Yerli Diziler: Dizilerin Reytingine, Süresine ve Kalitesine Kısa Bir Bakış

Yerli Diziler: Dizilerin Reytingine, Süresine ve Kalitesine Kısa Bir Bakış

Yazar: Özgecan Bulut (Bu yazı Gorgon e-Dergisi’nin 1. Sayısı’ndan yayınlanmıştır.)

Türkiye’de televizyon yayınının başlamasıyla beraber, evlerimizde televizyon sayısı ne kadar arttıysa dizi sayılarında da bir hayli artış yaşandı. Aradan geçen zamanın ve tecrübenin içerikleri iyileştirmesi gerekirken tamamen kısırlaştırması aslında büyük bir sorun. Teknik anlamda adım atladık ama uzun süredir tekniği hikayelerle iç içe geçiremiyoruz. Altyapı olarak çok güçlü ve kaliteli başlayan yapımlar, kaliteli senaryolar ve elimizde kullanabileceğimiz çok fazla hikaye var. Ancak tüm bunlara rağmen kanalların ve yapımcıların bizlere verdiği iki saatlik süreleri doldurabilmek için uzun uzun bakışların ve müziklerin gerisinde kalıyor asıl anlatılmak istenen. Bu hikayelerin bir çoğunu reyting sistemi en başından eliyor. 2000 3000 kişinin üzerinden yapılan bir değerlendirme ne kadar doğru olabilir?

Bugün dizi sektörünün en büyük sorunlarından birisi süreleridir. Haftada iki saat dizi yazmak, oynamak ve çekmek hikayeyi büyük bir çıkmaza sokuyor. Üretim, zamanla yarışıyor. Haliyle senaristlerin uzun ve farklı diyaloglar yazmak için yeterli süreleri yok. Çünkü aynı zamanda dizi içinde gelişen farklı hikayeler de yaratmak durumundalar. Bu sebeple de ya diyaloğa ağırlık veriliyor ya da hikaye yaratmaya ağırlık veriliyor. İyi başlayan dizilerin 2-3 bölüm sonra sıradanlaşmasının sebebi bu. Dizi sürelerinin 40-50 dakikayı aşması sektörün iyiye gittiği anlamına gelmiyor. Dahası senaristinden yönetmenine tüm çalışanların işini daha da zorlaştırmaktadır.

2000 öncesi çekilen diziler ile 2000 yılı sonrası çekilen diziler arasındaki farklılık da buradan geliyor. 90’lı yılların dizilerini hala anımsıyoruz ve anımsadıkça da gülümsüyor ve özlüyoruz. 2000 sonrası çekilen “Leyla ile Mecnun”, “Behzat Ç.”, “Şubat” gibi diziler başarılı yapımlardı. Ancak ekranda kalabilmek için çok reyting savaşı verdiler. Zaman zaman kazandılar ama uzun soluklu olamadılar. Özellikle “Behzat Ç.” aldığı bir çok para cezasına ve sürekli yayın saatinin ve gününün değişmesine rağmen çok direndi. Uzun soluklu olamadı belki ama efsane oldu.

Şimdi, çoğu yapım anlık tüketim, yaz ayını keyifli geçirme düşünceleriyle yazılıp çekildiler. Çünkü reyting sıralaması bunu gerektiriyordu. İzleyicinin bir kere izleyip beğendiği bir dizi artık sadece oyuncu değiştirip faklı yüzlerle ekranda oynamaya devam ediyor. Yakışıklı erkeklerin ve güzel kadınların ekseninde dönüp duruyoruz. Eski dizilere baktığımızda güzel insan kaygımız yoktu, şimdi ise tam tersi.

90’larda dizi sektörü kadın çıplaklığı üzerinden ne kadar prim yaptıysa şimdi de erkek çıplaklığını kullanarak kadınların üzerine oynuyor. Başarılı olmadı da değil. Güzel hikayelerin peşinde değil güzel yüzlerin, güzel vücutların peşinden koşuyoruz.

Güzel hikayeler demişken, bunlara örnek olarak “Yeditepe İstanbul”, “Yedi Numara” ve “İkinci Bahar” gibi dizileri verebiliriz. Hala konuşulur ve hatırlanırlar. Süreleri 50 dakikayı geçmeyen sıcak mahalle ve arkadaşlık ilişkilerinin anlatıldığı bizden hikayelerdi. Zamanında bu dizileri izleyen toplum şimdi birbirinin arkasından iş çeviren, aldatan, affetmeyen insan hikayelerine bağımlı oldular. İki kişinin ölümsüz aşklarının peşinde zamanımızı geçiriyoruz. Sevgi anlatılmalı, cinayet anlatılmalı, insan acıları anlatılmalı doğru. Hayatın içinde ne varsa bunlar televizyonda da olmalı. Ancak dizi süreleri iyileştirilmeli ki senaristler, yönetmenler, oyuncular rahatlatılmalı ki daha özgün ve sağlam işler çıkarabilsinler.

Sektörün bu sıkıntılarına rağmen çekilen birçok dizi yurt dışına pazarlanabiliyor. Yapımcılar da haliyle sadece Türkiye bazında düşünmüyorlar. Dizinin reytinglerinin iyi olması burada çok önemli. Dizi çekilmeye devam etmeli ki yurt dışına satılabilsin. Bu durum tutan bir işin şekil değiştirerek devam etmesinin de önünü açıyor haliyle. Daha az risk daha çok para.

Bu durumun düzeltilmesi tek bir kişiye bağlı değil malesef. Sorduğunuzda A’dan Z’ye tüm ekip bu durumdan şikayet ediyor. Ama bunun için hiçbir çaba sarf etmiyorlar. Haliyle herkes aldığı paraya bakıyor. Oyuncular, senaristler ve yönetmenler kendi güçlerinin farkına varmalılar. Onlar yoksa diziler de var olmayacak. Sektör için bir şeyler yapmak onların elinde. Bu durumla ilgili emek sarf eden yönetmenler ve oyuncular elbette ki var. Örneğin 2011 yılında “Oyuncular Sendikası” kuruldu. Bugün 1372 üyesi bulunmakta. Oyuncular kendi gelecekleri için bir adım attılar. Umarım başarabilirler.

Dipnot, Kaynakça ve Görsellere dergimizden erişebilirsiniz.

Çağan Irmak’ın Masalları

Atölye Notları 1: Fransız Sineması’ndan 4 Film

Atölye Notları 2: İran ve Alman Sinemasından Film Önerileri

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir