Yabancı Düşmanlığı (Zenofobi) Pençesinde Avrupa

Yabancı Düşmanlığı (Zenofobi) Pençesinde Avrupa

Europe Is Caught in a Wheel of Xenophobia

Yazar: Valery Engel

Çevirmen: Serkan Alpkaya

Kategori: Politika

Avrupa’daki son veriler, 2015 yılındaki göçmen krizinden sonra yabancı düşmanlığı ve radikalizmin keskin bir şekilde arttığını; durumun şu an için hafifçe düzeldiğini ancak bazı yönlerden daha da kötüleştiğini göstermektedir. Sözgelimi 2017 yılında, Macaristan, Polonya ve Slovakya’da Roma-phobia’nın (Roman halklarına karşı yapılan ırkçılık) son 4 yılda en yüksek seviyeye çıktığı tespit edilmiştir; aynı durum, İtalya ve Fransa’da anti-Semitizm (Yahudi düşmanlığı) için geçerlidir. Yine aynı dönemde, İngiltere, Almanya ve Fransa’da İslam karşıtı (İslamofobi) tutumların arttığı tespit edildi.

Okuma Önerisi:

Romafobi | Roman Karşıtlığı

Nefret suçlarının kapsamı günden güne daha da kötüleşmekte. 2017 yılında, Britanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Polonya ve diğer birçok ülkede şiddet olaylarında artış yaşanmaktadır. Hollanda, Almanya ve Rusya’yı ayırmak gerekir; ancak bu yaz Almanya’da Chemnitz’de sağcı ayaklanmalar yaşandı ve Eylül ayında Kabardino-Balkarya’daki Rus bölgesinde etnik grup çatışmaları yaşandı, elbette bu durum, sürecin sabit olmadığını, her an her yerde patlak vereceğini gösteriyor.

Nefret düzeyi hâlâ çok yüksek ve gidişat ümit verici değil. Bunun özellikle partilerin faaliyetlerinin ve aşırılıkçı ya da radikal diye adlandırdığımız hareketlerin sonuçları olduğundan şüphe duymak için sebepler var. Bu eğilimler, büyük ölçüde yabancı düşmanlığı ve radikal tutumları yeniden üreten daha komplike bir sistemin parçasıdır. Bu sistemde çeşitli siyasî güçler yer almaktadır; üstelik sadece radikaller değil. Belli bir bağlamda, devletin rolü burada çok önemlidir.

Esasında devlet, azınlıkların entegrasyonu da dahil olmak üzere, oyunun kurallarını kendi belirler. Aynı zamanda, radikalleşmeye yol açan hatalar yapar. Bu durum esas olarak; bu kişilere yönelik tasarlanarak sunulan asimilasyon modellerinin, bu kişilerin ortalama %25-28’i tarafından reddedilmesiyle gerçekleşir. Asimilasyon sürecinde, toplumun (ya da tüm etnik gruplar) bir kısmı, kendine özgü özellikleri kaybeder; toplumun (başka bir etnik grup) diğer bir kısmından alınan özelliklerle yer değiştirerek.

Slovakya ve Avusturya’da Müslüman dini toplulukların kaydı için ayrımcı şartlar, İtalya’da dini ibadette dil bakımından Müslümanlara ayrımcılık, Danimarka’da göçmen ailelerin çocuklarına bir süreliğine el konulup onları Hıristiyan değerleri aşılamak ya da Ukrayna ve Letonya’daki ulusal azınlıkların, kendi dillerinde eğitim veren ulusal azınlık okullarındaki eğitim yasağı ve hatta başörtüsü yasağı, bahsi geçen şiddet özellikleriyle asimilasyon unsurlarıdır. Asimilasyona karşı çıkan insanlar, kendi yaptıkları getto[1]da sıkışıp kalırlar ve burada tüm renklerdeki radikallerin kurbanı hale gelirler.

Başlıca sorun bu: 2017 yılında, Fransa ve Almanya’daki Müslüman insanların % 22’si ve İngiltere (%32) ve Avusturya’da (%38),  gayrimüslimlerle ve ev sahibi ülke vatandaşlarıyla hiçbir temasta bulunmadılar ve hiç konuşmadılar.

Oyunun Kazananları

Elbette, devlet bir vakumda/fanusta değildir. Mevcut egemenliğinden kendi kâr payını isteyen çeşitli siyasî akımlardan etkilenmektedir. Muhafazakâr partiler ve merkez sağ, burada esas aktörlerdir ve iktidardaki parti/partiler, bu oyunun esas hak sahibidir. Göç krizi birçoğunu habersiz yakaladı. Sağcı radikal görüşler, seçmenleri arasında daha popüler hâle geldi ancak partiler kendi düşüncelerini “aşırı sağ” verme niyetinde değildi. Bunun yerine sağ cenahta kalmaya ve oyunu orada oynamaya başladılar.

Sadece bir kez kaybettiler; Brexit kozunu kullanmaya karar verdiklerinde. Diğer durumlarda, elitler her zaman kazandı. Fransa, Macaristan, Hollanda, Polonya ve Ukrayna’da iktidar partileri; göç-karşıtı  ve milliyetçi kozlarını etkin bir şekilde oynayarak ve temel insan haklarını ihlal etmenin eşiğinde sert güvenlik önlemleri alarak, radikal sağcıları kendi alanlarında yönetmeyi başardı. Örneğin Hollanda’da, mahkeme sonucunu beklemeden kişiyi sınır dışı etmeye izin veren bir yönetmeliğe sahip, sıkı bir terörle mücadele kanunu kabul edildi. Silahlı örgütlere katılan, terörizme finansal destek sağlayan veya radikal gruplara üye olan yabancılar, sakıncalı olarak ilan edildi. Uzun bir zaman, bu konuta/şarta mahkemede ihtilaf edilemezdi; bu durum 2017 yılına kadar devam etti.

“Genel olarak söyleyebiliriz ki, monokültürel ve monoetnik devletlerin oluşturulmasına doğru ilerlemekteyiz. Bu ilerleme, günümüz globelleşen dünyanın gerçekliğiyle kesinlikle çelişmektedir.”

Macaristan ve Polonya’da hükümet, göçmen krizini, sıradan seçmenler arasındaki göçmenlere ve Müslümanlara yönelik korkuları daha da arttırmak için aktif olarak kullandı ve radikallerin elindeki bu girişimi kendi lehine çevirdi. Neticesinde, 2016 yılında Polonyalılar ve Macarlar, Avrupa’da göçmenlere ve Müslümanlara yönelik kinin ve korkunun en yüksek olduğu yerlerden biri oldu. Aynı zamanda, Macaristan’daki Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Polonya’daki (Lehçe: Prawo i Sprawiedliwość; İng.: Law and Justice) Hukuk ve Adalet, iktidar partileri popülerliğini arttırdı ve yine Macaristan’ın Jobbik partisinden Neo-Naziler, kendilerini göçmen sorunundan uzak tutmak zorunda kaldılar. Ukrayna’da ise iktidar partileri, azınlıkların tepkisini çekme pahasına da olsa Ukrayna dili ve kültürünü aktif olarak teşvik ederek; milliyetçi Rusofobiyi gündeminde tuttu.

Bu fenomenin sosyal tehlikesi nedir? İktidar partilerinin sağcı olmaları, sağa doğru sürüklenmek zorunda kaldıklarının bir göstergesidir. Dolayısıyla, yabancı düşmanlığını sönümlendirmek yerine, egemen sınıflar yabancı düşmanlığı hassasiyetinin üzerine oynarlar ve hatta önyargının büyümesinde pay sahibi olurlar.

Carpe Diem – Anı Yaşa

Bu oyunun ikinci aktörü ve diğer bir grup faydalanıcı, meclisteki radikal sağcı ve popülist partilerdir. Bugün onlara sunulan bu şansı, iyi değerlendirip, politik elitlere girmek için onu kullanmaya oldukça istekliler. Egemen partilerin aksine, merkeze doğru hareket ediyorlar ve kimilerinin milletin düşmanı olarak konumlandırdığı azınlıkların temsilcileri de dahil, seçim tabanlarını genişletme ihtiyacı olduğunu kavrıyorlar. Nefret uyandıran sloganları terk ediyorlar ve resmen dışarıdan ülkelerine gelen yabancılar için uygun birer parti hâline geliyorlar.

Dolayısıyla, Fransız Ulusal Cephe (French National Front), partisinin ideolojisini radikal bir şekilde değiştirmek zorunda kaldı. Örneğin, LGBTQ ve Yahudi topluluklarına tamamen hoşgörülü oldu. Bugün Fransız eşcinsel çiftlerin üçte biri onlara oy veriyor. Aynı şey, Hollanda’daki Özgürlük Partisi (Freedom Party) için de söylenebilir. Parti lideri Geert Wilders, halka hitap ederken anti-Semitizm ve cinsiyetçi ifadeler kullanmıyor. Macaristan’da Neo-Nazi olarak ünlenen Jobbik de tavırlarını değiştirdi. Partinin lideri Gábor Vona, 2016 yılında Hanukkah Bayramı’nda Yahudi topluluğunun liderlerine kutlama mesajı gönderdi ve bu durum, parti üyelerinin tepkilerine rağmen, görüşlerin ciddi oranda liberalleştiğini gösteriyor.

Ancak bu partilerin, bu tarz manevralarla sağ popülist ve radikal sağcı spektrumdan merkez sağa doğru alelacele geçmesi gerektiği anlamına gelmez. Onların doğum lekeleri, her ne kadar onları inatla gizlemeye çalışıyor olsalar da hala duruyor. Şöyle ki, Almanya İçin Alternatif (Alternative for Germany-AfD) partisinin lideri Alexander Gauland, Almanya Federal Meclis’teki (Bundestag)seçimler sırasında Almanya için, “her iki dünya savaşına katılmış olan askerleriyle gurur duymalı ve insanlar, İkinci Dünya Savaşı ile Almanlara karşı çıkmayı bırakmalıdır” ifadesini kullandı. Almanya’nın Thuringia eyaletindeki parti şubesinin başkanı olan meslektaşı Björn Höckede, Berlin’deki Holokost kurbanları için yapılan anıtı “Almanya’nın utancı”[2] olarak adlandırdı.

Marine Le Pen’in Fransa’daki bütün camileri kapatma önerisinin yanı sıra PiS[3] aktivistlerinin Polonya’daki Yahudi aleyhtarı eylemlere katılması dakanıt niteliğindedir. Bu ikincisi, son derece politik doğrucu olan Avrupa Yahudi Kongresi tarafından bile vurgulandı. Milliyetçi imajından kurtulmuş gibi gözüken Rus LDPR partisi lideri Vladimir Zhirinovsky, bu yıl yapılan başkanlık seçimleri programında aleni bir biçimde yabancı düşmanlığı, milliyetçi ve göçmen karşıtı sloganlarda bulundu ve %5’ten fazla oy almayı başararak üçüncü sıraya yükseldi.

İslamcıların yanı sıra küçük sağ ve sol partiler, geriye kalan aktörlerdir ve üçüncü ve dördüncü seviyenin yararlanıcılarıdır. İçeride, terör eylemleri ve nefret suçlarıyla nefret toplumu yaratıyorlar. Aynı zamanda, radikal sağcılar, aşırı sağcıların hücrelerini işgal etme ve geleneksel olarak o partilere oy veren aşırı sağcı seçmenleri kendilerine çekme eğilimindedirler; bugün ise, iktidar mücadelesine düşünmeden girişilen bu yarışta, eski ülkülerine ihanet ettiklerinidüşünmektedirler.

Onlar, atalarından daha da radikaller. Faşizmin ve Nazizmin ideolojisini açıkça savunuyorlar ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını sorguluyorlar vs. Şöhrete açlar ve bu nedenle sokakta tanınmak için mümkün mertebe her şeyi yapmaya çalışırlar; her ne kadar şimdiye kadar başarısız olsalar da. Son altı ayda, sokakta yaşattıkları vakalara birkaç yüz kişi dışında kimseyi çekemediler. Hatta Ağustos ayında Chemnitz’de, radikal sağcılar, büyük çabalarına rağmen, sokaklara 900’den fazla insan getirememişti oysa ki bir yıl önce on binlerce kişi bu tarz eylemlere katılmıştı.

İslamcılar, Orta Doğu’daki sözde İslam Devleti’nin (IŞİD-DAEŞ) yenilgisinin ardından epey güçsüz hale geldi. Avrupa ülkelerinden bu örgüte giden gönüllü insanların/askerlerin sayısında azalma oldu. IŞİD petrol bölgelerindeki hakimiyetini de kaybedince nakit para akışı sekteye uğramış oldu. Örgüt hala, gençleri ideolojik olarak kendi yasal örgütlenmeleriyle meşgul edip, gençleri terör örgütüne askerî olarak dahil ederek ve hatta Suriye ve Irak’a göndererek eskisine oranla küçük ölçekte çalışmaya devam etmektedir.

Yabancı Düşmanlığı Çarkı

Gerçek tehlike nedir? Yabancı düşmanlığı çarkı olarak adlandırılabilecek olan süreç, tüm aktörler birbirinden etkilendiğinde durumu içten aşındırır.

Sürecin esas iştirakçisi olan devlet,  aslında oyunun kurallarını belirlemekte, azınlıklara Orta Doğu’da asimilatif -ve aslında ayrımcı-entegrasyon ve müdahale taahhüdünü sunmaktadır. Bu durum gayri ihtiyari, İslamcıların azınlıklar içerisinde yıkıcı bir şekilde hareket etmesine sebep oluyor. Radikal sağcılar bu durumu, Avrupa’nın yerli nüfusu arasında nefret duygusunu kışkırtmak için kullanıyorlar. Siyasî düzendeki merkez sağ partiler ve parlamentodaki aşırı sağ partiler birbirleriyle yakınlaşarak; bu durumdan maksimum kâr elde etmeye çalışıyorlar. Bugün seçim alanında en etkili olan şey korkmuş seçmeni kendine çekmek.

Bu seçmen sayesinde parlamentoya girerler ve bazen hükümetle birlikte azınlıkların entegrasyonu konusunda daha da büyük hatalar yaparlar. Yabancı düşmanlığı çarkı günden güne daha da hızlı dönerek demokrasi ile açık ayrımcılık arasındaki sınırı darmaduman eder.

Bir diğer tehlike ise büyük radikal sağcı popülist partilerin ve siyasi yönetici sınıfın yakınlaşması; Batı toplumunun tüm politik spektrumunu sağa kaydırıp demokratik değerleri tehdit etmesidir. Siyasi yönetici sınıfı artık radikal sağcı ve popülist partilerle birlikte hükümet kurma konusunda hiçbir sorun görmüyor. Radikal sağcılarla, onları hükümet kanadına dahil etmeden bazı konularda işbirliği yaparak daha az sorunla karşılaşıyorlar. Bu da sosyal birliktelik için gerçekten tehlikelidir.

Sözgelimi 2008’de radikal sağcı Danimarka Halk Partisi’nin (İng.: Danish People’s Party; Danca: Dansk Folkeparti, DF) de dahil olduğu Danimarka hükümeti, ülkenin düşük gelirli 25 Müslüman yerleşim yerinde yaşamı düzenleyen yeni bir takım kuralları kabul etti; böylelikle Danimarka’da Müslüman getto‘sunun varlığını kabul etmiş oldu. Bu getto‘larda yaşayan insanlar, aslında haklarından mahrum bırakılmış özel bir vatandaş kategorisine sevk edildi. Örneğin, azınlıklar çocuklarını, kendi ülkelerine yapacakları uzun süreli yolculuklara zorlarlarsa hapis cezası alabilecek; yasada bu, “yeniden eğitim gezisi” olarak tanımlandı. Şu an böyle bir “suç” için, ebeveynler dört yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilirler.

Yukarıda bahsi geçen 25 Müslüman yerleşim yerinde herhangi bir suç için iki farklı ceza verilir. Bebekler bile özel tedbirlere sahiptir. Şimdi bir yaşından büyük ve getto‘larda doğan çocuklar, haftada en az 25 saat, Noel ve Paskalya gelenekleri ve Danimarka dili vb. başta olmak üzere “Danimarka değerleri”nde zorunlu eğitim için zorla ailelerinden uzaklaştırılacak. Buna riayet etmeyen aileler, başka bir gelir kaynağına sahip olmasa bile devlet tarafından verilen sosyal ödemelerden yararlanamayacak. Bu tedbirler sadece demokratik değerlerle tezatlık oluşturmaz; ayrıca yakın geçmişte olan birtakım deneyimleri de hatırlatır. Geçmişle arasında tek bir fark var, yaşadığınız getto‘yu terk edebilirsiniz. Fakat asimile edilmek istemiyorsanız, ülkeyi tamamen terk etmek daha iyidir.

Entegrasyon Adına

İkinci bir örnek daha var: Ukrayna. Radikal sağcıların, iktidarda olmadıkları hâlde, özellikle kültür, eğitim ve ideoloji alanlarında hükümet politikasına önemli etkiler bıraktığı bir ülke. Geçen yıl, Ukraynaca dışında ülkede herhangi bir dilde eğitimi yasaklayan yeni bir eğitim modeli yürürlüğe girdi. 2018 yılından başlayarak, ulusal azınlıkların dillerindeki öğretime sadece ilkokul seviyesinde izin verilmiştir. Yani yaklaşık 400.000 çocuğa devam eden süreçte kendi dillerinde eğitim hakkı verilmeyecek. Beşinci sınıftan başlayarak, ulusal azınlıkların dillerindeki eğitim neredeyse ortadan kaldırılmıştır. 2020 yılından sonra da ülke genelinde eğitim sadece Ukraynaca olarak gerçekleştirilecek.

Bu durum, çocuklar için eğitim-öğretimin kalitesini daha da kötüleştirmektedir. Uluslararası kuruluşların ve araştırmacıların vardığı sonuçlara göre, anadili dışında bir çocuğa eğitim vermek, o çocukların başarılarını %20-30 oranında azaltmaktadır. Eğitim dilinin yalnız Avrupa’da değil, dünyanın her yerinde toplumların gelecekteki kaderi üzerindeki etkisini araştıran ünlü Danimarkalı bilim insanı Tove Skutnabb-Kangas[4]‘a göre, “anadili dışında bir dilde çocuklara eğitim-öğretim vermek onların dağılmasına, marjinalleşmesine ve hatta intihar etmesine sebebiyet verebilir.”

İnsan hakları düzenlemeleri açısından yasa, farklı dil gruplarından olan çocukları eşit olmayan konuma yerleştirmektedir: bu, çocuk gruplarından birinin bilgiyi daha hızlı ve daha sağlıklı almasına imkan verirken; diğer bir grup için ciddi sorunlar yaratır. Netice itibarıyla, dilsel azınlık konumundaki çocukların ciddi bir kısmı gerekli olan bilgiyi alamayacak ve üniversitelere ya da emek piyasasında çok daha kötü bir durumla karşılaşacaktır. Ebeveynler çocuklarına iyi bir eğitim vermek isterlerse, çocuklarıyla beraber ülkeyi terk etmek dışında başka bir seçenekleri kalmıyor.

2018 yılında Letonya’da[5], üç aşağı beş yukarı benzer bir yasa kabul edildi. Burada, Ruslara ait özel okullar ve üniversiteler bile yasaklandı. Radikal sağcı parti All for Latvia, bu yasayı başlatmıştı.

Tüm bu vakalarda,Avrupa entegrasyon modellerinde normatif olan kasıtlı bir asimilasyon sorunu değil artık; daha ziyade şiddetli yöntemlerin kısmi tanıtımıdır, çünkü konu seçimden mahrumdur. Merkez sağcı ve radikal sağcı partiler arasındaki işbirliği neredeyse her zaman yasalarda değişikliklere ve şiddetli asimilasyon yöntemlerinin başlatılmasına yönelik ulusal ve dini politika alanındaki yasaların uygulanmasına yol açmaktadır.

Bu durum, Framework Convention for the Protection of National Minorities of the Council of Europe (FCNM) gibi herhangi bir uluslararası yasal normu ihlal ediyor mu? Hayır, ihlal etmiyor. Sözleşmenin 5.2. no’lu maddesi, “partiler, ulusal azınlıklara mensup insanların iradelerine yönelik asimilasyonu amaçlayan siyasi ve pratik eylemden kaçınmalı ve bu insanları bu tür asimilasyona yönelik her türlü eylemden korumalıdır,” der demesine ama aynı zamanda çok manidar bir ön koşul sunar, “genel entegrasyon politikası çerçevesinde alınan önlemlere zarar vermeden.” Dolayısıyla, bu maddeden anlaşılan şey şu, eğer asimilasyon tedbirleri entegrasyonun menfaatleriyle çatışırsa, işte o zaman her şey meşrulaşır.

Genel olarak söyleyebiliriz ki, monokültürel ve monoetnik devletlerin oluşturulmasına doğru ilerlemekteyiz. Bu ilerleme, günümüz globalleşen dünyanın gerçekliğiyle kesinlikle çelişmektedir. Üstelik, bu ilerlemede şiddetli yöntemler ortaya çıkmaya başlar. Siyasi elitlerin- 20 yıl önce imkansız olan- radikal sağcılarla işbirliği süreci, birtakım problemlere yol açıyor. Değerlerin ve çıkarların çatışmasının sonucunda demokratik değerlerin devalüasyona uğraması; örneğin, seçme hakkının ve din özgürlüğünün, homojen bir toplum yaratabilmek için azınlıkların asimile edilmesiyle çatışması gibi, radikal sağcı ve popülist partileri özümseyen siyasî yönetici sınıfının eksenini kaydırması; popülizmlerini ve radikalliklerini resmi bir şekilde kenara bırakabilen fakat hala ajandalarında tutan bu sınıf ve ayrıca hükümet yanlısı medyanın yanı sıra tüm bu etkilerin altındaki seçmenlerin daha fazla radikalleşmesi azınlıklara karşı yapılan ayrımcılığın meşrulaşmasına katkı sunmaktadır.

Böylesi bir süreç 1930’larda cereyan etmişti. Bu süreç, birkaç Avrupa ülkesinde iktidara gelen Faşist ve Nazi partileriyle sonuçlandı. Herkes bu şekilde bir senaryoyla her şeyini kaybeder: devlet kademesinde ayrımcılığa uğrayan bir azınlık, azınlık ile problemli bir ilişki kuran çoğunluk, parçalanmış bir topluma sahip olan yetkili makamlar ve en sonunda menfaatlerin en üst seviyeye çıktığı değerler ve çıkarlar arasındaki çatışma sonucu olarak değer kaybeden bir demokrasi. Bu oyunun kazananı sadece siyasi aktörler; radikal sahada politik sermaye kazanıyorlar.

Redaksiyon: Büşra Erturan

Yazının Orijinali İçin:

https://www.fairobserver.com/region/europe/xenophobia-europe-anti-semitism-islamophobia-far-right-politics-news-87102/

[1] Getto kelimesini burada ve yazının geri kalan yerinde “azınlık mahallesi” anlamında kullanılmıştır. (ç.n)

[2]Biz Almanlar, yani bizim halkımız, bu utanç anıtını başkentinin kalbine koyan dünyadaki tek halkız. https://www.dw.com/tr/antisemitist-s%C3%B6zlere-ra%C4%9Fmen-partiden-at%C4%B1lmad%C4%B1/a-37243002

[3]Polonya’daki Hukuk ve Adalet Partisi’nin Lehçe kısaltması.

[4]Araştırmacının kendi internet sitesinden birçok çalışmaya bakılabilir: http://www.tove-skutnabb-kangas.org/en/articles_for_downloading.html (ç.n)

[5]https://www.novayagazeta.ru/articles/2018/04/04/76059-tolko-latyshskiy

Romafobi | Roman Karşıtlığı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir