V. Heraklitos

Gorgon Notu: Bu metin, Sokrates Öncesi Yunan Filozofları (Presokratikler) yazısının bir bölümüdür. Metnin diğer bölümlerini inceleyebilmek için tıklayınız: Sokrates Öncesi Yunan Filozofları 

V. Heraklitos

Çevirmen: Cemre Yıldırım

İyonya’daki Kolophon’un hemen güneyinde, yeni felsefi kanın dolaştığı Efes vardır. Heraklitos (MÖ 540-MÖ 480) Antik Yunan Felsefesi’nde yalnızca fikirleriyle değil, aynı zamanda o fikirlerin nasıl ifade edildiğiyle de kendini gösterir. Özdeyişsel tarzı, kelime oyunları ve kavramsal belirsizliklerle doludur. Heraklitos, zıtlıklardan oluşan bir gerçeklik olarak gördüğü şeye ulaşıyordu – sürekli değişim süreci tam olarak onu dinlendiren bir gerçeklik. Böyle eşsiz bir düşünce ve anlatım tarzının, eşsiz ve belki de çelişkili bir hayattan ortaya çıktığı görülmektedir. Bizler Laertios Diogenes’in[1] filozoflar hakkındaki açıklamalarıyla dikkatle ilerlemekte sık sık başarılı olurken, Heraklitos hakkındaki hikayeleri anlatıyor ve bu hikayeler Heraklitos’un bazen iğneleyici düşüncesine de uyuyor. Diogenes Laertius, Hesiodos, Pisagor, Ksenofanes ve Hekataios’u çok fazla öğrenmiş (tam olarak, bilge) fakat çok az anlayan olarak yargıladığı için, Heraklitos’u “kendini beğenmiş” ve “kibirli” diye adlandırır.[2] Diogenes Laertius, Heraklitos’un “hiç kimseyle çalışmadığını, ancak kendisini sorguladığını ve her şeyi kendi başına öğrendiğini” söyler (Graham 139). Gerçekten de Heraklitos okurken, biri, onun fikirlerinin yalnızlıktan doğmamışsa bile, onunla yakından ilintili olduğunu tasavvur edebilir.[3]

O çoğu kez insanların çoğunluğundaki cehaleti -yani, gerçek bir anlayışın eksikliğini- eleştirir. Çoğu insanın duymadan önce ya da sonra anlamadığı bir logostan[4] (“kelime”, “akıl”, “akılsallık”, “dil”, “oran” vb. çevrilebilir) bahseder. Birçok insan uyanık olmasına rağmen uyuyor. “Anlamadan duyanlar, sağır gibiler; bu söz onlara tanıklık ediyor: şu an yoklar” (F6). Platon ve Aristoteles’te daha da yankılanan bir duygu ifade eden Heraklitos, “Birçoğu temel, bir kısmı asil” (F12) der. Çoğu insan dünyayı yeterince dikkatle gözlemlemiyor ve çok azı gerçek bir anlayışa kavuşuyor. Heraklitos’ta, deneyimli bir kişinin çok fazla bilgiye sahip olması ile hepsinin birbirine nasıl uyduğunu, ne anlama geldiğini, yani genel önemini anlamak arasında bir ayrım vardır.

Heraklitos için Tanrı’nın, gerçekliğin eşanlamlısı olup olmadığı merak edilebilir, böylece evrenin gerçek anlayışı, kutsal olanın bir anlayışıdır. Tanrı “gündüz gece, kış yaz, savaş barış, tokluk açlık…” (F103)’tır. Ateş, onun evreninin resminde önemli bir rol oynar. Hiçbir Tanrı veya insan kozmosu yaratmadı, ama her zaman ateş vardı, şu an da ateş var ve ateş olacak. Zaman zaman, Heraklitos’a göre ateş, her şeyin geldiği ve geri döndükleri ana unsur gibi görünüyor. Kalan zamanlarda ise ateşe ilişkin yorumları kolayca metaforik olarak görülebilir. Ateş nedir? Aynı anda “ihtiyaç ve doygunluk”. Bu ileri ve geri, ya da daha iyisi, bu gerginlik ve uzaklaşma, yaşam ve gerçekliğin karakteristiğidir – savaş ve mücadele gibi çelişkiler olmadan işleyemeyen bir gerçeklik. “Yukarı ve aşağı yol, bir ve aynıdır.” (F38) Biri yoldan yukarı da çıksa, aşağı da inse, yol aynı yoldur. “Aynı nehre inenlerin üzerine yeni sular akar.” (F39) Platon, Kratylos[5]‘unda, Heraklitos’tan, Kratylos’un ağzı aracılığıyla “aynı nehre iki kez adım atamayız” diye söyleyerek, bunu hayattaki her şeyin sürekli akış haliyle karşılaştırır[6] (Graham 158). Bu, Aristoteles’e göre, Kratylos’u, sözde her zaman akışkan olan gerçeği donduracağından korktuğu için hiçbir şey söylememesinin aşırılığına sürükler ve bu yüzden Kratylos sadece işaret etmiştir (Graham 183). Bunun Heraklitos’un adil bir yorumu olsa da olmasa da, değişimin düşüncesinde merkezi bir rol oynadığını görebiliriz. Hatta Heraklitos, “değişim olduğu yerde kalır” diye kabul eder (F52). Böylece, kozmos ve onu oluşturan her şey, zamanın ve olmanın gerginliğinin ve uzlaşmasının çatışmasıdır. Nehir, ne olmadığının ne olduğudur. Ateş veya sürekli yanan kozmos, kendisi ile savaş halindedir ve aynı zamanda barış içindedir – sürekli olarak yakıtın yanmaya devam etmesini ister, ama yine de yanar ve tatmin olur.


KAYNAKÇA

Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi, Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, Cilt I., İstanbul 2017

Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, çev. Candan Şentuna, Yapı Kredi Yayınları.

Platon, Kratylos, çev. Cenap Karakaya, İletişim Yayınları

Luc Ferry, Gençler İçin Batı Felsefesi, çev. Devrim Çetinkasap, İş Bankası Yayınları, İstanbul 2017

Salih Furkan, Melankoli: İnsanların Gerçeklikleri Bizim Cehennemimizdir, Gorgon E- Dergisi, VI. Sayı, Şubat 2019


Dipnotlar

[1] Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri, çev. Candan Şentuna, Yapı Kredi Yayınları.

[2] Heraklitos, bir pasajında: “Çok şey bilmek, aklı eğitmez; eğer eğitseydi Hesiodos, Pythagoras, Ksenophanes ve Hekaitos’u eğitirdi.” derken Sokrates’i hatırlarız. (Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi, Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi, Cilt I., İstanbul 2017, s. 179.) Çünkü o bir manada bilgelik ile çok şey bilmeyi birbirinden ayırmıştır. tüm bunlar kibrini mazur görmeyi gerektiriyor. (edn)

[3] Heraklitos, yalnız tasavvur edilir. Deyim yerindeyse “Atina Okulu”nun en yalnız adamıdır. Bırakmış olduğu parçalar (fragments) onun yalnızlığının en büyük delilidir. Herakleitos’un tedrici felsefesi ayrıksı olmanın bir isyanıdır. O, yığına karşı bir duruş sergiler. Çölde açan çiçek misali düşünceleri de öyle. Parçalıdır lakin bütüne saldırır. Ezeli mağluplardandır. Bu mağlubiyetin Lars Von Trier üzerinden bir okumasını dergimizde arz etmiştik. (Salih Furkan, Melankoli: İnsanların Gerçeklikleri Bizim Cehennemimizdir, Gorgon E- Dergisi, VI. Sayı, Şubat 2019)

[4] Logos, Fransızcası “logique” -(mantık) terimi de buraya dayanır- akli olandır. Aklımız ise theoriayı uygulamaya yani logosu anlamaya ve çözümlemeye şamildir. (Luc Ferry, Gençler İçin Batı Felsefesi, çev. Devrim Çetinkasap, İş Bankası Yayınları, İstanbul 2017) Bunu biraz derine nüfuz etme diye de anlayabiliriz. Buradan hareket ederek Hıristiyanlığa bir geçiş sunarsak o artık İsa’nın bedeni olmuştur. Kutsal alana girmiştir. Onunla mücessem kılınır. Bu nedenle en başta yegâne bir şekilde “logos” yani söz vardır.

[5] “Platon’un orta veya geç dönem eserlerinden olan Kratylos diyaloguna eski çağ tarihçilerinin ve felsefe tarihçilerinin ilgisi son yıllarda giderek arttı. Diğer taraftan dil felsefesinin gelişmesiyle, dilbilimciler de Kratylos diyalogunu yeniden incelemeye başladılar. Kratylos’ta Platon “adların doğruluğu” tartışması üzerinden dil konusunu ele alır. Adların ait oldukları şeylerle ilişkisini birbirine zıt iki varsayımdan hareketle sorgulayan Kratylos ve Hermogenes’e Socrates’in verdiği yanıtları aktarırken, dilin hem bilgi hem de varlıkla ilişkisi üzerine düşünür. Dil, sadece insanlar arasındaki iletişimi sağlayan bir araç değil, aynı zamanda varlığın ve bilmenin en önemli unsurlarındandır. Platon bu diyaloglarda bir şeyin adını bilmekle o şeyi bilmeyi özdeş tutan Kratylos’un doğalcı dil anlayışını eleştirirken, dile epistemoloji yapmayı sağlayacak bir işlev kazandırmayı amaçlar.” (Platon, Kratylos, çev. Cenap Karakaya, İletişim Yayınları) Buradaki alıntı kitabın tanıtım bölümündendir.)

[6] Heraklitos’un varlık meselesi vahidin kesret oluşuna; kesretin de kendi içinde bir birlik oluşturmasına dayanır. O bir şekilde her şey değişir derken aslında ana meselenin altında yatan nihai temeli arıyordur. Sokrates öncesi Yunan filozoflarını iyi etüt edebilmek için arkhenin vaat ettiğinin her zaman bir ötesini düşünmeliyiz. Aynı ırmakta iki kez yıkanılamayacağı bir hakikat olsa da; olan şeylerin olduğunu da düşünmeden edemiyor insan. Zira olmamış olan olmadığına göre Heraklitos’un asıl kafa yorduğu meselenin bu töz olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Varlık yine de ona göre yok oluş ve oluştadır. Onda varlık bizatihi kendisi oluştur. (edn)   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir