiş insanlardan hatta kendi kitabını okuyarak astronot olmaya karar vermiş kişilerden bahseder. Bilimkurgunun iyimserliğinden, insanların ruhsal sağlığına da hizmet ettiğinden ve geçmişe göre geleceğin daha iyi olacağına inancından söz eder. Ayrıca Amerika gibi devletlerin radyo astronomi deneylerini hak ettiği gibi devam ettirmesi halinde dünya dışı zeki yaşamla irtibatın kaçınılmaz olduğunu ve bu karşılaşmanın kötü olmayacağını belirtir. Öyle bir gelişme kat eden uygarlıkların içlerindeki kötülükleri de yenmeleri gerektiğini belirtir, hurafeler yerine bilimi tercih ettiğini bu yüzden bilimkurguyu çok sevdiğini söyler.

Günümüzün Yaratıcı Gücü: Hayal-Bilim (1978-08), Toygar Akman:

Bilimsel araştırmalarda bilimsel yetenek kadar yaratıcılık da önemlidir. Bilmek yaratıcı güç olmadığında hiçbir öneme ve orijinalliğe sahip değildir. Hayal gücü geleceğe dönük olduğunda başarılı olacaktır. Hatta zamanın ulaştığı çizgi geride kalmış olabilir. İşte burada hayal gücü devreye girer, uygun laboratuvar olmadığı için yazar hikâyeleştirir ‘geleceğin dünyası’nı. Böylece ‘science-fiction’ yani ‘hayal-bilim’ ‘kurgu-bilim’ ortaya çıkar. Oysa eski çağlarda bilim ve teknikten uzak insanlar açıklayamadığı düşünce ve tasarıları melek, şeytan, tanrısal unsurlarla resmetmiştir. Bilim-kurgunun eğitime dâhil edilmesi gerekliliği üzerinde duran yazar, çeşitli ülkelerden örnek vermiştir. Hatta gençlere bilimi sevdirdikleri için ilk bilim-kurgu dergisini çıkaran Hugo Gernsback ve roketlerin gelişimine katkı sağlayan yazıları ile Willy Ley’in adları Ay’ın karanlık yüzünün keşfi sonrası önemli kişiler olarak kraterlere verilmiştir. Bunlar hayal-bilimin önemine ve bilime katkısına somut örneklerdir. Kısacası yazara göre bilim ve yaratıcılığın birleştiği alandır bilim-kurgu.

İlginç Hayal-Bilim Yapıtları (1978-09), Toygar Akman:

Gerçek ‘science-fiction’ romanlarının gücü, bilimsel verilerden esinlendiği ölçüde gelir, yoksa sadece masal olarak kalır. Asimov’un kitaplarından örnekler veren yazar Kan Damarlarında Yolculuk eserindeki hatalı yorumları ve Kainatın Fatihi, Çelik Mağaralar, Robotlar adlı eserlerinde yaptığı yerinde tespit ve tahminleri açıklar. Akman devamında, Edmond Hamilton’un Ölümsüzler Ülkesi Althar, Philip K. Dick’in Yaratılan Dünya ve J.Strike’nın Kutsal Gezegen isimli hayal-bilimin en ilginç olan örnekleri hakkında kısa bilgiler verir.

Bilgisayar Dünyası, Hayal-Bilim, Beklentiler Ve Gerçek (1979-01), Yük. Müh. Celme Bulca:

Yazar tarafından bilim ve teknoloji dünyasının tarihte yaptığı sıçramaların belki de en büyüğü olarak gösterilen bilgisayarlar ve yapay zekânın geleceği nokta yazının ana konusunu oluşturur. Kısaca tarihinden bahsedilen bilgisayarların 2. Dünya Savaşı sonrası hayatımıza girerek her geçen gün daha fazla iş yapabildiği, neredeyse o zamandan hayatın her alanına hitap ettiği bildirilmiştir. Yapabileceklerinin sınırları tartışma konusu olan bilgisayar, hayal-bilim romanlarının da vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş; yazarın zamanı için bile birçok kurgu gerçekleşmiş, belki de daha niceleri gelecekte gerçekleşme umudunu taşımaktadır. Ülkemizde az tanındığını düşündüğü hayal-bilim konusunu açıklayan yazar sadece ülkemizde Jules Verne’in tanındığını oysa H. G. Wells, Philippe V. Rivages, Ray Bradbury, Frederik Pohl, Isaac Asimov, Douglas R. Mason gibi birçok önemli yazarın olduğunu vurgular. Jules Verne örneğinde hayal-bilimin daha o zamanlar birçok şeyi tahmin ettiği bilindiği için, bilgisayarların gelişmesi, yapay zekâ hatta bunların dünyayı ele geçirmesi gibi konuları tartışma konusu yapar. Henüz o kadar akıllı makineler icat edilmemiş olsa da bilgisayarların asla basit bir hesap makinesi olmadığını anlatan yazar, verdiği satranç oyunu örnekleri üzerinden bilgisayar teknolojisinin kat ettiği mesafeyi ve potansiyelleri anlatır.

Bilim-Kurgunun Önemi (1979-04), Çev: Abdullah Çaltılılar, Spectrum’dan:

Bu makalede, tüm bilimsel gelişmeler sonunda vahiyler ve kişisel kurtuluşun yerine bilimkurgunun geçtiği vurgulanır. 19. yüzyılın bilimsel akılcılığı sayesinde dinsel mitler yerine, bilimi günlük yaşama indirgeyen bilimkurgunun 1920’ler ortasında popüler Amerikan dergileri sayesinde ayrı bir türe dönüştüğü açıklanmıştır. Yazarlar bu erken devirde teknolojinin daha iyi bir dünya yaratacağı inancındadır. Ancak 2. Dünya Savaşı’nın yaşanmasıyla bu inanç büyük ölçüde yitirilmiş, Aldous Huxley’in Brave New World’ünde[19] olduğu gibi nükleer güç yüzünden gelecek kaygısı ortaya çıkmıştır. 1950-1960 yılları arasında bilimkurguya katastrofik ögeler hâkim olmuştur.

Frederik Pohl ve Cyril Kornbluth’un The Space Merchants’ında geleceği reklam şirketleri yönetir, Pohl ve Lester del Rey’in Preferred Risk kitabında sigorta şirketlerinin popülerleşmesi, James Gunn’ın The Joy Makers’ında ise belirli bir kesimin gününü gün etmesi örnekleri verilmiştir. Hepsinin ortak noktasını ise teknolojik nimetlerin halka yayılmaması ve toplumun aldatılmakta olmasıdır. Ancak insanların her zaman umudu vardır ve tutunacak yeni dallar ararlar. Uzay yolculukları hayalinin bizzat uzay programları tarafından yanlışlanması sonucu insanlar kendilerine psikolojik kurtuluş yolları aramıştır. En önemli örnek olarak Süpermen’in tarihsel dönüşümü gösterilmiştir. 1940 öncesi toplumda yeri olmayan ve tehdit olarak sunulan kahraman imgesi 1940 ve 1950’lerde dönüşüme uğrayarak, yeni bir bilinç düzeyine ulaşmıştır. Ayrıca Wells’in War of the Worlds[20] örneği gibi ‘yabancı’ figürü özellikle 1930’lar sonuna kadar düşman imajına sahipken 1950’lerde acımasız işgalci insanlar tarafından zulme uğrayan azınlıklara dönüşmüştür. Yabancı, insanın yanlışlarını görmesini sağlayan daha yaşlı, akıllı, ahlaklı bir yol gösterici kılığına girmiştir. Oysa yazar, bu yeni umutların bilime saygı duyulsa da bilim-kurgunun yaptığı bir hile olduğunu söylemiştir. Tüm kurtuluş inançları gerçekçilikten uzak, toplumsal yararlılık açısından değerlidir. Umutlar gerçekleşmese bile düşünce ve hareketlerimizi değiştirme olanağı verir. Süpermen gibi makineler örneği de bilimkurguda bu doğrultudadır. 1920’lerde makineler harikalar yaratan araçlar olarak giriş yapmış; 1940’larda robotlar ehlileşip Asimov ile ‘robot yasaları’ sayesinde yarı insansı kişiliğe bürünmüştür. Hiroşima sonrası makinelere duyulan şüphe, 1945’ten 1960’lara kadar çatışma ve düşmanlık öykülerini popülerleştirmiştir. Asimov’un That Thou Art Mindful of Him ve The Bicentennial Man’inde olduğu gibi insan olmaya çalışan robotlar ya da Olof Johansson’un The Great Computer’indeki dünyayı ele geçirmeye çalışan bilgisayarlar bunun birer örneğidir.

Sibernetik Uzay Varlıkları İle İlişkiyi Sağlayabilecek Mi? (1979-12), Toygar Akman:

Güneş Sistemimiz içindeki gezegenleri tanımak için uydular gönderiyor, dışındaki sistemler içinse çeşitli teknikler ve araçlar geliştirmeye çalışıyoruz. Akman’a göre belki de asıl aradığımız zeki yaşam biçimleri ve onlarla temas halinde soracağımız sorular, öğrenebileceğimiz cevaplardır. Yalnız Uzay Yolu serisinde olduğu gibi dünya dışı varlıklarla İngilizce konuşulması üzerine yazar, bu farklı varlıklarla hangi yoldan iletişim kurabileceğimizi ve bu bilgi alışverişini nasıl sağlayabileceğimizi sorgular. Sibernetik bilimi ve elektronik beyin makineleri öncesinde dış dünyayla iletişim için düşünülen ilk yöntemler; geometri yoluyla büyük çöllere şekiller çizerek Ay ya da Mars’ta bunları görenlerin kendi gezegenlerine aynı şeyleri çizmesi ile başlayan bir iletişim şekli ya da Stanley G. Weinbaum’un Bir Marslının Macerası adlı romanında Dünyalı ile Marslının matematik yoluyla iletişim kurabilmesidir. Sibernetik bilginleri ise tüm canlılar için ortak manaya sahip şeyler olarak elektron impulsları (darbeleri), ses tınıları ve renk tayflarını seçmişleridir. Yazara göre ses ve renkleri elektro manyetik dalgalar ile teyplere kaydedip uzaya gönderebilirsek Voyager 1 uydusunda olduğu gibi dünya dillerinde ‘merhaba’ diyerek göndereceğimiz mesajdan daha anlamlı olacaktır.

Asimov Yanıldı Mı? (1982-07), Y. Müh. Aydın Sezginer:

Yazar, ABD başkanı J. Carter’ın bütçe yüzünden uzay projelerinde kısıtlamaya gitmesi ardından ünlü bilimkurgu yazarı ve biyokimyacı Asimov’un mektubunu açıklar. Burada Asimov, yörüngedeki istasyonlarda güneş enerjisini yakalayarak bunu Dünyaya mikro dalgalardan bir ışınla gönderip biriktirme önerisini sunmuştur. Dünya’da 15 metrekareden toplanan enerji uzayda 1 metrekareden toplanacağı için ilk bakışta Asimov haklı mantıklı görünürken bu işi yapacak uzay istasyonlarının 5 km çapında olması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Daha birçok teknik konu uzay istasyonunun yapılmasına imkân vermiyorken oradaki enerjinin mikrodalga şeklinde gönderilmesi de imkânsız durmaktadır. Buna rağmen bir grup bilim adamının 300 metre çapında bir balonla yapacağı deney, Asimov’un dediklerindeki haklılık payını ortaya koyacaktır.

Geçmişin Masalından Geleceğin Gerçeğine… Çağdaşımız Bilimkurgu (1996-06), Gökhan Tok:

Bu makale bilim öncesi dönemde insanların hayallerini masal olarak aktarırken bilim ve teknoloji sonrası geleceğe dair hayallerin sanatla buluştuğu bilimkurgu alanını tanımlamaya ve tanıtmaya çalışan bir çalışmadır. Yazı; Bilimkurgu’nun Tarihçesi, Magazin Bilimkurgu, Sinemada Bilimkurgu ve Bilimkurgu Neden Gereklidir? alt başlıklarından oluşmaktadır. Bilimkurgu’nun Tarihçesi kısmında; Antik Yunan’dan itibaren insanın düş gücünün en büyük yaratımlarından olan mitolojiden başlayarak ilk bilimkurgu yazarı sayılan Samsatlı Lukianos’un Gerçek Tarih (MÖ 2. yüzyıl) adlı eserinden bahsetmiştir. 20. yüzyıla uzanan süreçteyse Cyrano de Bergerac’ın Ay Devletleri İle İmparatorluklarının Gülünç Tarihi (1657), Voltaire’in Micromégas (1752), Mary Shelley’in Frankenstein (1818) ve Robert Louis Stevenson’ın Dr. Jekyll ve Mr. Hyde (1886) adlı eserlerinin işledikleri temalar anlatılmıştır. Devamında ise Jules Verne’in Ay’a Yolculuk (1869), Arz’ın Merkezine Seyahat (1864) ve Denizler Altında 20 Bin Fersah (1870) adlı romanları yazar tarafından bilimkurgu türünün gerçek öncüsü olarak tanımlanmıştır. Yazar Verne’in yayımcısı tarafından beğenilmediği için çok sonradan ortaya çıkan 20. Yüzyılda Paris (1863) adlı eserinden ve bu eserde Verne’in gelecek hakkındaki öngörülerinden bahsetmektedir. Burada önemle üzerinde durulan husus Verne’in içten yanmalı motorlardan, faks ve telefondan -bu icatlardan önce- bahsetmiş olmasıdır. Yazara göre bilimkurgu edebiyatın bir isim ve tanım almasını sağlayan kişi olarak tanınan Hugo Gernsback, çıkardığı dergilerle bu türün tanınmasını sağlarken aynı zamanda da ticarileşip kalitesini yitirme dönemine girmesine yol açmıştır. Bu düşmeyle birlikte bilimkurgu edebiyatı aşırı uç, absürt ve fantezilerle yazılmış, bilimsel temelinin yerini ‘hafta sonu eğlencesi’ne bırakmıştır. Bu dönem ta ki Asimov ve Arthur C. Clarke’ın eserlerine kadar süregelmiştir. İkinci başlık olan Magazin Bilimkurgu’da ise bilimkurgunun bir tür olarak dergilerle başlayan sürecini ve bu dergileri çıkartıp türe de adını veren Hugo Gernsback’ın çalışmaları anlatılmıştır. Sinemada bilimkurgu başlığında ise, insanlara bilimkurguyu asıl sevdiren ve tanıtan sanat türü olarak bilimkurgu sineması anlatılmıştır. Bu kısımda; türün ilk filmlerinin yönetmeni Méliés’in eserlerinden, filmlerin edebiyat esinlenmelerinden, filmlerden, çizgi romanlardan ve sonrasında dizi olarak çekilmesinden, kısaca bilimkurgu sinemanın tarihinden bahsedilmiştir.

Son başlık olan Bilimkurgu Neden Gereklidir? bölümünde ise yazar, tüm bu bilimkurgu tarihi anlatımından sonra bir sonuca vararak bilim ve hayal gücüyle geleceği bugünden tasarlamanın gerekliliğini vurgulamıştır.

Türkiye’de Bilimkurgu (1996-06), Sezar Erkin Ergin:

Yazara göre Türkiye’de bilimkurguyla ilk tanışma 1950’li yıllardan itibaren çizgi romanlar ve sinema sayesinde olmuştur. Sonraki yıllarda ise televizyonların evlerde yerini almasıyla Türk halkı bilimkurgu dizileriyle tanışmış ve artan ilgiyle beraber bir dizi kitap yayımlanmıştır. 1990’lardan itibaren ise Türkiye’de bilimkurgu, yeniliklere meraklı genç insanların ve özellikle de öğrenme çağındaki genç kuşakların ilgisini çekmektedir.

Bilimkurgunun Ana Temaları (1996-07), Gökhan Tok:

Yazar Bilimkurgunun; bilimle sanatın buluştuğu ve geniş halk kitlesine ulaşan önemli bir sanat dalı haline geldiğini savunur. Bilimden esinlenen bu dalın izleklerini; dünya dışı uygarlıklar geleceğin toplumları, bilim, makineler, felaketler, süper kahramanlar olarak belirler. Bunlardan dünya dışı yaşam konusunu; Dünyadan göç ile uzayda koloni kuran insanlar ve insanoğlunun başka türden uzaylı canlılarla karşılaşması oluşturur. Temel felaket konuları ise; depremler, kıtlık, su baskınları, gök taşı çarpmaları, nükleer savaştır. Nükleer felaketle ilgili yazar The Day After ya da Mad Max örneklerini verir.  Geleceğin toplumları konusunun içeriği ise (yazar bu alanı deney imkânı bulamayan toplum bilimciler için şans ve bir çeşit deney alanı olarak görür) ütopyalar ve karşı ütopyalardır. Thomas More ve Campanella örneklerindeki gerçekleşmesi istenen ütopyalar olduğu gibi; Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451”, Yevgeni Zamyatin’in “Biz” eserlerinde baskıcı rejimlerin olduğu karanlık bir geleceğe yer veren karşı ütopyalar da vardır. Ayrıca yazar Orwell ve Huxley’e değinmiştir. Bilimkurguda makineler konusunda ise bilimkurgunun sık işlenen ve henüz icat edilmeyen makinelerinden; zaman makinesi, beyin geliştirici makine, yer çekimini yok eden makine, havada yürütecek kemerler, ışınlanma cihazlarından bahseder. Ayrıca robotlar bir diğer önemli konudur ve 1920 de Çek yazar Karel Čapek tarafından ilk olarak kullanıldığı bilgisini verir.

Gerçekleşen Düşler (1996-08), Gökhan Tok:

Yazar, yakın geçmişin bilimkurgu yazarlarının 20. yüzyılı görebilseler birçok öngörülerinin tuttuğunu hatta insanlığın altın çağını yaşadığına inanacaklarını düşünür. Çünkü bilimkurgu yazarları bilimden yola çıkarak zamanının bilgisiyle geleceği anlamaya, tasarlamaya çalışır. Örneğin; Campanella’nın Güneş Kenti’nde buhar makinesinin ilk örneğine ‘olağanüstü cihaz’ olarak yer vermiştir. 1783’ te Montgolfier kardeşlerin balonu icadından önce Cyrano de Bergerac 1657’de içine sıcak hava dolabilen, uçan düzeneklerden bahsetmiştir. 1785’de yazarı belli olmayan Aerostatic Spy adlı kitapta havadan daha hafif gazlarla dolu uçan balonlar anlatılır. Bildiğimiz uçaklara benzer tanımlar Francis Bacon’un Yeni Atlantis’inde ve H. G. Wells’in Gökyüzündeki Argonotlar’ında rastlanır. Jules Verne’in Fatih Robur ve Dünyanın Hakimi adlı kitaplarında havadan daha ağır taşıtların uçma prensipleri tahmin edilmeye çalışılmıştır. Bacon Yeni Atlantis’te telefonun icadından çok önce telefon benzeri cihazlardan söz eder. John Astor’un Öteki Dünya’ya Yolculuk kitabında ise telefonlar sadece sesi değil görüntüyü de iletir. Griffith’in Olga Romanoff’unda Mars ile Dünya arasında ışık ışınları sayesinde foto-telgraf yardımıyla iletişim kurulur, Forster’in Makineler Durduğunda da ise ilk televizyon benzeri araçtan söz edilir. Ayrıca yazar o gün için gerçekleşmemiş Douglas Adams’ın Evrenin Sonundaki Restoran adlı kitabında asansör ve bilgisayar gibi cihazların insanlara cevap vermesi, diyaloğa girebilmesine değinir. Tıpkı zamanının bilimkurgu yazarlarına bugün bilim adamları cevap veriyorsa, günümüzün soruları da gelecekte gerçekler haline gelecektir.

Umutla Yıldızlara (1999-02), Gökhan Tok:

Yazısını Asimov’un Latince “Per Aspera Ad Astra” yani “Umutla Yıldızlara” sözünden esinlenerek yazan yazara göre bu söz 2000’li yılların özlemini, merakını, umudunu fazlasıyla içermektedir. Bilimkurgunun en büyük özelliği geleceğe dönük olması ve bilimsel esinler yüzünden kurgulanan şeylerin gayet inandırıcı olmasıdır. Hatta bir zamanlar için bilimkurgu olan roketler, uzay istasyonları, televizyonlar, cep telefonları artık birer gerçeğe dönüşmüştür. Zamanla dönüşecek ya da dönüşemeyecek kurgularda vardır ki bunların başında ışın silahları, zaman makineleri, kendiliğinden giden otomobiller gelir. Evrenin büyüklüğünü karşısında Ay, Mars ya da Venüs hedeflerinde olan insanların daha uzak yıldızları hedefleyeceği günlere -ki bu hedefler ne kadar imkânsız olursa olsun eğer insanlar bu hedeften şaşmayıp, nesilden nesile aktarırsa muhakkak bir gün aşabileceğini söyleyen yazar aktarım işinde bilimkurgu yazarlarına büyük önem düştüğünü belirtmiştir. Bilimkurgucunun düşleyip bilim adamının gerçekleştirdiği birlikteliğe ise Arthur C. Clarke’nin yazıp Stanley Kubrick’in yönettiği 2001: A Space Odyssey, adlı eserin meşhur siyah tektaşını örnek olarak gösterir. Kısacası yazar için tüm bu örneklerden anlaşılacağı gibi geleceğe, yıldızlara umutla bakabilmemiz için bilimkurgunun hayatımızda çok önemli bir yeri vardır.

Değişen Zamanlar Değişen Düşler (1999-03), Gökhan Tok:

Yazının konusu 2000 yılına az kalınan o dönemde, çoğu kişinin amacının 2000 doğumlu çocuklarının olmasıdır. Oysa 1900’lü yılların başında insanlar 20. yüzyıla dair, kendilerini bekleyen şeylere daha çok kafa yoruyordu. 20. yüzyılın başları Endüstri Devriminin gerçekleştiği, büyük halk kitlelerinin sanayi ile tanıştığı, yeniliklerin ve buluşların sürekli ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu dönemde gelişen sinemada adeta bilimkurguyla bütünleşir biçimde, özel efektler kullanımı sayesinde geleceğe dönük bilimsel alanda yeni boyutlar açmaya olanak sağlamıştır. Georges Melies’in Ay’a Seyahat adlı ilk bilimkurgu filmi örneği bu açıdan önemlidir. Ardından 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı etkiyle deli dâhilerin önemli olduğu sinema, 2. Dünya Savaşı sonrasında atomik felaketleri konu almaya başlar. Bunlar Panic In The Year Zero ve Mad Max gibi filmlerdir. Yazara göre bu filmler çok önemli bir misyonu yerine getirmiş; Hiroşima ve Nagazaki’yi görme imkânı olmayanlar için atomik felaketin sebep olacağı büyük yıkımı anlamalarını sağlamıştır. 1900 başlarında insanlığın sahip olduğu umut, Dünya Savaşlarıyla bitse de Ay’a ayak basımıyla başlayan yeni dönemde insanlığa yeni ufuklar açmıştır. Hatta Nazilerin yenilmesi sonucu düşmansız kalan ABD’ye yeni düşman olarak Marslılar seçilmiş; bilimkurgu sineması dünya dışı canlılar ve uzay savaşları gibi yeni hedefler elde etmiştir. Yazar, 2000’li yıllarda bilim içine doğan nesillerin nasıl yetişeceği hatta daha önceki nesillerin bu çağa nasıl ayak uyduracağı sorularıyla yazısını noktalamıştır.

Bilim Örgütlenmeleri… ODTÜ Bilimkurgu Ve Fantezi Topluluğu (2002-04):

1991 yılında Türkiye’de kurulan ilk bilimkurgu kulübü ODTÜ BKFT topluluğunun amacı, bu alana ilgi duyan insanları bir araya getirerek ülkemizde tanıtmak ve yaygınlaştırmaktır. Topluluğun kendine ait bilimkurgu ve fantezi eserlerini barındıran süreli yayınların, slayt, ses, filmlerin bulunduğu bir kütüphaneye ve sürekli güncellenen bir web sitesine sahip oldukları belirtilir.

Sonuç

Araştırmaya başladıktan kısa bir süre sonra bile açıkça ülkemizin bilimsel çevresinin bilim-kurguya kayıtsız kalmadığı, daha önce bahsedilen önyargılar yerine, daha çok taşıdığı potansiyelin farkında olarak, bilimle iç içeliği ölçüsünde tanımaya ve tanıtmaya çalıştığı görülmüştür. Özellikle ilk makaleler yurtdışı kaynaklı bilim mecralarından çeviriler olmuş ve bilimkurgu edebiyat okuyucuya tanıtılmaya çalışılmıştır. Ülkemizin en köklü neşirlerinden Bilim ve Teknik dergisinin neredeyse her döneminde kendisine yer bulabilmiş bilimkurgu, bir sayıda da (sayı: 343) kapak konusu olarak detaylıca ele alınmıştır. Yazarlar en uç fikirleri, bilimkurgunun çeşitli özelliklerini eleştirirken bile her daim yaratıcılıklarına, cesaretlerine ve uyandırdıkları etkiye hak ettikleri payı vermişlerdir. Bunun tersi zaten düşünülemeyecektir. Çünkü bu edebi türün klasikleri çoğu zaman bilime yakın ve ilgili insanlar tarafından kaleme alınmıştır.

Bilimin merak etmeden, sorgulamadan ve hayal etmekten bağımsız düşünülebilmesi söz konusu değildir. Bir astronotun çocukken Ay’a gitmeyi hayal etmediği düşünülebilir mi? En saçma, uçuk fantezilerle yapılan bu yolculuğun gerçekle alakası yokken; o hayal, merak, istek olmadan gerçekleşmesi de mümkün değildir. Gerçeklikten koptuğu ölçüde masala, yaklaştığı ölçüde geleceğin bilimine dönüşecek olan bilim-kurgu, Bilim ve Teknik yazarları tarafından henüz ülkemizde tanınmadığı, hatta adı üzerinde bile fikir birliği edinilmediği dönemlerde bile detaylı olarak açıklanmıştır. Türleri, başlıca klasikleri, en güncel eserleri, popüler bilimde karşılığı, gerçeklemiş ya da gerçekleşmesi muhtemel kehanetlerini, distopyalarını kısacası üzerine yapılan her tür tartışmayı bu mecraya taşımışlardır. En önemli yazarlarıyla yapılan görüşmeleri, yurt dışında konu olan iddiaları çeviriler yoluyla Türk okuyucusuyla paylaşmışlardır. Hatta doğrudan bilimkurgu türü üzerine değil; sinema, askeri, tıp, bilgisayar, iletişim, fizik, genetik, mühendislik gibi dolaylı olarak ilişkili olduğu alanlarda yer bulmuş, bilim okurlarına bu türün sevdirilebilmesi için alakalı haberler, yarışmalar duyurulmuştur. Doğrudan bilim-kurgu konulu kısa hikayelerin yer aldığı bir köşe ayrılmıştır. Okuyuculara bu türü tanıtım amaçlı kitap isimleri, yazar görüşleri verilmiştir.

Son olarak Bilim ve Teknik’te geçen bilimkurguya baktığımızda, bilimsel gelişmeler arttıkça ters orantılı olarak derginin bu konudan uzaklaştığı görülmektedir. 70’li yıllarda bilimkurgu konusuna detaylıca önem verilip okunması teşvik edilirken 2000’li yıllardan itibaren konunun daha az işlendiği görülmektedir. Halbuki zamanımız bilimkurgu edebiyat çevirilerinin arttığı ve hatta Türk yazarların eser verdiği, aynı zamanda da bilimkurgu sinemasının son derece revaçta olduğu bir dönem. Bu sebeple denebilir ki son yıllarda dergide öykülerin yer aldığı bilimkurgu geçen sayılar olsa da en eski sayılarında dâhil heyecanla anlatıldığı, okuyucuya yeni ufuklar açan, onları düşünmeye sorgulamaya ve yaratıcı olmaya iten makalelerin sayısında büyük ölçüde bir azalma gözlenmektedir. Bilimkurgu, günümüzde her an olabilecek yeni bir gelişmenin, yeni bir deneyin ve en önemlisi yeni bir düşün her zaman ilk adımıdır. Bu sebeple Bilim ve Teknik, gelecek vadede derginin yayımlanma amacıyla çelişmemek, ilgi ve merak uyandırarak yeni nesillere bilimi anlaşılır, ilgi çekici ve popüler kılmak için öncü olarak çaba göstermelidir.


Kaynakça

Baudou, J. (2005). Bilim-Kurgu, (çev. İpek Bülbüloğlu), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Bilim ve Teknik. (1969; 08). Sayı: 22, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1975; 06). Sayı: 91, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1978; 01, 06, 08, 09, 12). Sayı: 122, 127, 129, 130, 133, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1979; 01, 04, 12). Sayı: 134, 137, 145, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1981; 10). Sayı: 167, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1982; 05, 07). Sayı: 174, 176, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1987; 04). Sayı: 233, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1996; 06, 07, 08). Sayı: 343, 344, 345, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1997; 08). Sayı: 357, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1998; 09, 11). Sayı: 370, 372, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (1999; 01, 02, 03, 04, 10). Sayı: 374, 375, 376, 377, 383, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2000; 08). Sayı: 393, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2002; 04). Sayı: 413, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2005; 07). Sayı: 452, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2007; 01, 03, 04, 05, 06). Sayı: 470, 472, 473, 474 475, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2011; 06). Sayı: 523, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2014; 01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08, 10). Sayı: 554, 555, 556, 557, 558, 559, 560, 561, 563, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2015; 01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08, 09, 10, 11, 12). Sayı: 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574, 575, 576, 577, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2016; 02, 03, 05, 06, 07, 08, 09, 10, 11, 12). Sayı: 579, 580, 582, 583, 584, 585, 586, 587, 588, 589, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2017; 01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08, 09, 10, 11, 12). Sayı: 590, 591, 592, 593, 594, 595, 596, 597, 598, 599, 600, 601, TÜBİTAK: Ankara.

Bilim ve Teknik. (2018; 01, 02, 05, 09). Sayı: 602, 603, 606, 610, TÜBİTAK: Ankara.

Duru, O. (1999). “Bilimkurgu Gezegeni”, Milliyet Sanat, Sayı: 451, s. 7-8.

Duru, O. (1973). “Bilim-Kurgu Nedir?”, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, Özel Bölüm: Bilim-Kurgu, C. XXVII Sayı: 256, s. 334-339.

Duru, O. (1973). “Bilim-Kurgu’nun Tarihçesi”, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, Özel Bölüm: Bilim-Kurgu, C. XXVII Sayı: 256, s. 339-340.

Ekem, N. (1992) “Bilim-Kurgu Filmler Yoluyla Sinemada Bilimsel Gerçekler”, Kurgu Dergisi, Sayı: 10, s: 71-86.

James, E. ve Mendlesohn F. (Ed.) (2012). Science Fiction, Cambridge: Cambridge University Press.

Gürsoy Sökmen, M. (1991). “Bilim-Kurgu, Dili ve Çevirisi Üzerine”, Metis Çeviri Dergisi, Sayı: 14, s: 11-21.

Özdemir, E. (2014). Edebiyat Sözlüğü, Ankara: Bilgi Yayınevi.

Seed, D. (Ed.) (2008). A Companion To Science Fiction, Singapore: Blackwell Publishing.

Selçuk, B. (2009). “Samsatlı Lucianus’a Göre Edebî Metin ve Tarihî Metin”, Adıyaman Üniversitesi Uluslararası Samsatlı Lucianus Sempozyumu, Adıyaman Üniversitesi Yayınları No:2


Dipnotlar

[1] Baudou, 2005: 11

[2] Özdemir, 2014: 58

[3] Özdemir, 2014: 60

[4] Duru, 1973: 334

[5] Baudou, 2005: 7

[6] Baudou, 2005: 8; James ve Mendlesohn (Ed.), 2012: 32; Seed (Ed.) 2008: 27.

[7] Baudou, 2005: 8

[8] Gürsoy, 1991: 19

[9] Baudou, 2005: 8; James ve Mendlesohn (Ed.), 2012: 33; Seed (Ed.), 2008: 62

[10] Duru, 1999: 6; James ve Mendlesohn (Ed.), 2012: 24; Özdemir, 2014: 60.

[11] Selçuk, 2009: 79

[12] Duru, 1973: 339; Gürsoy, 1991: 12; Selçuk, 2009: 79

[13] Duru, 1973: 339; Gürsoy, 1991: 12

[14] Özdemir, 2014: 58

[15] Baudou, 2005: 10

[16] Gürsoy, 1991: 16

[17] Ekem, 1992: 72

[18] Özdemir, 2014: 149

[19] Türkçesi, Cesur Yeni Dünya, çev. Ümit Tosun, İthaki Yayınları.

[20] Türkçesi, Dünyalar Savaşı, çev. Ali Kaftan, İthaki Yayınları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir