Acıyarak Özgürleşmek: “Vahşet Tiyatrosu”

Acıyarak Özgürleşmek: “Vahşet Tiyatrosu”

Yazar: Berna Güler

Yıkıcı ve hatta yok edici etkisiyle bir toplumu geri dönülmez buhranlara sürükleyen ve benim aklımda “düşünce” ile bağdaştırdığım veba; hayatımın akışını değiştirecek kadar hayranlık beslediğim Alejandro Jodorowsky, içime hüzünlü bir coşkunluk veren mistiklik, delilik, özbenlik, yol, hakikât gibi birçok kavram… Birbirinden bağımsız bu şeylerin hayatımdaki yerini sorguluyor, uzun yıllardır farklı “ben”lerde yaptığım bu sorgulamaların da bir insana vardığını fark ediyordum. Bir bütünlük yakaladığımı düşündüm fakat yanılgım çok uzun sürmedi. Bu bütünlük sadece benim sabırsız hareket etmemden kaynaklı bir illüzyondu aslında. Çünkü bu kadar duygunun arasında duygusuz ve bir hiçti her şey.

Sorgulamalarımın ve ilahlaştırdığım Jodorowsky’nin aracılığıyla tanıştığım Antonin Artaud’nun gerçekliğine inanmam da kolay olmadı elbette. Artaud’yu öğrenmenin başlı başına bir deneyim olduğunu düşündüğüm bir günde, içimdeki durgunluğu harekete geçiren bir an yaşandı. Bütünlüğün tamamlandığı o çok yağmurlu, çok soğuk olan gecenin göğünde yalnızca bir tane yıldız vardı. Bahar aylarından tanıdığım melisa çiçeğinin kokusu geldi burnuma. Gökyüzüne bakmaktan korktuğum için hep bulutları kardeş bilirdim ama o gün, güneş bin kere doğdu ve bin kere battı. Bütünlüğün tek eksiği olan bu büyülü ağıt, bana mizansenin tamamlandığını müjdeledi.

Vanilla Fudge’nin 1969 yılında yayımlanan “Rock & Roll” albümünden “The Windmills of Your Mind” adlı şarkısı, o gece beni kucakladı. Oysaki uzun zamandır bildiğim ve hatta dinlemekten tükettiğim için bir süre rafa kaldırdığım bu şarkı, bana kendini öyle bir hatırlattı ki; suyun şarap gibi aktığı, Anka kuşunun kanatlanıp uçtuğu ve bir insanın tüm kötü niyetlerden arındığı bir dünyada ancak adlandırılabilirdi bu duyguyu.

Bütünlüğü bozmamak adına bu yazıyı, “The Windmills of Your Mind” ile okumaya davet ediyorum sizleri. Bir yıkıntının dışavurumuna herkes hoş geldi. Hikâye Artaud’nun benliği, üretimleri ve sanrılarıyla benim hiçbir şey yapamadan çaresizce iç çekişlerim çerçevesinde şekillenecek.

Siyah Duygular

Acı, korku, şiddet gibi duygular, insanın varoluşundan bu yana biliniyor. Kişiye kötü hisler uyandıran bu güçlü duyguların insan benliğindeki önemi ise bence yadsınıyor. Yadsınıyor çünkü benmerkezci insan, bir savunmaya girerek kendine duvar örüyor. Olabilecek en az etkiyle bu siyah duygulardan sıyrılmak ve beyaz duyguların olduğu sahnede yer almak isteniyor.

Acı kavramı, insanın fiziksel ve ruhsal evriminde başı çeker. Dünyaya ilk geldiği gün, acı veren bir şaplakla karşılanan ve sona geldiğinde de yok oluşun hüznüyle sarmalanarak gözlerini yuman bir varlık için nasıl bir kendinden kaçmaktır bu böyle? Hayır, ben de beyaz duygulardan yana oldum her zaman. Ama içimde bir yerde tamamlanamamış bazı noktaların olduğunu da hep hissettim. Sorun, bu duyguları kucaklamak ve yüzleşmekle çözülecekti aslında. Fakat uygulamak başlı başına bir sorun olduğu için huzursuzlukla geçirdim ömrümü kendimi bildim bileli. Ta ki bütünlük, tesadüfler silsilesi ile oluşana kadar. Artaud’nun benimsediği bu siyah duyguları artık kabullendim. Şimdiyse onun yegâne amacını kendimce anlatma niyetindeyim.

Antonin Artaud

1896 yılında Fransa’da doğan Antonin Marie Joseph Artaud, tiyatro yönetmeni, oyun yazarı ve bir şairdir. 27 yaşında Paris’e taşınan Artaud, burada sessiz filmin önemli isimlerinden Fransız yönetmen Abel Gance ile tanışarak tiyatro ve sinema dünyasına adım atmıştır. Fransız yönetmen ve oyuncu Charles Dullin’in yanında eğitim almıştır. Theâtre de I’Atelier, Comedie des Champs-Eylsees ve Pitoeffler adlı tiyatro topluluklarında oyunculuk yapmıştır.

Andre Breton, Louis Aragon, Roger Vitrac ile sürrealizm hareketini başlatmış ve bu harekete katkıda bulunmuştur: “Révolution Surréaliste”, “Nouvelle Reuve Française” bu dönemin eserleridir.

1927 yılında sürrealizm fikrinden uzaklaşmaya başlamıştır. 1932-33 yıllarında yayımladığı “Vahşet Tiyatrosu” bildirilerini 1938 yılında yayımlanan “Tiyatro ve İkizi” adlı kitapta toplamıştır. Lewis Caroll, Edgar Allan Poe’dan çeviriler yapan çok yönlü sanatçının kabilelerin dinsel törenleri ve dansları, uygarlıktan uzak yerlerdeki manastırlarda yaşantı gibi konularda da araştırmaları olmuştur.

“Tiyatro ve İkizi”nin yanı sıra; “Yaşayan Mumya”, “Toplumun İntihar Ettirdiği Van Gogh”, “Suç Ortakları ve İşkenceler”, “Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin”, “Heliogabalos Taşlı Anarşist”, “Tarahumaralar Ülkesine Yolculuk” adlı eserlerde imzası bulunur.

Hayatının bir dönemini akıl hastanesinde geçiren Artaud, 1948 yılında kalın bağırsak kanserinden yaşamını yitirmiştir.

Tiyatro ve İkizi

“Tiyatro, seyircinin cinayete yatkın eğilimlerini, erotik saplantılarını, yabanıllığını, karabasanlarını, yaşam ve nesneler karşısında ütopik duyumunu, hatta kana susamışlığını içeren düşlerini gerçekten sergileyemediği, onun düzmece ve aldatıcı bir düzlemde değil, içinden geldiğince arınmasını sağlayamadığı sürece kendini bulamaz, yani, gerçek bir yanılsama aracı olmaz.”

Artaud’nun “Tiyatro ve İkizi” adlı eserinde bahsettiği bu sözler, insanın en ilkel dürtülerinin baskılanmasına bir sitemdir. Artaud, toplumda şekillenen basmakalıp insanın; cinsellik, vahşilik, yabanlık, saldırganlık gibi dürtülerini yok saymasından şikâyetçidir. Kişinin beynine vurduğu ket sebebiyle asla özgür olamadığı, maskelenmiş bir varlığın asla özüne kavuşamayacağı görüşündedir.

Vebaya dair bir öyküye yer veren kitapta bu hastalık, tıpkı benim “düşünceyle” bağdaştırdığım gibi bağdaştırılmış ve beni de hâyli şaşırtmıştır. Çünkü beynimde toparlayamadığım, sadece bir his gibi üzerimden akıp giden bu hastalık; Artaud’nun kaleminden akıcı ve çarpıcı bir dille anlatılmış, veba imgelemi üzerinden alt metinde toplumla, üst metinde ise tiyatroyla ilişkilendirilmiştir.

“(…) bulaşıcı olduğundan değil, veba gibi bir kişi ya da kitle üzerinde ruhun tüm sapkın olanaklarını yoğunlaştıran gizil bir acımasızlığın derinliğinden dışarıya doğru fışkırmasından ve açınlama, öne çıkış olmasındandır. Veba gibi tiyatro da kötülük zamanıdır, karanlık güçlerin utkusudur, bu güçleri, daha da derin bir güç sönünceye dek besler.”

Tarih şahit oldu ki; bit, pire, fare gibi küçük canlılardan insanlara bulaşan bu hastalık, Orta Çağ’da “kara veba” olarak adlandırıldı. Tanrı’nın cezalandırması olarak görüldü ve insanlar haklıydı. Artaud da haklıydı. Ona göre veba, insanı içten içe kemiren zehrini saldıktan sonra “insan” gibi yaşamaya dair bir şey bırakmıyordu. Vebaya yakalanan insanlar, sokaklarda maskelerle geziyordu ve tüm kıyafetleri yakılıyordu. Veba, insanı zihnen ve ruhen baskılıyordu. Bir bitin doğurduğu bu hastalık tüm topluma yayılacak kadar güçlü durumdaydı. Tiyatro da veba gibi güçlü bir yayılım alanına sahip olduğu için insanı acıtmalı, yüzleştirmeli, savaşmalı, yenmeli ve özgürleştirmeliydi.

Çağdaş Batı tiyatrosunun kurallarını reddeden Artaud’ya göre tiyatro; büyüsel, mistik bir atmosferde adeta bir ritüelmiş gibi gerçekleşmeli ve oyun, en vahşi duygularla şekillenmelidir. Bu fikrin hayat bulması ise vebanın gücüne sahip olan tiyatroyu, olması gerekene evirerek, insanlığın aydınlanmasına vesile olacaktı.

Ben, jest ve davranış dilinin, dansın, müziğin bir kişiliği açımlamasının, bir oyuncunun insanlarla ilgili düşünceleri anlatmasının, bilincin açık ve kesin durumlarını sergilemesinin sözlü dile göre daha zor olduğunu elbette biliyorum, ama tiyatronun, bir kişiliği açımlamak, insansal ve tutkusal, güncel ve ruhsal nitelikli sorunların çözümü için varolduğunu söyleyen kim? Zaten günümüz tiyatrosu bu sorunlarla doludur.”

Toplumun ayak uydurduğu kalıpların karşısında duran Artaud, zihin başta olmak üzere sahnede yansıtılan beden diline değin birçok kavramın, bilinçaltına inmemize engel teşkil ettiğini savunur. Çevrelendiğimiz her şeyin bizi özgürlükten uzaklaştırdığına inanır. Artaud aykırıdır. Kendi benlik çatışmasını da ele alırsak; aslında hakikâte ulaşmak için bulduğu yolun, bireyin en yaban haliyle yaşaması olduğu kanısına varırız.

Bir Dönüm Noktası: Bali Tiyatrosu

“Oluşturulan bu görüngelerde, salt bir şey, yalnızca Doğuluların düşleyebileceği gerçek ve salt bir fiziksel biçim vardır, – İşte, onların tiyatro anlayışlarının biz Avrupalıların tiyatro anlayışıyla çelişmesinin nedeni, sahne uyarlamalarının olağanüstü yetkin özellikte olmasından çok, amaçlarındaki yücelik ve kararlı gözü pekliktir.”

Artaud’nun “Vahşet Tiyatrosu”nu yaratması, Bali Tiyatrosu’yla tanışmasını üzerine şekillenir. Sesler, jestler, sözler, danslar ve kıyafetlerle başlı başına bir ritüel olan Bali Tiyatrosu’nun mistik atmosferi, Artaud için arınmanın kapısını aralamıştır.

Artaud, sahnelenen oyuna seyirciyi de dahil ederek büyük bir yüzleşme yaratmayı arzulamıştır. Şiddet, acı, korku temelli duygulara maruz bırakılarak savunma mekânizması kırılan seyirci, o anda, o muhteşem ayinde oyuna dahil olarak nihâi sorgulamasını yaşayacaktır. Tiyatro, realiteye dökülerek tüm sanrılarıyla kasıp kavrulacak ve siyah duyguları kabullenen kişi ışığını bulacaktır.

“Ben, tiyatronun değişmesi için uygarlığın değişmesi gerektiğine inananlardan değilim; ancak, üstün ve düşünebilecek en zor anlamda kullanılan tiyatronun, nesnelerin görünümünü ve oluşumunu etkileme gücü olduğuna inanıyorum ve iki tutkusal eylemin, iki canlı odağın, iki sinirsel manyetizmanın sahnede birbirleriyle buluşması denli bütünsel, gerçek ve hatta belirleyici bir şeydir. İşte bu nedenle bir vahşet tiyatrosu öneriyorum. ‘Vahşet’ diyorum ya, herkes önce, hepimize özgü o her şeyi aşağılama alışkanlığıyla ‘kan’ anlamına geldiğini düşünüyor. Ama bence, ‘Vahşet Tiyatrosu’ zor tiyatro ve öncelikle yabanıl tiyatro demektir. Ayrıca, gösterim düzeyinde, öyle birbirimizin gövdesini parçalayarak, testere ile organlarımızı biçerek ya da bazı Asur imparatorlarının yaptığı gibi ulakla kutularda insan kulağı, kıyılmış insan burnu ya da boğazı göndererek, birbirimize karşı girişebileceği bir vahşet söz konusu değil, bundan daha korkunç ve zorunlu, nesnelerin ve olayların bize karşı girişebileceği bir vahşet söz konusudur. Bizler özgür değiliz. Ve gökyüzü başımızın üstüne düşebilir. Tiyatroda bize önce bunu öğretmek için yaratılmıştır.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir